Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi
RUSYA’DA KAPİTALİZMİN GELİŞMESİ
Yüzyılın Birinci Yarısında Rusya’nın iktisadi ve Toplumsal Gelişmesi
Devrimci Ortamın Ortaya Çıkışı ve Güçlenmesi
Rusya’da Toprak Köleliğinin Kaldırılması
19. YÜZYILIN BİRİNCİ YARISINDA RUSYA’NIN
İKTİSADİ VE TOPLUMSAL GELİŞMESİ
Kapitalist ilişkiler, Rusya’da, 18. yüzyılın sonunda yerleşmeye başladılar. Ama 19. yüzyılın yarısına doğru toprak köleliği hâlâ egemen durumdaydı. Toprak köleliği sistemindeki ilk çatlaklara karşın, nüfusun %90’ını kucaklayan, Rusya’nın başlıca ekonomik dalı olan tarımda, emeğin esasını serfler sağlıyordu.
Geçen yüzyılın 30 yıllarından başlayarak sanayi devrimi, Rusya’ya ulaştı. El işleri yerini, yavaş yavaş makinelere bırakıyordu. İlk buharlı makineler, sanayide ve ulaştırmada kendilerini gösterdi. Tarımda o zaman için ilerici olan yeni ekim yöntemleri uygulanıyordu. Bu, üretimin ve ticaretin atılımına, meta-para ilişkilerinin büyümesine meydan verdi.
Bu ilişkilerin gelişmesi, sonuç olarak, Rusya’nın toplumsal yapısını değiştirdi. Köylerde yeni bir süreç başladı. Bir (sayfa 71) yandan köylülerin büyük bir yığını yoksullaşıyor, öte yandan köylülerin varlıklı küçük bir grubu zenginleşiyordu. Toprak sahiplerinin sayısı arttı. Derebeylere ait toprakların tüccarlar, devlet memurları, varlıklı köylüler tarafından satın alınması, Rusya’da toprak mülkiyeti hareketinin ayırdedici niteliğini oluşturuyordu. Bu süreç, feodal sistemin temellerini, soyluların toprak mülkiyeti üzerindeki tekellerini baltalıyordu. Yeni toprak sahipleri, serflere sahip olmadıklarından, kapitalizm için tipik olan ücretli emeği geniş ölçüde kullanıyorlardı. Böylece, Rusya köylerinde bir kır burjuvazisi oluşmaya başladı, öte yandan, köylüler arasındaki servet eşitsizliği, toplumsal bir farklılaşma görünüşünü alıyordu.
Meta-para ilişkileri geliştikçe, köylü işletmeleri, büyük toprak sahiplerinin işletmeleri gibi, gittikçe daha çok pazarın yörüngesine sürükleniyorlardı. Rusya’nın bazı bölgelerinde yeni tarım yöntemlerini ve makineleri uygulayan büyük toprak sahipleri ilerlerken, köylerde yaşayan küçük soylular yıkılıyordu. Bazı toprak sahipleri de kapitalist girişim yolunu tutuyorlardı. Ama çoğunluğu toprak üzerindeki tekel haklarından yararlanarak, köylülerin tarlalarını kırparak, angaryaları artırarak serflik temeli üzerinde arazilerini genişletiyorlardı. Üretici köylülerin bir işletmeye sahip olma özelliği, feodalitenin direklerinden birini kemiriyordu. Tarımcılar (özellikle küçük ve orta tarımcılar), serflerin emeğinden yararlanmak olanağına sahipken, ilerici yetiştirme yöntemlerine ve makinelere başvurarak, tarım üretimini geliştirmekte hiç bir çıkar bulmuyorlardı. Tarımdaki durgunluk ve bazı dallarında gerileme buradan ileri geliyordu.
Gelişmiş sanayi bölgelerinde, gelirlerini artırmaya istekli toprak sahipleri, köylülerin yardımcı bir iş edinmelerine izin veriyorlardı. Böylece, köylüler tarımdan ayrılıyor, kentlerde bir geçim kapısı aramaya gidiyorlardı.
Rusya’da, serflik yönetimi tarımda üretici güçlerin gelişmesini engelliyordu.
Rus ekonomisinin en önemli dallarına yayılan sanayi devrimi, sanayiin genişlemesine meydan verdi, sınaî üretim (sayfa 72) oldukça arttı. Rusya’nın iç ve dış iktisadi bağlantıları sağlamlaştı. Geri kalmış olan Kafkasya ve Kazakistan’dan başka Polonya’nın sanayi bölgeleri de Rusya’ya bağlanmış oldu. Bu, sermayenin birikimi sürecini hızlandırdı ve sanayiin gelişmesi için gerekli olan yeni hammadde kaynakları ve sürüm alanları sağladı.
Ama serflik yönetimi, sanayileşmeyi engelliyordu. Özgür kolgücü sıkıntısı çekiliyordu, senyörün yardımcı bir iş yapmak üzere kente gitmelerine izin verdiği serf köylüler işçi yığınının temelini oluşturuyordu. Ama henüz sıkı sıkıya köye bağlıydılar ve eğer köylülerin ödedikleri borç taksitleri, mülk sahibi için elverişli değilse köylüleri köye geri çağırıyordu.
Feodal yönetim, girişimcileri, sanayiye yeni gereç getirmekten alıkoyuyordu, çünkü onu işlemek için emeklerinin sonucu ile ilgilenecek özgür ücretliler gerekiyordu. Yeni sanayi tekniği, kapitalist girişimler için yedek işçi ordusunu kurmaya elverişli bir özgür insanlar yığını gerektiriyordu.
Rusya, sanayii gelişmiş kapitalist ülkelere oranla, geri kalıyordu.
Rusya’da iç pazarın dar oluşu kapitalizmin gelişmesini dizginlemekteydi, çünkü tarımda, doğal ekonomi egemen durumdaydı ve serf köylüler sanayi mamullerini satın alamayacak kadar yoksuldular.
Gelişmekte olan üretici güçler ile eskimiş üretim ilişkileri arasındaki çelişki, Rusya’da, hızla şiddetleniyordu. Üretici güçlerin sürekli gelişmesi, serflik yönetiminin ortadan kaldırılmasını ve üretici güçlerin ulaşmış oldukları düzeye uygun düşen üretim ilişkilerinin kurulmasını gerektiriyordu.
DEVRİMCİ ORTAMIN ORTAYA ÇIKIŞI VE GÜÇLENMESİ
Rusya’nın iktisadi gelişmesindeki bunalım, en başta köylülerin ve işçilerin yaşamının maddi koşulları üzerinde etki yapıyordu. Feodal angaryalar her gün daha çetin oluyordu, köy, ürünün sık sık kötü oluşu, salgın hayvan hastalıkları, ekilebilir toprakların ve otlakların kıtlığı yüzünden sürekli (sayfa 73) olarak açlık içindeydi. Köylülerin yoksul durumu, salgın hastalıklara, hastalığa yakalanma ve ölme oranlarının artmasına ve doğumların azalmasına neden oluyordu. Serflik, o çağın başlıca üretici gücü olan köy emekçilerini, kırıp geçiriyordu.
Koşulların gittikçe ağırlaşması, köylüleri, toprak sahiplerine karşı savaşımlarını şiddetlendirmeye itiyordu. Köylüler, senyörlere olan yükümlülüklerini ödemeyi, angaryaları yerine getirmeyi reddediyorlar, kaçıyorlar, senyörlere ait araziyi ateşe veriyorlar, senyörleri ve adamlarını öldürüyorlardı. 1826’dan 186l’e değin, 1.186 serf ayaklanması saptandı.Karışıklıklar, hemen hemen Rusya’nın bütün bölgelerine yayıldı. Kafkasya, Polonya vb. gibi çevredeki ulusal bölgelerde, bu hareket, halkların ulusal baskıya karşı savaşımıyla birleşip kaynaşıyordu. İşçiler, köylülerin savaşımını destekliyorlardı; çünkü onlar da yalnız patronlarının ve işletme müdürlerinin değil, toprak sahiplerinin de zor, şiddet ve keyfi yönetiminin etkisi altında bulunuyorlardı.
Rus köylüsü, toprak için ve özgürlük için, yani feodal bağımlılığın kaldırılması için savaşım veriyordu. Köylülerin bu hak iddiaları, Rusya’da, kapitalizmin gelişmesinin elverişli koşullarının yaratılmasına nesnel olarak katkıda bulunuyordu. Köylü ve işçi isyanları, çarlık yönetimi tarafından acımasızca bastırılmaktaydı. Feodallerin çıkarlarını savunan feodal devletin yasaları, cezaevleri, ordusu ve siyaseti, yeni üretim ilişkilerinin ileri atılımını önlüyordu. Rusya’nın toplumsal ve iktisadi ilerlemesi, yeni üretim ilişkilerinin kurulup yerleşmesinde çıkarı olan toplumsal gücün yardımıyla ilerlemeyi önleyen engellerin yokedilmesini gerektiriyordu.
Bileşimi bakımından heterojen, yerel çıkarları bakımından da bölünmüş ve sınırlı olan köylü topluluğu, kendi isteklerini sağlama doğrultusunda bir devrimci savaşım verebilmek için güçlerini birleştirmek yeteneğinde değildi.
Yalnız işçi sınıfı, köylülere öncülük edebilirdi. Ama, o çağda, Rusya’da işçi sınıfı henüz oluşmamıştı.
Ülkenin kapitalist gelişmesinde çıkarı olan Rus burjuvazisi,(sayfa 74) iktisadi ve siyasal bakımdan henüz zayıftı. Büyük toprak sahipleri sınıfından gelmiş olan burjuvazinin önünde Batı Avrupa’daki burjuva devrimleri örneği vardı. Batı Avrupa’daki proletarya savaşımının yükselişini izliyor, bu yüzden de devrimi kuşkuyla karşılıyordu. Köylü savaşından korkan Rus burjuvaları, liberallerin sözcülüğü ile, toprak sahiplerini ve çarı, kapitalizme ödünler vermeye, devrimden sakınmak için köylüleri “bağımlılıktan kurtarmaya”, toprak mülkiyetinin kaldırılmasına ve çarlık otokrasisinin kaldırılmasına razı etmeye çalışıyordu.
Serflik düzenindeki bunalımın ağırlaşması, Rusya’da, devrimci hareketin yeni bir aşamaya geçmesi sonucunu verdi. 1840-1860’ta, ilerici aydınlar, umutlarını paylaştıkları emekçi köylülerin sözcüsüydüler. Din adamları sınıfının alt katlarından, görevlilerden, küçük-burjuvaziden, tüccarlardan, köylülerden ve sınıf-dışı kalmış soylulardan (soylu olmayanlardan) gelen ilerici aydınlar, devrimci demokratik düşünceleri öğretiyorlardı. Toprak köleliğinin barbarlık olduğunu belirtiyor ve anlatıyorlardı. Köylülerin isteklerini aşağıdaki programda formüle ediyorlardı: serfliğin bütünüyle ortadan kaldırılması, toprak sahibine hiç bir bedel vermeksizin köylülere toprak verilmesi. Devrimci demokratlar yukardan hazırlanan Rus köylülerinin “bağımlılıktan kurtarılması”nın köleci niteliğini ortaya koyuyor, eleştiriyorlardı. Bunlardan birçoğu, halkın, ancak, bir köylü devrimi yoluyla feodal toprak mülkiyetinin kaldırılması ve feodal toprak sahiplerinin iktidarının devrilmesiyle tatmin bulacağını kabul ediyorlardı.
O çağda Batı Avrupa’da, burjuva demokrasisinin devrimci ruhu külleniyordu. Batının örneğine bakarak devrimci Rus demokratları, kapitalizmin halka getirdiği yoksulluğu görmekteydiler. Onun için, bunların arasından bazıları, başlıca rolün proletaryaya düştüğü yeni devrimci gelişmenin yolunu anlamamış olanlar, ütopik bir “köylü sosyalizmi” teorisi ileri sürdüler. Köylü sosyalizmi, serfliğin niteliğini ortaya koyarak, kapitalist yönetimi eleştirerek ve reddederek, geri (sayfa 75) kalmış Rusya’nın “herkesin toprağa sahip olma hakkı” ve kendi kendini yönetmesi vb. özellikleriyle, o zaman Rusya’da mevcut olan köy komününün gelişmesi yoluyla doğrudan doğruya sosyalizme geçmesini istiyordu. “Köylü sosyalizmi”nin düşünceleri, devrimci köylülerin, eşitlik, feodal toprak mülkiyetinin kaldırılması, toprak beylerinin iktidarının devrilmesi eğilimlerini yansıtıyordu. Ama bu teorinin, bilimsel sosyalizmle ortak hiç bir yanı yoktu, çünkü, eski toplumsal ilişkilerin kalıntısı olan tam bir dağılıp bozulma halinde bulunan komünal köy topluluğunu kendine destek alıyordu. Sosyalizme ulaşmak için, Rusya’nın kapitalist gelişme aşamasından geçmesi gerekecekti.
Demokrat devrimciler, Herzen, Bielinski, Çernişevski, Dobroliubov, serflikten ve çarlıktan bütün yürekleriyle nefret ediyorlar ve Rusya’da ilerici bütün insanları, otokrasiye karşı savaşıma çağrıyorlardı. Çernişevski, toprak köleliğinin bedelsiz kaldırılmasını, bütün toprakların köylülere parasız olarak verilmesini ve tam bir özgürlük istiyordu. Otokrasiyi ve toprak köleliğini yeren devrimci demokratlar, dernekler kurmaya başlamış olan ve soylu olmayan gençliğe devrimci bir bilinç verdiler. Devrimci demokratların ortaya attığı sloganlar, çarlık ile toprak sahipleri arasında hazırlanmakta olan anlaşmayı açığa vuruyordu. Çernişevski, köylüleri, çarlığa ve toprak köleliğine karşı başkaldırmaya çağırıyor, devrimcilere “Rusya’yı, baltayı eline almaya çağırınız” diyordu.
Rusya’daki demokratların kahramanca çabaları, savaşım halindeki köylüleri örgütlendirmeye ve yönetmeye yeterli değildi. Köylüler toprak için ve özgürlük için amansız bir savaşım vermekteydi, ve bu da Rusya’da devrimci bir ortam olduğunu tanıtlıyordu. Ama, köylüler, siyasal bakımdan örgütlenmiş ve kölelik bağlarını koparacak durumda değillerdi. Bununla birlikte, devrimci atılış, toprak sahiplerini, Rusya’da, toprak köleliğini kaldırmaya zorlayan en önemli nedenlerden biri oldu. (sayfa 76)
RUSYA’DA TOPRAK KÖLELİĞİNİN KALDIRILMASI
Yönetici sınıflar -soylular ve toprak sahipleri- ayakta tutmaya çalıştıkları düzenin, uçurumun kenarına gelmiş bulunduğunu görüyorlardı. Onu çıkarlarına en uygun biçimde değiştirmekten başka bir şey düşünmüyorlardı. Birçok toprak sahibi, toprak köleliğinin kaldırılmasının iktisadi bakımdan zorunlu olduğunu kabul ediyordu. Köylü hareketinin yükselişi, serfliğin kaldırılması lehinde ağırlığı olan bir kanıttı. Bu sistemdeki bunalım, Rusya’nın burjuva devletlere (İngiltere, Fransa ve İtalya’ya) karşı yaptığı Kırım savaşındaki yenilgisiyle çabuklaştı; savaş sırasında, Rusya’nın iktisadi ve askerî geriliği günışığına çıktı. Savaş, ülkedeki toplumsal çelişkileri şiddetlendirdi. Köylülerin toprak ve özgürlük savaşımları sonucunda toprak köleliğinin kaldırılmasının kendilerine aşağıdan gelme bir zorlama ile kabul ettirilmesinden korkan toprak beyleri ve çar, erken davrandılar ve köleliğin kaldırılmasına feodaller için en iyi koşullarla razı oldular. -1861 reformu gereğince, köylüler hukuksal özgürlüğe kavuşuyorlardı ve yurttaşlık hakları (anlaşma yapma, ticaret, mülkiyet, meslek sahibi olma hakları) kendilerine yasal olarak veriliyordu. Reform, özü ve ruhu ile burjuva bir reformdu, çünkü köylü, özgür bir meta üreticisi haline geliyordu, bu da köylülüğün farklılaşması sürecini hızlandırıyor ve büyük çoğunluğunu iflasa götürüyordu.
Toprak sahipleri, kendi iktisadi ve siyasal egemenliklerini sağlamlaştırmak istiyorlardı. Devlet çarkının gücüne dayanarak, reformun da yardımıyla, Rusya’da kapitalizmin gelişmesini dizginlemek ve feodal devlet düzenini sürdürmek istiyorlardı. Reform, köylüler tarafından işlenmiş bütün toprakların mülkiyetini onlara bırakıyordu. Köylülerin, ancak, sınırı sıkı bir biçimde saptanmış bir tarla satın almak hakkı vardı. Mülk sahipleri, en iyi topraklan kendilerine ayırıyorlardı. Toprağın bedeli ödeninceye değin, bu tarla, senyöre ait olmakta devam ediyordu. Toprağı işleyen köylü, tıpkı reformdan önceki gibi, bazı angaryalar yapmak zorundaydı. (sayfa 77)
Toprağın bedeli, toprak sahibinin bunu bankaya yatırdığı zaman eski gelirlerine eşit bir faiz alabileceği biçimde hesaplanıyordu. Onun için toprak sahibi, bu toprağın geri alınışından ve köylülerin “kurtulmasından” hiç de zarar görmüyordu. Tersine, kazançlı çıkıyordu, çünkü, bedelin tutarı, tarlanın meta değerini çok aşıyordu. Gerçekte, köylüler, yalnız toprağı değil, özgürlüklerini de yeniden parayla satın alıyorlardı. Feodal devlet, köylülerin bağımlılıklardan kurtulmasını apaçık bir yağma haline çevirmişti.
Toprak yasası yanlıları, köylüleri, olanaklı olduğunca uzun zaman aynı durumda tutmak için var güçleriyle çalışıyorlardı. Toprağın tam satın alınmasından önce, köylü senyörün polisvari buyruğu altında bulunuyordu, satın aldıktan sonra ise aynı toprak sahiplerinin temsilcisi olan çarlık yönetiminin emri altına giriyordu. Toprağın hukuksal sahibi olan köy komünal topluluğu da, köylünün iktisadi bağımsızlığını felce uğratıyordu; topluluğun rızası olmadıkça, köylü, tarlasından yararlanamıyor ya da köyden ayrılamıyordu.
1861 reformu, köylülerin feodallere karşı savaşımını daha da çetinleştirdi. Çarlık serfliğinin niteliğini kavrayamayan köylüler, çarın, kendilerine gerçek özgürlüğü verdiğini, ama toprak sahiplerinin çarın kararına karşı geldiklerini sanıyorlardı. Köylüler arasında reformun neden olduğu hayalkırıklığı, çarlık kararnamesinin toprak köleliğine karşı niteliği üstüne ortalıkta dolanan söylentiler, feodallere karşı yeni bir köylü hareketi dalgası doğurdu. Çar birlikleri, bu hareketleri gaddarca bastırdılar. Bu yıllarda, devrimci demokratlar (Ogarev, Mihaylov ve ötekiler) köylülere, çar hükümetinin reformu gerçekleştirirken çıkarına göre davrandığını, toprak beylerinin iradesini yerine getirdiğini anlatıyorlardı. Gençleri, demokratik özgürlüklerin verilmesi, toprağın kamulaştırılması ve toprağın köy komünal topluluğuna iadesini sağlamak için halk tarafından seçilen bir iktidarın otokrasinin yerini alması lehinde devrimci propaganda yapmak üzere, “halka” gitmeye çağırıyorlardı.
O çağda, Rus İmparatorluğu içinde bulunan Polonya’da (sayfa 78) 1863 ayaklanması, devrimci bir ortamın yaratılmış olduğunu gösterdi. Bu ayaklanma, ulusal kurtuluş savaşımıyla, Polonyalı, Beyaz Rus, Litvanyalı ve Ukraynalı köylülerin toprak için ve toprak köleliğine karşı savaşımının birbirleriyle birleştiğini gösterdi. Çar hükümeti, ayaklanmayı acımasızca bastırdı, ama bazı ödünler vermek zorunda kaldı: toprak sahiplerinin kendilerine mal ettikleri toprakların Beyaz Rusya ve Litvanya köylülerine geri verilmesi, bu bölgelerde toprağı geri satın alma bedelinin düşürülmesi. Böylece, zorlu bir devrimci savaşımla, köylüler, durumlarında bir iyileşmeyi ve Rusya’da toprak köleliğinin daha köklü bir biçimde ortadan kaldırılmasını sağladılar.
Bununla birlikte, toprak köleliğinin kalıntıları, köylerde, kapitalizmin gelişmesini geciktirmeye devam ediyordu. Otokrasi ve feodal devlet yönetimi de, bu gelişmeyi engelliyordu.
1861 reformu, tarımın iktisadi geriliğinin temelini, yani yan-köleci ekonominin ağır bastığı büyük toprak sahipleri yurtluklarını muhafaza ediyordu. Reformdan sonra, köylülerin çektikleri toprak sıkıntısı, köylüleri, senyörlerden ekilebilir toprakları, çayırları, otlakları kiralamaya zorluyordu. Karşılık olarak da, mülk sahibinin toprağını işliyorlardı. Bunlar, yeni biçimler altında, eski kölelik yükümlülükleriydi. Eski düzenin kalıntılarından biri de, yarıcılık, köylünün, ürünün yarısını mülk sahibine verdiği sistemdi.
Köylülerin yarı-köle olarak sömürüsünden çok büyük gelirler sağlayan toprak sahipleri, yurtluklarının, kapitalist düzenlenmesine geçmekte acele etmiyorlardı.
Toprak köleliğinin kaldırılması, Rus köylüsünün, burjuva toplumu için tipik olan yeni sınıflar halinde tabakalaşmasına katkıda bulundu. Köyde meta ekonomisinin hızlı gelişmesi, köylerde toplumsal farklılaşmayı çabuklaştırdı ve belirginleştirdi. Bir kutupta, tarla sahibi olan, ama emekgücünü satmak zorunda olan yoksul köylüler bulunuyordu. 80 yıllarının başlarında, yaklaşık olarak, köylü ailelerinin yarısının, ya yalnızca bir tek atı vardı ya da hiç atı yoktu. (sayfa 79)
Öteki kutupta, kulaklar, köylülerin %20’ye yakın bir bölümünü içine alan köy burjuvazisi bulunuyordu. Bunlar, zengin çiftçilerdi, toprak sahiplerinden ve köylülerden toprak satın alıyor ve köy proletaryasının ücretli emeğinden yararlanıyorlardı. Orta köylüler, büyük bir kısmı yoksulluğa doğru giden, böylelikle de proletarya saflarını kabartan ara tabakayı oluşturuyordu. Bunlardan pek azı varlıklı köylüler arasında yer almayı başarıyorlardı.
Köylü katları arasında yarıklar gittikçe belirginleşiyordu. Kulaklar, köylülerin ekilebilir topraklarından %35-50’sini kendilerine malettiler. Kulak işletmeleri yapılıp genişliyor ve zenginleşiyordu. Ücretli tarım emekçileri kullanıyor, yeni yetiştirme yöntemleri uyguluyor ve tarım makinelerinden yararlanıyorlardı. Köylülerin büyük çoğunluğunun tarlaları durmadan küçülüyordu. Köylüler toprak sahiplerinden toprak kiralıyorlar ve kapitalist bir bağımlılık altına giriyorlardı.
Rusya’da tarım kapitalizmi, “Prusya yolu” denen bir yolu izledi. Prusya’da, toprak köleliğinin kaldırılışı sırasında, toprak sahipleri, köylülerin topraklarını ele geçirmişlerdi. Hemen hemen tümüyle topraksız kalan köylüler, toprak sahiplerinin yanında, tarım emekçisi olarak işe girmek ve kendilerine kalmış olan parselleri de kulaklara satmak zorunda kaldılar. Bu yol toprak sahiplerinin iktisadi ve siyasal egemenliklerini uzun zaman için güven altına aldı.
Köylüler, devrimci yol için, büyük toprak mülklerinin paylaşılması için ve feodal yönetimin kalıntılarının tasfiyesi için savaşım veriyorlardı.
Tarımda kapitalizmin gelişmesini yavaşlatan toprak köleliği kalıntılarına karşın, Rusya, giderek ticaret çevresine sürüklenmekteydi. Kulakların ve toprak sahiplerinin işletmeleri, iç ve dış pazarlara metalar üreten girişimler haline geliyordu. Öte yandan, bu girişimler de daima daha çok sanayi eşyası istiyorlardı. Böylece makineli sanayi için bir iç pazar yaratılmış oluyordu.
1861 reformu, Rusya’nın, sanayi kapitalizmi çağına girişini (sayfa 80) çabuklaştırdı.
Köylülerin farklılaşması, zanaatçılık ile tarımın ayrılması, kentlerin büyümesi, demiryolları yapımı, büyük kapitalist sanayi için bir iç pazar yarattı. Sıkı bir biçimde demiryolu yapımına başlandı: reformu izleyen 20 yıl içinde, 20.000 kilometreden fazla demiryolu döşendi. Rus kapitalizmi, kendi ulusal pazarını kurabilmek için gerekli olan ulaşım yollarını sağladı. Birçok sınai girişimin ortaya çıkıverdiği görüldü. Tekstil sanayii gibi ağır sanayi, metalürji, yakıt sanayii vb. gelişiyordu. Büyüme temposu bakımından Rusya, Batı Avrupa’nın birçok ülkesini geçti.
Rusya’da kapitalizmin gelişmesi, ülkenin merkezinde olduğu kadar sınır bölgelerinde de üretici güçlerde coşkun bir atılım yarattı: Yeni iktisadi düzen, toplum yapısında köklü değişiklikler oluşturdu: burjuvazi önem kazanıyor, proletarya da güçleniyordu.
kaynak:
muratuz.blogspot.com
