Rusya’da Sosyalist Devrimi Hazırlayan Siyasi ve İktidasi Önkoşullar
1. Rusya’nın Emperyalist Döneme Girişi
Rusya’da Emperyalizmin Başlıca Nitelikleri
Çağdaş İşçi Sınıfının Oluşumu
Toprak için Köylülerin Savaşımının Güçlenmesi
Ulusal Kurtuluş Hareketinin Yükselişi
Devrimci Hareketin Proleter Döneminin Başlangıcı
RSDİP’nin Kuruluşu
2. 1905-1907 Burjuva Demokratik Devrimi
Şubat 1917 Burjuva Demokratik Devrimin Zaferi
Toprak köleliğinin kaldırılmasından sonra kapitalizm, Rusya’da, büyük adımlarla ilerledi. Sanayi devrimi, Rusya’da, 19. yüzyılın 80 yıllarında ortaya çıktı. Birçok sanayi işletmeleri kuruldu: 1886’dan 1890’a değin, imalathanelerin ve fabrikaların sayısı 2.500-3.000’den 6.000’e çıktı. Demiryollarının uzunluğu, 4.000 kilometreden 29.000 kilometreye ulaşıyordu. 1890’da, l0’dan fazla işçinin çalıştığı işletmeler, bütün işletmelerin %7’sini oluşturuyordu, ama sınai malların yarısından çoğunu üretiyorlardı. 90 yıllarının yarısından sonra sanayi hareketi hızlandı. 1890’da 1,5 milyar rublelik, 1900’de ise 3 milyar rublelik meta üretilmişti.
20. yüzyılın başında Rusya’da, kapitalizm, öteki kapitalist ülkelerde de olduğu gibi son ve en yüksek aşaması emperyalizme giriyor. Tekeller başlıca sanayi kollarında egemen duruma geçiyorlar. Tekelci sermayenin en büyük örgütleri, (sayfa 154) 1900-1903 iktisadi bunalımı sırasında, işletmelerin yarısı çalışmayı durdurduğu zamanlarda kuruldular. 1902’de “Prodamet” sendikası (Rus metalürji fabrikaları ürünlerinin satış ortaklığı) kuruldu. Demir üretiminin %83’ünü, dökme üretiminin %74’ünü veriyordu. 1904’te kurulan “Produgal” sendikası, ulusal kömürün %75’ini satıyordu. Aynı yıl kurulan vagon fabrikaları sendikası “Prodvagon”, Rusya’daki hemen hemen bütün vagon üretimini ve satışını tekeline aldı. Sanayiin öteki dallarında da büyük tekeller ortaya çıkıyordu.
Öteki emperyalist ülkelerde olduğu gibi, Rusya’da da, banka sermayesi ile sanayi sermayesinin mali bir oligarşi yaratan içice girme süreci ortaya çıktı. Devlet Bankası, Soylular Bankaları, Köylü Bankaları, özel aksiyonlu (eshamlı) bankalar (Petersburg Enternasyonal Bankası, Volyisko-Kadski, Azovsko-Donskoy vb.) sanayide, taşımada, ticarette büyük bir rol oynadılar. Mali oligarşi, çarlık hükümetinin siyasetini gittikçe daha çok etkiliyordu.
Tekelci kapitalizm, Rusya’da ayırdedici bütün genel nitelikleriyle gelişiyordu, ama aynı zamanda özellikleri de vardı.
RUSYA’DA EMPERYALİZMİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ
Bunlar, özellikle feodalizmin iktisadi ve siyasal rejimdeki çok kuvvetli kalıntılarıdır. Bunun en vahim sonuçlarından biri, Rusya’nın Batı Avrupa emperyalizmine göre bağımlılığıydı; bu bağımlılık, ülkenin emperyalist devlet olarak özel çizgilerine biçim veriyordu.
Büyük toprak mülkiyeti ve çarlık, kapitalist Rusya’da, serfliğin en önemli kalıntılarıydı. 20. yüzyılın başında 30.000 toprak sahibi 70 milyon desiyatin (76,3 milyon hektar) toprağa sahip bulunuyordu. 10,5 milyon köylünün ise hemen hemen aynı miktarda toprağı vardı. Bir köylü ailesi, ortalama olarak, 7 hektar toprağı ekip biçiyordu, büyük bir toprak sahibi ise 2.300 desiyatinden fazla. Toprak sahipleri arasında en önemlileri onbinlerce desiyatinlik koskoca yurtluklara sahip (sayfa 155) bulunuyorlardı. Çar, en büyük toprak sahibiydi, çar ailesi 7 milyon desiyatinlik bir toprağın sahibi bulunuyordu, yani yarım milyon tarım işletmesinin topraklarına eşit bir arazi. Köylü, ailesini geçindirebilmek için, çok ağır koşullarla toprak sahiplerinden toprak kiralamak zorundaydı. Köylünün kirayı ödeyecek durumu yoktu, onun için belirli bir zaman toprak sahibinin toprağında çalışmak zorunda kalıyordu. Toprak sahibi, işletmesini, eski usullerle, köylüyü zor yoluyla çalıştırarak ve az verimli köylü emeğinden yararlanarak yönetiyordu. Bütün biçimleriyle toprağın işlenmesi ilkeldi ve hemen hemen çağdaş teknikten bütün bütüne habersizdiler. Bütün bunlar, tarımda, üretici güçlerin ilerlemesini frenliyordu. Toprak tekeli, büyük mülk sahiplerine, toprak fiyatlarını yüksekte tutmak olanağını veriyordu, bu da, sanayide ve tarımda kapitalizmin gelişmesini geciktiriyordu. İlkel topluluk toprak mülkiyeti ve feodal yükümlülükler, köy nüfusunun kentlere doğru yer değiştirişini yavaşlatıyor ve ucuz kolgücü bulma olanaklarını sınırlandırıyordu.
Siyasal ve toplumsal alanda feodal toprak köleliği kurumunun kalıntılarıyla karşılaşılıyordu. Çarlık otokrasisi, serf sahipleri diktatörlüğünün bir biçimiydi. Devletteki başlıca görevlerin hepsi, büyük mülk sahiplerine ayrılmıştı. Binlerce polis memuru, çarı, büyük mülk sahipleri ve kapitalistleri, halkın saldırılarına karşı koruyordu. 200.000’e yakın rahip ve keşiş, sömürücülere karşı alçakgönüllülüğü öğretiyordu. Çarlık, emekçileri, cahil olarak bırakıyordu: nüfusun beşte-dördü okuma-yazma bilmiyordu.
Büyük toprak sahiplerinin çıkarlarının sözcüsü çarlık otokrasisi, kapitalistleri de destekliyordu. İmalathane ve fabrika patronlarının isteği üzerine yetkililer, grevleri ezmek için, birlikler göndermeye canatıyorlardı. Bunun içindir ki, herşeyden çok halk yığınlarının hareketinden korkan Rus burjuvazisinin elinde koskoca bir baskı aygıtı bulunduran çarlığı desteklemekte çıkarı vardı. Hiç bir biçimde çarlığa karşı, toprak köleliği kalıntılarına karşı savaşım vermeye girişmiyor, ama onunla anlaşıyordu. (sayfa 156)
Toprak köleliği artıkları, Rusya’nın ilerlemesini engelliyordu. 20. yüzyılın başında Rusya, ABD’den 20 kez daha az, İngiltere’den hemen hemen 14 kez daha az kömür üretiyordu. Aradaki açığı kapamak şöyle dursun, Rusya’nın gelişmiş kapitalist ülkelere oranla iktisadi geriliği yıldan yıla artıyordu. Böylece, toprak köleliğinin kaldırılmasından 50 yıl sonra, Rusya’da, demir tüketimi beş katına çıkmıştı, ama İngiltere’de olduğundan dört, Almanya’dakinden beş, ABD’dekinden on kez daha düşük kalitede bir malzemeyle donatılmıştı. Makine-alet yapımı, ağır makine yapımı, otomobil vb. gibi temel sanayi kolları yoktu, gerekli makineler dışardan ithal ediliyordu.
İktisadi ve teknik gecikme, Rusya’yı, Batı Avrupa emperyalizmine bağımlı kılıyordu. Kapitalist ilişkilerin gelişmesi, Rus sermayesinin yetersizliği yüzünden bir yabancı sermaye akımına neden oldu. Avrupa ülkelerinin emperyalizme geçişiyle, Rusya’ya yapılan sermaye ihracı, gitgide meta ihracının yerini aldı. Rus sanayiindeki yabancı yatırımlar, hisse senetli ortakların aracılığıyla gerçekleşiyordu. Yabancı sermaye akını, bankalarda da önemli yer tutuyordu. 1890’da hisse senetli girişimlerde yabancı yatırımlar 200 milyon ruble tutarken, 1917’de 2 milyar rubleyi geçiyordu. Hisse senetli ortaklıkların sermayesinin üçte-biri ve başlıca Rus bankalarının sermayesinin %45’i, yabancı kökenliydi. Yabancı kapitalistler, sanayiin temel dallarının efendileri durumundaydılar. Rusya’nın güneyinde dökülen pik demirin %67’sini, Donetz havzasında çıkarılan kömürün %70’ini, petrolünün %60’ını, bakırın %63’ünü, ellerinde tutuyorlardı.
Yabancı sermayenin Rusya’ya akınının nedeni, bu sermaye sahiplerinin işçileri korkunç bir biçimde sömürerek elde ettikleri yüksek kârlarla açıklanır. Yabancı mali sermaye, özellikle Fransızlar, çarlık hükümetine gönüllü olarak ödünç para sunuyorlardı. Bu borçlar üzerinden hesaplanan faizlerin ödenmesi, Rus halkının sırtına yükleniyordu. 15 yılda, 1898’den 1913’e değin, çarlık Rusyası, yabancı emperyalistlere, faiz ve yabancı sermaye kârı olarak 5 milyar ruble (sayfa 157) ödedi. Rusya, giderek daha çok gelişmiş emperyalist devletlerin, özellikle İngiltere ve Fransa’nın iktisadi bağımlılığı altına giriyordu.
Rusya’da emperyalizmin şekillenmesinin özellikleri, bu ülkenin kendine özgü temel çizgilerini belirledi.
Rusya’da üretimin merkezileşmesi, öteki ülkelerdekinden daha yüksek bir düzeye vardı. Onun için, Rusya’da 500’den fazla işçi çalıştıran işletmeler tüm emekçilerin %53’ünü kullanıyorlardı; bu oran, ABD’de %33’tü. Ama bu büyük işyerlerine karşin teknik ilerlemeyi (ağır makine yapımını, elektrik donatımı vb.) güvence altına alan tüm halinde eksiksiz sanayi dalları yoktu. Bütünüyle ele alındığında sanayiin teknik düzeyi, ileri kapitalist ülkelere bakarak geriydi. Rusya’daki tekelci birlikler, esas olarak, sürüm alanını, bundan daha az olmak üzere de üretim alanını kucaklıyorlardı; bunun içindir ki, Rusya’da, en yaygın tekel biçimi sendikalardı. Yabancı sermaye, bunlarda, çok kez kesin ve belirleyici bir rol oynuyordu.
Rus sermayesinin ihracı pek önemli değildi. Ancak bazı geri kalmış ve yarı-sömürge ülkelere doğru sermaye ihracı yapılıyordu, örneğin İran, Türkiye, Çin, Rusya, İngiltere’den, Fransa’dan ve Belçika’dan gelen sermayelerle besleniyordu.
Rus emperyalizmi, kapitalistlerin uluslararası tekelci birliklerinin dünyayı paylaşmasına katılıyor, ama bunda da ancak ikinci planda bir rol oynuyordu. Ayrıca, Rus pazarı, Batı Avrupa ve ABD tekelleri arasında paylaşılmıştı.
Çarlık Rusyası, dünyanın yeniden bölüşülmesine katılmaya uğraşıyordu. Japonlara yenildikten, Mançurya’daki nüfuz alanını yitirdikten sonra, İran’ın kuzeyinde, kendisine bir etki alanı edinmişti. İngiliz ve Fransız emperyalistleriyle birlikte, çarlık hükümeti, Türkiye’nin paylaşılması planlarını olgunlaştırıyordu.
Rusya, kapitalist toplumun içindeki ve ondan ayrılmaz bir biçimde varolan çelişkilerin en yüksek derecesine vardığı dünya emperyalist sisteminin unsurlarından biri haline gelmişti. Rusya’da bu çelişkilerin keskinliği öyle bir noktaya (sayfa 158) varmıştı ki, devrimci yolla çözülmeleri kaçınılmaz bir hale geliyordu. Rusya’da devrim, en başta, ülkenin ilerlemesini engelleyen toprak köleliği artıklarını ortadan kaldırmalıydı. Bütün gerici güçler -çarlık, büyük toprak sahipleri ve Rus ve yabancı burjuvazi-, ortak çıkarlarla birbirine bağlıydı. Bu, çarlığa ve toprak sahiplerine karşı savaşımın, aynı zamanda, emperyalizme karşı bir savaşım olduğunu açıklar, ve burjuva demokratik devrimini sosyalist devrime dönüştürme olanağını yaratır. Böyle bir devrim için zorunlu olan güçler, Rusya’da ortaya çıkıyordu. Proletarya, bu güçler arasında baştaydı.
ÇAĞDAŞ İŞÇİ SINIFININ OLUŞUMU
Rusya’da, ilk işçiler, toprak köleliği altında ortaya çıkmıştı. Ama o çağda, bağımsız bir siyasal güç oluşturmuyorlardı. Çağdaş proletarya, büyük sanayiin gelişmesiyle şekillenmeye başladı. 1865’te, büyük sanayi işletmelerinde, ancak 706.000 işçi varken, bu sayı, bir çeyrek yüzyıl sonra iki katına çıktı, 20. yüzyılın başında ise 2,5 milyona yakın işçi sayılıyordu. Sanayide, taşımada, inşaatta, tarımda vb. kullanılan emekçilerin tüm sayısı onmilyonlara varıyordu.
Rus proletaryası, oluşumunu yöneten nesnel koşullar yüzünden dünyanın en devrimci proletaryası durumuna geliyordu.
Rusya’da kapitalizmin gelişmesi ve feodal kalıntıların sürdürülmesi, her türlü siyasal haklardan yoksun emekçilerin korkunç bir biçimde sömürülmesi sonucunu verdi. Hemen hemen 19. yüzyılın sonuna değin 12-13 saatlik, tekstil fabrikalarında ise 15-16 saatlik işgünü uygulanıyordu. Çalışma güvenliği yoktu; kapitalist, ücretleri kendi keyfine göre saptıyordu. İşçilerin ücretlerinden çalınıyordu, işçiler gereksinmelerini fabrikalardaki satış yerlerinden, pahalı satılan mallarla karşılamaya zorlanıyordu. Ücretlerin %35-40’ı ceza olarak tutuluyordu. Devrimci işçi Piyotr Moysenko anılarında şunları yazıyor: “Her şeye ceza. Başındaki bereyi çıkar madan müdürün penceresinin altından geçtin diye bir ceza. Koğuşta fazla yüksek sesle konuştun diye bir ceza. Yolda akordeon çaldın diye bir ceza. Karın ikiz doğurdu diye bir ceza. En iyisi git yat aşağı, ölümü bekle.” İşçiler, fabrikanın koğuşlarında, 2-3 katlı yataklarda barınıyorlardı. Moskovalı işçiler hakkında bir soruşturma yapmakla görevli bir polis memuru, 1902’de şöyle yazıyordu: “Sekiz bölüme ayrılmış çok küçük odalarda 18-24 kişi yaşıyor, herbir bölmede çocuklarıyla birlikte bir aile yatıyor. Her bölmenin 2,5 arşın uzunluğu, 2 arşına yakın genişliği var.” İşçiler, herhangi bir hoşnutsuzluk gösterisinde bulunsalar, işlerinden atılıyor, hapsediliyor, zindana gönderiliyorlardı.
Sermaye ile emek arasındaki çelişki, Rusya’da en sert uca varmıştı. Amansız bir sömürü, kötü yaşama ve çalışma koşullan, bütün bunlar, işçileri kapitalistlere karşı kesin bir savaşıma doğru itiyordu. Sanayi işçilerinin en büyük kısmı, büyük işletmelerde yoğunlaşmıştı; buralardaki çalışma koşulları da, emekçilere, örgütlenme ve disiplin anlayışını öğretiyordu. Çalışmanın ortaklaşa niteliği, sömürücülere karşı savaşımda, emekçilerin birbirine bağlanıp kaynaşmasını kolaylaştırıyordu.
Rus proletaryası, öteki ülkelerin proletaryasından daha sonra doğmuştu. Onun için, o zamana değin öteki ülkelerin emekçilerinin birikmiş deneyimlerinden yararlanabiliyordu. Onun örgütlenişi ve uğradığı sıkıntılar, proletaryayı, devrimci teorinin derinliklerine inebilir bir hale getiriyordu. Batı Avrupa’nın işçi sınıfı, savaşımına, burjuvazinin yönetimi altında, feodallere karşı başlamıştı; Rusya’da ise tersine, işçi sınıfı, daha başından beri bağımsız bir siyasal güç olarak hareket ediyordu. Çarlık, yalnız Rus gericiliğinin değil, aynı zamanda, Avrupa ve Asya gericiliğinin de kalesiydi, bu nedenle, çarlığı devirmek için verilen savaşım, Rus proletaryasını, uluslararası devrimci proletaryanın öncülüğüne getirmişti. Emperyalizm altında, Rus proletaryası, çarlığı yıkabilecek ve sosyalist devrime yolaçabilecek yetenekte kararlı bir güç haline geliyordu. (sayfa 160)
İşçi sınıfının gücü, onun sayısı, bilinci, örgütlenmesiyle sınırlı değildir; bu güç aynı zamanda, öteki emekçi tabakalarıyla aralarındaki çıkar ortaklığına da bağlıdır. Aileleriyle birlikte işçiler, nüfusun %5’ini oluşturuyorlardı, ama devrimci harekette proletaryanın ağırlığı, proleter olmayan emekçi yığınlarının desteğini sağlaması bakımından, sayısıyla karşılaştırılamayacak kadar büyüktü.
KÖYLÜLERİN TOPRAK İÇİN SAVAŞIMLARININ GÜÇLENMESİ
Köylüler, Rus halkının ezici çoğunluğunu oluşturuyorlardı. Büyük toprak mülkiyetinin sürdürülmesi, köylüleri, yoksulluğa ve yıkıma sürüklüyordu. 1861 reformundan sonra yeterli bir toprak parçasından yoksun olan köylülerin çoğu, kendi işletmelerinden gereksinmelerini karşılayamıyorlardı. Köylüler gereksinmelerini tamamlayabilmek için, satın aldıkları topraklar için yüksek bir para ödemek zorundaydılar. Zamanlarının büyük bir kısmında, toprak kirası, çayırlardan yararlanma, mülk sahibinin topraklarından geçmek için vb. büyük mülk sahibi hesabına çalışmaya devam ediyorlardı.
Çarlık hükümeti de köylüleri yıkıma sürüklüyordu. Köylü, ordunun, polisin ve öteki iktidar organlarının devamını sağlamak için ağır vergiler ödüyordu. Borcunu ödemede herhangi bir gecikme yüzünden kırbaçlanıyor, malları satılıyordu. Görevlilere karşı her türlü itaatsizlik şiddetle cezalandırılıyordu. Kiliseler ve manastırlar da kendi ondalıklarını (aşar) ayrıca alıyorlardı.
Kötü işlenen ve kötü bakılan, kötü gübrelenen toprak, zayıf bir ürün veriyordu. Köylülerin hiç bir zaman karnı doymuyor, ve kıtlık yıllarında onbinlerce köylü açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Kapitalizmin gelişmesi, köylü sınıfının bağrında bir farklılaşma oluşturdu. Köylülerin arasında ufak bir bölüm zenginleşiyor, toprağı, çekim hayvanlarını kendi elinde topluyor ve yoksulları acımasızca sömürüyordu. Zengin köylüler, köy burjuvazisini oluşturuyorlardı, bunlar, kulak adını alıyorlardı. Orta köylüler kendi işletmelerinde (sayfa 161) ancak tutunuyorlar, çok kez de iyice batıyorlar ve tarım proletaryasını ve yarı-proletaryasını temsil eden yoksul köylüler saflarına katılıp bu safları çoğaltıyorlardı. 19. yüzyılın sonunda, 10 milyon aile ocağından, yaklaşık olarak 6,5 milyonu yoksul köylü, 2,5 milyonu orta köylü, 1,5 milyonu da kulaktı. Yoksul işletmelerin sayısı, yıldan yıla, orta köylülerin zararına artıyordu.
Umutsuz durumları, köylüleri, büyük mülk sahiplerine karşı savaşıma itiyordu. Köylü eylemleri, 1902’de, özellikle, Harkov ve Poltava eyaletlerinde ve Ukrayna’da, Rusya’nın Avrupa topraklarının bazı illerinde yaygınlaştı. Köylüler, büyük mülk sahiplerinin buğdayına ve hayvanlarına elkoyuyorlar, senyörlerin evlerini yakıyorlardı. Ayaklanmalar, çarlık hükümetinin birlikleri tarafından amansızca bastırıldı, ama köylüler savaşımlarını sürdürdüler. 1900’den 1904’e değin Rusya’da, 670 köylü hareketi görüldü. Bu hareketler, kendiliğinden ortaya çıkmış, dağınık hareketlerdi, ama köylülüğün büyük bir devrimi temsil ettiğini gösteriyorlardı. Toprak için savaşım verecek örgütten yoksundu ve yoksulluktan kurtulmakta yalnız işçi sınıfının kendisine yardım edebileceğini anlayarak, ona doğru dönmeye başlıyordu.
Köylü ve işçilerin, çara ve toprak sahiplerine karşı ittifakı, 20. yüzyılın başında kuruldu. Köylülüğün kendi bağrında da yoksulların kulaklara karşı savaşımı başladı, bu da işçi sınıfı ile emekçi köylülerin, yalnız burjuva demokratik devrimi için değil, sosyalist devrim için de ittifakının hazırlayıcı koşullarını yarattı.
ULUSAL KURTULUŞ HAREKETİNİN YÜKSELİŞİ
Çarlık Rusyası, halkların hapishanesi lakabını alıyordu; çünkü, Rusya nüfusunun %57’si Rus değildi. Çevre bölgelerdeki ulusal bölgelerde işçi ve köylülerin durumu, merkezdeki işçilerin durumundan daha kötüydü. Hem kendi yerel sömürücülerinin, hem de Rus toprak sahipleri ve kapitalistlerinin çifte baskısına katlanıyorlardı. (sayfa 162)
Rusya’nın emperyalist döneme girişiyle, Rus olmayan emekçilerin durumu daha da kötüleşmişti. Üretici güçlerin yeteri kadar gelişmeyişi yüzünden, ezilen halkların soyulması, egemen sınıfların başlıca gelir kaynaklarından biriydi. Ulusal bölgelerdeki köylülerin toprakları elinden alınıyor, bu topraklara, merkezî Rusya’daki toprağı az olan Rusların tarlalarını genişletmek bahanesiyle onlar yerleştiriliyordu. Böylece halklar arasına anlaşmazlık tohumları ekiliyordu. Bu bölgelere zengin mülk sahibi Rus çevrelerden gelme valiler atanıyordu. Sonsuz yetkileri olan bu valiler, tıpkı öteki memurlar güruhu gibi, halktan zorla rüşvet alıyorlardı.
Rus kapitalistleri ve toprak sahipleri, ezilen halkları sayısız sıkıntılara, hakaretlere uğratıyorlardı. Ulusal bölgelerde, anadillerinde öğretim yapacak okullar kurmak, kitaplar ve dergiler yayınlamak yasaktı. Bu bölgelerde, halklar, hemen hemen hiç okuma-yazma bilmiyordu ve hatta bazı halkların alfabesi bile yoktu. Rusça, bütün ülkenin resmi diliydi.
Halkları sınıf savaşımından döndürmek için çarlık hükümeti, ulusal uyuşmazlıkları körüklüyordu. Bir ulusu, ötekine karşı kışkırtıyordu, iktidar temsilcileri, yahudilere karşı katliamlar (pogrom) düzenliyor, Ermenileri, Azerbaycanlıları silahlandırıyor ve karşılıklı kırımlara olanak veriyordu. Ulusların birbirlerine karşı kin beslemeleri, emekçilerin çarlık üzerindeki baskısını azaltıyordu.
Ulusal bölgelerin burjuvazisi, kendi ulusal emekçilerini daha elverişli koşullarda sömürebilmek için, çarlıktan yakasını kurtarmak istiyordu; ama ulus içinde büyümekte olan işçi hareketinden korkuyordu, onun için çarlık ile, Rus kapitalist ve toprak sahipleri ile birleşiyordu. Yalnız ezilen halkların proletaryası, emekçileri, halkını, ulusal kurtuluş için savaşıma götürebilirdi. Çarlık, özgür ulusal gelişme için en başta gelen engeldi. Bütün ezilen halklar, Rus proletaryası ile ittifak halinde olan yerel proletaryanın yönetiminde, çarlığa karşı ayağa kalktılar. Ulusal kurtuluş hareketi, Rus otokrasisi için tehlikeli, tehdit edici bir güç haline geldi.
Emekçileri ulusal baskıdan tümüyle kurtarmak, ancak (sayfa 163) insanları bölüp parçalayan üretim aletlerinin özel mülkiyetinin ortadan kaldırılmasıyla olanaklıdır. Onun içindir ki, çokuluslu Rusya’da proletaryanın yönettiği ulusal kurtuluş savaşımı, yalnız burjuva demokratik devrim için değil, sosyalist devrim için de güçlü bir yedek kuvvet oldu.
DEVRİMCİ HAREKETİN PROLETER DÖNEMİNİN BAŞLANGICI
20. yüzyılın Rus devrim hareketinde üç dönem ayırdedilir. Yönetici sınıfların temsilcileri soylular, 19. yüzyılın başında, çarlığa karşı hareketin basındaydılar. Devrimci soylular, halktan kopmuşlardı ve bütünüyle çarlık otokrasisi için sağlam bir destek oluşturan yönetici sınıfın ancak ufak bir azınlığıydılar. 1861’den sonra, köylü sınıfından ve kent küçük-burjuvazisinden gelme demokratik aydınlar zümresi, savaşıma katıldı. Bu soylu olmayan devrimciler, halka, soylulardan daha sıkı bağlarla bağlıydılar. Ama, henüz devrimin yolunu bilmiyorlardı, proletaryanın başlıca belirleyici güç olduğunu görmüyorlardı. Proleter dönem, 90 yıllarının ortasında, geniş halk yığınlarının, tümüyle, eksiksiz olarak devrimci olan biricik sınıf, proletaryanın yönettiği devrimci harekete katıldığı zaman başlıyor.
Daha 60-70 yıllarında devrimci hareket taslak halinde belirmeye başlıyor. 1870’ten 1879’a değin, tam olmayan verilere göre 326 işçi hareketi oldu. İlk işçi örgütlerinin kuruluşu 70 yıllarında oluyor: “Güney Rusya İşçileri Birliği” ve “Rus İşçileri Kuzey Birliği”. Ama bunlar, işçi sınıfının bağımsızlık savaşımındaki ilk adımlarından başka bir şey değildi. Hareketlerin çoğu henüz kendiliğinden olmaydı, işçiler, o zamanlar, yalnızca iktisadi istemlerde bulunuyorlardı.
80 yıllarında 446 grev yapıldı. 1885’te Morozov fabrikasındaki Orehovo-Zuevo dokumacılarının grevi, özellikle önemli bir grev oldu. Bu grev, öncü işçilerden Piyotr Moysenko ve Vasili Volkov tarafından yönetildi. En devrimci işçilerin bir toplantısı sırasında, düzenli bir şekilde greve başlamak ve başlıca istekleri, yani kısa zaman önce düşürülen ücretlerin (sayfa 164) yeniden eski tarifeye göre ödenmesi, ve para cezalarının kaldırılması kabul edilmedikçe işe başlamamaları kararlaştırıldı. Grev 10 gün sürdü, 8.000 işçi katıldı. Hükümet, hareketi ancak silahla ezebildi. 600’e yakın işçi tutuklandı. Bu hareketin genişliğinden dehşete kapılan hükümet, para cezaları konusunda kapitalistlerin keyfi davranışlarını azçok sınırlandıran bir yasa çıkarmak zorunda kaldı. Rus işçi sınıfı, örgütlü savaşımıyla, kapitalistlerden bazı ödünler koparmıştı.
Bu sıralarda, ilk marksist örgütler, Rusya’nın bazı kentlerinde ve yabancı ülkelerde ortaya çıkmışlardı. Bu örgütlerin hepsi de, işçi sınıfına henüz çok gevşek bağlarla bağlıydılar ve onu yönetemiyorlardı.
90 yıllarının ortalarında Rus proletaryası, artık bağımsız bir siyasal güç olarak kendini gösteriyordu. 1895’in sonunda, Petersburg’da, marksist illegal bir örgüt kuruldu: “İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Savaşım Birliği”. Lenin bu örgütün kurucusu ve yöneticisi oldu.
Lenin (1870-1924), 1887’de, devrimci eyleme katıldığı zaman, Kazan Üniversitesinde öğrenciydi ve 17 yaşındaydı. Devrimci eyleme katıldığı için tutuklandı ve sürgüne gönderildi. Marx ve Engels’in yapıtlarını özenle incelemek, onu, inanmış bir marksist yaptı. Marksist derneklerin çalışmalarına etkin olarak katıldı ve marksizmin Rusya’da yayılmasında önemli bir rol oynadı. 1893’te Petersburg’a yerleştiği için, Lenin, kısa zamanda, Petersburg marksistlerinin ünlü lideri haline geldi.
Rus sosyal-demokrasisi tarihinde ilk kez olarak Petersburg İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Savaşım Birliği, bilimsel sosyalizmin eğitimi ile işçi hareketi yönetimini birleştirdi. 1896’da, Birlik, Petersburg’daki 30.000 tekstil işçisinin grevini yönetti. Bu savaşımın başarısı büyük oldu ve çarlık hükümeti işgününü yasal olarak 11,5 saat olarak sınırlandırmak zorunda kaldı. Bu, daha şimdiden işçi sınıfının bir başarısıydı. Petersburg grevleri, Rusya tarihinde yeni bir dönem, halk devriminin hazırlanması dönemini başlattı. Bu andan (sayfa 165) başlayarak, işçi yığınlarının hareketi, marksistlerin yönetiminde büyüyecektir. Savaşım Birliğine benzer örgütler öteki kentlerde de doğacaktır.
İşçi hareketinin yükselişi, 20. yüzyılın başında, 1900-1903 iktisadi bunalımının sonunda özellikle coşkun bir hal aldı. Bu iktisadi bunalım, Rusya’da, 3.000’e yakın işyeri ve fabrikanın kapanmasına, onbinlerce emekçinin işlerini kaybetmesine neden oldu. İşçi sınıfı, yeni savaşım biçimlerine, siyasal grevlere, gösterilere geçmeye başladı. 1901’de, ilk kez olarak, Petersburg, Moskova, Harkov, Kiev vb. işçileri “kahrolsun otokrasi” sloganıyla sokağa döküldüler. Petersburg’un Obukov fabrikası emekçilerinin grevi, özellikle direnen grev oldu. 1 Mayısı bayram olarak kutlamış oldukları için işlerinden çıkarılan arkadaşlarının yeniden işe alınmalarını ve 1 Mayıs gününün bayram günü olmasını istiyorlardı. Grev, çarlık birlikleriyle çarpışmaya değin vardı. 1902’de grevler ve gösteriler birçok kentte patlak verdi. Pek çoğu birlikler tarafından gaddarca bastırıldı. Don üzerindeki Rostovlu işçilerin grevi çok önemli bir grev oldu; polis, grevcilerin yanına yaklaşamadı, grev, ancak askerî birliklerin gelmesiyle ezildi.
1903 yazında, siyasal genel grevler, Rusya’nın bütün güneyini kapladı. Transkafkasya’nın ve Ukrayna’nın birçok kentlerine yayıldı ve grevlere katılanların sayısı 200.000’i aştı.
RSDİP’NİN KURULUŞU
20. yüzyılın başında, Rusya’da, bir devrimin nesnel öncülleri vardı: kapitalizmin nispeten yüksek olan gelişme düzeyi, gereksinmeler altında ezilmiş milyonlarca köylüyle ittifak halinde bulunan proletaryanın varlığı, güçlü bir ulusal kurtuluş hareketi. Toprak köleliği kalıntılarıyla daha da şiddetlenen emperyalizmin çelişkileri, kritik bir noktaya varmıştı ve bu çelişkiler, devrimle çözümlenebilecekti. Kapitalist sömürünün, toprak köleliğinin kalıntılarıyla, ulusal baskıyla ve tüm siyasal ve toplumsal yaşam üzerinde çarlığın (sayfa 166) hüküm sürmesiyle büsbütün ağırlaştığı Rusya, dünya emperyalist zincirinin en zayıf halkası haline gelmişti.
Bu halkayı koparmak için, yani devrim için yalnız nesnel hazırlayıcı koşulların varlığı yeterli değildi, öznel hazırlayıcı koşullar da, yani ileri sınıfın devrimci yetenekte olması ve bu isteği duyması da gereklidir; bu istek ve yetenek, ileri sınıfın bilinciyle ve örgütüyle belirlenir. Yığınların devrimci kabarışının bir yol göstericiye, bir siyasal örgütleyiciye, bir yönetici güce gereksinmesi vardı. Yalnızca ilerici bir teoriyle donatılmış devrimci bir proletarya partisi, işçi sınıfının savaşımının başına geçebilirdi. Yalnızca parti işçi sınıfını eğitebilir, onu, bütün halk için savaşım veren bir güç haline getirebilir, çeşitli akımları (proletaryanın sınıf savaşımını, köylülerin toprak için demokratik savaşımını, halkların ulusal kurtuluş savaşımını), bir dalga halinde birleştirebilirdi.
Daha 1898’de, sosyal-demokrat dernek ve örgütlerin kongresi toplandığı zaman böyle bir parti kurma işine girişilmişti. Kongre, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin (RSDİP) kuruluşunu bildirmişti. Gerçekte, parti mevcut değildi. Partinin ne programı, ne de tüzüğü kabul edilmişti ve seçilmiş olan Merkez Komitesi az sonra tutuklanmıştı. Yerel sosyal-demokrat örgütler dağılmıştı. Bazı örgütler içinde “ekonomizm” denilen oportünist akım üstün durumdaydı. “Ekonomistler”, mevcut rejimi değiştirmek için siyasal savaşımı reddediyorlar, ekonomik reformlar için savaşımla sınırlı kalmayı öneriyorlardı.
Partiyi yaratmak için, bütün devrimci marksist güçleri, biraraya toplamak, birleştirmek zorunluydu, şu halde yapılacak şey, partinin durumunu açık-seçik olarak ve kesinlikle tanımlamak ve bütün oportünist unsurlardan partiyi uzak tutmaktı. Yeni tipte bir parti yaratmak, yöneticilerinin, işçilerle kapitalistler arasında bir anlaşmaya varmaya uğraştığı ve proletaryanın iktidarı eline geçirmesinden vazgeçtikleri Batı Avrupa partilerinden farklı bir parti yaratmak gerekiyordu.
Lenin, bu yeni tipteki partinin örgütleyicisi oldu. 1895 (sayfa 167) devrimci eylemi yüzünden tutuklanan Lenin, hapiste ve sürgünde beş yıl geçirdi. Sürgün sona erince, Lenin, Rusya dışına gitmek zorunda kaldı, orada Plehanov ve öteki sosyal-demokratlarla birlikte Iskra (“Kıvılcım”) gazetesini kurdu. Lenin’in İskra’sı sosyal-demokratların ideoloji ve örgüt planlarında devrimci birliğini sağlamak için büyük bir çaba gösterdi. İskra, “ekonomistler”in burjuva etkisini proletarya saflarına taşıdıklarını göstererek maskelerini düşürdü, partinin bir program ve tüzük taslağını hazırladı, RSDİP’nin II. Kongresinin toplantı hazırlıklarını yaptı.
1903’te toplanan II. Kongre, önce gizli olarak Brüksel’de, sonra da Londra’da çalıştı. Rusya’da marksist bir işçi partisi kurdu, bir program ve tüzük kabul etti ve yönetici organlarını seçti. Program, partinin başta gelen amacını, gerçekleşmesi, esas olarak, sosyalist devrimin tamamlanması koşuluna bağlı olan devrimci iktidarın kurulmasını ve burjuva demokratik devrimiyle varılacak en öndeki hedefleri de kaydediyordu: otokrasinin devrilmesi ve demokratik bir cumhuriyetin kurulması, sekiz saatlik işgünü, kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahip olacak olan bütün uluslar arasında tam bir eşitlik, köyde toprak köleliği kalıntılarının yokedilmesi. Bu programın önderliğinde, parti, Rus işçi sınıfının, çarlığın devrilmesi ve kapitalizmin ortadan kaldırılması yolundaki savaşımının başına geçti.
Kabul edilen yönetmeliklerle, partinin içyapısında demokratik merkeziyetçilik ilkesi onaylandı. Kongre, oportünist özerklik ve federalizm ilkesini geri çevirdi.
Kongre sırasında, Lenin’in yandaşları ile hasımlarının program ve taktikle ilgili birçok sorun üzerinde karşı karşıya geldikleri görüldü. Partinin yönetim organlarının seçimi sırasında, Lenin yandaşları, oyların çoğunluğunu aldılar, onların “bolşevik” adı (bolşinstvo – çoğunluk) buradan gelir, azınlıkta kalan Lenin’in hasımlarına ise “menşevik” (menşinstvo – azınlık) adı verildi. (sayfa 168)
Bütün Rus toplumunu sarsan çelişkiler, Ocak 1904’te başlayan Rus-Japon savaşı ile derinleşmişti. Savaş, emekçilerin durumunu daha kötüleştirdi. Ulusal ekonomi sarsılmıştı. Fiyatlar yükseliyordu, bu da emekçilerin gerçek ücretlerinin %25 oranında düşmesi demek oluyordu. Erkeklerin askere alınmaları yüzünden tarım işletmelerinde kolgücü sıkıntısı vardı. Bütün bunlar emekçilerin hoşnutsuzluğuna neden oluyordu. Çar birlikleri yenilmişti, çarlık, bir savaşı yürütmek ve ülkeyi yönetmek yeteneğinde olmadığını göstermişti. Yalnız bir devrimin çözümleyebileceği bir ulusal bunalım olgunlaşıyordu. Devrim, 9 Ocak 1905 olaylarından, çarın, emekçilerin barış yanlısı gösterilere karşı ateş açılması emrini verdiği olaylardan sonra patladı ve 1907’ye değin sürdü.
Bu ilk Rus devrimi, bir burjuva devrimiydi, çünkü, doğrudan doğruya kapitalizmi yıkmayı hedef tutmuyor; toprak köleliği kalıntılarını yoketmek amacını güdüyordu. Bununla birlikte, devrim, gene de bir halk devrimiydi, çünkü demokratik bir cumhuriyetin kurulmasını, sekiz saatlik işgününün yasalaşmasını, büyük mülk sahiplerinin topraklarının zoralımını isteyen devrimin başlıca güçleri, proletarya ve köylü sınıfıydı.
Bu devrim, emperyalizm çağının ilk burjuva demokratik devrimi oldu. Devrimin başında, Batı devrimlerinde görülmüş olduğu gibi burjuvazi değil proletarya vardı. Toprak davasını köylülüğün yararına çözümlemeyi kendisine başlıca amaç edindiği ölçüde, köylü niteliğinin ağır bastığı bir devrimdi bu. İçeriğiyle burjuva demokratik olan devrim, yönetimi ve savaşım yöntemleriyle proleter devrimdi; başarı kazanıldığı takdirde sosyalist devrime dönüşmeliydi.
İşçilerin ve köylülerin kahramanlığına karşın, devrim yenilgiye uğradı. Henüz işçi sınıfı ile köylülük arasında sağlam bir ittifak kurabilecek noktaya ulaşılamamıştı, ve bu iki sınıf birbirinden ayrı hareket ediyorlardı. Askerlerin çoğunluğu çara bağlı kaldı ve devrimin bastırılmasında yer aldı. İşçiler (sayfa 169) bile kendi hareketlerini yeteri kadar bağdaştıramadılar. Hareket, kentlerde hep birden, aynı zamanda başlamadı. İşçi sınıfının yönetimi tek elden yapılmıyordu; işçi hareketi içinde burjuvazinin ajanlığını yapan menşeviklerin bölücü davranışları, işçi sınıfının çarlık üzerindeki baskısını zayıflatıyordu. Başka ülkelerin emperyalistleri devrimi vurmak için krediler vererek çarlığa ciddi bir dayanak oldular.
İlk Rus devrimi, devrimci hareketin merkezinin Rusya’ya kaydığını doğruladı. Devrimin, dünya işçi hareketinde ve ulusal kurtuluş hareketinde kuvvetli bir yankısı oldu. 1905-1907 devrimi, Rus proletaryası için çok önemli bir savaşım deneyimi oldu. Şubat 1917 burjuva demokratik devriminin ve Ekim Sosyalist Devriminin bir çeşit genel provası oldu.
Rus emekçilerinin siyasal bilinci bir yılda dev bir sıçrayış yaptı. 9 Ocak 1905’te emekçiler hâlâ çara inanıyorlardı, yaşam koşullarını düzeltmesini istemeye gidiyorlardı. Aralık 1905’te, işçi sınıfı kendi özgürlüğünü kazanıyordu. Ocak 1905’te 440.000 işçi grev yapmıştı; oysa bundan önceki 10 yıl içinde grev yapanların sayısı, ancak 430.000’di. Yalnızca 1905 yılı içinde 3 milyon sanayi işçisi greve katıldı. Hiç bir ülke bu çapta bir grev hareketi tanımamıştı.
Rusya’nın bölgelerinin yarısından çoğu, köylü hareketinden etkilendi. Köylü hareketi Ukrayna, Transkafkasya ve Doğu-Baltık ülkelerinde (Estonya, Letonya, Litvanya’da) kendini gösterdi. İşçi ve köylü ittifakı ve çeşitli ulusal toplulukların işçileri arasındaki birlik, devrimci savaşım ateşinde kurulup sağlamlaştı.
Bütün sınıflar ve partiler, devrimde yer aldılar. Rus burjuvazisi, açıkça çarlıktan yana geçti ve böylece karşı-devrimci niteliğini ortaya koydu.
1905’te, daha önce bilinmeyen, silahlı ayaklanmaya dönüşen siyasal genel grev gibi savaşım biçimlerinin ortaya çıktığı görüldü.
Devrim sırasında, bizzat yığınlar işçi vekillerinin sovyetlerini yarattılar, Bunlar, yeni bir devlet iktidarının embriyon (sayfa 170) biçimleri oldular.
Bolşevik partisi büyük bir siyasal deneyim kazandı. Barikatlarda, yığın içinde yetki elde etti, safları kabardı, artık bir yığın partisi oluyordu.
1905 devriminden alınan derslerden ve edinilen deneyimlerden 1917 Ekim Devriminde yararlanıldı.
ŞUBAT 1917 BURJUVA DEMOKRATİK DEVRİMİNİN ZAFERİ
1905-1907 devriminin yenilgisinden sonra korkunç bir gericilik dönemi başladı. Tenkil birlikleri, son devrim ocaklarını da eziyorlardı. Binlerce işçi, köylü ve aydın zindana gönderilmişti. Ama çarlık da, artık aynı çarlık değildi, güçleri zedelenmişti. Mutlakiyette bir gedik açılmıştı; bu gedik, yavaş yavaş ama ara vermeden genişliyor, eski ortaçağ düzenini zayıflatıyordu. Çarlık göstermelik bir parlamento, devlet duması kurmak, sendikalara, legal devrimci yazıların yayınlanmasına izin vermek zorunda kaldı. Bolşevik partisi yeraltına inmişti.
Yeni devrimci dalga, 1910 yılının ikinci yarısında başlıyor. Başlangıçta çok yavaş, sonra gittikçe daha çabuk büyüyor. 1914’ün altı ayı içinde yaklaşık olarak 1,5 milyon grevci vardı, 1905 yazından daha fazla. Petersburg’da, Lodz’da ve başka bazı kentlerde barikatlar ortaya çıktı. Ama savaş devrimci atılışı kırdı.
Birinci Dünya Savaşı, kapitalizmin genel bunalımının başlangıcını işaret etti. Kapitalizmin emperyalist dönemde eşit olmayan ve sıçramalı gelişmesi, kapitalist dünya sisteminin dengesinde sert bir kopmayı ortaya çıkardı. Dünyanın paylaşılmasını sağlaması gereken savaş, kapitalizmi zayıflatıyor, vurulabilir, yararlanılabilir bir duruma getiriyordu, işte bu dönem içindedir ki, Lenin, sosyalist devrimin marsist teorisini geliştirerek emperyalizm altında, devrimin başlangıç olarak bir ya da birkaç ülkede zafere ulaşmasının olanaklı olduğu, devrimin bütün ülkelerde birden aynı zamanda zafere ulaşmasının olanaklı olmadığı sonucunu çıkardı.(sayfa 171) Lenin kapitalist ülkelerin emperyalizm döneminde, siyasal ve iktisadi gelişmelerindeki eşitsizliğin daha da kuvvetlendiği olgusuna dayanarak bu sonuca varıyordu. Bu gelişme eşitsizliği, devrimin de eşit olmayan bir şekilde olgunlaşmasına yardım ediyordu. Rusya, bu eşit olmayan siyasal gelişmenin çok parlak bir örneğiydi. Çok kısa bir zaman içinde, siyasal planda öteki ülkelere yetişmiş ve devrimci hareketin merkezi haline gelmişti; Rus proletaryası, uluslararası işçi hareketinin öncü müfrezesi durumuna geldi. Lenin’in teorisine göre devrim, iktisadi ve siyasal koşulların olgunlaştığı yerde patlak vermelidir. Bu teori, ayrı ayrı ülkelerin devrimci proletaryasının eylemine hız verdi.
Demek ki, Rusya, sosyalist devrime en çok hazırlıklı olan ülkeydi, emperyalist zincirin en zayıf halkasıydı. Rusya’da devrimin birinci ve en öndeki hedefi, çarlığın devrilmesi ve feodal kalıntıların ortadan kaldırılmasıydı; aynı zamanda, burjuva demokratik devrimi sosyalist devrime dönüştürme olanakları 1905’e oranla şimdi daha kuvvetliydi. On yılı aşan süre içinde proletarya güçlenmişti. Savaşın çetin okulundan geçmişti. Köylü arasında farklılaşma daha da derinleşmişti. 1916’da, Asya’daki ve Kazakistan’daki ayaklanmaların gösterdiği gibi, ulusal kurtuluş hareketi genişlemişti.
Rusya savaşa hazır değildi. Yeteri kadar silahlı olmayan ve iyi komutanlardan yoksun bulunan çarlık ordusu, askerlerinin özverisine karşın, yenilgilere uğruyordu. Savaş, emekçilere açlığı, soğuğu getiriyordu, sayısız kurbanlara ve bu da yığınların hoşnutsuzluğuna neden oluyordu. 1914’ün ikinci yarısında, 35 bin grevci vardı. 1915’te 500.000’den fazla. Ve 1916’da bir milyondan fazla. Köylerde, köylüler, evlerini yaktıkları büyük toprak sahiplerinin buğdayına ve araçlarına elkoyuyorlardı. Ordu içinde de devrimci nitelikte hareketler çoğalıyordu. 1917 Şubatında, Petrograd’da, Putilov fabrikasının işçileri greve giriştikleri zaman, önemli olaylar patlak verdi. Kısa bir zaman içinde öteki fabrikalar da bu işçilere katıldılar. 23-26 şubat günlerinde bolşeviklerin çağrısı üzerine gösteriler yapıldı. Polis bunları dağıtamadı ve 27 şubatta (sayfa 172) devrim bütün başkenti kaplamıştı. Garnizonun erleri, işçilerle birleştiler. Otokrasi o gün devrildi. Burjuva demokratik devrim zafere ulaşmıştı. Proletarya, üniforma altındaki köylü müttefiki ile birlikte başlıca etkin güç olmuştu. Geniş halk yığınlarının katılışı, burjuva demokratik devrimin sosyalist devrime dönüştürülmesi için elverişli koşulları yaratıyordu. (sayfa 173)
kaynak:
muratuz.blogspot.com
