Salat Kelimesinin Kitap Kaynaklı Anlamı
Namaz kelimesinin Kuran-ı Kerim’de geçen ifadesi “salat” tır. Bu konuda pek çok değişik sitede değişik açıklamalar ve pek çoğu kendi fikirlerini yazıyor. Başka insanların fikirleri ile yaşayanlar o insanların inancına sahip olurlar bu inan hiçbir zaman Tanrı’nın gerçek inancı olmaz. Burada “salat” kelimesinin anlamı ile ilgili bilimsel yazılara ulaşabilirsiniz.
1. Sırtın ortası
“الصلا وسط الظهر منا و من كل ذى اربع ”1
Salâ, sırtın ortasıdır. Asâ veznindedir, İnsanın ve her dört ayağı olanın sırtının ortasına salâ denir.2
2. Kuyruk sokumu bölgesi
“ما انحدرمن الوركين او الفرجة بين الجاعرة والذ نب او ما عن يمين الذ نب
و شماله و هما صلوان”3
Her dört ayağı olanın uyluklarının bitiştikleri yere denir ki yancak tabir olunur yahut dübür ile kuyruğu aralığına denir yahut kuyruğun sağ ve sol taraflarının her birine denilir, iki tarafına salevân (صلوان) denir ki tesniye’dir (ikili), cem’i salevât (صلوات) ve fetha ile aslâu (ا صلاء) gelir.4
3. Duâ
“الدعاء : Kelimenin mânâlarının aslı budur. Cevherî (v.400/1009) bunu özellikle belirtmiştir.5 “و صل عليهم ”6 âyeti bu mânâda olup; ‘onlara duâ et’ anlamındadır. Birisine duâ edilince “صلى على فلان ” denilir. A’şâ’nın7 beytinde de: “صلى على د نها وارتسم” yani, “küpüne ekşimesin, bozulmasın diye duâ etti”8 şeklinde kullanılmıştır. Hadis-i şerîf’te de “و ان كان صائما فليصل ”9 şeklinde buyurulur; “hayır ve bereketi için duâ etmek” mânâsındadır. Her duâ eden “musallî” dir.”10
“هو الذي يصلي عليكم”11 âyetinde olduğu gibi, salât’ın, Allah (c.c.)’tan olunca “rahmet” mânâsına geldiği12, Kullardan olunca, “duâ” anlamında olduğu, Allah (c.c.)’tan olursa, “mağfiret”, meleklerden olursa “istiğfâr” anlamında kullanıldığı söylenmiştir.13 Âyetteki Allah (cc.c.)’ın kullarına salât’ı hakkında, müfessirler beş görüş öne sürmektedirler:
1.Rahmeti [رحمته],14
2.Mağfireti [مغفرته],
3.Senâsı [ثناؤه],
4.Kerâmeti/İkrâmı [كرامته],
5.Bereketi olduğudur [بركته].
Meleklerin salâtı hakkında ise, iki görüş nakledilmektedir:
1.Duâları [دعاؤهم],
2.İstiğfârları olduğudur [استغفارهم].15
“Salât Allah azze ve celle’nin Rasûl’ü (s.a.v.) üzerine “hüsn-ü senâsı” dır denilmiştir. “اؤلائك عليهم صلوات من ربهم و رحمة ”16 ayetinde bu anlamdadır.”17
Salât, duâ anlamına geldiği gibi Kur’ân-ı kerîm’de “dua etme” fiilinin salât anlamına kullanıldığı da söylenmiştir. Örneğin, “ الذين يدعون ربهم بالغداة والعشي” âyetinin18 tefsîrinde Mücâhid (d.21-v.103), “قال يعني صلاة المكتوبة ”der.19 Yine “ولا تطرد الذين يدعون ربهم بالغداة والعشي ” âyet-i celîlesi20 ile ilgili olarak “ يعني المصلين ” der.21 En’âm sûresinde yer alan bu âyeti celîle ile ilgili olarak Kurtubî (v.671/1272), yine Mücâhid’e atfen “burada duâ’dan maksad, farz namazları cemaatle kılmaya özen göstermektir” demektedir.22
4. Lüzum/Bağlanma
“Saliye’r-raculu -رضي gibi- “لزم ”23 mânâsınadır. Zeccâc (v.311/923)’ın dediğine göre, “salât’ta asıl olan mânâ budur.”24 Namaz bu şekilde (salât diye) isimlendirilmiştir, çünkü namazda, Allah’ın farz kıldığına bağlanma vardır. Aynı zamanda namaz, kendisine bağlanılması emredilen farzların en büyüklerindendir.”25
5. Yarışta ikinci gelen
“Hz. Ali (r.a.)’ye nisbet edilen bir sözde26 şöyle geçmektedir;
“سبق رسول الله و صلي ابو بكر و ثلث عمر و حبطنا الفتنة فما شاء الله”
Yani, “Rasûlullah (s.a.v.) birinci oldu, Ebû Bekir birincinin ardından ikinci oldu, Ömer üçüncü oldu. Fitneler bizi oyaladı, bu da Allah’ın bir dilemesi…’”27
“Bu ifâdenin aslı, at yarışından alınmadır;
“اذا تلا السا بق صلي الفرس تصلية ”28
Koşu atlarının birincisinin hemen ardından gelen at, bu şekilde ifâde edilir. Birinci atın hemen ardından gelen ata “ مصلي/“musallî” denir, zira onun başı birincinin “salâ / صلا ” 29 kısmının hizâsındadır.” 30
6. Nebiye tabi olma
Râğıb el-İsfehânî (v.425/1034), “ لم نك من المصلين”31 âyeti için, “ أي: من اتباع النبيين” yani, “Nebî’lere tâbi olanlardan değildik” mânâsındadır, der.32
7. Yardım
Ebu’l-Bekâ (v.1094/1683), İbn-i Abbâs (v.68/687)’ın33 talebelerinden olan Tabiîn müfessirlerinden, Mücâhid’den şu nakli verir:
“قال مجاهد: الصلاة من الله التوفيق والعصمة ومن الملائكة العون والنصرة ومن الأمة الإتباع ”
Salât, “Allah’tan tevfîk ve ismet, Melekler’den inâyet ve yardım, ümmet’ten ise ittibâ’dır.”34
8. İn’itaf/Eğilmek
Ebu’l-Bekâ, Külliyât’ında şöyle der:
“Hakikatte salât kelimesinin mânâsı konusunda şüphe edilse de tamamen bir asla rücû eder, müşterek lafız olduğunu da zannetmiyoruz. İstiâre de değildir. Salât’ın mânâsı ma’kûlen ve mahsûsen “ عطف / atf”tır.35 Gerçekten de salât, aslında cismânî olarak in’itâf’tır, çünkü onda salaveyn’in hareketi söz konusudur. Daha sonraları rahmet ve duâ için kullanılmaya başlanmıştır ki ikisinde atf-ı manevi vardır.”36
9. Salât Mekanı
“Salevât Yahûdîlerin Havra’larıdır.37 Bunun İbn-i Abbas’ın açıklaması olduğunu İbn-i Cinnî (v.392/1002) bildirmiştir. İbâdetlerinin mekânı olduğu için böyle isimlendirilmiştir. Salevât Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyette geçer, “…yokolur giderdi savâmi’, biye’, salevât, mesâcid”38 “İbrânice aslının ‘salûta’/ صلوتا olduğu söylenmiştir. Bu kelime çeşitli şekillerde okunmuştur.39 Bu kıraatlerin en kuvvetlisi, çoğunluğun okuduğu şekil olup o da Salevâttır, sonra onu, sılevat, sulevat, suluvat40 şeklinde okuyuşlar takip eder. Diğer okuyuşlar tahriftir. Süryâni ve Yahûdi lügatine bağlama vardır.41 Kelbî’nin dediğine göre, salevât Yahûdîlerin mescidleridir, Cahderî’ye42 göre ‘salus’ (صلوث ) Hristiyanların mescidleridir, Kutrub’a43 göre ‘salus’ (صلوث ) bazı Hristiyan beytleridir.”44
10. İbâdet-i Mahsûsa
Râğıb el-İsfehânî şöyle der:
“Salât rüku’lu secde’li bir ibâdettir.45 Şeriatlerdeki uygulanış şekli değişse de Şeriat’in kendisinden vazgeçmediği bir ibâdettir; bundan dolayı Cenâb-ı Allah “ ان “الصلاة كانت علي المؤمنين كتابا موقوتا. buyurmuştur.”46 Zebîdî, hocasının salât kelimesine dâir Râğıb’ın bu yorumu için yaptığı açıklamayı verir. Bu açıklama, kelimenin Arap dilinde kullanılışı ile Şeriatin terbiyesinden geçmiş bir zihnin kelimeye yüklediği anlam arasındaki farkı vurgulaması açısından önemlidir;
“Şeyhimiz dedi ki; “Bu şer’i bir hakikat’tir, Arabın kelâmında buna delâlet yoktur, ancak duâyı kapsadığından dolayı böyle denmiştir ki, asıl mânâsı budur.”
Zebîdi, bu ibâdetin neden salât olarak isimlendirildiğine dâir nakilleri verir ve şu bilgileri aktarır: “İbnu’l Esir, “bazı cüzlerinden dolayı böyle isimlendirilmiştir ki onun kapsadığı cüzlerden birisi de duâ’dır” demiştir.47 Misbâh’ta, “duâ’yı iştimâlinden dolayıdır” şeklinde geçer.48 Râğıb, “bu ibâdet, kapsadıklarıyla isimlendirilen şeyler gibi isimlendirilmiştir” demiştir.49 Denildiğine göre salât, lügatte duâ, ta’zim, rahmet ve bereket için kullanılan müşterek bir kelimedir.”50
11. Ateşle İlgili Anlamları
a. Ateşte Doğrultma, Ateş ile Doğrultma
“ صلي عصاه علي النار تصلية و تصليها لوح.”51 “Baston ve benzeri şeyleri ateşe tutma, ateşte fırınlama/eskitme bu şekilde ifade edilir. Sıhâh’ta belirtildiğine göre “leyyenehâ ve gavvemehâ” denir, yani “yumuşatma ve kıvama getirmek için ateşe tutma” bu şekilde ifâde edilir. Kays b. Zuheyr52 şöyle demiştir:
فلا تعجل بامرك وا ستدمه فما صلي عصاك كمستديم 53 “İşinde acele etme ve devam et… bir işe devam eden gibi asanı doğrultan olmaz.”
b. Ateşe atma
“صلاه: القاه في النار للاحراق كاصلاه و صلاه / تصلية / ادخله اياها واثواه فيها .”54 Salâ, “yakmak için ateşe atmak demektir, ateşe sokma ve oraya yerleştirme demektir.”
c. Kebab yapma, Kızartma, Güneşte Pişirme
“صلي اللحم و غيره با لنا ر ” Et ve benzeri şeyleri ateşte pişirme, eti kebab yapma anlamına gelir. Güneşte pişirilmiş et için ‘ مصلية /maslıyye’ dendiğine dair Zemahşeri’nin (v.538/1143)55 bildirdiği bir söz vardır.” 56
d. Ateş Tutuşturma, Ateş Yakma, Ateşle Isınma
“الصلاء ”, ‘وقود .’ Yani ‘yakacak’ demektir. Kendisiyle ateş yakılan şeylere denir. اصطلي : إ ستدفأmânâsındadır. İstedfee: ‘ateşle ısındı’ demektir, yine aynı şekilde,اصطلي با لنار , ateşle ısındı demektir. “ لعلكم تصطلون” âyetinde57 bu şekildedir.”58
e. Ateşten Kurtulma
Râğıb el-İsfehânî şöyle der:
“Sallâ’r-racülü ifâdesinin anlamı kişinin kendisini bu ibâdet ile tutuşturulmuş ateşten koruması demektir. Bu fiilin binâsı ‘ مرض’ fiilinin binâsı59 gibidir. “Merraza” fiili hastalığın izâlesi anlamına geldiği gibi ‘sallâ’da böyledir.”60
f. Ateşin Hararetine Tahammül, İşin Şiddetini İfade Etme
صلي باالنار : “ قاسا حرها ” şeklinde anlamlandırılmıştır. “Ateşin hararetine katlanmak, tahammül etmek” demektir. “Bir işin şiddetine ve zahmetine katlanmayı, tahammül etmeyi ifâde etmek için “ صلي بالامر” denir.”61
12. Yüz
“Salâye صلاية /veya hemze ile salâe صلائة / , lügatte cephe/öntaraf mânâsındadır.62 “نظرت الي مصطلاه ” ifâdesi “yüzüne baktım” anlamındadır. Buradaki “mustalâhu” kelimesi “ وجهه و اطرافه ” yani, “yüzü ve etrâfı mânâsınadır”, bu bilgiyi Zemâhşerî63 nakletmiştir.”64
13. Vurmak, Hile, Tuzak
“Mecâzî olarak birisine dalavere yapmak, aldatmak, kandırmak, tuzak kurmak mânâsındadır.65 صليت أوصليت لفلان denir, sülâsi ve rübâi olarak kullanılır. Sıhâh’ta ve Tehzîb’de “birisine zarar vermek, birisini helak etmeye çalışmak” mânâsına geldiği söylenmiştir.”66
الصلو / es-Salvu, Sâd’ın fetha ile okunuşuyla bir kişinin yada dört ayağı olanların “صلا / salâ” denilen yerlerine vurmak demektir.67 “Mıslât مصلا ة / , mim’in kesra ile okunmasıyla “ شرك ينصب للصيد” av için kurulan tuzak demektir. Tehzîb’de “kuşlar için”68 hazırlanan tuzak şeklinde geçer. Cemisi ( مصالي)’dir.”69
14. Eşeğin Dişisini Yola Sokması
“ صلي الحمارأ تنه تصلية طردها و قحمها الطريق ”70
Erkek eşeğin dişilerini yola sokması bu şekilde ifade edilmektedir. “صلي الحمار أ تنه ”, “Erkek eşek dişilerini yola soktu” demektir.71
15. Bir tür bitki
“ صليان, “Devenin ekmeği” diye isimlendirilen bir tür bitkidir. مصلاة , mîm’in fethiyle, “sıllıyân / الصليا ن denilen bitkinin çok olduğu yere” denir.”72
16. Bir Tür Taş
صلاية, attarların kullandıkları ve koku ezdikleri, somaki dedikleri bir taştır.73
“Salâye: ‘ مدق الطيب’, yani, ‘kokunun ezildiği bir tür taş veya havandır.’ Sıhâh’ta74 fihr75 olarak açıklanmıştır. İmru’l-Kays şöyle der:
مداك عروس او صلاية حنظل ”76
İmru’l-Kays bu beytinde atının sırtını salâye’ye benzetmiştir. Salâye ise; “Ebû Cehil karpuzlarının kurudukları zaman çekirdeklerinin ezildiği düz ve geniş taşa denir.”
“Salâye, شريحة خشنة غليظة من القف .”77 Salâye; “kuruluktan dolayı sert ve sağlam olan ince uzun deri şeritlere denmektedir.”
kaynak kuranda salat kavramı adlı yüksek lisans tezinden bir bölümdür…
tezin sahibi yaşar doğru…
kaynak: http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=6278
detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.
