Sur (Tyre): Haçlı Kalıntıları, Surlar ve Binlerce Yıllık Kale Şehir
Lübnan’ın en güneyindeki büyük şehir olan Sur (antik adıyla Tyros, İngilizce Tyre), Akdeniz tarihinin en efsanevi şehirlerinden biridir. Fenikelilerin en güçlü şehir devleti, Kartaca’nın kurucusu, Büyük İskender’i aylarca durduran ada kalesi ve Haçlıların Doğu Akdeniz’deki en dayanıklı kalelerinden biri olan Sur, binlerce yıllık tarihini bugün de kıyıdaki arkeolojik alanlarda, Haçlı katedralinin kalıntılarında ve eski şehrin dar sokaklarında yaşatır. 1984 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan şehir, Lübnan’ın en önemli tarihi miraslarından biridir.
Sur’da Biblos ya da Sayda’daki gibi ayakta duran büyük bir kale yoktur. Haçlıların yaklaşık 170 yıl boyunca savunduğu güçlü surlar ve kaleler, 1291’de Memlükler tarafından büyük ölçüde yıkılmıştır. Ancak şehrin arkeolojik alanları, Haçlı katedralinin kalıntıları, Fatımi ve Memlük dönemlerinden kalma yapılar ve eski limanın çevresi, Sur’un ne kadar güçlü bir kale şehri olduğunu anlamak için yeterli ipuçları sunar. Bu yazıda Sur’un Fenike’den Haçlılara uzanan savunma tarihini, ayakta kalan kalıntıları ve şehri ziyaret etmek için bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.

İçindekiler
- Genel Bilgiler
- Ada Şehir: Fenike Sur’u
- Kartaca ve Elissa
- Büyük İskender’in Kuşatması
- Roma ve Bizans Dönemi
- Fatımi Dönemi
- 1124: Haçlıların Fethi
- Selahaddin’e Direnen Şehir
- Montferratlı Konrad
- Haçlı Katedrali
- Surlu Guillaume
- Barbarossa Efsanesi
- 1291: Memlüklerin Gelişi
- Haçlı Surları ve Kaleleri
- El-Mina Arkeolojik Alanı
- El-Bass Alanı ve Hipodrom
- Eski Şehir ve Liman
- Osmanlı Döneminde Sur
- Modern Kazılar
- Fotoğraf İpuçları
- Ziyaret Bilgileri
- Ulaşım
- Ne Zaman Gidilmeli?
- Seyahat Uyarısı
- Melkart Tapınağı ve Herodot
- Sur Moru
- Venedikliler ve Ticaret
- Sur Camı
- Bir Kale Şehir Olarak Sur
- Sur Mutfağı
- Hiram Mezarı
- Sık Sorulan Sorular
- Video
- Neden Önemli?
- Yakındaki Kaleler
Genel Bilgiler
- Adı: Sur (Tyros, Tyre)
- Konumu: Güney Lübnan Valiliği, Lübnan
- UNESCO: 1984’ten beri Dünya Mirası
- Haçlı dönemi: 1124-1291
- Önemli kalıntılar: Haçlı katedrali, El-Mina ve El-Bass arkeolojik alanları, Roma hipodromu
- Kale durumu: Haçlı surları ve kaleleri büyük ölçüde yıkılmış; kalıntılar dağınık halde
- Uzaklık: Beyrut’a yaklaşık 80 km, Sayda’ya yaklaşık 40 km
Koordinatlar: 33.2705° K, 35.1960° D
Google Haritalar’da Sur (Tyre) eski şehri
Ada Şehir: Fenike Sur’u
Sur’un adı, Fenike dilinde “kaya” anlamına gelen bir kelimeden türemiştir. Bu ad, şehrin kökenine işaret eder: Antik Sur, kıyıdan yaklaşık 600-700 metre açıkta, kayalık bir adanın üzerine kurulmuştu. Kıyıda da şehre bağlı bir yerleşim bulunuyordu; antik kaynaklar bu kara şehrini “Eski Sur” (Palaityros) olarak anar. Ada üzerindeki şehir, denizle çevrili olması sayesinde neredeyse alınamaz bir kaleye dönüşmüştü.
MÖ 1. binyılın başlarında Sur, Fenike şehirlerinin en güçlüsü haline geldi. Kral Hiram döneminde (MÖ 10. yüzyıl) şehir genişletildi, tapınaklar ve limanlar inşa edildi. Eski Ahit’te Hiram’ın, Kudüs’teki tapınağın yapımı için Kral Süleyman’a sedir ağacı ve usta işçi gönderdiği anlatılır. Sur’un denizcileri ve tüccarları, Akdeniz’in dört bir yanına yayıldı; Kıbrıs’tan İspanya’ya kadar uzanan geniş bir ticaret ağı kurdular.
Sur, özellikle mor boyasıyla ünlüydü. Murex salyangozlarından elde edilen bu boya, “Sur moru” olarak bilinir ve antik dünyanın en değerli lüks ürünlerinden biriydi. Roma döneminde imparatorların giysilerinde kullanılan bu renk, Sur’un zenginliğinin ve ününün simgesi haline geldi.
Adanın sağladığı doğal savunma, Sur’un pek çok güçlü düşmana direnmesini sağladı. Asur kralları şehri defalarca kuşattı, ancak tamamen ele geçiremedi. MÖ 6. yüzyılda Babil kralı Nebukadnezar’ın Sur’u 13 yıl boyunca kuşattığı aktarılır. Bu kuşatma, şehrin ağır bir bedel ödemesiyle sonuçlansa da ada şehri teslim olmadan bir anlaşmayla sona erdi.

Kartaca ve Elissa
Sur’un Akdeniz tarihindeki en büyük mirası, kuşkusuz Kartaca’dır. Antik geleneğe göre MÖ 9. yüzyılın sonlarında Sur kralının kız kardeşi Elissa (Romalıların Dido olarak andığı prenses), kardeşiyle yaşadığı anlaşmazlık sonrasında bir grup Surlu ile birlikte denize açıldı ve bugünkü Tunus kıyısında Kartaca’yı kurdu. Kartaca, zamanla Batı Akdeniz’in en güçlü devleti haline geldi ve Roma ile yüz yılı aşkın süren Pön Savaşları’na girdi.
Elissa hikâyesinin ayrıntıları efsanevi unsurlar taşısa da Kartaca’nın bir Sur kolonisi olarak kurulduğu genel kabul görür. Kartacalılar, uzun süre Sur’daki Melkart tapınağına adaklar göndererek ana şehirleriyle bağlarını korudular. Bu bağlantı, Sur’un Akdeniz’in iki ucu arasında nasıl bir köprü kurduğunu gösterir.
Büyük İskender’in Kuşatması
Sur’un savunma tarihindeki en ünlü olay, MÖ 332’de Büyük İskender’in yaptığı kuşatmadır. Pers İmparatorluğu’na karşı seferini sürdüren İskender, Sur’dan şehre girip Melkart tapınağında kurban sunmak istediğini bildirdi. Surlular, bu isteği reddederek tarafsız kalmak istediklerini söylediler. Bunun üzerine İskender şehri kuşatmaya karar verdi.
Ada şehri kuşatmak için İskender, kıyıdan adaya uzanan devasa bir set (mendirek) inşa ettirdi. Bu iş için eski kara şehrinin yıkıntıları ve çevredeki ormanlardan kesilen ağaçlar kullanıldı. Surlular, setin yapımını engellemek için gemilerle saldırılar düzenledi, ateş gemileri gönderdi. Kuşatma yaklaşık yedi ay sürdü. Sonunda İskender, hem set üzerinden hem de topladığı donanmayla denizden saldırarak şehrin surlarını aştı.
Şehrin düşüşü ağır oldu. Antik kaynaklara göre binlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi köle olarak satıldı. İskender’in inşa ettirdiği set, yüzyıllar içinde biriken kum ve alüvyonlarla genişledi ve ada, kalıcı olarak karaya bağlandı. Bugün Sur’un eski şehri bir yarımada üzerinde bulunur; bu yarımada, büyük ölçüde İskender’in setinin bir mirasıdır.
İskender’in Sur’u alışı, antik dünyada büyük yankı uyandırdı. Hiçbir ordunun alamadığı ada şehrinin düşmesi, İskender’in askeri dehasının en çarpıcı kanıtlarından biri olarak görüldü ve Mısır’a giden yolu ona açtı.
Bu zafer, aynı zamanda Fenike şehirlerinin bağımsızlık döneminin de sonu oldu.
Roma ve Bizans Dönemi
İskender’in ardından Helenistik krallıkların yönetimine giren Sur, MÖ 64’te Roma İmparatorluğu’na katıldı. Roma döneminde şehir yeniden zenginleşti; geniş caddeler, hamamlar, su kemerleri, bir tiyatro ve dünyanın en büyük antik hipodromlarından biri inşa edildi. Bugün El-Mina ve El-Bass arkeolojik alanlarında görülen kalıntıların büyük kısmı bu döneme aittir.
Sur, erken Hristiyanlık tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Yeni Ahit’te İsa’nın Sur ve Sayda bölgesine gittiği anlatılır. Şehir, Bizans döneminde önemli bir piskoposluk merkezi oldu. 4. yüzyılda burada inşa edilen bazilika, dönemin en büyük kiliselerinden biri olarak tarif edilir. Ancak 6. yüzyılda yaşanan depremler, şehre ağır zararlar verdi.

Fatımi Dönemi
7. yüzyılda Müslümanların eline geçen Sur, Emevi ve Abbasi dönemlerinde önemli bir liman ve donanma üssü olarak kullanıldı. 10. yüzyılın sonlarında şehir, Mısır’daki Fatımi Devleti’nin yönetimine girdi. Fatımi döneminde Sur’un surları yeniden güçlendirildi. Şehir, karadan yalnızca İskender’in setinden oluşan dar bir geçitle ulaşılabilen ve bu geçidi kapatan çift sıra güçlü surlarla korunan bir kale şehir haline geldi. Limanı da zincirle kapatılabilen kulelerle korunuyordu.
Fatımi döneminden kalan Büyük Camii’nin kalıntıları ve şehrin bazı bölümlerindeki yapılar, bu dönemin izlerini taşır. Sur’un güçlü savunmaları, Birinci Haçlı Seferi’nden sonra şehrin uzun süre direnmesini sağlayacaktı.
1124: Haçlıların Fethi
1099’da Kudüs’ün alınmasının ardından Haçlılar, kıyı şehirlerini birer birer ele geçirdi; ancak Sur, uzun süre direndi. 1111-1112 yıllarında Kudüs Kralı I. Baudouin’in yaptığı kuşatma başarısız oldu. Şehir, Fatımi ve Şam yöneticilerinin yardımıyla ayakta kalmayı başardı.
1124 yılında Kudüs Krallığı, Venedik donanmasının desteğiyle Sur’u kuşattı. Venedikliler, şehri denizden tamamen abluka altına aldı; Haçlı kara ordusu ise setin ucundaki surları kuşattı. Yaklaşık beş ay süren kuşatmanın sonunda, açlık ve yardım umudunun kalmaması nedeniyle şehir, temmuz 1124’te teslim oldu. Teslim anlaşmasına göre şehir halkının mallarıyla birlikte ayrılmasına izin verildi.
Venedikliler, bu yardımları karşılığında şehrin üçte birini ve çeşitli ticari ayrıcalıklar aldı. Sur, kısa sürede Kudüs Krallığı’nın en önemli liman şehirlerinden biri haline geldi.
Selahaddin’e Direnen Şehir
1187’de Hıttin Savaşı’nın ardından Selahaddin Eyyubi, Kudüs Krallığı’nın neredeyse tüm şehirlerini ve kalelerini kısa sürede ele geçirdi. Akka, Sayda, Beyrut, Askalan ve sonunda Kudüs teslim oldu. Ancak Sur, bu büyük çöküşün ortasında direnmeyi başaran tek önemli şehir oldu. Hıttin’den kaçan Haçlı askerleri, soylular ve çevre şehirlerden gelen mülteciler Sur’a sığındı.
Selahaddin, 1187 sonbaharında ve kışında Sur’u iki kez kuşattı. Şehrin dar kara geçidi ve güçlü çift surları, saldırıları büyük ölçüde etkisiz bıraktı. Eyyubi donanması şehri denizden kuşatmaya çalıştıysa da Sur’un gemileri, Aralık 1187’de yapılan bir deniz savaşında Eyyubi filosuna ağır kayıplar verdirdi. Bunun üzerine Selahaddin, Ocak 1188’de kuşatmayı kaldırdı.
Sur’un direnişi, Haçlı tarihinin akışını değiştirdi. Şehir, Üçüncü Haçlı Seferi’nin Doğu’daki ana üssü oldu. Avrupa’dan gelen ordular, Sur’dan hareket ederek Akka’yı kuşattı ve 1191’de geri aldı. Böylece Kudüs Krallığı, Kudüs’ü kaybetmiş olsa da kıyı şeridinde yaklaşık bir asır daha varlığını sürdürebildi. Bu sürecin en kritik halkası, Sur’un 1187’deki direnişiydi.
Montferratlı Konrad
Sur’un direnişinin kahramanı olarak anılan isim, İtalyan soylusu Montferratlı Konrad’dır. Konrad, Hıttin Savaşı’ndan birkaç gün sonra, şehrin teslim olmak üzere olduğu bir sırada gemiyle Sur’a ulaştı. Şehrin savunmasını üstlendi, surları güçlendirdi ve halkın moralini yükseltti. Kaynaklarda Konrad’ın, Selahaddin’in esir aldığı babasını surların önüne getirip teslim olmazsa öldürmekle tehdit etmesine rağmen direnmeye devam ettiği anlatılır. Selahaddin sonunda yaşlı adamı serbest bıraktı.
Konrad, sonraki yıllarda Kudüs Krallığı’nın tahtı için mücadeleye girdi ve 1192’de kral seçildi. Ancak taç giyme töreninden birkaç gün önce Sur’da, Haşhaşiler olarak bilinen gruba mensup iki kişi tarafından suikaste kurban gitti. Suikastın arkasında kimin olduğu, dönemin kaynaklarında farklı biçimlerde tartışılmış ve kesin olarak aydınlatılamamıştır.

Haçlı Katedrali
Sur’un Haçlı dönemine ait en önemli kalıntısı, eski şehrin içinde, El-Mina arkeolojik alanının yakınında bulunan Haçlı katedralinin kalıntılarıdır. Bu katedral, 12. yüzyılda Sur Başpiskoposluğu’nun merkezi olarak inşa edildi. Kudüs Krallığı’nda kralların bir kısmının burada taç giydiği bilinir; Kudüs’ün kaybedilmesinin ardından Sur katedrali, krallığın taç giyme törenlerine ev sahipliği yapan önemli bir mekân haline gelmiştir.
Katedral, büyük ölçüde Bizans döneminden kalma eski bir bazilikanın bulunduğu alana inşa edilmiştir. Bugün katedralden geriye granit sütunlar, duvar temelleri ve apsis kalıntıları kalmıştır. 19. yüzyılda Alman bir kazı ekibi, katedralin kalıntılarını incelemiş ve burada önemli buluntular elde etmiştir. Kalıntılar, Mina bölgesinin dar sokakları arasında, modern yapılarla iç içe bir halde bulunur.
Katedralin kalıntıları büyük olmasa da Sur’un Haçlı dönemindeki önemini anlamak için değerli bir duraktır. Granit sütunların bir kısmı, Mısır’daki Asvan taş ocaklarından getirilmiş antik sütunlardır; bu da yapının, daha eski Roma ve Bizans yapılarından malzeme devşirilerek inşa edildiğini gösterir.
Surlu Guillaume
Sur katedralinin en ünlü başpiskoposu, ortaçağın en önemli tarihçilerinden biri olan Surlu Guillaume’dur (William of Tyre). 1130 civarında Kudüs’te doğan Guillaume, Avrupa’da eğitim aldıktan sonra Doğu’ya döndü, Kudüs Krallığı’nın şansölyesi ve 1175’ten itibaren Sur başpiskoposu oldu. Aynı zamanda genç kral IV. Baudouin’in öğretmenliğini yaptı.
Guillaume’un Latince yazdığı büyük tarih eseri, Birinci Haçlı Seferi’nden 1184’e kadar Kudüs Krallığı’nın tarihini anlatır ve Haçlı devletleri hakkındaki en önemli birincil kaynaklardan biri olarak kabul edilir. Guillaume, Arapça bildiği ve Müslüman kaynaklarından da yararlandığı için eserinde zaman zaman dengeli bir bakış sunar. Ne var ki eserinin bazı bölümlerinde dönemin önyargılarını da yansıttığını belirtmek gerekir.
Barbarossa Efsanesi
Sur katedraliyle ilgili en ilginç hikâyelerden biri, Kutsal Roma Germen İmparatoru Friedrich Barbarossa ile ilgilidir. Üçüncü Haçlı Seferi’ne büyük bir orduyla katılan Barbarossa, 1190 yılında Anadolu’dan geçerken bugünkü Silifke yakınlarında Göksu (Saleph) Nehri’nde boğularak hayatını kaybetti. Ölümünün ardından ordusu dağıldı; cesedi ise Kutsal Topraklar’a götürülmek üzere korunmaya çalışıldı.
Ortaçağ kaynaklarına göre imparatorun iç organları Tarsus’ta, eti Antakya’da, kemikleri ise Sur’da gömüldü. Kemiklerin Sur katedraline gömüldüğüne dair anlatı, 19. yüzyılda Alman araştırmacıların burada kazı yapmasının nedenlerinden biri oldu. Ancak Barbarossa’nın kalıntıları bulunamamıştır. Bu nedenle bu anlatı, kesinleşmiş bir tarihi bilgi değil, daha çok bir gelenek olarak değerlendirilmelidir. Türk okurlar için Barbarossa’nın Silifke’deki ölümü ve orada bulunan anıt, bu hikâyeyle kurulabilecek ilginç bir bağlantıdır.
1291: Memlüklerin Gelişi
13. yüzyıl boyunca Sur, Haçlı devletlerinin iç çekişmelerinin önemli sahnelerinden biri oldu. Venedikliler ile Cenevizliler arasındaki rekabet, şehirde zaman zaman açık çatışmalara dönüştü. Sur, bir dönem Kudüs Krallığı’ndan ayrı bir senyörlük olarak Montfort ailesi tarafından yönetildi.
Mayıs 1291’de Memlük Sultanı el-Eşref Halil, Akka’yı ele geçirdi. Akka’nın düşüşü, Haçlıların Doğu Akdeniz’deki son direnç noktalarını da çökertti. Sur’un savunucuları, şehrin güçlü surlarına rağmen direnmenin anlamsız olduğunu düşünerek şehri savaşmadan terk etti. Memlük kuvvetleri, birkaç gün sonra boş kalan şehre girdi.
Memlükler, Haçlıların bir daha kıyıya çıkıp bu şehri kullanmasını önlemek için Sur’un surlarını ve kalelerini yıktı. Yüzyıllar boyunca İskender’e, Selahaddin’e ve sayısız kuşatmaya direnmiş olan bu kale şehir, böylece savunma yapılarının büyük kısmını kaybetti. Şehir, uzun süre küçük bir balıkçı kasabası olarak kaldı. 14. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden gezginler, Sur’u harabeler arasında küçük bir yerleşim olarak tarif eder.

Haçlı Surları ve Kaleleri
Haçlı döneminde Sur, iki sıra kara suru, deniz kıyısı boyunca uzanan surlar ve limanı koruyan kulelerle donatılmıştı. Kara tarafındaki surlar, İskender’in setinin oluşturduğu dar geçidi kapatıyordu. Bu surların önünde bir hendek bulunuyordu. Şehrin içinde ise kralın ya da senyörün ikamet ettiği bir kale vardı. Kuzey limanı, girişinde iki kule bulunan ve gerektiğinde zincirle kapatılabilen korunaklı bir limandı.
Bu yapıların büyük bölümü 1291’den sonra yıkıldı ve taşları sonraki yüzyıllarda başka yapılarda kullanıldı. Bugün Sur’da Haçlı surlarının sürekli bir hattını görmek mümkün değildir. Ancak eski şehrin kuzey kıyısında, limanın çevresinde ve bazı evlerin temellerinde Haçlı dönemine ait duvar parçalarına rastlanır. Limanın girişinde bulunan bazı kalıntıların, ortaçağ liman kulelerine ait olduğu düşünülür. 18. yüzyılda yerel yöneticilerin yaptırdığı bazı küçük tahkimatlar da bu eski temellerin üzerine kurulmuştur.
Sur’un deniz altında da önemli kalıntılar barındırdığı bilinir. Antik ve ortaçağ liman yapılarına ait duvarlar, sütunlar ve iskele kalıntıları, kıyının hemen açıklarında sığ sularda bulunur. Bu alanlarda sualtı arkeolojisi çalışmaları yapılmıştır.
El-Mina Arkeolojik Alanı
Sur’un en önemli arkeolojik alanlarından biri, eski ada şehrinin güney kesiminde, denize bakan El-Mina alanıdır. Bu alanda, Roma ve Bizans dönemlerine ait sütunlu bir cadde, mozaikli zeminler, hamamlar, bir palestra (spor alanı) ve dikdörtgen planlı bir arena kalıntıları bulunur. Caddenin iki yanında dizili yeşil mermer sütunlar, alanın en etkileyici görüntülerinden biridir.
Alan, 20. yüzyılın ortalarında Lübnanlı arkeolog Emir Maurice Chehab’ın yönettiği kazılarla gün ışığına çıkarılmıştır. Alanın deniz kenarındaki konumu, burayı gün batımında gezmek için özellikle güzel bir yer yapar. El-Mina alanı, Fenike döneminden kalma bazı kutsal alan kalıntıları ve cam üretim fırınlarının izlerini de barındırır.

El-Bass Alanı ve Hipodrom
Sur’un ana kara kesiminde, eski setin başlangıcına yakın yerde bulunan El-Bass alanı, şehrin en büyük arkeolojik alanıdır. Alanın girişinde, geniş bir Roma nekropolü (mezarlık) yer alır. Burada yüzlerce taş ve mermer lahit, cenaze yapıları ve mezar anıtları sıralanır. Lahitlerin üzerindeki kabartmalar, mitolojik sahneler, Homeros destanlarından bölümler ve gündelik hayattan kesitler içerir.
Nekropolün içinden geçen antik yol, ziyaretçiyi 2. yüzyıla tarihlenen anıtsal bir zafer takına götürür. Kemerin ardında ise antik dünyanın en büyük ve en iyi korunmuş hipodromlarından biri uzanır. Yaklaşık 480 metre uzunluğundaki bu hipodrom, araba yarışları için kullanılıyordu ve on binlerce seyirci kapasitesine sahip olduğu tahmin edilir. Hipodromun oturma basamakları, ortadaki ayırıcı duvar (spina) ve dönüş noktalarını işaret eden taş direkler hâlâ görülebilir.
El-Bass alanı, Sur’un Roma dönemindeki zenginliğini ve büyüklüğünü en iyi yansıtan yerdir. Alanı gezmek en az bir-iki saat sürer. Gölge az olduğu için sabah erken ya da akşamüstü saatleri tercih edilmelidir.
Eski Şehir ve Liman
Sur’un eski şehri, bugün yarımadanın kuzey kesiminde, eski ada şehrinin bulunduğu alanda yer alır. Dar sokaklar, Osmanlı dönemine ait taş evler, küçük kahvehaneler ve canlı bir çarşı, bu bölgenin karakterini oluşturur. Eski şehirde Müslüman ve Hristiyan mahalleler yan yana bulunur; Maruni, Rum Katolik ve Rum Ortodoks kiliseleri ile camiler, şehrin çok kültürlü yapısını yansıtır.
Eski şehrin kuzeyindeki balıkçı limanı, Fenike döneminden bu yana kullanılan “Sayda Limanı” (kuzey limanı) ile aynı yerdedir. Limanda renkli balıkçı tekneleri, ağlarını onaran balıkçılar ve kıyı boyunca sıralanan balık lokantaları bulunur. Akşamüstü limanda yürüyüş yapmak, Sur’un en keyifli deneyimlerinden biridir. Limanın yakınındaki Beit el-Medina gibi Memlük ve Osmanlı dönemlerine ait evler, şehrin geleneksel mimarisini görmek için iyi örneklerdir.
Sur’un güneyinde, uzun ve geniş kumsalları ile bilinen bir doğal koruma alanı bulunur. Sur Sahil Doğa Rezervi, deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanları ve göçmen kuşlar için önemli bir yaşam alanıdır.
Osmanlı Döneminde Sur
1516’da Osmanlı yönetimine giren Sur, uzun süre küçük ve sakin bir kasaba olarak kaldı. 17. yüzyılda Fahreddin Maanoğlu’nun bölgedeki etkisiyle şehirde sınırlı bir canlanma yaşandı. 18. yüzyılın ortalarında ise Cebel Amil’in yerel Şii yöneticileri ve Akka’daki Sayda Eyaleti valileri, şehri yeniden imar etmeye çalıştı. Bu dönemde limanın çevresinde yeni yapılar, bir han ve küçük tahkimatlar inşa edildi. Eski şehrin bugünkü dokusunun önemli bir kısmı bu döneme ve 19. yüzyıla aittir.
19. yüzyılda Sur, Avrupalı gezginler ve arkeologlar için ilgi çekici bir yer haline geldi. Fransız tarihçi Ernest Renan, 1860’larda Fenike araştırmaları kapsamında Sur’da çalışmalar yaptı. Alman araştırmacılar ise Haçlı katedralinin kalıntılarını inceledi. Bu çalışmalar, Sur’un antik ve ortaçağ geçmişinin yeniden keşfedilmesinde önemli rol oynadı.
Modern Kazılar
Sur’daki sistematik kazılar, 20. yüzyılın ortalarında Lübnan Eski Eserler Müdürlüğü’nün yöneticisi Emir Maurice Chehab tarafından başlatıldı. 1940’lardan 1970’lere kadar süren bu kazılarda El-Mina ve El-Bass alanları büyük ölçüde gün ışığına çıkarıldı. Lübnan iç savaşı sırasında çalışmalar durdu ve bazı alanlar yağma ve tahribattan etkilendi.
Savaştan sonra kazılar uluslararası ekiplerin katılımıyla yeniden başladı. Bu çalışmalarda, Fenike dönemine ait mezarlıklar, antik limanların kalıntıları ve şehrin farklı dönemlerine ait yeni buluntular elde edildi. Sur’daki arkeolojik araştırmalar, hâlâ tamamlanmış değildir; modern şehrin altında ve denizin dibinde keşfedilmeyi bekleyen pek çok kalıntı bulunduğu düşünülmektedir.
Fotoğraf İpuçları
Sur’un en etkileyici fotoğrafları, El-Mina alanında deniz kenarındaki sütunlu caddeden gün batımında çekilir. Güneş denize doğru alçalırken yeşil mermer sütunlar ve arkalarındaki Akdeniz, sıcak tonlarla birleşir. El-Bass alanında ise zafer takının içinden hipodroma doğru çekilen kareler, alanın büyüklüğünü anlatmak için idealdir. Nekropoldeki lahitlerin kabartmalarını yakından çekmek için sabah saatlerinin yumuşak ışığı tercih edilmelidir.
Eski şehirde ve limanda, balıkçı tekneleri ve renkli evler canlı kareler sunar. İnsanları fotoğraflamadan önce izin istemek ve askeri noktaları kesinlikle fotoğraflamamak, özellikle bu hassas bölgede çok önemlidir.
Ziyaret Bilgileri
Normal koşullarda El-Mina ve El-Bass arkeolojik alanları her gün sabahtan akşamüstüne kadar ziyarete açıktır ve ayrı ayrı giriş ücreti alınır. Haçlı katedrali kalıntıları ise eski şehrin içinde, açık alanda bulunur. Sur’u rahatça gezmek için en az bir tam gün ayırmak önerilir. Ancak 2023’ten bu yana güney Lübnan’daki çatışmalar nedeniyle alanların ziyarete açık olup olmadığı ve çalışma saatleri değişkenlik göstermektedir. Gitmeden önce mutlaka güncel bilgi alınmalıdır.
Ulaşım
Sur, Beyrut’un yaklaşık 80 kilometre güneyinde yer alır. Normal koşullarda Beyrut’taki Cola kavşağından Sur’a giden otobüs ve minibüsler bulunur; yolculuk trafik durumuna göre bir buçuk ile iki saat sürer. Pek çok ziyaretçi, Sur’u Sayda ile birlikte günübirlik bir güney gezisi kapsamında ziyaret eder. Şehir merkezinde El-Mina alanına ve eski şehre yürüyerek ulaşmak mümkündür; El-Bass alanı ise biraz daha uzakta olduğu için taksi kullanılabilir.
Ne Zaman Gidilmeli?
Sur’u ziyaret etmek için en uygun dönemler ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Yaz aylarında sıcaklık yüksek olur ve arkeolojik alanlarda gölge az bulunur; bu dönemde sabah erken saatlerde gezmek önerilir. Yaz, aynı zamanda Sur’un kumsallarının en canlı olduğu dönemdir. Kış ayları ılık geçer; yağışlı günler dışında gezmek için uygundur.
Seyahat Uyarısı
Sur, İsrail sınırına yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunur ve 2023’ten bu yana güney Lübnan’da yaşanan çatışmalardan doğrudan etkilenmiştir. 2024 yılında şehir ve çevresi hava saldırılarına maruz kalmış, tarihi alanların korunması için uluslararası çağrılar yapılmış ve UNESCO, Sur’daki alanlara geçici olarak güçlendirilmiş koruma statüsü vermiştir. 2026’da da güney Lübnan’da askeri hareketlilik yeniden yoğunlaşmıştır.
Bu koşullar altında Sur’a seyahat edilmesi önerilmez. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere resmi makamların güncel seyahat uyarılarına mutlaka uyulmalıdır. Bu yazıdaki ziyaret bilgileri, çatışma öncesi döneme aittir ve bölge güvenli hale geldiğinde kullanılmak üzere verilmiştir.

Melkart Tapınağı ve Herodot
Antik Sur’un en önemli kutsal yapısı, şehrin koruyucu tanrısı Melkart’a adanmış tapınaktı. Yunan tarihçi Herodot, MÖ 5. yüzyılda Sur’u ziyaret ettiğini ve bu tapınağı gördüğünü yazar. Herodot’un anlatımına göre tapınakta, biri saf altından, diğeri geceleri parlayan yeşil bir taştan (muhtemelen zümrüt ya da yeşil cam) yapılmış iki büyük sütun bulunuyordu. Tapınak rahipleri, Herodot’a tapınağın şehrin kuruluşuyla aynı yaşta olduğunu ve 2300 yıl önce kurulduğunu söylemişti.
Melkart tapınağının tam olarak nerede bulunduğu bugün bilinmemektedir. Büyük olasılıkla eski ada şehrinin bugün modern yapılarla kaplı bölümlerinde ya da denizin altında kalan kısımlarında yer alıyordu. İskender’in kuşatmasının temel nedeni de bu tapınakta kurban sunma isteğiydi. Tapınak, Kartaca dahil Akdeniz’deki tüm Surlu kolonilerin manevi merkezi olarak görülüyordu.
Sur Moru
Sur’un antik dünyadaki ününün önemli bir kaynağı, murex salyangozlarından üretilen mor boyaydı. Efsaneye göre bu boya, tanrı Melkart’ın köpeğinin kıyıda bir salyangozu ısırması ve ağzının mora boyanmasıyla keşfedilmiştir. Gerçekte ise boyanın üretimi uzun ve zahmetli bir süreçti: Binlerce salyangozun bezlerinden çıkarılan sıvı, tuzla karıştırılarak günlerce kaynatılıyordu. Bu süreç oldukça kötü bir koku yaydığı için boya atölyeleri genellikle şehrin rüzgâraltı kesimlerinde bulunuyordu.
Elde edilen boya, güneş ışığında solmayan, zamanla daha da parlaklaşan bir renge sahipti. Bu nedenle çok değerliydi ve Roma döneminde imparatorluk ailesine ayrılmış bir renk haline geldi. “Morla doğmuş” deyimi, Bizans’ta saray ailesinde doğan çocuklar için kullanılırdı. Sur’un kıyılarında bugün hâlâ murex kabuklarına rastlamak mümkündür.
Venedikliler ve Haçlı Döneminde Ticaret
1124 fethinin ardından Venedikliler, Sur’un üçte birine sahip oldular ve şehirde kendi kiliseleri, pazarları, fırınları ve hamamlarıyla neredeyse bağımsız bir mahalle kurdular. Venedik’in Sur’daki yöneticisi, burada kendi yasalarını uygular ve Venedikli tüccarların haklarını korurdu. Bu ayrıcalıklar, Venedik’in Doğu Akdeniz ticaretindeki gücünü büyük ölçüde artırdı.
Haçlı döneminde Sur, özellikle şeker üretimiyle tanındı. Şehrin çevresindeki ovalarda şeker kamışı yetiştiriliyor, şehirdeki işliklerde işlenerek Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Ortaçağ Avrupası’nda şekerin yaygınlaşmasında Sur ve çevresindeki üretimin önemli bir payı olduğu düşünülür. Bunun yanı sıra cam, ipek ve boya ürünleri de Sur’un ihraç mallarıydı. Venedik, Ceneviz ve Piza arasındaki rekabet, şehirde zaman zaman sokak çatışmalarına dönüşse de Sur, bu ticaret sayesinde Haçlı devletlerinin en zengin şehirlerinden biri olmaya devam etti.
Sur Camı
Antik dünyada camın icadı genellikle Fenikelilere atfedilir. Romalı yazar Yaşlı Plinius, Fenikeli tüccarların Belus Nehri kıyısında ateş yakarken soda ve kumun eriyerek cama dönüştüğünü fark ettiklerini anlatır. Bu hikâye büyük olasılıkla bir efsanedir; ancak Sur ve Sayda’nın antik dönemde cam üretiminin en önemli merkezlerinden biri olduğu kesindir.
Ortaçağda da Sur camı ünlüydü. Haçlı döneminde Sur’da üretilen şeffaf ve renkli cam ürünleri, Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Bazı tarihçiler, Venedik’in ünlü cam sanatının gelişiminde Sur’dan gelen ustaların ve tekniklerin rolü olabileceğini öne sürer. El-Mina arkeolojik alanında bulunan cam fırınları kalıntıları, bu üretimin izlerini bugün de gösterir.
Bir Kale Şehir Olarak Sur
Sur’un savunma tarihine genel olarak bakıldığında, şehrin gücünün tek bir kale yapısından değil, coğrafyasından geldiği görülür. Önce bir ada, sonra dar bir setle karaya bağlı bir yarımada olan Sur, her dönemde saldırganları zorlu bir problemle karşı karşıya bıraktı. Babilliler 13 yıl, İskender 7 ay, Haçlılar 5 ay boyunca şehri kuşattı. Selahaddin ise şehri hiç alamadı.
Bu nedenle Sur’u gezerken, ayakta duran surlar aramaktan çok, şehrin coğrafyasını okumak daha anlamlıdır. Eski şehrin denizle çevrili kenarları, limanın konumu ve kara tarafındaki dar geçit, binlerce yıllık savunma stratejisinin temel unsurlarıdır. Kıyı boyunca yapılacak bir yürüyüş, bu doğal kalenin nasıl işlediğini anlamak için en iyi yoldur.
Sur Mutfağı ve Gündelik Hayat
Sur, güney Lübnan’ın en canlı şehirlerinden biridir. Şehrin mutfağı, deniz ürünleri ve güney Lübnan’ın kırsal lezzetlerini bir araya getirir. Limandaki lokantalarda günün avından seçilen balıklar ızgarada pişirilir ve tahin soslu salatalar, kızarmış ekmek ve çeşitli mezelerle servis edilir. Eski çarşıdaki fırınlarda ise kekik ve zeytinyağıyla hazırlanan “menakiş” adı verilen hamur işleri, sabah kahvaltısının vazgeçilmezidir.
Sur’un çevresindeki ovalarda narenciye, muz ve sebze yetiştirilir. Şehrin pazarlarında taze meyve ve sebzeler, yerel peynirler ve zeytinler bolca bulunur. Yaz akşamlarında kıyı boyunca uzanan sahil yolu, aileler ve gençlerle dolar; dondurmacılar ve kahve tezgâhları geç saatlere kadar açık kalır. Bu canlı gündelik hayat, şehrin binlerce yıllık tarihine renkli bir arka plan oluşturur.
Hiram Mezarı
Sur’un yaklaşık 6 kilometre güneydoğusunda, Hanaveyh köyü yakınlarında, yerel halk tarafından Fenike kralı Hiram’a ait olduğuna inanılan anıtsal bir mezar bulunur. Büyük kireçtaşı bloklardan oluşan bir kaide üzerine yerleştirilmiş dev bir lahitten oluşan bu yapı, yüzyıllardır “Hiram’ın Mezarı” olarak anılır. Ancak arkeologlar, yapının büyük olasılıkla Pers dönemine ait olduğunu ve Hiram ile doğrudan bir bağlantısının bulunmadığını düşünmektedir. Yine de bu etkileyici anıt, Sur çevresinde görülebilecek ilginç duraklardan biridir.
Sık Sorulan Sorular
Sur’da ayakta duran bir kale var mı?
Hayır. Haçlı döneminin güçlü surları ve kaleleri 1291’de Memlükler tarafından büyük ölçüde yıkılmıştır. Bugün Haçlı katedralinin kalıntıları, liman çevresindeki duvar parçaları ve arkeolojik alanlar görülebilir.
Sur neden UNESCO listesinde?
Sur, Fenike, Roma, Bizans, Haçlı ve İslam dönemlerine ait katmanlı mirası, özellikle El-Mina ve El-Bass alanlarındaki Roma kalıntıları ve hipodromu nedeniyle 1984’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
İskender Sur’u nasıl aldı?
MÖ 332’de İskender, kıyıdan adaya uzanan bir set inşa ettirdi ve yaklaşık yedi aylık kuşatmanın sonunda hem karadan hem denizden saldırarak şehri aldı. Bu set, zamanla genişleyerek adayı kalıcı olarak karaya bağladı.
Selahaddin Sur’u alabildi mi?
Hayır. 1187-1188 yıllarındaki kuşatmalarda Sur, Montferratlı Konrad’ın önderliğinde direndi. Bu direniş, Üçüncü Haçlı Seferi’nin Doğu’daki üssü olmasını sağladı.
Video: Sur Arkeolojik Alanları
Sur’un antik kalıntılarını daha yakından görmek isteyenler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.
Neden Önemli?
Sur, Akdeniz tarihinin neredeyse her önemli döneminde merkezi bir rol oynamış nadir şehirlerden biridir. Fenikelilerin denizcilik dehası, Kartaca’nın kuruluşu, İskender’in efsanevi kuşatması, Roma’nın görkemli hipodromu, Selahaddin’e direnen Haçlı surları ve Surlu Guillaume’un tarih yazımı, hepsi bu küçük yarımadada iz bırakmıştır. Ayakta duran büyük bir kale olmasa da Sur, bir kale şehrin nasıl doğduğunu, yüzyıllar boyunca nasıl direndiğini ve nasıl yıkıldığını en iyi anlatan yerlerden biridir. Bölgede barış sağlandığında, Sur Lübnan’ın en değerli tarih duraklarından biri olmaya devam edecektir.

Yakındaki Kaleler
- Sayda Deniz Kalesi – Sur’un kuzeyindeki Haçlı deniz kalesi
- Beaufort Kalesi – Litani vadisine bakan kaya kalesi
- Sayda Kara Kalesi – Sayda’daki Saint Louis Kalesi
- Biblos Kalesi – Kuzey kıyıdaki Haçlı kalesi


One thought on “Sur (Tyre): Haçlı Kalıntıları, Surlar ve Binlerce Yıllık Kale Şehir”