Baalbek Kalesi: Roma Tapınaklarından Arap Kalesine

Lübnan’ın doğusunda, Bekaa Vadisi’nin kuzey kesiminde yer alan Baalbek, dünyanın en görkemli Roma tapınak kompleksine ev sahipliği yapar. Jüpiter, Bacchus ve Venüs tapınakları, antik dünyanın en büyük taş bloklarıyla inşa edilmiş devasa yapılardır. Ancak Baalbek’in daha az bilinen bir yüzü de vardır: Orta Çağ boyunca bu tapınaklar, Arap ve Türk yöneticileri tarafından güçlü bir kaleye dönüştürülmüştür. Bugün “Baalbek Kalesi” ya da “Arap Kalesi” olarak anılan bu tahkimatlar, Roma tapınaklarının çevresinde yükselen surlar, kuleler ve kapılardan oluşur.

Baalbek’i ziyaret edenlerin çoğu, haklı olarak dev Roma sütunlarına ve tapınaklarına odaklanır. Oysa tapınakların bugüne kadar ayakta kalabilmesinde, Orta Çağ’da bir kale olarak kullanılmalarının da önemli bir payı vardır. Bu yazıda Baalbek’in Roma tapınaklarından Arap kalesine dönüşüm hikâyesini, kalenin Eyyubi ve Memlük dönemlerindeki rolünü, mimarisini ve ziyaret için bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.

Baalbek Arap Kalesi surları
Baalbek Arap Kalesi surları

Genel Bilgiler

  • Adı: Baalbek Kalesi (Kal’at Baalbek, Arap Kalesi)
  • Konumu: Baalbek, Baalbek-Hermel Valiliği, Bekaa Vadisi, Lübnan
  • Antik adı: Heliopolis
  • Roma tapınakları: MÖ 1. yüzyıl – MS 3. yüzyıl
  • Kaleye dönüşüm: Fatımi, Selçuklu, Eyyubi ve Memlük dönemleri (10.-13. yüzyıllar)
  • UNESCO: 1984’ten beri Dünya Mirası
  • Yükseklik: Deniz seviyesinden yaklaşık 1150 metre

Koordinatlar: 34.0069° K, 36.2039° D
Google Haritalar’da Baalbek Kalesi ve tapınakları

Heliopolis: Güneş Şehri

Baalbek’in adı, Sami dillerindeki “Baal” (efendi, tanrı) kelimesiyle ilişkilendirilir. Adın tam anlamı tartışmalı olsa da genellikle “Bekaa’nın efendisi” ya da “pınarın efendisi” gibi anlamlarla yorumlanır. Bölgede tarih öncesi dönemlerden beri yerleşim olduğu bilinir; tapınak tepesinin altında Tunç Çağı’na ait katmanlar tespit edilmiştir. Fenikeliler ve Aramiler döneminde burada bir tanrıya adanmış kutsal bir alan bulunduğu düşünülür.

Büyük İskender’in fethinin ardından Helenistik dönemde şehir, Yunanca “Güneş Şehri” anlamına gelen Heliopolis adını aldı. Bu ad, yerel tanrının Yunan güneş tanrısı Helios ile özdeşleştirilmesinden kaynaklanır. Roma döneminde Heliopolis, bir Roma kolonisi haline geldi ve imparatorluğun en önemli dini merkezlerinden biri oldu. Jüpiter Heliopolitanus kültü, Roma dünyasının dört bir yanından hacıları buraya çekiyordu.

Baalbek’in Bekaa Vadisi’ndeki konumu da önemliydi. Vadi, kuzeyde Humus ve Halep’e, güneyde Şam’a ve batıda Lübnan dağları üzerinden kıyı şehirlerine bağlanan yolların kesişim noktasıydı. Şehrin çevresindeki verimli topraklar, tahıl ve şarap üretimiyle tanınıyordu. Bu zenginlik, Roma’nın burada böylesine görkemli tapınaklar inşa etmesine olanak sağladı.

Roma Tapınakları

Baalbek’teki tapınak kompleksinin inşası, MÖ 1. yüzyılın sonlarında, İmparator Augustus döneminde başladı ve yaklaşık iki yüzyıl boyunca devam etti. Kompleksin merkezinde, Jüpiter Heliopolitanus’a adanmış dev tapınak bulunuyordu. Bu tapınak, Roma dünyasının en büyük tapınaklarından biriydi; dış sütun sırasında yaklaşık 20 metre yüksekliğinde 54 sütun bulunuyordu. Bugün bu sütunlardan yalnızca altısı ayakta kalmıştır; ancak bu altı sütun bile tapınağın ne kadar devasa olduğunu göstermeye yeter. Bu sütunlar, Baalbek’in ve hatta Lübnan’ın simgesi haline gelmiştir.

Jüpiter Tapınağı’na ulaşmak için ziyaretçiler, anıtsal bir giriş (propylaea), altıgen bir avlu ve geniş bir büyük avludan geçerdi. Büyük avluda sunak, kurban alanları ve arınma havuzları bulunuyordu. Bu düzenleme, hacıların tapınağa yaklaşırken bir tören yolunu takip ettiğini gösterir.

Jüpiter Tapınağı’nın hemen yanında, antik dünyanın en iyi korunmuş Roma tapınaklarından biri olan Bacchus Tapınağı yer alır. 2. yüzyıla tarihlenen bu tapınak, Atina’daki Parthenon’dan bile daha büyüktür. Tapınağın iç mekânı, zengin bitkisel ve figürlü süslemelerle kaplıdır; giriş kapısının tavanındaki kabartmalar, Roma taş işçiliğinin başyapıtları arasında sayılır. Tapınağın kime adandığı tartışmalıdır; Bacchus adı, sonradan bulunan süslemelerdeki şarap ve sarmaşık motiflerinden dolayı verilmiştir.

Kompleksin biraz uzağında ise küçük ve zarif Venüs Tapınağı bulunur. Dairesel planlı bu tapınak, Roma mimarisinin en özgün örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Baalbek Arap Kalesi kuleleri
Baalbek Arap Kalesi kuleleri

Dev Taşlar ve Hamile Kadın Taşı

Baalbek’i dünya çapında ünlü yapan özelliklerden biri, Jüpiter Tapınağı’nın kaidesinde kullanılan devasa taş bloklardır. Kaidenin batı tarafında, “Trilithon” olarak bilinen ve her biri yaklaşık 800 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen üç dev blok yer alır. Bu bloklar, insan eliyle taşınıp yerleştirilmiş en büyük taşlar arasındadır.

Tapınağın yakınındaki antik taş ocağında ise daha da büyük bloklar bulunur. Bunların en ünlüsü, yerel halk arasında “Hacer el-Hubla” yani “Hamile Kadın Taşı” olarak bilinen ve yaklaşık 1000 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen bloktur. 2014 yılında yapılan kazılarda, bu taşın altında yaklaşık 1650 ton ağırlığında olduğu hesaplanan bir başka dev blok daha bulundu. Bu bloklar, taş ocağından hiç çıkarılmamış ve yerlerinde kalmıştır.

Bu dev taşların nasıl taşındığı, uzun süre merak konusu olmuştur. Bazı popüler yayınlarda bu taşların taşınmasına dair olağanüstü iddialar ortaya atılsa da arkeologlar, Romalıların kaldıraçlar, rampalar, makaralar ve çok sayıda işçi ile hayvan gücü kullanarak bu blokları taşıyabildiklerini göstermektedir. Taş ocağının tapınağa yakın ve biraz daha yüksek bir konumda olması, taşların hafif bir eğim boyunca kaydırılarak taşınmasını kolaylaştırmıştır.

Baalbek’teki taş işçiliği, Roma mühendisliğinin sınırlarını gösteren bir örnek olarak bugün de mühendisler ve arkeologlar tarafından incelenmektedir. Bu çalışmalar, antik dünyanın teknik bilgisine dair anlayışımızı her geçen yıl biraz daha derinleştirmektedir.

Baalbek, bu yönüyle hem tarihçilerin hem de mühendislerin ilgisini çeken eşsiz bir açık hava laboratuvarıdır.

Her yeni kazı, Baalbek hakkında yeni sorular ve yeni yanıtlar ortaya çıkarmaya devam ediyor.

Bizans Dönemi

4. yüzyılda Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmesiyle Baalbek’teki pagan kültleri yasaklandı. İmparator I. Theodosius döneminde Jüpiter Tapınağı’nın büyük avlusunda bir bazilika inşa edildi. Bu bazilika için tapınağın bazı bölümlerinden alınan taşlar kullanıldı. Tapınakların sunakları ve heykelleri tahrip edildi. Ancak dev yapıların kendileri, büyük ölçüde ayakta kalmaya devam etti.

Bizans döneminde Baalbek, önemini yitirmeye başladı. Şehir, bölgedeki diğer şehirler gibi depremlerden ve ekonomik gerilemeden etkilendi. 6. yüzyılda yaşanan büyük depremler ve bir yangın, tapınaklara ciddi zarar verdi.

Arap Fethi ve İlk Tahkimatlar

634-636 yıllarında Müslüman orduları Suriye’yi fethederken Baalbek de Ebu Ubeyde bin Cerrah komutasındaki kuvvetlere teslim oldu. Arap kaynakları, Baalbek’i “eski tapınakları ve büyük taşlarıyla ünlü bir şehir” olarak tarif eder. Fetihten sonra şehir, Şam’a bağlı bir yönetim merkezi oldu.

Arap yöneticiler, tapınak kompleksinin devasa duvarlarını ve kaidelerini bir savunma yapısı olarak kullanmanın avantajını kısa sürede fark ettiler. Jüpiter Tapınağı’nın yüksek kaidesi ve büyük avluyu çevreleyen kalın duvarlar, hazır bir kale işlevi görebiliyordu. İlk dönemlerde tapınakların çevresine basit eklemeler yapılarak bir tahkimat oluşturulduğu düşünülür. Bu dönemde büyük avlunun içine bir cami de inşa edildi.

Emevi ve Abbasi dönemlerinde Baalbek, Bizans saldırılarına ve iç karışıklıklara karşı korunan bir şehir olarak varlığını sürdürdü. Şehrin tapınak kalesi, zaman içinde giderek daha fazla güçlendirildi.

Fatımiler ve Selçuklular

10. ve 11. yüzyıllarda Baalbek, Fatımiler, Hamdaniler, Bizanslılar ve yerel güçler arasında el değiştirdi. 974’te Bizans İmparatoru I. Ioannes Tzimiskes’in Suriye seferi sırasında şehir yağmalandı. Bu dönemde tapınak kompleksinin savunma yapılarının önemli ölçüde güçlendirildiği düşünülür. Tapınakların aralarındaki boşluklar duvarlarla kapatıldı, girişler daraltıldı ve kuleler eklendi.

11. yüzyılın sonlarında Selçuklu Türkleri bölgeye hâkim oldu. Baalbek, Şam merkezli Selçuklu ve ardından Böri (Türk atabeyi) yönetiminin bir parçası haline geldi. Şam atabeyleri, Baalbek’i Haçlılara karşı önemli bir savunma noktası olarak gördü. Kalenin bu dönemde de güçlendirilmeye devam ettiği bilinmektedir.

Baalbek Arap Kalesi
Baalbek Arap Kalesi

Bu dönemde Baalbek’in kale olarak önemi, Haçlıların bölgeye gelişiyle daha da arttı. Haçlılar, kıyı şeridini ele geçirdikten sonra zaman zaman Bekaa Vadisi’ne akınlar düzenlediler. Baalbek’in güçlü tapınak kalesi, bu akınlara karşı Şam’ın batı sınırını koruyan en önemli savunma noktalarından biri oldu. Haçlılar Bekaa’yı yağmalasalar da Baalbek’in kalesini hiçbir zaman ele geçiremediler.

İmadeddin Zengi ve 1139 Kuşatması

1139 yılında Musul ve Halep’in güçlü Türk atabeyi İmadeddin Zengi, Şam’ı ele geçirmek amacıyla Baalbek’i kuşattı. Baalbek, o dönemde Şam’a bağlıydı ve şehrin kalesi güçlü bir savunma yapısıydı. Kuşatma yaklaşık iki ay sürdü. Zengi, mancınıklarla tapınak kalesinin duvarlarını dövdü. Sonunda kale garnizonu, canlarının bağışlanması şartıyla teslim oldu.

Ancak kaynaklara göre Zengi, verdiği sözü tutmadı ve teslim olan askerlerin bir kısmını idam ettirdi. Bu olay, Şam halkının Zengi’ye karşı direnişini artırdı ve Şam’ı alma planlarını zorlaştırdı. Zengi, Baalbek’in yönetimini güvendiği komutanlarından birine bıraktı. Bazı kaynaklar, bu komutanın Selahaddin Eyyubi’nin babası Necmeddin Eyyub olduğunu belirtir. Böylece Selahaddin’in çocukluk yıllarının bir kısmının Baalbek’te geçtiği aktarılır.

Eyyubi Dönemi

Selahaddin Eyyubi’nin 1174’te Suriye’ye hâkim olmasıyla Baalbek de Eyyubi yönetimine girdi. Selahaddin, şehri kardeşi Turanşah’a, ardından diğer akrabalarına verdi. Eyyubi döneminde Baalbek, ailenin üyeleri arasında paylaşılan bir emirliğin merkezi oldu. Bu dönemde kalenin savunma yapıları kapsamlı biçimde yenilendi ve genişletildi.

Eyyubi emiri Behramşah döneminde (12. yüzyılın sonu – 13. yüzyılın başı) kalede önemli inşaat faaliyetleri yürütüldü. Kalenin güney ve batı taraflarındaki kulelerin, kapıların ve surların büyük kısmı bu döneme tarihlendirilir. Bu yapılarda, Roma tapınaklarından alınan taşlar ve sütunlar yeniden kullanıldı. Kalenin girişinde ve bazı kulelerde, Eyyubi emirlerinin adlarını taşıyan Arapça kitabeler bulunur.

1170 yılında bölgeyi sarsan büyük deprem, Baalbek’e de ciddi zarar verdi. Eyyubiler, depremden zarar gören bölümleri onararak kaleyi yeniden güçlendirdi. Kalenin bugünkü görünümünün önemli bir kısmı, bu Eyyubi onarımlarının ürünüdür.

Heliopolis Üçlüsü

Roma döneminde Baalbek’te tapınılan tanrılar, “Heliopolis Üçlüsü” olarak bilinen bir grup oluşturuyordu. Bu üçlünün başında, baş tanrı olarak Jüpiter Heliopolitanus yer alıyordu. Onun yanında Venüs Heliopolitana ve Merkür Heliopolitanus bulunuyordu. Bu tanrıların, aslında yerel Sami tanrılarının (Hadad, Atargatis ve genç bir tanrı) Roma tanrılarıyla özdeşleştirilmiş biçimleri olduğu düşünülür.

Jüpiter Heliopolitanus, genellikle iki boğa arasında duran, elinde kamçı ve buğday başakları tutan bir figür olarak tasvir edilirdi. Bu tasvir, yerel fırtına ve bereket tanrısının özelliklerini yansıtır. Kültün ünü, Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına yayılmıştı; Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde bile bu tanrıya adanmış yazıtlar bulunmuştur. Antik kaynaklara göre Baalbek’teki tapınaktan kehanet de alınırdı ve imparatorlar bile buraya danışmak için elçiler gönderirdi.

Selahaddin’in Baalbek Yılları

Baalbek’in Orta Çağ tarihindeki ilginç ayrıntılardan biri, Selahaddin Eyyubi ile olan bağlantısıdır. Zengi’nin 1139’da Baalbek’i almasının ardından şehrin yönetimi, Kürt kökenli komutan Necmeddin Eyyub’a verildi. Necmeddin Eyyub, ailesiyle birlikte Baalbek’e yerleşti. Kaynaklara göre 1137 ya da 1138’de Tikrit’te doğan Selahaddin, çocukluk yıllarının bir kısmını burada, tapınak kalesinin gölgesinde geçirdi.

1146’da Zengi’nin ölümünün ardından Necmeddin Eyyub, Baalbek’i Şam yönetimine teslim etti ve karşılığında Şam’da önemli görevler aldı. Selahaddin’in gençliği ise Şam’da geçti. Baalbek’te geçen bu yılların Selahaddin üzerindeki etkisi hakkında kesin bir şey söylemek zor olsa da, kalenin bu büyük komutanın hayatıyla kesişmesi, Baalbek’in Orta Çağ hikâyesine ilginç bir boyut katar.

Orta Çağ’da Baalbek’te Hayat

Orta Çağ’da Baalbek, Bekaa Vadisi’nin en önemli şehri ve bir kale şehriydi. Tapınak kalesi, şehrin askeri ve yönetim merkeziydi; kalenin içinde emirin sarayı, garnizon binaları, depolar, bir cami ve sarnıçlar bulunuyordu. Kalenin dışında ise surlarla çevrili bir şehir uzanıyordu. Şehirde çarşılar, hamamlar, medreseler ve camiler vardı.

Arap coğrafyacıları, Baalbek’in verimli bahçelerinden, bol sularından ve meyvelerinden övgüyle söz eder. Şehrin çevresinde kayısı, üzüm, elma ve çeşitli sebzeler yetiştirilirdi. Baalbek, aynı zamanda dokumacılığı ve özellikle pamuklu kumaşlarıyla tanınıyordu. Şam ile Humus arasındaki yolun üzerinde bulunması, şehri ticari açıdan da canlı tutuyordu.

Orta Çağ Baalbek’inin bir diğer özelliği, alimler ve sufiler için bir merkez olmasıydı. Şehirde yetişen ve burada ders veren çok sayıda hadis ve fıkıh alimi bulunuyordu. Bu kültürel canlılık, Moğol istilası ve Timur’un saldırılarıyla ciddi biçimde sarsıldı.

Moğol İstilası

1260 yılında Hülagü komutasındaki Moğol orduları Suriye’ye girdi. Halep ve Şam’ın düşmesinin ardından Baalbek de Moğolların eline geçti. Moğollar, kalenin savunma yapılarının bir kısmını tahrip etti. Ancak aynı yıl Memlük Sultanı Kutuz ve komutanı Baybars, Ayn Calut Savaşı’nda Moğolları yenerek Suriye’den çıkardı. Bu zaferin ardından Baalbek, Memlük yönetimine girdi.

Memlük Dönemi

Memlükler, Moğolların tahrip ettiği kaleyi onararak yeniden güçlendirdi. Baybars ve sonraki Memlük sultanları döneminde kalenin bazı kuleleri yeniden inşa edildi. Özellikle güneybatı köşesindeki büyük kare kule, Memlük askeri mimarisinin etkileyici bir örneğidir. Bu kulenin içinde birkaç katlı odalar, ok mazgalları ve kalın duvarlar bulunur. Kulenin dışında, Memlük sultanlarının armalarını ve kitabelerini görmek mümkündür.

Memlük döneminde Baalbek, Şam niyabetine bağlı bir şehir olarak yönetildi. Kale, şehrin garnizonuna ev sahipliği yaptı. Bu dönemde şehirde camiler, medreseler ve çarşılar da inşa edildi. Kalenin dışında, tapınak kompleksinin yakınında bulunan Büyük Emevi Camii’nin kalıntıları da bu döneme dair izler taşır. Bu cami, Emevi döneminde inşa edilip Memlükler döneminde onarılmıştır.

14. yüzyılın sonlarında Timur’un Suriye seferi, Baalbek’i de etkiledi. 1400-1401 yıllarında Timur’un orduları Şam’ı yağmalarken Baalbek de saldırıya uğradı. Bu olaydan sonra şehir uzun süre toparlanamadı.

Baalbek Orta Çağ tahkimatları
Baalbek Orta Çağ tahkimatları

Osmanlı Dönemi ve Depremler

1516’da Osmanlı yönetimine giren Baalbek, Şam Eyaleti’ne bağlı bir sancak oldu. Osmanlı döneminde şehrin yönetimi, uzun süre yerel Şii aile olan Harfuşlar’ın elinde kaldı. Harfuş emirleri, Baalbek ve çevresini yaklaşık üç yüzyıl boyunca yönettiler. Bu dönemde kalenin askeri önemi giderek azaldı; ancak tapınak kompleksi bir yerleşim ve sığınak alanı olarak kullanılmaya devam etti.

1759 yılında bölgeyi sarsan büyük deprem, Baalbek’e ağır hasar verdi. Jüpiter Tapınağı’nın ayakta kalan sütunlarından üçü bu depremde yıkıldı; daha önce dokuz olan sütun sayısı altıya düştü. Kalenin bazı kuleleri ve duvarları da yıkıldı. Depremden sonra kale tamamen terk edildi ve harabeye döndü. Çevredeki halk, kalenin taşlarını kendi evlerinin yapımında kullandı.

19. yüzyılda Baalbek, giderek artan sayıda Avrupalı gezginin ilgisini çekti. Bu gezginler, tapınakların büyük kısmının toprak, moloz ve Orta Çağ yapılarıyla kaplı olduğunu, ancak dev sütunların ve duvarların yine de son derece etkileyici olduğunu yazdılar.

Harfuş Emirleri

Osmanlı döneminde Baalbek ve çevresini yöneten Harfuş ailesi, bölgenin Orta Çağ sonrası tarihinde önemli bir yer tutar. Şii bir aile olan Harfuşlar, 16. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar Baalbek’te emirlik yaptı. Osmanlı merkezî yönetimi, bölgenin vergilerini toplamak ve düzeni sağlamak için bu aileye geniş yetkiler tanıdı. Harfuşlar, zaman zaman Lübnan Dağı’nın Maanoğlu ve Şihabi emirleriyle ittifak kurdular, zaman zaman onlarla çatıştılar.

Harfuş döneminde tapınak kalesi, emirlerin ikametgâhı ve şehrin savunma merkezi olarak kullanılmaya devam etti. Ancak 1759 depreminden sonra kale büyük ölçüde terk edildi. 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı Tanzimat reformlarıyla birlikte merkezî yönetim güçlendirildi ve Harfuşların yerel gücü sona erdi. Baalbek, bu tarihten sonra doğrudan Osmanlı yönetimine bağlandı.

Romalı Mimarların Mirası

Baalbek’teki tapınakların mimarları hakkında çok az bilgi vardır. Ancak tapınakların planı, süslemeleri ve mühendislik çözümleri, Roma İmparatorluğu’nun en yetenekli ustalarının burada çalıştığını gösterir. Bacchus Tapınağı’nın iç süslemelerinde kullanılan motiflerin, Roma’daki bazı yapılarla benzerlik taşıması, imparatorluk merkezinden gelen ustaların katkısına işaret eder. Öte yandan yerel geleneklerin izleri de belirgindir; tapınakların yüksek kaideleri ve iç mekân düzenlemeleri, bölgenin eski Sami tapınak geleneğini yansıtır.

Avrupalıların Keşfi ve Alman Kazıları

1898 yılında Alman İmparatoru II. Wilhelm, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in davetlisi olarak Ortadoğu’yu ziyaret ederken Baalbek’e de uğradı. Tapınaklardan çok etkilenen Wilhelm, padişahtan burada kazı yapılması için izin istedi. Abdülhamid’in izniyle 1898-1905 yılları arasında Alman arkeologlar, Baalbek’te kapsamlı kazılar yaptı.

Bu kazılar sırasında tapınakların çevresindeki Orta Çağ yapılarının bir kısmı kaldırıldı ve Roma tapınakları büyük ölçüde gün ışığına çıkarıldı. Kazı sonuçları, ayrıntılı çizimler ve planlarla birlikte yayımlandı. Bu çalışmalar, Baalbek’in modern arkeolojik araştırmalarının temelini oluşturdu. Ziyaretin anısına tapınak kompleksinin girişine Almanca ve Osmanlıca bir kitabe yerleştirildi. Bu kitabe, Türk okurlar için Osmanlı döneminin Baalbek’teki ilginç bir izidir.

20. yüzyılda Fransız Mandası ve Lübnan Eski Eserler Müdürlüğü döneminde de kazılar ve restorasyonlar devam etti. Bu çalışmalarda Orta Çağ kale yapılarının bir kısmı korunurken, Roma tapınaklarının görünürlüğünü artırmak için bazı eklemeler kaldırıldı. Bu durum, Arap kalesinin bugün parçalı bir halde görülmesine yol açmıştır.

Baalbek Arap Kalesi, güney cephesi
Baalbek Arap Kalesi, güney cephesi

Kalenin Mimarisi

Baalbek Kalesi’nin en ilginç özelliği, yeni bir yapı olarak değil, mevcut Roma tapınak kompleksinin bir kaleye dönüştürülmesiyle oluşmasıdır. Jüpiter Tapınağı’nın kaidesi ve büyük avlunun çevresindeki duvarlar, kalenin ana surlarını oluşturur. Arap ve Türk mühendisler, bu duvarların arasındaki boşlukları kapatmış, üzerlerine mazgallar eklemiş ve köşelere kuleler inşa etmişlerdir.

Kalenin surları, yer yer Roma döneminin dev taş blokları üzerinde yükselir. Alt kısımlarda Roma taş işçiliği, üst kısımlarda ise Orta Çağ’a ait daha küçük taşlar ve devşirme malzemeler görülür. Bu katmanlı yapı, kalenin farklı dönemlerden geçen tarihini açıkça gösterir. Bazı duvarlarda, Roma tapınaklarından alınmış sütun parçaları, kabartmalı frizler ve süslü taşlar yeniden kullanılmıştır.

Kalenin girişi, Orta Çağ’da güney taraftaydı. Bugün ziyaretçiler, Roma döneminin anıtsal girişi olan propylaea üzerinden kompleksin içine girer. Ancak kalenin güney ve batı taraflarındaki Orta Çağ kapıları ve kuleleri, kompleksin çevresinde dolaşırken görülebilir. Bu kulelerin içinde tonozlu odalar, merdivenler ve mazgallar bulunur.

Kalede Neler Görülür?

Güneybatı Kulesi

Kalenin en etkileyici Orta Çağ yapısı, güneybatı köşesindeki büyük kare kuledir. Memlük dönemine ait bu kule, kalın duvarları, ok mazgalları ve birkaç katlı iç düzenlemesiyle dikkat çeker. Kulenin içinde, kalenin Orta Çağ tarihini anlatan küçük bir sergi alanı bulunur.

Eyyubi Kapısı ve Kitabeler

Kalenin güney tarafındaki kapı ve çevresindeki kuleler, Eyyubi dönemine aittir. Kapının üzerindeki ve kulelerin duvarlarındaki Arapça kitabeler, inşaat faaliyetlerini yürüten emirlerin adlarını ve tarihleri kaydeder.

Cami Kalıntıları

Kalenin içinde, Orta Çağ’da garnizonun kullandığı küçük bir caminin kalıntıları bulunur. Caminin mihrabı ve bazı duvarları hâlâ görülebilir.

Tapınaklar Arasındaki Surlar

Jüpiter ve Bacchus tapınakları arasındaki boşluğu kapatan Orta Çağ surları, kalenin savunma düzenini anlamak için önemlidir. Bu surlar, iki dev tapınağı tek bir savunma bütününe bağlar.

Baalbek Arap Kalesi kalıntıları
Baalbek Arap Kalesi kalıntıları

Ayasofya Bağlantısı

Baalbek ile İstanbul arasında ilginç bir bağlantı kuran bir gelenek vardır. Bizans döneminde Baalbek’teki tapınaklardan bazı sütunların, İmparator Justinianus döneminde Konstantinopolis’e götürülerek Ayasofya’nın inşasında kullanıldığı anlatılır. Bu anlatı, Bizans döneminden kalma bazı kaynaklarda yer alır ve Ayasofya’daki kırmızı porfir sütunların bir kısmının Baalbek’ten getirildiği ileri sürülür.

Ancak bu anlatının tarihsel doğruluğu tartışmalıdır. Araştırmacıların bir kısmı, sütunların gerçekten Baalbek’ten gelip gelmediğinin kesin olarak kanıtlanamadığını belirtir. Yine de bu gelenek, Baalbek’in Bizans döneminde bile ne kadar ünlü olduğunu ve tapınaklarının imparatorluk başkentindeki yapılara malzeme sağlayacak kadar değerli görüldüğünü gösterir. İstanbul’da Ayasofya’yı ziyaret eden Türk okurlar için bu, Baalbek’i hatırlamak için güzel bir vesile olabilir.

Koruma Çalışmaları

Baalbek, 1984’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındıktan sonra uluslararası koruma projelerinin odağı haline geldi. Lübnan Eski Eserler Genel Müdürlüğü ile Alman Arkeoloji Enstitüsü, uzun yıllardır alanda ortak çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmalarda tapınakların yapısal durumu izlenmekte, depremlere karşı güçlendirme önlemleri alınmakta ve yeni kazılarla şehrin farklı dönemlerine dair bilgiler elde edilmektedir.

Arap kalesinin kalıntıları da bu koruma çalışmalarının bir parçasıdır. Uzun süre Roma tapınaklarının gölgesinde kalan Orta Çağ yapıları, son yıllarda daha fazla ilgi görmeye başlamıştır. Güneybatı kulesinde açılan sergi alanı, ziyaretçilere kalenin Orta Çağ tarihini tanıtmayı amaçlar. Bölgedeki çatışmalar ise bu çalışmalar için ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Surlarda Bir Yürüyüş

Baalbek’i gezerken, yalnızca tapınakların içinde dolaşmakla kalmayıp kompleksin dışından bir tur atmak da önerilir. Kompleksin güney ve batı tarafları boyunca yürüyerek Arap kalesinin surlarını, kulelerini ve kapılarını görebilirsiniz. Bu yürüyüşte, Roma döneminin dev bloklarının üzerinde yükselen Orta Çağ duvarlarını, devşirme sütunları ve Arapça kitabeleri yakından inceleme fırsatı bulursunuz. Batı tarafında ise ünlü Trilithon bloklarını dışarıdan görmek mümkündür.

Bu yürüyüş, Baalbek’in tek bir dönemin değil, binlerce yıllık bir sürecin ürünü olduğunu anlamak için en iyi yoldur. Romalıların yaptığı tapınaklar, Arapların ve Türklerin kurduğu kale ve modern arkeologların çalışmaları, aynı taşların üzerinde iz bırakmıştır.

Baalbek Festivali

Baalbek, 1956’dan bu yana düzenlenen Uluslararası Baalbek Festivali ile de tanınır. Festival, Ortadoğu’nun en eski ve en prestijli kültür festivallerinden biridir. Jüpiter ve Bacchus tapınaklarının önünde kurulan sahnelerde opera, klasik müzik, caz, tiyatro ve dans gösterileri sunulur. Ella Fitzgerald, Miles Davis, Fairuz, Ümmü Gülsüm, Rudolf Nureyev ve daha pek çok ünlü sanatçı bu festivalde sahne almıştır.

Festival, Lübnan iç savaşı nedeniyle 1975-1997 yılları arasında düzenlenemedi. 1997’de yeniden başlayan festival, sonraki yıllarda da güvenlik koşullarına bağlı olarak zaman zaman ertelendi ya da farklı mekânlara taşındı. Antik tapınakların ışıklandırılmış sütunları önünde izlenen bir konser, Baalbek’i ziyaret edenler için unutulmaz bir deneyimdir.

Baalbek Şehri

Baalbek, bugün Bekaa Vadisi’nin önemli şehirlerinden biridir. Şehrin nüfusunun büyük kısmı Şii Müslümanlardan oluşur; ayrıca Sünni ve Hristiyan topluluklar da bulunur. Şehirde, Hz. Hüseyin’in kızı Havla’ya atfedilen Seyyide Havla Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Tapınak kompleksinin yakınındaki Emevi Camii kalıntıları ve şehrin eski çarşısı da görülmeye değerdir.

Baalbek’in çevresindeki Bekaa Vadisi, Lübnan’ın en önemli tarım bölgesidir. Vadi, bağları ve şarap üretimiyle de tanınır; Ksara ve Kefraya gibi ünlü Lübnan şaraphaneleri bu bölgededir; Château Musar gibi başka üreticiler de üzümlerinin önemli bir kısmını Bekaa bağlarından alır. Bekaa’nın geniş ovaları, Lübnan ve Anti-Lübnan dağları arasında uzanan etkileyici manzaralar sunar.

Ancer: Bekaa’nın Emevi Şehri

Baalbek’i ziyaret edenlerin çoğu, Bekaa Vadisi’nin güneyindeki Ancer’i (Anjar) de görmek ister. 8. yüzyılın başlarında Emevi halifesi I. Velid döneminde kurulan Ancer, Lübnan’daki tek Emevi şehri olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır. Dikdörtgen planlı şehir, surlarla çevrilidir ve dört kapısı bulunur. Şehrin içinde saraylar, camiler, hamamlar ve dükkânların kalıntıları yer alır. Ancer’in zarif kemerleri ve Roma ile Bizans geleneklerini İslam mimarisiyle birleştiren yapısı, erken İslam şehirciliğinin önemli bir örneğidir.

Fotoğraf İpuçları

Baalbek’te en etkileyici fotoğraflar, Jüpiter Tapınağı’nın altı sütununun sabah ya da akşamüstü ışığında çekilen kareleridir. Bu saatlerde taşların sıcak tonları belirginleşir ve sütunların gölgeleri dramatik bir etki yaratır. Bacchus Tapınağı’nın iç süslemeleri için ise geniş açılı objektif ve sabır gerekir. Arap kalesinin kulelerinden kompleksin genel görünümünü çekmek de mümkündür. Taş ocağında, Hamile Kadın Taşı’nın büyüklüğünü göstermek için kareye bir insan yerleştirmek etkili bir yöntemdir.

Ziyaret Bilgileri

Normal koşullarda Baalbek tapınak kompleksi her gün sabahtan akşamüstüne kadar ziyarete açıktır. Giriş ücreti, Lübnan’daki diğer arkeolojik alanlara göre biraz daha yüksektir. Kompleksi ve Arap kalesinin kalıntılarını gezmek için en az iki-üç saat ayırmak gerekir. Taş ocağındaki dev blokları görmek isteyenler için ek olarak yarım saat-bir saat daha planlanmalıdır. Kompleksin içinde küçük bir müze bulunur; müzede Baalbek’in tarihine dair buluntular ve bilgilendirici sergiler yer alır.

Alan çok geniş ve gölge az olduğu için yaz aylarında şapka, güneş kremi ve bol su almayı unutmayın. Rahat ayakkabılar giymek önemlidir; zemin yer yer düzensiz ve taşlıktır. Ancak 2023’ten bu yana bölgedeki çatışmalar nedeniyle alanın çalışma saatleri ve ziyarete açık olup olmadığı değişkenlik göstermektedir.

Ulaşım

Baalbek, Beyrut’un yaklaşık 85 kilometre kuzeydoğusunda yer alır. Normal koşullarda Beyrut’tan Baalbek’e minibüslerle ulaşmak mümkündür; yolculuk Lübnan dağlarını aşan yol üzerinden yaklaşık iki saat sürer. Pek çok ziyaretçi, Baalbek’i Bekaa Vadisi’ndeki Anjar Emevi şehri ve şaraphanelerle birlikte bir günübirlik tur kapsamında ziyaret eder. Özel araç ya da taksi kiralamak daha rahat bir seçenektir.

Ne Zaman Gidilmeli?

Baalbek, deniz seviyesinden yaklaşık 1150 metre yükseklikte bulunduğu için kıyı şehirlerinden daha serin bir iklime sahiptir. Yaz ayları sıcak ve kuru, kış ayları ise soğuk ve zaman zaman karlıdır. Ziyaret için en uygun dönemler ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Temmuz ve ağustos aylarında düzenlenen festival döneminde şehir oldukça canlıdır.

Ziyaret İçin Pratik Öneriler

Baalbek’i ziyaret etmeden önce birkaç pratik noktayı akılda tutmak, geziyi daha verimli hale getirir. Kompleks çok geniş olduğu için ziyarete sabah erken başlamak, hem sıcaktan hem de kalabalıktan kaçınmanızı sağlar. Girişte satılan küçük rehber kitaplar ya da resmi rehberlerle yapılan turlar, tapınakların ve kalenin ayrıntılarını anlamak için faydalıdır. Rehber tutmak isterseniz, ücreti önceden netleştirmeniz önerilir.

Lübnan’da ekonomik kriz nedeniyle döviz kurları ve fiyatlar sık sık değişmektedir. Yanınızda yeterli nakit bulundurmanız, özellikle küçük şehirlerde işinizi kolaylaştırır. Baalbek’te yerel lokantalarda, bölgeye özgü “sfiha” adı verilen kıymalı küçük pidelerin tadına bakmayı unutmayın; Baalbek sfihası Lübnan genelinde ünlüdür.

Seyahat Uyarısı

Baalbek ve Bekaa Vadisi, son yıllarda bölgesel çatışmalardan doğrudan etkilenmiştir. 2024 yılında Baalbek ve çevresi hava saldırılarına hedef olmuş, tarihi alanların zarar görme riskine karşı uluslararası çağrılar yapılmış ve UNESCO, Baalbek’e geçici güçlendirilmiş koruma statüsü vermiştir. Bölgedeki güvenlik durumu değişken olmaya devam etmektedir.

Bu nedenle Baalbek’e seyahat planlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat uyarılarını mutlaka kontrol etmeniz, yerel haberleri takip etmeniz ve bölgeyi iyi tanıyan bir rehberle hareket etmeniz büyük önem taşır. Güvenlik durumunun belirsiz olduğu dönemlerde ziyareti ertelemek en doğru karardır.

Sık Sorulan Sorular

Baalbek’te Arap kalesi nerede?

Arap kalesi, ayrı bir yapı değil, Roma tapınak kompleksinin çevresine inşa edilmiş surlar, kuleler ve kapılardan oluşur. Tapınakları gezerken kalenin kalıntılarını, özellikle güney ve batı taraflarında görebilirsiniz.

Tapınakların bugüne kadar ayakta kalmasında kalenin rolü var mı?

Evet. Orta Çağ’da tapınak kompleksinin bir kale olarak kullanılması, yapıların bir kısmının korunmasına katkı sağlamıştır. Bununla birlikte kale yapımı sırasında tapınaklardan taş alındığı da bilinmektedir.

Baalbek’i gezmek ne kadar sürer?

Tapınak kompleksi ve kale kalıntıları için en az iki-üç saat, taş ocağındaki dev bloklar için ek bir saat ayırmak önerilir.

Hamile Kadın Taşı nerede?

Hamile Kadın Taşı, tapınak kompleksinin yaklaşık 800 metre güneybatısındaki antik taş ocağında bulunur. Kısa bir yürüyüş ya da araçla ulaşılabilir.

Video: Baalbek

Baalbek’in tapınaklarını ve kale kalıntılarını daha yakından görmek isteyenler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Neden Görmeli?

Baalbek, Roma İmparatorluğu’nun en görkemli dini yapılarını, onları yüzyıllar boyunca koruyan bir Orta Çağ kalesiyle birlikte görme imkânı sunar. Dev sütunlar, insan eliyle taşınmış en büyük taşlar, zengin süslemeli Bacchus Tapınağı ve Eyyubi ile Memlük kuleleri, tek bir alanda binlerce yıllık bir hikâye anlatır. Selahaddin Eyyubi’nin çocukluğunun geçtiği, Zengi’nin kuşattığı, Moğolların yağmaladığı ve Alman imparatorunun hayran kaldığı bu yer, Lübnan’ın en etkileyici tarihi duraklarından biridir. Bölgede güvenlik sağlandığında, Baalbek her tarih meraklısının listesinde olmayı hak ediyor.

Baalbek Jüpiter Tapınağı
Baalbek Jüpiter Tapınağı

Yakındaki Kaleler

Baalbek Bacchus Tapınağı
Baalbek Bacchus Tapınağı
Baalbek Jüpiter Tapınağı büyük avlusu
Baalbek Jüpiter Tapınağı büyük avlusu

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir