Frida Kahlo

Acısıyla çizen kadın ressam

Frida Kahlo: Acısıyla çizen kadınGördüğün an tanıdığın ressamlardan biri olan Frida Kahlo’nun tablolarını kanlı canlı görme şansın var. Pera Müzesi 20 Mart’a kadar Frida Kahlo ve Diego Rivera’yı ağırlıyor.

Frida, hayatı sakatlıklar, kazalar, hastalıklar gibi türlü musibetler ile geçmiş bir ressam. Çocuk felci yüzünden sakat olan Frida, bir de on sekiz yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu ömrü boyunca omurgası ve bacağında dinmeyen bir acı ile yaşamaya mahkûm olmuş. Ağrılarından kaçmak için yatağının tepesine bir ayna asmış ve kendini çizmeye başlamış. Onu ünlü eden oto portreleri, aslında yapabildiği tek şeymiş. Bugün bu denli bilinir olmasının sebebi de bu oto portrelerdeki belirgin öğeler; gocunmadığı bitişik kaşı, evcil hayvanları ve alnına yerleştirdiği kocası Diego Rivera’nın silueti.

47 yıllık kısa hayatına 143 tablo sığdıran Frida Kahlo gerçeküstü bir ressam sayılıyorressam sayılıyor. Oysa kendisine sorarsanız o bir realisttir, kendi gerçekliğini ve acılarını çizmiştir. Hatta der ki “Bana sürrealist dediler ama değildim. Rüyalarımı değil kendi gerçeklerimi çizdim”.

Frida Kahlo: Acısıyla çizen kadınSergide görülebilecek diğer isim de, döneminde “Meksika’nın Michalangelo’su” olarak anılan Diego Riviera. Diego ile yaşadıkları fırtınalı aşk hayatları ile Frida’ya acılarından sonra en büyük ilhamı veren unsur.

Sergide, en ünlü Kahlo oto portreleri ve aslında bir duvar ressamı olan Rivera’nın nadir tuval örneklerinden derlenen kırk tabloluk özel bir koleksiyon yer alıyor. Sergiyi daha verimli gezebilmek için öncesinde Frida’nın filmini izlemeni ve Frida’nın hayatını detaylıca incelediğimiz dosyayı okumanı tavsiye ederiz.

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon (6 Temmuz 1907-13 Temmuz 1954):

Alman-Avusturya-Macar Yahudisi fotoğrafçı bir baba ile Meksika Yerlisi Katolik bir annenin dört kızından üçüncüsü olarak 6 Temmuz 1907’de Mexico City yakınındaki Coyoacan’da, Mavi Ev’de dünyaya geldi. Ancak o, ömrü boyunca yürekten inandığı Meksika Devrimi’nin yapıldığı 7 Temmuz 1910’u doğum tarihi olarak kabul etti. 6 yaşında çocuk felci geçirdi ve arkadaşları ona Tahta Bacak, Topal Frida dedi. Ancak bu Frida için asla sosyal yaşamını kısıtlayan bir özür olmadı, ta ki 18 yaşına kadar. 17 Aralık 1925’te Frida’nın o zamanki erkek arkadaşı Alejandro ile eve dönmek üzere bindiği otobüs bir tramvayla çarpıştı ve deyim yerindeyse sonun başlangıcı tam da burada başladı. Çok kişinin öldüğü kazada trenin demir çubuklarından biri Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıktı ve çocuk felcinden miras kalan Tahta Bacağına tüm bedeni eşlik etmeye başladı. Frida’nın bu kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçecek; omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşayacak, 32 kez ameliyat edilecek ve 1954’te çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren yüzünden kesilecektir.

Bu kazanın tek olumlu yanı ise Frida’nın resme başlaması, kırık bedenine karşın eserleriyle kendisini bugüne değin hatırlatması-yaşatması olmuştur.

Frida dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okumuş, bu okul sayesinde de sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlarda belli bir birikime sahip olmuştu, ki ilerde

Meksika düşün yaşamının önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa da onun okul arkadaşlarıydı. Okulda, anarşist bir edebiyat grubuna dâhil oldu; güçlü bir kişilik oluşturmaya başladı. Ancak Frida’nın tek dileği tıp eğitimi almaktı. Oysaki bu kaza onu okulundan ve çocukluğundan beri dilinden düşürmediği doktor olma amacından tamamen kopararak bu kez bir hasta olarak onu hastane ve doktorlara belinden sıkı sıkıya bağladı. Kazadan 30 gün sonra, bir yıl boyunca sırtüstü yatması ve kıpırdamaması koşuluyla hastaneden çıkartılan Frida babasından boyalarını ödünç istedi ve bunları bir daha asla geri vermedi. Yatağının kenarına tuvali tutturabilmek için bir düzenek yaptırıldı, üstüne de bir çardak. Bu çardağın alt yüzeyine boydan boya bir ayna….

Burası yıllarca Frida’nın evi, atölyesi, gökyüzü, penceresi oldu… “Kendimi resmediyorum, çünkü zamanın çoğu tek başıma geçiyor; ayrıca en iyi tanıdığım motif de benim” diyen sanatçı burada sayısız otoportresini yaptı. 1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Frida, ilk kez 15 yaşında, okulunun duvarlarını resimlemeye geldiğinde gördüğü ünlü ressam Diego Rivera’yla tanışmaya ve resimlerini göstermeye gitti. Zira bu iki sanatçı 1929’da da evlendi. Ancak Frida ile Rivera’nın oldukça fırtınalı bir evlilik yaşamları oldu. Sağlık sorunları nedeniyle bir çocuğunu aldıran ve art arda iki düşük yapan Frida, eşinin sadakatsizlikleri nedeniyle 1939 yılında ondan ayrıldı, 1 yıl sonra yeniden barıştı ve çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev’e yerleşti. Frida’nın da evlilikleri sırasında çeşitli erkeklerle ilişkileri olmuştu. Bunlarda birisi de Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki’ydi.

Troçki, Rivera’nın Meksika Cumhurbaşkanı’ndan aldığı özel izin ile 1937’de Meksika’ya gelmiş ve Frida’nın evine yerleşmişti. Ancak Troçki’ye düzenlenen suikastın ardından suikastçı ressam Siquerius’un arkadaşı olması nedeniyle sorgulanan Frida, bir süre Meksika’dan ayrılmayı uygun bulmuş; o sırada San Francisco’da bulunan eski eşi Rivera’nın yanına gitmiş ve çift orada yeniden evlenmişlerdi.

Sık sık sağlığı bozulan Frida, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün hayatı boyunca bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır.

1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirdi, 1939’daki Paris sergisi ile övgüler topladı. 1943’de ‘La Esmeralda’ adlı yeni bir sanat okulunda öğretim üyeliğine başlayan Frida, sağlık durumu kötüleşmesine rağmen ders vermeyi sürdürdü. 1958’de sağ ayağının parmakları birdenbire simsiyah kesildi. Dolaşım bozukluğu nedeniyle ameliyata alındı ve sağ ayağının dört parmağını kaybetti. Daha sonra sırt ağrılar dayanılmaz hale geldi, omurgasındaki sorunlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı, 9 ay hastanede kaldı ve tam yedi kez omurga ameliyatı geçirdi. Yatağında resim yapmayı sürdürdü…

Hastane sonrası tekerlekli sandalyeyle gezinebildi fakat kullandığı tüm ağrı kesicilere rağmen sırt ve bacak ağrıları geçmedi.

Aynı yıl gerçekleşen sergisinin açılışına ambulans ve sedyeyle gidebildi.

Tüm ağrılarına rağmen sergisinin açılışında neşeli göründü, içti, güldü ve şarkı söyledi… Bu göstermelik mutluluk kısa sürdü, Frida tekrar ameliyata alındı ve bu kez sağ bacağı dizinin altından kesildi. Bu durum ağır bir depresyona girmesine neden olduysa da, takma bacakla tekrar yürüyebilmeye başladığında çok mutlu oldu: “uçabilecek kanatlarım varken ayakları ne yapayım.” 1954 yılında akciğer enfeksiyonu nedeniyle tedavi görürken ABD’nin Guatelama’yı işgalini protesto eden bir yürüyüşe katıldı. Sağlığı giderek kötüleşen Frida aynı yıl 13 Temmuz günü Mavi Ev’de ölü bulundu. Arkasında bıraktığı son tablosu ise “Yaşasın Yaşam” isimli bir natürmorttu.

 

Bu bağlantıdan Frida’nın gerçek görüntülerine ulaşabilirsiniz.

Buradan da Salma Hayek’in Frida’yı canlandırdığı filminin görüntülerine ulaşabilirsiniz.

Frida: Diego Rivera, devrimim, doğmamış bebeklerim, acım, yatağım ve boyalarım…

kaynak: herhaftabirmanyak.blogspot.com

kaynak: istegenc.com.tr/content/gorsel_sanatlar/article.asp?lngarticleid=4969

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir