Golubac Kalesi: Tuna’nın Demir Kapısındaki Güvercinlik

Sırbistan’ın doğusunda, Tuna Nehri’nin Karpatlar ile Balkan Dağları arasındaki ünlü boğaza girmeden hemen önce, nehrin genişleyerek bir göl görünümü aldığı noktada, dik bir kayalığın yamacına tırmanan on kuleli bir kale yükselir. Golubac Kalesi, Sırpçada “güvercin” anlamına gelen bir kelimeden türeyen adıyla, Osmanlı kaynaklarında da “Güvercinlik” olarak anılır. Bu kale, ortaçağın sonlarında Macar krallarının, Sırp despotlarının ve Osmanlı sultanlarının defalarca el değiştirdiği, Tuna’nın en stratejik kalelerinden biriydi.

Bu yazıda Golubac Kalesi’nin Demir Kapı Boğazı’nın girişindeki konumunu, belirsiz kuruluş hikâyesini, Macar Kralı Sigismund’un 1428’deki kuşatmasını, Osmanlı dönemini, kaleye adını veren efsaneyi ve 20. yüzyılda bir barajın yükselen sularıyla nasıl kısmen suya gömüldüğünü, ardından 2019’da nasıl yeniden doğduğunu anlatacağız.

Tuna kıyısında Golubac Kalesi

Tuna’nın Demir Kapı’ya Girdiği Yer

Golubac Kalesi, Sırbistan’ın doğusundaki Golubac kasabasının yaklaşık dört kilometre doğusunda, Tuna’nın sağ kıyısında yer alır. Bu nokta, Tuna’nın Avrupa’daki en etkileyici doğal oluşumlarından biri olan Demir Kapı Boğazı’na, Sırpça adıyla Đerdap’a girdiği yerdir. Demir Kapı, Tuna’nın Karpat Dağları ile Balkan Dağları arasındaki sıradağları yararak geçtiği, yaklaşık yüz kilometre uzunluğunda bir boğazlar ve vadiler dizisidir. Boğazın bazı noktalarında nehir, dik kaya duvarları arasında daralır ve derinleşir.

Golubac’ın önünde ise Tuna, boğaza girmeden önce son derece genişler. Bugün bu noktada nehrin genişliği birkaç kilometreye ulaşır; bu, 20. yüzyılda inşa edilen Demir Kapı Barajı’nın oluşturduğu rezervuar gölünün etkisidir. Karşı kıyıda ise Romanya toprakları uzanır. Bu genişlik, Tuna’yı Golubac önlerinde bir nehirden çok bir göl gibi gösterir ve kaleye son derece etkileyici bir manzara kazandırır.

Ortaçağda Golubac’ın konumu, son derece stratejikti. Kale, Demir Kapı’nın girişini kontrol ediyor, boğazdan geçen nehir trafiğini denetliyordu. Tuna, ortaçağda Orta Avrupa ile Karadeniz arasındaki en önemli ticaret ve askerî yollarından biriydi. Demir Kapı’nın dar ve tehlikeli geçitleri, gemilerin ancak deneyimli kılavuzlar eşliğinde geçebildiği bir bölgeydi. Bu geçidin girişini kontrol eden kale, hem ticari hem de askerî açıdan büyük önem taşıyordu.

Roma döneminde Demir Kapı

Demir Kapı boğazlarının tarihi, Roma dönemine kadar uzanır. Romalılar, Tuna’yı imparatorluklarının kuzey sınırı olarak kullanıyordu ve Demir Kapı bölgesi, bu sınırın en zorlu kesimlerinden biriydi. Roma İmparatoru Trajan, 2. yüzyılın başında Dakya’yı fethetmek için büyük bir sefer düzenlediğinde, Demir Kapı boğazları boyunca kayalara oyulmuş bir yol inşa ettirdi. Bu yolun tamamlanmasını anmak için kayaya oyulan bir yazıt, bugün Trajan Yazıtı ya da Tabula Traiana olarak bilinir.

Barajın inşası sırasında, Roma yolunun büyük bölümü suya gömüldü. Ancak Trajan Yazıtı, özel bir çalışmayla daha yüksek bir noktaya taşınarak kurtarıldı. Bugün yazıt, Tuna üzerinde yapılan tekne turlarında görülebilir. Trajan, ayrıca Demir Kapı’nın doğusunda, Tuna üzerinde döneminin en uzun köprülerinden birini inşa ettirmişti; bu köprünün kalıntıları da hâlâ nehrin her iki kıyısında görülebilir.

Golubac’ın bulunduğu bölgede de Roma döneminden kalma kalıntılar bulunur. Bazı araştırmacılar, Golubac Kalesi’nin bulunduğu yerde ya da yakınında bir Roma kalesinin bulunduğunu düşünür. Bu tez kesin olarak kanıtlanmamış olsa da, bölgenin stratejik önemi göz önüne alındığında, Romalıların bu noktayı boş bırakmış olması pek olası görünmez.

Kim İnşa Etti? Belirsiz Bir Başlangıç

Golubac Kalesi’nin kesin olarak ne zaman ve kim tarafından inşa edildiği bilinmez. Bazı araştırmacılar, kalenin bulunduğu yerde Roma ya da Bizans döneminden kalma bir müstahkem yapı bulunduğunu düşünür. Kalenin ilk yazılı kaydı ise 1335 yılına uzanır; bu kayıt, kalede bir Macar garnizonunun bulunduğunu belirtir. Bu nedenle kalenin 14. yüzyılın başında ya da daha önce inşa edildiği kabul edilir.

Kalenin inşasının Macarlara mı, Sırplara mı yoksa başka bir güce mi ait olduğu konusunda farklı görüşler vardır. Kalenin mimarisi, farklı dönemlerin ve farklı inşaatçıların izlerini taşır. Bazı bölümler ortaçağ Sırp ve Macar kale mimarisinin özelliklerini gösterirken, bazı bölümler ise Osmanlı döneminde eklenen top kuleleri ve tahkimatlarla şekillenmiştir. Bu katmanlı yapı, kalenin uzun ve çalkantılı tarihinin bir yansımasıdır.

14. yüzyıl boyunca Golubac, Macar Krallığı ile Sırp Krallığı arasında birkaç kez el değiştirdi. Yüzyılın sonunda ise Osmanlı İmparatorluğu bölgeye ulaştı. 1389 Kosova Savaşı’ndan sonra Osmanlı’nın Balkanlar’daki etkisi hızla arttı ve Golubac da bu yeni güç dengesinin bir parçası hâline geldi.

Golubac Kalesi kuleleri

On Kule ve Kayaya Tırmanan Surlar

Golubac Kalesi’nin en dikkat çekici özelliği, surlarının ve kulelerinin nehir kıyısından başlayarak dik bir kayalığın yamacına doğru tırmanmasıdır. Kale, on kuleden oluşur ve bu kuleler, kayalığın farklı yüksekliklerine yerleştirilmiştir. En alttaki kuleler nehir kıyısına yakınken, en üstteki kuleler kayalığın tepesine yakın bir noktada yükselir. Bu düzen, kaleye uzaktan bakıldığında, kulelerin bir merdiven gibi yukarıya doğru dizildiği etkileyici bir görünüm kazandırır.

Kalenin kuleleri, farklı biçim ve boyutlardadır. Bazı kuleler kare planlı, bazıları ise çokgen ya da yuvarlak planlıdır. En yüksek kule, kalenin en eski bölümlerinden biri olarak kabul edilir ve “Şapkalı Kule” olarak da anılır; adını, tepesindeki külah biçimli çatıdan alır. Kalenin alt bölümündeki büyük çokgen top kulesi ise Osmanlı döneminde, ateşli silahların gelişmesine uyum sağlamak amacıyla eklenmiştir. Bu kule, nehir trafiğini kontrol etmek ve nehirden gelebilecek saldırıları püskürtmek için kullanılıyordu.

Kale, üç bölümden oluşan bir plana sahiptir. Nehir kıyısındaki alt bölüm, kalenin limanını ve nehir trafiğini kontrol eden tahkimatları içerir. Orta bölüm, kalenin ana avlusunu ve yaşam alanlarını barındırır. Üst bölüm ise kayalığın tepesine doğru uzanan surları ve kuleleri kapsar; bu bölüm, kalenin son savunma hattını oluşturur. Kalenin bu katmanlı yapısı, saldırganların her bölümü ayrı ayrı ele geçirmesini gerektiren güçlü bir savunma sistemi oluşturuyordu.

Mimari katmanlar: Kim neyi ekledi?

Golubac Kalesi’nin mimarisini incelemek, kalenin farklı dönemlerdeki sahiplerinin izlerini takip etmek anlamına gelir. Kalenin en eski bölümleri, üst kısımlardaki kare planlı kuleler ve onları birbirine bağlayan surlardır. Bu bölümler, 14. yüzyılın ortaçağ kale mimarisinin tipik özelliklerini taşır: kalın taş duvarlar, dar mazgallar ve yüksek, dar kuleler. Bu kuleler, ok ve arbaletlerle yapılan savunmaya göre tasarlanmıştı.

15. yüzyılda ise kaleye, ateşli silahların gelişmesine uyum sağlayan eklemeler yapıldı. Kalenin alt bölümündeki büyük çokgen top kulesi, bu dönemin en önemli eklemesidir. Bu kule, kalın duvarları ve geniş top mazgallarıyla, hem nehirden gelebilecek saldırılara karşı savunma sağlıyor hem de nehir trafiğini kontrol ediyordu. Bazı araştırmacılar, bu kulenin Osmanlı döneminde inşa edildiğini düşünür; bazıları ise daha önceki Macar ya da Sırp dönemine ait olabileceğini öne sürer.

Kalenin kulelerinin bazılarının iç kısmında, katlar arasında ahşap döşemelerin bulunduğu izler görülebilir. Bu döşemeler, kulelerin farklı katlarını yaşam ve depolama alanları olarak kullanmayı mümkün kılıyordu. Restorasyon çalışmalarında, bu izler dikkate alınarak bazı kulelerin iç kısımları yeniden düzenlendi ve ziyaretçilerin kulelerin farklı katlarını gezebilmesi sağlandı.

1428: Sigismund’un Kuşatması ve Kara Zawisza

Golubac Kalesi’nin tarihindeki en ünlü olay, 1428’deki büyük kuşatmadır. Bu kuşatmanın arka planında, Sırp Despotu Stefan Lazareviç’in 1427’deki ölümü yatar. Stefan, ölümünden önce Macar Kralı Sigismund ile yaptığı anlaşma gereği, Belgrad’ı ve Golubac’ı Macaristan’a bırakmayı kabul etmişti. Ancak Stefan’ın ölümünün ardından, Golubac’ın Sırp komutanı kaleyi Macarlara teslim etmek yerine, büyük bir altın karşılığında Osmanlılara teslim etti. Bu olay, Macar kralını büyük bir öfkeye sürükledi.

1428 baharında Sigismund, büyük bir Macar ordusuyla Golubac’ı kuşattı. Kuşatmaya, Polonya ve Litvanya’dan gelen şövalyeler ile Eflak Voyvodası II. Dan’ın birlikleri de katıldı. Kuşatanlar arasında, döneminin en ünlü şövalyelerinden biri olan Polonyalı Zawisza Czarny, yani Kara Zawisza da bulunuyordu. Zawisza, Grunwald Savaşı’nda Töton Şövalyelerine karşı savaşmış ve Avrupa’nın dört bir yanında düzenlenen turnuvalarda yenilmezliğiyle ün kazanmıştı.

Kuşatma sürerken, Sultan II. Murad komutasındaki büyük bir Osmanlı ordusu Golubac’ı kurtarmak için bölgeye ulaştı. Sigismund, Osmanlı ordusunun büyüklüğü karşısında kuşatmayı kaldırmaya ve ordusunu Tuna’nın karşı kıyısına geçirmeye karar verdi. Ancak geri çekilme sırasında Osmanlı ordusu saldırıya geçti ve kaotik bir çatışma yaşandı. Sigismund, büyük bir tehlike altında güçlükle kurtuldu. Kara Zawisza ise bu çatışmada esir düştü ve ardından öldürüldü. Polonya’nın en ünlü şövalyelerinden birinin Golubac’ta hayatını kaybetmesi, Avrupa’da büyük bir yankı uyandırdı. Golubac çevresinde, Zawisza’nın anısına konulmuş bir anma levhası bulunduğu da belirtilir; bu, Polonyalı ziyaretçilerin kaleye özel bir ilgi göstermesinin nedenlerinden biridir.

1428 kuşatmasının sonuçları, Macaristan ile Osmanlı arasındaki ilişkiler açısından da önemliydi. Kuşatmanın başarısız olmasının ardından Sigismund ile II. Murad arasında bir ateşkes imzalandı. Bu ateşkes, Osmanlı’nın Golubac’ı elinde tutmasını kabul ediyordu. Golubac’ın Osmanlı’da kalması, Osmanlı’ya Tuna üzerinde önemli bir dayanak noktası sağladı ve sonraki on yıllarda Osmanlı’nın bölgedeki ilerleyişini kolaylaştırdı. Bu açıdan 1428 kuşatması, Osmanlı’nın Orta Avrupa’ya doğru ilerleyişindeki önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilebilir.

Golubac Kalesi top kulesi

Kara Zawisza: Avrupa’nın en ünlü şövalyesi

Golubac’ta hayatını kaybeden Zawisza Czarny, 15. yüzyıl Avrupa’sının en ünlü şövalyelerinden biriydi. Polonya’nın Garbów köyünden gelen Zawisza, lakabını giydiği siyah zırhtan ya da siyah saçlarından aldığı anlatılır. Zawisza, Avrupa’nın dört bir yanında düzenlenen turnuvalarda yenilmez bir şövalye olarak ün kazandı. 1415’te Perpignan’da düzenlenen bir turnuvada, Aragon Kralı’nın sarayında ünlü bir şövalyeyi yendiği anlatılır.

Zawisza, aynı zamanda deneyimli bir diplomattı. Polonya Kralı Władysław Jagiełło adına pek çok diplomatik görev üstlendi ve Macar Kralı Sigismund’un sarayında da önemli bir yere sahipti. 1410’daki Grunwald Savaşı’nda Polonya-Litvanya ordusunun saflarında Töton Şövalyelerine karşı savaştı. Sigismund’un hizmetinde Osmanlılara karşı savaşmak üzere Golubac kuşatmasına katılması, onun son seferi oldu.

Zawisza’nın ölümü, Polonya’da derin bir üzüntüyle karşılandı. Onun adı, Polonya dilinde güvenilirlik ve sadakatin sembolü hâline geldi. Polonyacada “Zawisza’ya güvenir gibi güvenmek” deyimi, hâlâ tam bir güveni ifade etmek için kullanılır. Golubac, bu nedenle Polonya tarihinde de özel bir yere sahiptir.

Güvercinlik: Osmanlı Dönemi

1428 kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Golubac, Osmanlı yönetiminde kaldı. Osmanlı kaynaklarında kale, Sırpça adının Türkçe karşılığı olan “Güvercinlik” adıyla anılır. Kalenin adının kökeni konusunda farklı açıklamalar vardır; bir açıklamaya göre ad, kalenin kayalıklarında yuvalanan güvercinlerden, bir başka açıklamaya göre ise aşağıda anlatacağımız efsanedeki genç kızın adından gelir.

15. yüzyılın ortasında Golubac, kısa bir süre Macarların eline geçti, ancak Osmanlılar kaleyi yeniden aldı. 1459’da Smederevo’nun düşmesiyle birlikte Sırp Despotluğu tamamen sona erdi ve Golubac, kesin olarak Osmanlı topraklarının bir parçası oldu. Kale, Semendire Sancağı’na bağlandı ve Tuna boyunca uzanan Osmanlı sınır kaleleri zincirinin önemli bir halkası hâline geldi.

Osmanlı döneminde Golubac’ın önemi, Tuna’nın kontrolüyle doğrudan ilişkiliydi. Kale, Demir Kapı’dan geçen Osmanlı nehir filosunun ve ticaret gemilerinin güvenliğini sağlıyordu. Osmanlılar, kaleye top kuleleri ekleyerek onu ateşli silahlara karşı güçlendirdi. Kalenin alt bölümündeki büyük top kulesi, bu dönemin en önemli eklemesidir. Kale, Osmanlı’nın Orta Avrupa’ya yönelik seferlerinde Tuna üzerindeki lojistik ağın önemli bir parçasıydı.

17. ve 18. yüzyıllarda, Osmanlı-Habsburg savaşları sırasında Golubac, birkaç kez kısa süreliğine Habsburg yönetimine geçti. Ancak her seferinde Osmanlılar kaleyi geri aldı. Kale, 1867’de Belgrad, Smederevo ve diğer Sırp kaleleriyle birlikte Sırbistan Prensliği’ne teslim edildi. Böylece Golubac’taki dört yüz yılı aşkın Osmanlı varlığı sona erdi.

Tuna’da Osmanlı nehir gücü

Osmanlı İmparatorluğu, Tuna’yı yalnızca bir sınır olarak değil, aynı zamanda önemli bir ulaşım ve lojistik yolu olarak kullandı. Osmanlı’nın Tuna filosu, nehir boyunca askerî seferler için asker, erzak ve top taşıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan seferlerinde Tuna filosu, ordunun ilerlemesinde kritik bir rol oynadı. Golubac, Belgrad, Smederevo ve Vidin gibi Tuna kaleleri, bu filonun üsleri ve ikmal noktalarıydı.

Demir Kapı’nın tehlikeli akıntıları ve kayalıkları, nehir ulaşımı için büyük bir engel oluşturuyordu. Osmanlı döneminde gemiler, bu bölgeden ancak deneyimli kılavuzların rehberliğinde ve çoğu zaman kıyıdan halatlarla çekilerek geçebiliyordu. Golubac, boğazın batı girişinde, gemilerin bu zorlu geçişe hazırlandığı bir durak noktasıydı. Bu nedenle kale, hem askerî hem de lojistik açıdan Osmanlı’nın Tuna sisteminin vazgeçilmez bir parçasıydı.

Golubac Kalesi surları

Sırp Despotluğu’nun son yılları

Stefan Lazareviç’in 1427’deki ölümünden sonra Sırp Despotluğu’nun başına yeğeni Đurađ Branković geçti. Đurađ, Belgrad’ı anlaşma uyarınca Macaristan’a bırakmak zorunda kaldı ve despotluğun yeni başkenti olarak Tuna kıyısında Smederevo’da büyük bir kale inşa ettirdi. Smederevo Kalesi, 1430’da tamamlandı ve Sırp Despotluğu’nun son başkenti oldu. Bu dönemde Golubac, Osmanlı elindeydi ve Smederevo ile Golubac arasındaki bölge, Osmanlı ile Sırp Despotluğu arasında bir sınır bölgesi oluşturuyordu.

Đurađ Branković’in kızı Mara, Sultan II. Murad ile evlendi. Mara Hatun olarak bilinen bu Sırp prensesi, Osmanlı sarayında önemli bir rol oynadı ve Fatih Sultan Mehmed döneminde de saygı gördü. Bu evlilik, Sırp Despotluğu ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilişkilerin karmaşıklığını gösteren ilginç bir örnektir. Ancak bu evlilik bağı, despotluğun sonunu engelleyemedi; 1459’da Smederevo’nun Osmanlılar tarafından alınmasıyla Sırp Despotluğu sona erdi.

Golubac’ın tarihi, aynı zamanda Balkanlar’ın çok kültürlü yapısını da yansıtır. Kalenin çevresindeki köylerde, yüzyıllar boyunca Sırplar, Ulahlar, Romenler ve farklı topluluklar bir arada yaşadı. Osmanlı döneminde kalenin garnizonu ve çevresindeki yerleşimlerde Müslüman nüfus da bulunuyordu. Bu çeşitlilik, bölgenin mutfağında, müziğinde ve geleneklerinde bugün de izlerini sürdürür.

Golubana ve Babakay Kayası Efsanesi

Golubac Kalesi’nin adıyla ilgili en ünlü efsane, Golubana adlı güzel bir genç kızın hikâyesidir. Anlatılara göre, Osmanlı döneminde kalenin komutanı olan bir paşa, Golubana’ya âşık oldu ve onunla evlenmek istedi. Ancak Golubana, başka birini sevdiği için paşanın teklifini reddetti. Öfkelenen paşa, genç kızı cezalandırmak için onu Tuna’nın ortasındaki bir kayaya bağlattı ve kızın fikrini değiştirmesini bekledi. Paşa, kıza sürekli olarak “pişman ol” diye seslendi. Ancak Golubana fikrini değiştirmedi ve kayanın üzerinde hayatını kaybetti.

Efsaneye göre, Tuna’nın içinde, kalenin karşısında yükselen ve bugün “Babakay” olarak bilinen kaya, Golubana’nın bağlandığı kayadır. Kayanın adının, Türkçe bir ifadeden geldiği anlatılır; bazı yorumlara göre bu ifade “pişman ol” anlamına gelir. Kalenin adı da efsaneye göre Golubana’nın adından gelir. Bu efsanenin tarihî bir temeli olup olmadığı bilinmez; ancak Golubac’ı ziyaret edenlere sıkça anlatılan ve kalenin romantik atmosferini zenginleştiren bir hikâyedir.

Babakay kayası, 20. yüzyılda Demir Kapı Barajı’nın inşasından sonra yükselen sular nedeniyle büyük ölçüde suya gömülmüştür. Bugün kayanın yalnızca küçük bir bölümü su yüzeyinin üzerinde görülebilir. Bu kaya, Tuna’da seyreden gemiler için de önemli bir yön işareti olarak kullanılmıştır.

Restorasyon sonrası Golubac Kalesi

Golubac’ın Osmanlı dönemindeki komutanları ve garnizonu hakkındaki bilgiler sınırlıdır; ancak Osmanlı arşivlerindeki tahrir defterleri ve kale kayıtları, kalenin farklı dönemlerdeki asker sayısı, teçhizatı ve bakım masrafları hakkında değerli veriler sunar. Bu kayıtlar, kalenin Osmanlı sınır sistemindeki yerini anlamak isteyen araştırmacılar için önemli kaynaklardır.

Demir Kapı Barajı ve Suya Gömülen Surlar

20. yüzyılın ikinci yarısında, Yugoslavya ve Romanya, Tuna üzerinde ortak bir hidroelektrik santrali ve baraj inşa etmeye karar verdi. Demir Kapı I Barajı olarak bilinen bu dev proje, 1964’te başladı ve 1972’de tamamlandı. Baraj, Avrupa’nın en büyük hidroelektrik santrallerinden biri hâline geldi ve Demir Kapı boğazlarındaki tehlikeli akıntıları ortadan kaldırarak nehir ulaşımını kolaylaştırdı.

Ancak barajın inşası, Tuna’nın su seviyesini önemli ölçüde yükseltti. Bu yükselme, boğaz boyunca pek çok tarihi yerleşimi, köyü ve arkeolojik alanı suya gömdü. Romanya tarafında, Ada Kale adlı küçük Osmanlı adası tamamen sular altında kaldı. Türk tarihi açısından da önemli olan Ada Kale, Osmanlı döneminden kalma bir cami, çarşı ve evleriyle tanınan bir Türk yerleşimiydi. Adanın sakinleri başka yerlere taşındı ve adanın bazı yapıları yakındaki başka bir adaya taşındı.

Golubac Kalesi de barajın inşasından etkilendi. Yükselen sular, kalenin alt bölümlerini ve nehir kıyısındaki surlarının bir kısmını suya gömdü. Bugün kalenin en alt kuleleri ve surları, kısmen su içinde yer alır. Bu durum, kaleye bir yandan dramatik bir görünüm kazandırırken, öte yandan tarihi yapının bazı bölümlerinin zarar görmesine yol açtı. Ayrıca bölgeye yapılan yeni karayolu, kalenin içinden, ana kapılarından birinin altından geçecek şekilde inşa edildi. Uzun yıllar boyunca araçlar, ortaçağ kalesinin kapısından geçerek yolculuk yaptı; bu durum, kalenin korunması açısından ciddi sorunlar yarattı.

Ada Kale: Tuna’nın kaybolan Türk adası

Demir Kapı Barajı’nın sularına gömülen yerler arasında, Türk tarihi açısından en önemlisi Ada Kale’dir. Tuna’nın ortasında, Golubac’ın doğusunda yer alan bu küçük ada, Osmanlı döneminde stratejik bir kale olarak kullanıldı. 18. yüzyılda adada güçlü tahkimatlar inşa edildi. Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinden sonra bile ada, uluslararası anlaşmalardaki bir boşluk nedeniyle uzun süre fiilen Osmanlı toprağı olarak kaldı. Adanın Türk sakinleri, 20. yüzyılın ortasına kadar burada yaşamaya devam etti.

Ada Kale’nin cami, çarşı, kahvehaneler ve geleneksel evleriyle kendine özgü bir yaşamı vardı. Adanın sakinleri, tütün, lokum ve el sanatları üretimiyle geçimini sağlıyordu. Ada, Romanya’ya bağlandıktan sonra bile Türk kimliğini korudu ve bir turistik merak konusu hâline geldi. Ancak 1960’larda başlayan baraj inşaatı, adanın kaderini belirledi. 1970’te adanın sakinleri başka yerlere taşındı ve kısa süre sonra ada, yükselen suların altında kaldı. Caminin bazı unsurları ve bazı yapılar, yakındaki Şimian adasına taşındı; ancak orada yeniden kurulma planı tam olarak gerçekleşmedi.

Ada Kale’nin kaybı, Balkanlar’daki Türk mirasının en dramatik kayıplarından biri olarak hatırlanır. Golubac’tan Demir Kapı’ya doğru yapılan tekne gezilerinde, bu kaybolan adanın hikâyesi sıkça anlatılır. Bugün Ada Kale’nin bulunduğu yerin üzerinden geçen gemiler, suların altında yatan bu küçük Osmanlı dünyasının sessiz anısını taşır.

2019: Kalenin Yeniden Doğuşu

21. yüzyılın başında, Golubac Kalesi’nin korunması için kapsamlı bir proje başlatıldı. Avrupa Birliği’nin de desteklediği bu proje kapsamında, kalenin surları ve kuleleri restore edildi, yıkılan bölümler güçlendirildi ve kale bir turizm merkezi olarak yeniden düzenlendi. Projenin en önemli adımlarından biri, kalenin içinden geçen karayolunun kalenin arkasındaki kayalığa açılan bir tünele taşınmasıydı. Böylece kale, yüzyılın ortasından beri maruz kaldığı trafik yükünden kurtuldu.

Restorasyon çalışmaları 2019’da tamamlandı ve kale, ziyaretçilere yeniden açıldı. Restorasyon, kalenin farklı dönemlerden kalan izlerini korumaya özen gösterdi. Kalenin kulelerine çıkan merdivenler ve yürüyüş yolları düzenlendi; kulelerin bazılarında küçük sergiler oluşturuldu. Kalenin girişinde ise bir ziyaretçi merkezi, müze dükkânı ve kafe inşa edildi.

Restorasyon sürecinde yapılan arkeolojik kazılar, kalenin tarihine dair yeni bilgiler ortaya çıkardı. Kazılarda farklı dönemlere ait seramik parçaları, sikkeler, silah parçaları ve günlük kullanım eşyaları bulunduğu aktarılır. Bu buluntular, kalede yüzyıllar boyunca yaşayan garnizonların günlük hayatına ışık tuttu. Osmanlı dönemine ait çini ve seramik parçaları, kalenin bu dönemdeki yaşamının izlerini taşırken, ortaçağ katmanlarından çıkan buluntular, kalenin Macar ve Sırp dönemlerine dair bilgileri zenginleştirdi. Bu tür buluntuların bir kısmı, kalenin içindeki sergilerde ziyaretçilere sunulur.

Restorasyonun bir başka önemli boyutu, kalenin çevresindeki doğal alanın korunmasıydı. Golubac, Đerdap Ulusal Parkı’nın sınırları içinde yer aldığı için, restorasyon çalışmalarında doğal çevreye zarar vermemeye özen gösterildi. Kalenin çevresindeki kayalıklarda yaşayan kuş türleri ve bitki örtüsü, koruma altına alındı. Bu yaklaşım, kültürel ve doğal mirasın birlikte korunmasının güzel bir örneğidir.

Bugün Golubac Kalesi, Sırbistan’ın en etkileyici turistik mekânlarından biri olarak kabul edilir. Kale, özellikle Tuna boyunca yapılan nehir gezilerinin önemli duraklarından biridir. Tuna nehir gemileri, Demir Kapı boğazlarından geçerken kalenin önünden geçer ve yolcular, kulelerin kayalığın yamacına tırmandığı bu etkileyici manzarayı izler.

Golubac Kalesi iç bölümü

Golubac’ı videoda izleyin

Kalede bir yürüyüş

Golubac Kalesi’ni gezmek, bir tırmanış deneyimidir. Ziyaretçiler, nehir kıyısındaki alt bölümden başlayarak, surlar boyunca uzanan merdivenler ve geçitlerle yukarıya doğru ilerler. Her kule, farklı bir yükseklikte ve farklı bir manzaraya açılır. Alt kulelerden bakıldığında, Tuna’nın geniş yüzeyi ve karşı kıyıdaki Romanya’nın yeşil tepeleri görülür. Yukarı çıktıkça, manzara genişler ve Demir Kapı’nın girişindeki dağlar, nehrin kıvrımları ve uzaktaki köyler gözler önüne serilir.

En üstteki kulelere ulaşmak, oldukça dik ve dar merdivenleri tırmanmayı gerektirir. Bu bölümler, fiziksel olarak zorlayıcı olabilir, ancak tepeden görülen manzara, bu çabaya kesinlikle değer. Kalenin en yüksek noktasından bakıldığında, kulelerin ve surların aşağıya doğru kayalığın yamacından nehre indiği görülür; bu görüntü, kalenin mimarisinin ne kadar cesur ve etkileyici olduğunu en iyi şekilde gösterir.

Kalenin bazı kulelerinin içinde, kalenin tarihini, kuşatmalarını ve restorasyon sürecini anlatan küçük sergiler bulunur. Bu sergilerde, kalede bulunan arkeolojik buluntular, dönem silahlarının kopyaları ve kalenin farklı dönemlerdeki görünümünü gösteren maketler yer alır. Bu sergiler, kalenin karmaşık tarihini anlamak için faydalı bir kaynak sunar.

Ziyaret Rehberi

Golubac Kalesi, Belgrad’ın yaklaşık 130 kilometre doğusunda yer alır. Belgrad’dan arabayla yaklaşık iki ila iki buçuk saatte kaleye ulaşılabilir. Toplu taşımayla gelmek isteyenler için Belgrad’dan Golubac kasabasına otobüs seferleri bulunur; kasabadan kaleye ise taksiyle ya da yaklaşık bir saatlik bir yürüyüşle ulaşılabilir. Pek çok tur şirketi, Belgrad’dan Golubac’ı, Smederevo Kalesi’ni ve Demir Kapı boğazlarını kapsayan günübirlik turlar düzenler. Tuna nehir gemileriyle seyahat edenler ise kaleyi nehirden görme fırsatı bulur.

Golubac’ı ziyaret etmek için en uygun dönemler ilkbahar ve sonbahardır. Bu dönemlerde hava ılıktır ve Demir Kapı’nın ormanları en güzel renklerine bürünür. Yaz aylarında ise bölge oldukça sıcak olabilir; kulelere tırmanırken yanınıza su almanız ve güneşten korunmanız önerilir. Kış aylarında kale açık olabilir, ancak bazı bölümler hava koşulları nedeniyle kapatılabilir.

Golubac’ı ziyaret ederken, yakındaki Silver Lake ve Ram Kalesi gibi yerleri de programınıza ekleyebilirsiniz; Ram Kalesi, Osmanlı döneminde inşa edilmiş küçük ama etkileyici bir Tuna kalesidir.

Bilet ve saatler

Golubac Kalesi, restorasyonun ardından düzenli olarak ziyaretçilere açıktır. Kale, farklı bölümleri kapsayan bilet seçenekleri sunar: alt bölümü kapsayan temel bilet ve kulelerin tepesine kadar çıkmayı içeren tam bilet. Kulelerin tepesine çıkmak, dik merdivenler nedeniyle fiziksel olarak zorlayıcı olabilir, ancak buradan Tuna’nın ve Demir Kapı’nın muhteşem manzarası izlenebilir. Bilet fiyatları ve açılış saatleri mevsime göre değişebildiği için resmi kaynakları kontrol etmenizi öneririm.

Kalenin girişindeki ziyaretçi merkezinde bilet gişesi, bilgi masası, hediyelik eşya dükkânı ve kafe bulunur. Kaleye çıkarken rahat ve kaymayan ayakkabılar giymek önemlidir; kulelere çıkan merdivenler dik ve yer yer dar olabilir. Hareket kısıtlılığı olan ziyaretçiler, kalenin alt bölümünü rahatlıkla gezebilir, ancak üst kulelere erişim zordur. Kalenin otoparkı, ziyaretçi merkezinin yakınındadır. Yaz aylarında kalede ortaçağ temalı etkinlikler, konserler ve canlandırmalar düzenlenebilir; etkinlik takvimini önceden kontrol etmek faydalı olur.

Kalenin kulelerinden çekilen fotoğraflar, Tuna’nın en güzel manzaralarını yakalar.

Ne kadar zaman ayırmalı?

Kalenin alt bölümünü gezmek için bir saat yeterlidir; kulelere tırmanmak ve sergileri görmek isteyenler için ise iki ile üç saat ayırmak daha uygundur. Kalenin yakınındaki Golubac kasabası, Tuna kıyısında sakin bir dinlenme yeri sunar. Kasabanın nehir kıyısındaki restoranlarında Tuna balığından yapılan yemekler tatmak, ziyaretin keyifli bir parçasıdır.

Smederevo: Despotluğun son başkenti

Golubac’a giderken ya da dönerken mutlaka uğranması gereken yerlerden biri, Belgrad ile Golubac arasında, Tuna kıyısında yer alan Smederevo Kalesi’dir. Sırp Despotu Đurađ Branković tarafından 1428-1430 yılları arasında inşa edilen bu kale, Sırp Despotluğu’nun son başkentiydi. Üçgen planlı, yirmi beşe yakın kulesiyle Smederevo, Avrupa’nın en büyük ortaçağ düz arazi kalelerinden biri olarak kabul edilir. Kalenin inşası, inanılmaz bir hızla, yalnızca birkaç yıl içinde tamamlandı.

Smederevo, 1459’da Osmanlılar tarafından alındı ve bu tarih, Sırp Despotluğu’nun sonu olarak kabul edilir. Osmanlı döneminde Smederevo, Semendire Sancağı’nın merkezi oldu. Bu sancak, sonradan Belgrad Paşalığı olarak bilinen bölgenin temelini oluşturdu. Kale, 1867’de Sırbistan’a teslim edilen kaleler arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında kalede depolanan cephanenin patlaması, kaleye ve şehre büyük zarar verdi. Bugün kale, restorasyon çalışmalarıyla korunmaya çalışılan önemli bir tarihi alandır.

Belgrad, Smederevo ve Golubac’ı aynı gün içinde görmek, Tuna boyunca uzanan ortaçağ ve Osmanlı kale zincirini anlamak için ideal bir rotadır. Bu üç kale, Sırbistan’ın Tuna kıyısındaki tarihinin en önemli duraklarını oluşturur ve her biri, Osmanlı ile Orta Avrupa arasındaki uzun mücadelenin farklı bir sayfasını anlatır.

Tuna nehir gezileri ve Golubac

Golubac Kalesi, Tuna boyunca düzenlenen nehir gezilerinin en etkileyici duraklarından biridir. Avrupa’nın en uzun ikinci nehri olan Tuna, Almanya’dan Karadeniz’e kadar on ülkeden geçer ve bu güzergâh boyunca düzenlenen lüks nehir gemisi turları, son yıllarda büyük bir popülerlik kazanmıştır. Bu turların çoğu, Budapeşte, Belgrad ve Demir Kapı boğazlarını kapsar. Gemiler, Demir Kapı’ya girerken Golubac Kalesi’nin önünden geçer ve yolcular, kalenin nehirden en etkileyici görüntüsünü yakalama fırsatı bulur.

Nehirden bakıldığında, Golubac Kalesi’nin kuleleri, kayalığın yamacından nehre doğru inen bir merdiven gibi görünür. Bu görüntü, kalenin karadan görünüşünden çok daha dramatiktir. Bazı nehir gemisi turları, yolcularına Golubac’ta karaya çıkarak kaleyi gezme imkânı da sunar. Daha kısa ve bütçe dostu bir seçenek isteyenler için ise Golubac ve Donji Milanovac gibi kasabalardan kalkan günübirlik tekne turları, Demir Kapı’nın en güzel bölümlerini keşfetmek için idealdir.

Tekne turlarının sefer saatleri sezona göre değişir; önceden bilgi almanız önerilir.

Demir Kapı Ulusal Parkı

Golubac Kalesi, Sırbistan’ın en büyük milli parkı olan Đerdap Ulusal Parkı’nın batı girişinde yer alır. Park, Tuna’nın Demir Kapı boğazları boyunca uzanan bölgeyi kapsar ve muhteşem doğal manzaraları, zengin bitki örtüsü ve tarihi alanlarıyla dikkat çeker. Parkın içinde, Tuna’nın en dar ve en derin noktası olan Kazan Boğazı, Romalıların Tuna kıyısındaki kayaya oyduğu Trajan Yazıtı ve Avrupa’nın en eski yerleşimlerinden biri olan Lepenski Vir arkeolojik alanı bulunur. Lepenski Vir, yaklaşık dokuz bin yıl öncesine uzanan bir Mezolitik yerleşimdir ve buradaki müze, insanlık tarihinin en eski toplulukları hakkında eşsiz bilgiler sunar.

Koordinatlar: 44.6617 K, 21.6806 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Golubac Kalesi bağlantısını kullanabilirsiniz.

Golubac Kalesi genel görünüm

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Golubac Kalesi, serinin Balkanlar bölümünün dördüncü durağı. Tuna boyunca batıya, Belgrad’a doğru ilerleyenler için en doğal durak, serinin önceki yazısı olan Belgrad Kalesi‘dir. Golubac ile Belgrad, Osmanlı’nın Tuna sınırındaki iki önemli kalesiydi ve her ikisi de 1867’de Sırbistan’a teslim edildi. Bu iki kale arasında, yol üzerinde, Sırp Despotluğu’nun son başkenti olan Smederevo Kalesi de görülebilir; Smederevo, Avrupa’nın en büyük düz arazi kalelerinden biridir.

Serinin ilk iki durağı olan Slovenya’daki Bled Kalesi ve Predjama Kalesi ise Balkanlar’ın kuzeybatı ucunda, Alpler ve karst bölgesinde yer alır. Serinin devamında Hırvatistan’daki Dubrovnik surları ve Arnavutluk’taki Rozafa Kalesi yer alacak.

Golubac’ı kuşatan Macar Kralı Sigismund’un ve Kara Zawisza’nın hikâyesini takip etmek isteyenler için, Budapeşte’deki Buda Kalesi, Sigismund’un gotik sarayının bulunduğu yerdir. Zawisza’nın Grunwald’da karşı savaştığı Töton Şövalyelerinin başkenti Malbork Kalesi ise Polonya’nın kuzeyinde yükselir. Romanya’daki Bran Kalesi ve Korvin Kalesi de Tuna’nın kuzeyindeki Osmanlı sınır bölgesinin hikâyesini tamamlayan duraklardır.

Golubac önlerinde Tuna Nehri

Golubac Kalesi, Tuna’nın en etkileyici kalelerinden biridir: kayalığın yamacına tırmanan on kulesi, nehrin göl gibi genişlediği manzarası ve Demir Kapı’nın girişindeki stratejik konumuyla, ortaçağ Balkanlar’ının çalkantılı tarihinin canlı bir tanığıdır. Macar krallarının, Sırp despotlarının ve Osmanlı sultanlarının defalarca el değiştirdiği bu kale, bugün restorasyonun ardından yeniden ayağa kalkmış ve Tuna’nın en güzel duraklarından biri olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Golubac Kalesi ve kayalık tepe

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

3 thoughts on “Golubac Kalesi: Tuna’nın Demir Kapısındaki Güvercinlik”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir