Abiverd: Kopetdağ Eteğinde Horasan’ın Unutulmuş Şehri
Türkmenistan’ın güneyinde, Kopetdağ’ın eteklerinde, Aşkabat ile Merv arasındaki eski yol üzerinde, bozkırın ortasında yükselen kerpiç surların kalıntıları bulunur. Bu kalıntılar, orta çağda Horasan’ın önemli şehirlerinden biri olan Abiverd’e (Ebiverd) aittir. Abiverd, bugün az bilinen ve az ziyaret edilen bir arkeolojik alandır; ancak orta çağda büyük şairler, âlimler ve mutasavvıflar yetiştirmiş, Selçuklu ve Harezmşah dönemlerinde önemli bir şehir olarak anılmıştır.
Orta Asya kaleleri serimizde Türkmenistan’dan daha önce Nisa‘yı, Merv‘i ve Köneürgenç‘i anlatmıştık. Abiverd, Nisa ile Merv arasında, Kopetdağ eteklerinin verimli kuşağında yer alır. Bu yazıda, Abiverd’e dair görsel ve arkeolojik kaynakların sınırlı olduğunu baştan belirterek, şehrin tarihini, kalıntılarını, yetiştirdiği ünlü isimleri ve içinde bulunduğu Ahal bölgesini ayrıntılı biçimde ele alacağız. Yazıdaki görsellerin bir kısmı Abiverd’in kendisini, bir kısmı ise şehrin bulunduğu Kopetdağ ve Ahal bölgesini göstermektedir.

İçindekiler
- Kopetdağ Eteklerinde: Konum
- Kopetdağ Eteği Kuşağı
- Cevtun ve Anau
- Abiverd Adı
- Erken Tarih ve İslam Fethi
- Serahs ve Mihne
- Horasan’ın Bir Şehri
- Selçuklular ve Abiverd
- Oğuz İsyanı ve Sultan Sencer
- Dandanakan’a Giden Yol
- Kale ve Şehristan
- Enverî: Abiverd’in Şairi
- Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr ve Mihne
- Horasan Tasavvufu ve Anadolu’ya Uzanan Yol
- Ebiverdî ve Diğer Âlimler
- Gerileme ve Terk Edilme
- Nadir Şah ve Abiverd Ovası
- Türkmen Kültüründe Abiverd Bölgesi
- Ahal Bölgesi ve Ahal Teke Atları
- Teke Türkmenleri ve Gökdepe
- Kaka Kasabası ve Bugünkü Bölge
- Kalıntılar Arasında Gezinti
- Abiverd’i Neden Görmeli?
- Abiverd’in Korunması
- Ziyaret Bilgileri ve Konum
- Video
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Kopetdağ Eteklerinde: Konum
Abiverd’in kalıntıları, Türkmenistan’ın Ahal vilayetinde, Kaka (Kaahka) kasabasının yakınında yer alır. Aşkabat’ın yaklaşık yüz elli kilometre güneydoğusunda, Merv’e giden eski yol üzerindedir. Kalıntılar, Kopetdağ dağlarının kuzey eteklerinden inen derelerin oluşturduğu düzlükte, bozkırın içinde yükselen tümsekler ve aşınmış kerpiç surlar hâlinde görülür.
Kalıntıların güneyinde, Kopetdağ’ın çıplak sırtları yükselir. Bu dağlar, Türkmenistan ile İran arasındaki doğal sınırı oluşturur. Kuzeyde ise Karakum Çölü’nün başlangıcı görülür. Abiverd, dağ ile çöl arasındaki bu dar ama verimli kuşağın tipik bir şehriydi.
Abiverd’in yakınından, bugün de Aşkabat’ı Tecen ve Mary (Merv) üzerinden Türkmenistan’ın doğusuna bağlayan karayolu ve demiryolu geçer. Bu modern ulaşım hattı, orta çağdaki Horasan yolunun izini takip eder. Bu nedenle Abiverd, tarih boyunca önemli bir yol üzerinde yer almıştır.
Bugün Abiverd’in kalıntıları, büyük ölçüde boş bir arazide, tarlaların ve otlakların arasında yer alır. Alan, düzenlenmiş bir turistik alan değildir; bu nedenle ziyaret için yerel bir rehber eşliğinde gitmek önerilir.
Kopetdağ Eteği Kuşağı
Abiverd’i anlamak için, onun içinde bulunduğu Kopetdağ eteği kuşağını tanımak gerekir. Bu kuşak, Kopetdağ’ın kuzey eteklerinden Karakum Çölü’ne doğru uzanan dar bir şerittir. Dağlardan inen küçük dereler ve kaynaklar, bu şeridi sulayarak tarıma uygun hâle getirir. Bu nedenle kuşak, binlerce yıldır yoğun bir yerleşim alanı olmuştur.
Kopetdağ eteği kuşağı, Orta Asya’nın en eski tarım bölgelerinden biridir. Neolitik dönemde burada gelişen Cevtun kültürü, Orta Asya’da tarımın ve yerleşik hayatın en erken örneklerinden birini temsil eder. Sonraki dönemlerde Anau, Namazga Tepe ve Altın Tepe gibi önemli yerleşimler bu kuşakta gelişti. Bu yerleşimler, Tunç Çağı’nda Orta Asya’nın en gelişmiş kültürlerinden birini oluşturdu.
Antik ve orta çağda bu kuşak, İran yaylası ile Orta Asya’yı birbirine bağlayan yolun önemli bir parçasıydı. Part İmparatorluğu’nun ilk merkezi Nisa da bu kuşakta yer alır. Orta çağda ise kuşak boyunca Nisa (Nesa), Abiverd, Mihne ve Serahs gibi şehirler sıralanıyordu. Bu şehirler, Horasan’ın kuzey sınırını oluşturuyordu.
Abiverd, bu kuşağın orta kesiminde yer alıyordu. Şehir, Nisa ile Serahs arasında, hem doğu-batı hem de kuzey-güney yönündeki yolların kesiştiği bir noktadaydı. Bu konum, Abiverd’in ticari ve stratejik önemini artırıyordu.

Cevtun ve Anau: Binlerce Yıllık Yerleşim
Abiverd’in bulunduğu Kopetdağ eteği kuşağı, Orta Asya’nın en eski tarım kültürlerinin doğduğu yerdir. Aşkabat’ın kuzeybatısındaki Cevtun, MÖ 7. binyıla tarihlenen ve Orta Asya’da tarımın ve yerleşik hayatın bilinen en erken örneklerinden birini sunan bir yerleşimdir. Cevtun’da kerpiç evler, buğday ve arpa tarımı ve hayvancılığın izleri bulunmuştur.
Aşkabat’ın güneydoğusundaki Anau ise 20. yüzyılın başında Amerikalı jeolog Raphael Pumpelly’nin kazılarıyla dünya arkeolojisinin gündemine girdi. Anau’da yapılan kazılar, Bakır Çağı’ndan Demir Çağı’na kadar uzanan uzun bir yerleşim sırasını ortaya koydu. Anau’da ayrıca 15. yüzyıla tarihlenen ve çinileriyle ünlü Seyit Cemaleddin Camii’nin kalıntıları bulunur; bu cami 1948 Aşkabat depreminde büyük ölçüde yıkılmıştır.
Abiverd’in yakınında, Kaka bölgesinde de Tunç Çağı’na ait önemli yerleşimler vardır. Namazga Tepe ve Altın Tepe gibi alanlar, MÖ 3. ve 2. binyıllarda gelişmiş şehir kültürlerinin varlığını gösterir. Altın Tepe’de bulunan basamaklı tapınak yapısı, Mezopotamya’nın ziggurat yapılarıyla karşılaştırılır.
Bu uzun yerleşim geçmişi, Abiverd’in neden bu bölgede kurulduğunu ve neden yüzyıllar boyunca önemli bir şehir olarak kaldığını açıklar. Kopetdağ eteği kuşağı, su, verimli toprak ve stratejik konumun bir araya geldiği, insanların binlerce yıldır yaşamayı tercih ettiği bir yerdir.
Abiverd Adı
Abiverd adı, kaynaklarda farklı biçimlerde geçer: Ebiverd, Abiverd, Abivard ya da Bavard. Adın Farsça kökenli olduğu ve “su” anlamına gelen “ab” kelimesiyle ilişkili olabileceği düşünülür; ancak bu yorum kesin değildir. Bazı kaynaklarda şehrin adı “Baverd” biçiminde de kısaltılmıştır.
Orta çağ coğrafyacıları, Abiverd’i Horasan’ın bir şehri olarak tanımlar ve onu Nesa ile Serahs arasındaki önemli bir merkez olarak anar. Bazı kaynaklar, Abiverd’in bir bölgenin, yani bir nahiyenin merkezi olduğunu ve çevresinde çok sayıda köyün bulunduğunu belirtir. Mihne (Meyhene) gibi önemli yerleşimler de bu bölgeye bağlıydı.
Erken Tarih ve İslam Fethi
Abiverd bölgesindeki yerleşimin çok eski dönemlere uzandığı düşünülür. Part ve Sasani dönemlerinde bölgede yerleşimler bulunduğu bilinmektedir. Sasani döneminde Abiverd’in, İran’ın kuzeydoğu sınırını koruyan önemli bir kale ya da şehir olduğu öne sürülür. Ancak bu dönemlere ait bilgiler sınırlıdır.
7. yüzyılın ortalarında Arap orduları Horasan’ı fethetti. Abiverd’in bu dönemde Araplar tarafından barış yoluyla ya da kısa bir direnişin ardından ele geçirildiği düşünülür. İslam döneminde Abiverd, Horasan eyaletinin bir parçası oldu ve sonraki yüzyıllarda Tahiriler, Saffariler ve Samanoğulları gibi hanedanların yönetimi altında kaldı.
9. ve 10. yüzyıllarda Abiverd, Horasan’ın gelişmiş şehirlerinden biri hâline geldi. Bu dönemde şehirde camiler, medreseler, hamamlar ve çarşılar inşa edildi. Şehir, İslam bilim ve kültür hayatının önemli bir parçası oldu ve çok sayıda âlim yetiştirdi.
Serahs ve Mihne: Abiverd’in Komşuları
Abiverd, orta çağda Kopetdağ eteği kuşağının diğer şehirleriyle yakın ilişkiler içindeydi. Bu şehirlerin en önemlilerinden biri, Abiverd’in doğusunda, bugünkü Türkmenistan-İran sınırında yer alan Serahs’tır. Serahs, Merv ile Nişabur arasındaki yol üzerinde önemli bir ticaret merkeziydi ve orta çağda büyük bir şehirdi.
Serahs’ın en ünlü yapısı, 11. yüzyıla tarihlenen Şeyh Ebu’l-Fazl Türbesi’dir. Bu türbe, Selçuklu döneminin önemli bir yapısı olarak kabul edilir. Ebu’l-Fazl, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın hocasıydı. Bu bağlantı, Abiverd bölgesi ile Serahs arasındaki manevi ilişkiyi de gösterir.
Mihne ise Abiverd’in hemen yakınında, onun nahiyesine bağlı bir kasabaydı. Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın doğum yeri ve tekkesinin bulunduğu yer olarak Mihne, orta çağda Horasan’ın en önemli tasavvuf merkezlerinden biri hâline geldi. Mihne’deki türbe, bugün de ziyaret edilmektedir.
Abiverd, Serahs ve Mihne, birlikte Horasan’ın kuzey sınırındaki bir şehir ve kasaba ağını oluşturuyordu. Bu ağ, tasavvuf geleneğinin, bilimin ve ticaretin geliştiği zengin bir kültürel ortam sunuyordu. Bugün bu şehirlerin kalıntıları, Türkmenistan’ın az bilinen ama değerli tarihî mirasının bir parçasıdır.
Horasan’ın Bir Şehri
Orta çağda Horasan, bugünkü İran’ın kuzeydoğusunu, Türkmenistan’ın güneyini ve Afganistan’ın kuzeybatısını kapsayan geniş bir bölgeydi. Horasan’ın büyük şehirleri arasında Nişabur, Merv, Herat ve Belh sayılırdı. Abiverd, bu büyük şehirlerin yanında daha küçük ama önemli bir merkezdi.
Horasan, orta çağda İslam dünyasının en önemli bilim ve kültür merkezlerinden biriydi. Bu bölgede yetişen âlimler, şairler ve mutasavvıflar, İslam medeniyetinin gelişimine büyük katkılar sağladı. Abiverd de bu zengin kültürel ortamın bir parçasıydı ve kendi ölçeğinde önemli isimler yetiştirdi.
Türk okuyucu için Horasan’ın ayrı bir anlamı vardır. Anadolu’ya gelen Türkmen boylarının ve dervişlerin önemli bir kısmı, Horasan’dan gelmiştir. “Horasan erenleri” kavramı, Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecinde bu bölgeden gelen dervişlerin rolünü ifade eder. Abiverd, bu Horasan dünyasının bir parçasıydı.

Selçuklular ve Abiverd
11. yüzyılın başlarında Selçuklu Türkmenleri, Maveraünnehir’den Horasan’a geçmeye başladı. Selçuklular, ilk olarak Gazneliler’den izin alarak Horasan’ın kuzey sınırlarında, özellikle Nesa, Ferave ve Abiverd çevresinde yerleştiler. Bu bölgenin otlakları, Selçukluların sürüleri için uygun koşullar sunuyordu.
Selçukluların bu bölgedeki varlığı, kısa sürede Gaznelilerle çatışmaya dönüştü. 1035 yılında Nesa yakınlarında Gazneli ordusunu yenen Selçuklular, bölgedeki konumlarını güçlendirdi. 1040’ta Merv yakınlarındaki Dandanakan Savaşı’nda Gazneli Sultan Mesud’u kesin bir yenilgiye uğratan Selçuklular, Horasan’ın hâkimi oldu ve Büyük Selçuklu Devleti’ni kurdu.
Abiverd, Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda önemli bir rol oynayan bu bölgenin şehirlerinden biriydi. Selçuklu döneminde Abiverd, Horasan’ın önemli şehirlerinden biri olarak gelişmeye devam etti. Bu dönemde şehirde yeni yapılar inşa edildi ve şehir, Selçuklu kültür hayatının bir parçası oldu.
Selçuklu Sultanı Sencer döneminde (1118-1157) Horasan, Selçuklu Devleti’nin merkeziydi ve Merv başkentti. Abiverd, bu dönemde Merv’e yakınlığı nedeniyle önemli bir şehir olarak kaldı. 1153’te Oğuz isyanı sırasında Horasan’ın pek çok şehri gibi Abiverd’in de zarar gördüğü düşünülür.
Oğuz İsyanı ve Sultan Sencer
Abiverd’in Selçuklu dönemindeki tarihinin en dramatik olaylarından biri, 1153 Oğuz isyanıdır. Bu dönemde Horasan’ın otlaklarında yaşayan Oğuz boyları, Selçuklu yönetiminin vergi ve otlak politikalarına karşı ayaklandı. Sultan Sencer, isyanı bastırmak için Oğuzların üzerine yürüdü; ancak Belh yakınlarında yenildi ve esir düştü.
Sencer’in esareti yaklaşık üç yıl sürdü. Bu dönemde Oğuzlar, Horasan’ın pek çok şehrini yağmaladı. Merv, Nişabur, Tus ve diğer şehirler ağır yıkımlar yaşadı. Abiverd’in de bu dönemde zarar gördüğü düşünülür. Enverî’nin “Horasan’ın Gözyaşları” kasidesi, bu felaketin edebî bir tanıklığıdır.
Sencer, 1156’da esaretten kurtuldu; ancak kısa bir süre sonra, 1157’de öldü ve Merv’deki türbesine defnedildi. Daha önce Merv yazımızda anlattığımız Sultan Sencer Türbesi, bu büyük Selçuklu hükümdarının hatırasını yaşatır. Sencer’in ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti fiilen sona erdi ve Horasan, yeni güçlerin rekabet alanı hâline geldi.
Oğuz isyanı, Türk tarihinin karmaşık bir sayfasıdır. Selçukluları kuran Oğuz boyları ile Selçuklu yönetimi arasındaki bu çatışma, göçebe boylar ile yerleşik devlet yapısı arasındaki gerilimin bir yansımasıdır. Abiverd gibi şehirler, bu gerilimin en çok etkilediği yerler arasındaydı.
Dandanakan’a Giden Yol
Selçukluların Horasan’a yerleşmesi ve Gaznelilerle mücadelesi, Abiverd’in bulunduğu bölgede yaşandı. Bu süreci anlamak, Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından birini anlamak demektir. 1035’te Tuğrul Bey, Çağrı Bey ve amcaları Musa Yabgu önderliğindeki Selçuklu Türkmenleri, Amuderya’yı geçerek Horasan’a girdi ve Gazneli Sultan Mesud’dan yurt talep etti.
Gazneliler, Selçukluları bölgeden çıkarmak için bir ordu gönderdi; ancak bu ordu Nesa yakınlarında yenildi. Bunun üzerine Gazneli Sultan, Selçuklulara Nesa, Ferave ve Dihistan bölgelerini vermek zorunda kaldı. Selçuklular, bu bölgelerde güçlerini artırarak Horasan’ın diğer şehirlerine de yöneldi. 1038’de Nişabur’a giren Tuğrul Bey, burada adına hutbe okutarak bağımsızlığını ilan etti.
Gazneli Sultan Mesud, Selçukluları kesin olarak yenmek için büyük bir ordu topladı. 1040 yılının Mayıs ayında, Merv ile Serahs arasındaki Dandanakan kalesi yakınlarında iki ordu karşılaştı. Susuzluk ve sıcakla yıpranan Gazneli ordusu, Selçuklu süvarileri karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Dandanakan Savaşı, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşu olarak kabul edilir.
Dandanakan’dan sonra Selçuklular, kısa sürede İran’ın tamamını, Irak’ı ve ardından Anadolu’yu kapsayan geniş bir imparatorluk kurdu. 1071 Malazgirt Zaferi, Anadolu’nun kapılarını Türklere açtı. Bu büyük tarihin başlangıç noktası, Abiverd’in de içinde bulunduğu Kopetdağ eteği kuşağıdır. Bu nedenle Abiverd ve çevresi, Türk tarihinde özel bir yere sahiptir.
Kale ve Şehristan
Abiverd’in kalıntıları, orta çağ Orta Asya şehirlerinin tipik düzenini yansıtır. Şehrin merkezinde, surlarla çevrili bir şehristan ve onun içinde ya da kenarında bir iç kale bulunuyordu. Şehristanın çevresinde ise rabat adı verilen dış mahalleler uzanıyordu.
Bugün Abiverd’in kalıntılarında, dikdörtgen biçimli bir sur alanının izleri görülebilir. Surlar kerpiçten yapılmış ve düzenli aralıklarla kulelerle güçlendirilmişti. Bu surların bazı bölümleri, bugün hâlâ birkaç metre yüksekliğinde ayaktadır. Surların içinde ise yapı kalıntılarının oluşturduğu tümsekler bulunur.
Abiverd’de yapılan arkeolojik araştırmalar sınırlıdır. Sovyet döneminde Güney Türkmenistan Arkeoloji Kompleks Seferi (YuTAKE) kapsamında alanda bazı incelemeler yapılmış ve şehrin planı belgelenmiştir. Bu araştırmalar, şehrin farklı dönemlere ait katmanlarını ve yapılarını ortaya koymuştur. Ancak kapsamlı kazılar yapılmadığı için şehrin ayrıntılı tarihi hâlâ tam olarak bilinmemektedir.
Abiverd’in kalıntılarının bir özelliği, şehrin farklı dönemlerde farklı yerlere kaymış olmasıdır. Bu durum, Orta Asya’nın pek çok şehrinde görülür: su kaynaklarının değişmesi, savaşlar ya da siyasi değişiklikler, şehirlerin yeni yerlere taşınmasına yol açmıştır. Abiverd’in de en az iki farklı dönem yerleşimine ait kalıntılar barındırdığı düşünülür.

Enverî: Abiverd’in Şairi
Abiverd’in yetiştirdiği en ünlü isimlerden biri, Fars edebiyatının en büyük kaside şairlerinden biri olan Enverî’dir. Enverî, 12. yüzyılda Abiverd bölgesindeki bir köyde doğmuştur. Gençliğinde Tus’ta eğitim gördü; astronomi, matematik, felsefe ve edebiyat alanlarında geniş bir bilgi birikimi edindi.
Enverî, Selçuklu Sultanı Sencer’in sarayında şairlik yaptı ve Sencer için yazdığı kasidelerle ün kazandı. Onun kasideleri, Fars edebiyatında övgü şiirinin doruk noktalarından biri olarak kabul edilir. Enverî’nin şiirleri, dil ustalığı, zekâsı ve ince mizahıyla tanınır. Fars edebiyatında, Firdevsî ve Sa’dî ile birlikte “şiirin peygamberleri” arasında anıldığı bir söz de yaygındır.
Enverî’nin en ünlü şiirlerinden biri, 1153 Oğuz isyanından sonra Horasan’ın yaşadığı felaketleri anlatan ve Semerkant hükümdarından yardım isteyen “Horasan’ın Gözyaşları” adlı kasidedir. Bu şiir, Horasan şehirlerinin, belki de Abiverd’in de yaşadığı acıları dile getirir ve Fars edebiyatının en etkileyici şiirlerinden biri olarak kabul edilir.
Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr ve Mihne
Abiverd bölgesinin yetiştirdiği bir diğer büyük isim, ünlü mutasavvıf Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’dır (967-1049). Ebû Saîd, Abiverd’e bağlı Mihne (Meyhene) kasabasında doğdu ve hayatının önemli bir bölümünü burada geçirdi. Mihne, bugün Türkmenistan’da, Abiverd’in yakınında yer alır.
Ebû Saîd, İslam tasavvufunun en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. Onun öğretileri, sevgi, hoşgörü ve insanlara hizmet üzerine kuruludur. Ebû Saîd’e atfedilen rubailer, Fars edebiyatının en sevilen şiirleri arasında yer alır. Bu rubailerin bir kısmının gerçekten ona ait olup olmadığı tartışmalıdır; ancak onun adıyla anılan şiirler, yüzyıllar boyunca okunmuş ve sevilmiştir.
Ebû Saîd’in Mihne’deki tekkesi, Horasan’ın önemli tasavvuf merkezlerinden biri oldu. Onun tekke düzeni ve kuralları, sonraki dönemlerde tasavvuf tarikatlarının örgütlenmesinde etkili oldu. Bazı araştırmacılar, Ebû Saîd’in tekke kurallarının, İslam dünyasında tarikat örgütlenmesinin ilk örneklerinden biri olduğunu öne sürer.
Ebû Saîd’in türbesi, bugün Türkmenistan’daki Mihne’de yer alır ve önemli bir ziyaret yeridir. Türbe, sonraki dönemlerde inşa edilmiş ve onarılmış bir yapıdır. Abiverd’i ziyaret edenler, yakındaki bu türbeyi de görebilir.

Horasan Tasavvufu ve Anadolu’ya Uzanan Yol
Abiverd ve çevresi, Horasan tasavvuf geleneğinin önemli merkezlerinden biriydi. Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın Mihne’deki tekkesi, bu geleneğin en parlak örneklerinden biridir. Horasan tasavvufu, sevgi, hoşgörü, alçakgönüllülük ve insanlara hizmet gibi değerleri ön plana çıkarır. Bu anlayış, “Horasan melâmetîliği” adıyla bilinen ve kişinin kendi nefsini sürekli kınamasını, gösterişten uzak durmasını öğütleyen bir yaklaşımla da ilişkilidir.
Horasan tasavvufu, sonraki dönemlerde Anadolu’ya da taşındı. Moğol istilasından kaçan dervişler ve Türkmen boyları, Horasan’ın manevi mirasını Anadolu’ya getirdi. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin ailesi de Horasan’ın Belh şehrinden Anadolu’ya göç etmişti. Hacı Bektaş-ı Velî’nin de Horasan’dan geldiği kabul edilir. Bu açıdan Abiverd ve çevresi, Anadolu’nun manevi tarihinin köklerinden birinin bulunduğu topraklardır.
Ebû Saîd’in “Gel, gel, ne olursan ol yine gel” sözüne benzer ifadelerle anılan hoşgörü anlayışı, sonraki dönemlerde Mevlânâ’ya atfedilen meşhur sözle de ilişkilendirilmiştir. Bu sözün kaynağı ve kime ait olduğu tartışmalıdır; ancak bu tartışma bile, Horasan’dan Anadolu’ya uzanan manevi bağın ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Ebiverdî ve Diğer Âlimler
Abiverd’den yetişen bir diğer önemli isim, Arap dilinde şiirler yazan şair ve tarihçi Ebu’l-Muzaffer el-Ebiverdî’dir (ö. 1113). Ebiverdî, Abiverd’de doğmuş, Bağdat’ta eğitim görmüş ve Selçuklu sarayıyla ilişkiler kurmuştur. Arapça şiirleri, döneminin edebî çevrelerinde büyük takdir görmüştür. Ebiverdî, aynı zamanda soy bilimi ve tarih alanlarında da eserler yazmıştır.
Ebiverdî’nin şiirlerinden biri, 1099’da Haçlıların Kudüs’ü ele geçirmesinin ardından yazdığı ve Müslümanları direnişe çağıran bir ağıttır. Bu şiir, Haçlı Seferleri’ne İslam dünyasından gelen ilk edebî tepkilerden biri olarak kabul edilir ve İbnü’l-Esîr’in tarih eserinde de aktarılmıştır.
Abiverd, bu isimlerin yanı sıra pek çok fakih, muhaddis ve âlim yetiştirmiştir. Orta çağ biyografi kaynaklarında “Ebiverdî” nisbesiyle anılan çok sayıda âlim bulunur. Bu durum, Abiverd’in küçük bir şehir olmasına rağmen, İslam dünyasının bilim hayatına önemli katkılar sağladığını gösterir.
Gerileme ve Terk Edilme
13. yüzyılın başında Moğol istilası, Horasan’ı derinden etkiledi. Nişabur, Merv ve Herat gibi büyük şehirler ağır yıkımlar yaşadı. Abiverd’in de bu dönemde zarar gördüğü düşünülür. Moğol sonrası dönemde şehir bir ölçüde toparlandı; ancak eski önemine kavuşamadı.
Timurlular döneminde Abiverd, Horasan’ın küçük bir şehri olarak varlığını sürdürdü. 16. yüzyılda bölge, Safeviler ile Özbek hanları arasında bir rekabet alanı hâline geldi. Bu dönemde yaşanan savaşlar ve göçler, Abiverd’in gerilemesini hızlandırdı. 18. yüzyılda Nadir Şah döneminde de bölgenin önemli olduğu bilinir; Nadir Şah’ın Abiverd bölgesinde doğduğu kaynaklarda geçer.
Abiverd’in ne zaman tamamen terk edildiği kesin olarak bilinmez. Şehrin yerini zamanla bugünkü Kaka kasabasının aldığı düşünülür. 19. yüzyılda bölge, Teke Türkmenlerinin yurdu hâline geldi ve 1880’lerde Rus İmparatorluğu’nun eline geçti.

Nadir Şah ve Abiverd Ovası
Abiverd bölgesinin tarihteki bir diğer ilginç bağlantısı, 18. yüzyılın büyük cihangiri Nadir Şah ile ilgilidir. Nadir Şah, 1688 yılında, kaynaklara göre Abiverd ovasında, Derregez bölgesindeki Destgerd adlı bir yerde doğmuştur. Nadir, Türk kökenli Afşar boyunun Kırklu koluna mensuptu.
Nadir, gençliğinde bölgedeki çeşitli güç mücadelelerinde öne çıktı ve zamanla Safevi Devleti’nin hizmetine girdi. Safevilerin zayıfladığı bir dönemde, Afganları İran’dan çıkararak büyük bir şöhret kazandı. 1736’da Safevi hanedanına son vererek kendini şah ilan etti. Nadir Şah, sonraki yıllarda Hindistan’a büyük bir sefer düzenledi ve 1739’da Delhi’yi ele geçirdi. Bu seferde Babür İmparatorluğu’nun hazineleri, ünlü Tavus Tahtı ve Kuhinur elması İran’a götürüldü.
Nadir Şah’ın Delhi seferi, daha önce anlattığımız Delhi Kızıl Kale’nin tarihindeki en dramatik olaylardan biridir. Böylece Abiverd ovasında doğan bir Türkmen savaşçının hikâyesi, Babür İmparatorluğu’nun kalbine kadar uzanır. Nadir Şah, Osmanlı Devleti ile de savaştı ve Orta Asya’da Buhara ve Hive’yi kendine bağladı.
Nadir Şah, 1747’de bir suikast sonucu öldürüldü. Onun ölümünden sonra kurduğu imparatorluk hızla dağıldı. Ancak Nadir Şah, Orta Asya ve Orta Doğu tarihinin en dikkat çekici figürlerinden biri olarak kalmıştır ve onun hikâyesi, Abiverd ovasını tarihin büyük sahnelerine bağlar.
Türkmen Kültüründe Abiverd Bölgesi
Abiverd’in bulunduğu Ahal bölgesi, Türkmen kültürünün en canlı biçimde yaşandığı yerlerden biridir. Türkmen halkının geleneksel yaşamında at, halı, keçe ve gümüş takılar önemli bir yer tutar. Türkmen kadınlarının taktığı ağır gümüş takılar, akik ve kırmızı taşlarla süslenmiş göğüslükler ve başlıklar, Türkmen el sanatlarının en ünlü örnekleri arasındadır.
Türkmen müziği ve sözlü edebiyatı da zengin bir geleneğe sahiptir. Bahşı adı verilen halk ozanları, dutar eşliğinde destanlar ve şiirler okur. Türkmen edebiyatının en büyük şairi olarak kabul edilen Mahdumkulu Fragi, 18. yüzyılda yaşamış ve şiirleriyle Türkmen halkının birliğini ve manevi değerlerini dile getirmiştir. Mahdumkulu’nun şiirleri, bugün de Türkmenistan’da ve Türk dünyasında okunmaktadır.
Türkmen mutfağının en önemli yemekleri arasında plov (pilav), dograma (ekmek ve et ile hazırlanan bir yemek), çorba ve tandır ekmeği sayılabilir. Türkmenler, misafire büyük önem verir ve bir eve gelen misafir mutlaka çay ve yemekle ağırlanır.
Türkmen kültürünün bir diğer önemli unsuru, yurtlardır. Geleneksel Türkmen yurtları, ahşap bir iskelet üzerine keçe örtülerek kurulur ve içi halılar, keçeler ve işlemeli örtülerle süslenir. Bugün kırsal bölgelerde, özellikle yaz aylarında, hâlâ yurt kullanılmaktadır. Ziyaretçiler, bazı turistik kamplarda yurtlarda konaklayarak bu geleneği deneyimleyebilir. Ahal bölgesinin köylerinde, Türkmen düğünleri ve bayramları, renkli kıyafetler, müzik ve at yarışlarıyla kutlanır; bu kutlamalar, Türkmen kültürünün canlılığını gösteren en güzel örneklerdir. Bu canlı kültür, Abiverd’in kalıntılarının sessizliğiyle güzel bir tezat oluşturur ve bölgenin geçmişi ile bugününü bir arada hissettirir.
Ahal Bölgesi ve Ahal Teke Atları
Abiverd’in bulunduğu Ahal bölgesi, Türkmenistan’ın kalbi olarak kabul edilir. Bölgenin adı, burada yaşayan Teke Türkmenlerinin bir kolundan gelir. Ahal, Kopetdağ eteklerinden Karakum Çölü’ne kadar uzanan geniş bir alanı kapsar ve Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat da bu bölgededir.
Ahal bölgesi, dünyaca ünlü Ahal Teke atlarının yurdudur. Ahal Teke, dünyanın en eski ve en saf at cinslerinden biri olarak kabul edilir. Bu atlar, ince ve uzun yapıları, parlak, adeta metalik görünümlü tüyleri ve olağanüstü dayanıklılıklarıyla tanınır. Ahal Teke atları, çölün zorlu koşullarına uyum sağlamış, az suyla uzun mesafeler kat edebilen atlardır.
Ahal Teke atları, Türkmen kültürünün en önemli sembollerinden biridir. Türkmenistan’ın devlet arması üzerinde bir Ahal Teke atı yer alır ve ülkede her yıl atlara adanmış bir bayram kutlanır. Bazı araştırmacılar, Çin kaynaklarında anılan ünlü “kan terleyen atlar” ile Ahal Teke atları arasında bir bağlantı olabileceğini öne sürer; ancak bu bağlantı kesin değildir.
Abiverd’i ziyaret edenler, bölgedeki at çiftliklerinden birini de ziyaret ederek bu güzel atları yakından görebilir. Aşkabat yakınlarındaki at çiftlikleri, ziyaretçilere Ahal Teke atlarını tanıma fırsatı sunar.

Teke Türkmenleri ve Gökdepe
19. yüzyılda Abiverd’in bulunduğu Ahal bölgesi, Teke Türkmenlerinin yurdu hâline geldi. Teke, Türkmenlerin en büyük boylarından biridir ve Ahal ile Merv bölgelerinde yaşar. Teke Türkmenleri, göçebe ve yarı göçebe bir yaşam sürdürüyor, at yetiştiriciliği, hayvancılık ve sınırlı tarımla geçiniyordu.
19. yüzyılın ikinci yarısında Rus İmparatorluğu, Orta Asya’da ilerlerken Türkmen topraklarına da yöneldi. Teke Türkmenleri, Rus ilerleyişine karşı güçlü bir direniş gösterdi. Bu direnişin en önemli olayı, Aşkabat’ın batısındaki Gökdepe kalesinde yaşandı. 1879’da Teke Türkmenleri, Gökdepe’de Rus ordusunu geri püskürttü. Ancak 1881’de General Mihail Skobelev komutasındaki Rus ordusu, uzun bir kuşatmanın ardından Gökdepe’yi ele geçirdi. Kalenin düşüşü, ağır kayıplarla sonuçlandı.
Gökdepe’nin düşüşü, Türkmenistan’ın Rus yönetimine girmesinin dönüm noktası oldu. Bugün Gökdepe’de bu olayları anan bir anıt ve cami bulunur ve olaylar, Türkmenistan’ın ulusal hafızasında önemli bir yer tutar. Gökdepe’den sonra Ruslar, Ahal bölgesinin tamamını ve 1884’te Merv’i ele geçirdi. Abiverd ve Kaka bölgesi de bu dönemde Rus yönetimine girdi.
Kaka Kasabası ve Bugünkü Bölge
Abiverd’in kalıntılarına en yakın yerleşim, Kaka (Türkmence Kaka, Rusça Kaahka) kasabasıdır. Kaka, Ahal vilayetinin bir ilçe merkezidir ve Aşkabat-Mary yolu ile demiryolu üzerinde yer alır. Kasaba, Rus döneminde demiryolu istasyonu etrafında gelişmiştir.
Kaka ve çevresi, bugün tarım ve hayvancılıkla geçinen bir bölgedir. Kopetdağ’dan inen derelerin suladığı tarlalarda buğday, pamuk ve sebze yetiştirilir. Bölgede ayrıca Türkmen halılarının dokunduğu atölyeler de bulunur. Türkmen halıları, dünyanın en ünlü el dokuması halıları arasındadır ve her boyun kendine özgü “göl” adı verilen desenleri vardır. Teke halıları, kırmızı zemin üzerindeki koyu renkli göl desenleriyle tanınır.
Kaka’dan güneye, Kopetdağ’a doğru uzanan vadiler, doğa yürüyüşleri için güzel alanlar sunar. Bu vadilerde yabani meyve ağaçları, kaynaklar ve küçük köyler bulunur. Kopetdağ’ın faunası arasında Türkmen dağ keçisi, yaban koyunu ve leopar gibi türler sayılır; ancak bu hayvanları görmek oldukça zordur.
Kalıntılar Arasında Gezinti
Abiverd’in kalıntılarını ziyaret eden biri, geniş bir alana yayılmış tümsekler, aşınmış surlar ve yapı izleriyle karşılaşır. Alanın düzenlenmiş yolları ve bilgi panoları bulunmadığı için, yerel bir rehberin yardımıyla gezmek önerilir. Rehber, şehrin farklı bölümlerini gösterebilir ve kalıntılar hakkında bilgi verebilir.
Gezintiye surların en iyi korunmuş bölümünden başlamak iyi bir seçimdir. Surların üzerine dikkatle çıkarak şehrin planını ve çevredeki araziyi izlemek mümkündür. Güneyde Kopetdağ’ın sırtları, kuzeyde ise bozkır ve uzakta çöl görülür. Bu manzara, Abiverd’in neden bu noktada kurulduğunu anlamaya yardımcı olur.
Şehristanın içinde dolaşırken, yüzeyde seramik parçaları görülebilir. Bu parçalar, şehrin yüzyıllar boyunca nasıl yaşandığının küçük tanıklarıdır; ancak bunları yerinden almamak ve alanı korumak önemlidir. Abiverd’i rahatça gezmek için bir ila iki saat yeterlidir.
Abiverd’i Neden Görmeli?
Abiverd, Türkmenistan’ın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri değildir. Kalıntıları sade, alanı düzenlenmemiş ve hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Ancak tam da bu nedenle, Abiverd’i ziyaret etmek, turist kalabalığından uzak, otantik bir keşif deneyimi sunar.
Abiverd, Horasan’ın büyük kültür mirasının sessiz bir tanığıdır. Enverî’nin, Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr’ın ve Ebiverdî’nin yetiştiği bu topraklar, Fars ve Arap edebiyatının ve İslam tasavvufunun önemli isimlerine ev sahipliği yapmıştır. Selçukluların doğduğu, Nadir Şah’ın yetiştiği bu ova, Türk tarihinin de önemli bir parçasıdır.
Son olarak Abiverd, Kopetdağ eteği kuşağının binlerce yıllık yerleşim tarihini anlamak için iyi bir duraktır. Cevtun’dan Nisa’ya, Abiverd’den Merv’e uzanan bu yol, Orta Asya’nın en eski ve en uzun kesintisiz yerleşim bölgelerinden birini keşfetmenin bir yoludur.
Abiverd’in Korunması
Abiverd’in kalıntıları, Türkmenistan’ın kültürel mirası olarak koruma altındadır; ancak alan, Nisa ya da Merv gibi düzenlenmiş ve kapsamlı biçimde korunan bir alan değildir. Kerpiç surlar ve yapılar, rüzgâr, yağmur ve sıcaklık değişimleri nedeniyle yavaş yavaş aşınmaktadır. Ayrıca alanın çevresindeki tarım faaliyetleri, kalıntıların sınırlarını tehdit edebilir.
Abiverd’de gelecekte yapılacak sistematik kazılar ve koruma çalışmaları, şehrin tarihine dair önemli bilgiler ortaya çıkarabilir. Özellikle şehrin farklı dönem yerleşimlerinin belgelenmesi ve korunması, Horasan’ın orta çağ şehir tarihini anlamak için büyük önem taşır.
Ziyaret Bilgileri ve Konum
Koordinatlar: 37.3200° K, 59.6500° D (yaklaşık; kalıntılar Kaka kasabası yakınındadır)
Harita: Abiverd bölgesini Google Haritalar’da aç
Ulaşım: Abiverd’e Aşkabat’tan karayoluyla, Merv yönündeki yol üzerinden ulaşılır. Yolculuk yaklaşık iki ila üç saat sürer. Alanın düzenlenmiş bir girişi olmadığı için yerel bir rehberle gitmek önerilir.
Vize ve izinler: Türkmenistan’a seyahat için vize gerekir ve turistlerin genellikle kayıtlı bir tur şirketi aracılığıyla seyahat etmesi beklenir. Sınır bölgelerine yakın alanlarda ek izin gerekebilir; Abiverd, İran sınırına yakın bir bölgede bulunduğu için güncel kuralları önceden öğrenmek gerekir.
En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en uygun mevsimlerdir.
Öneriler: Abiverd ziyaretini, Aşkabat’tan Merv’e yapılacak bir yolculuğun ara durağı olarak planlayabilirsiniz. Yakındaki Mihne’deki Ebû Saîd-i Ebü’l-Hayr Türbesi’ni de programınıza ekleyin.
Abiverd’e yapılacak bir ziyaret, Türkmenistan’ın daha az bilinen tarihî zenginliklerini keşfetmek isteyenler için değerli bir fırsattır ve Horasan’ın büyük geçmişini anlamaya yardımcı olur. Aşkabat’tan Merv’e uzanan yolculuk boyunca Nisa, Abiverd ve Serahs gibi durakları birleştiren bir rota, Kopetdağ eteği kuşağının binlerce yıllık tarihini adım adım keşfetmenizi sağlar ve Türkmen topraklarının Selçuklu, Part ve Horasan mirasını bir arada görme imkânı sunar.
Video
Yukarıdaki video, Abiverd’in bulunduğu Kopetdağ bölgesinin doğasını tanıtmaktadır; Abiverd kalıntılarına dair yayımlanmış ayrıntılı bir video bulunamamıştır.


Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
- Nisa: Kopetdağ eteğindeki Part kraliyet kalesi.
- Merv: Selçuklu başkentinin kaleleri ve Sultan Sencer Türbesi.
- Köneürgenç: Harezmşahların başkenti.
- Ayaz Kale: Harezm’in kerpiç çöl kalesi.
- Hive İçan Kale: Harezm’in surlarla çevrili masal kenti.
- Buhara Ark: İpek Yolu’nun kalbindeki saray-kale.
