Nisa: Part İmparatorluğunun Kopetdağ Eteğindeki Kraliyet Kalesi

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ın yaklaşık on sekiz kilometre batısında, Kopetdağ’ın eteklerinde, Bagır köyünün yakınında iki büyük kerpiç höyük yükselir. Bunlar, antik dünyanın en güçlü imparatorluklarından birinin, Roma’ya kafa tutan Part İmparatorluğu’nun ilk merkezlerinden biri olan Nisa’nın kalıntılarıdır. Literatürde Eski Nisa ve Yeni Nisa olarak ayrılan bu iki alan, 2007 yılında “Nisa Part Kaleleri” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Orta Asya kaleleri serimizde daha önce Türkmenistan’dan Merv‘i anlatmıştık. Merv, Selçuklu döneminde zirveye ulaşmış, çok katmanlı bir şehirdi. Nisa ise çok daha eskiye, MÖ 3. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar uzanan Part dönemine aittir. Bu yazıda Nisa’nın konumunu, Part İmparatorluğu içindeki yerini, Eski Nisa’nın yapılarını, ünlü fildişi ritonlarını, ostrakaları, kazı tarihini ve ziyaret bilgilerini ayrıntılı biçimde ele alacağız.

Nisa Part kalesi genel görünümü

Konum: Kopetdağ’ın Eteğinde

Nisa, Türkmenistan ile İran arasındaki sınırı oluşturan Kopetdağ sıradağlarının kuzey eteğinde yer alır. Bu bölge, dağlardan inen derelerin beslediği verimli bir şerit hâlindedir. Kuzeyde ise Karakum Çölü uzanır. Dağ ile çöl arasındaki bu dar ama verimli kuşak, binlerce yıl boyunca yerleşimlere ev sahipliği yapmıştır. Neolitik dönemin ünlü Cevtun kültürü de aynı kuşakta gelişmiştir.

Nisa’nın konumu, stratejik açıdan da önemliydi. Kopetdağ eteğinden geçen yol, İran yaylası ile Orta Asya vahaları arasında doğal bir bağlantı oluşturuyordu. Bu yol, daha sonra İpek Yolu’nun önemli kollarından birine dönüştü. Nisa, bu yolun kontrolünü elinde tutan bir merkez olarak hem ticari hem de askerî açıdan önem taşıyordu.

Bugün Nisa’ya Aşkabat’tan kısa bir araç yolculuğuyla ulaşılır. Şehrin batı çıkışından Bagır köyüne doğru gidildiğinde, yolun solunda Yeni Nisa’nın, biraz ileride ise Eski Nisa’nın höyükleri görünür. Eski Nisa’nın tepesine çıkıldığında, güneyde Kopetdağ’ın çıplak sırtları, kuzeyde ise Aşkabat’ın modern binaları ve uzakta çölün başlangıcı görülebilir. Bu manzara, antik bir başkent ile modern bir başkentin yan yana durduğu ender yerlerden birini sunar.

Partlar Kimdi?

Partlar, MÖ 3. yüzyılın ortalarında, bugünkü Türkmenistan ve kuzeydoğu İran’ı kapsayan Partiya bölgesinde ortaya çıkan bir hanedanın adıdır. Hanedanın kurucusu olarak Arsakes (Arşak) kabul edilir; bu nedenle Part hanedanı Arşaklılar ya da Arsakidler olarak da anılır. Arsakes’in, Parni adıyla bilinen ve bozkır kökenli olduğu düşünülen bir kabilenin önderi olduğu belirtilir. Parniler, Seleukos İmparatorluğu’nun zayıfladığı bir dönemde Partiya’yı ele geçirmiş ve burada bir krallık kurmuştu.

Part Krallığı kısa sürede büyüdü. Özellikle I. Mitridates döneminde (yaklaşık MÖ 171-138), Partlar İran yaylasının büyük bölümünü ve Mezopotamya’yı ele geçirerek bir imparatorluğa dönüştü. Sonraki yüzyıllarda Part İmparatorluğu, Fırat’tan Amuderya’ya, Hazar’dan Basra Körfezi’ne kadar uzanan geniş bir alana hâkim oldu. Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en büyük rakibi hâline geldi. MÖ 53’te Karrhai (bugünkü Harran) Savaşı’nda Roma generali Crassus’un Part ordusuna yenilmesi, bu rekabetin en ünlü olaylarından biridir.

Part İmparatorluğu yaklaşık beş yüz yıl sürdü ve MS 224 civarında Sasaniler tarafından yıkıldı. Partların başkentleri zaman içinde değişti; imparatorluk büyüdükçe merkez batıya kaydı ve Mezopotamya’daki Ktesifon önemli bir başkent hâline geldi. Ancak Nisa, Part hanedanının kökenlerine yakın bir yer olarak özel bir önemini korudu. Bazı araştırmacılar Nisa’nın bir kraliyet nekropolü ya da hanedan kült merkezi olarak işlev gördüğünü düşünür.

Partlar, kendilerinden önceki Ahameniş ve Helenistik geleneklerden etkilenmiş, ancak kendine özgü bir kültür geliştirmişti. Sikkelerinde Yunanca yazılar kullanmaları, Helenistik etkinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Öte yandan sanatlarında ve dinî uygulamalarında İran geleneğinin izleri belirgindir. Nisa’da bulunan eserler, bu karma kültürün en iyi örnekleri arasındadır.

Eski Nisa merkezi kompleks

Mitridatkert: Kralın Adını Taşıyan Kale

Nisa’da bulunan yazılı belgeler, Eski Nisa’nın antik dönemde Mitridatkert, yani “Mitridates’in yaptığı yer” adıyla anıldığını ortaya koymuştur. Bu ad, kalenin büyük olasılıkla I. Mitridates döneminde yeniden düzenlendiğini ya da genişletildiğini düşündürür. Ancak kalenin ilk kuruluşunun daha eskiye, Part hanedanının ilk dönemlerine uzandığı da kabul edilir.

Nisa adı ise antik kaynaklarda, özellikle Yunan ve Roma yazarlarının eserlerinde geçer. Bazı kaynaklarda Part krallarının mezarlarının Nisa’da bulunduğu söylenir. Bu bilgi, Nisa’nın bir kraliyet nekropolü olduğu görüşünü destekler; ancak arkeologlar bugüne kadar Eski Nisa’da kesin olarak tanımlanmış bir kraliyet mezarı bulamamıştır. Bu nedenle bu konu tartışmalı olmaya devam eder.

Mitridatkert’in sıradan bir şehir değil, özel işlevleri olan bir kraliyet kompleksi olduğu konusunda araştırmacılar genel olarak hemfikirdir. Kalenin içinde konut alanlarından çok tören salonları, tapınaklar ve hazine depoları bulunur. Bu düzen, Eski Nisa’nın günlük yaşamdan çok törenlere ve kraliyet kültüne ayrılmış bir alan olduğunu düşündürür.

Eski Nisa’nın Planı

Eski Nisa, düz bir arazinin üzerinde yükselen doğal bir tepenin üzerine kurulmuştur. Kalenin planı düzensiz bir beşgendir ve yaklaşık 14 hektarlık bir alanı kaplar. Kalenin çevresi, kalın kerpiç surlarla çevrilidir. Surların yüksekliğinin bir zamanlar 8-9 metreyi bulduğu, kalınlığının ise tabanda birkaç metreye ulaştığı belirtilir. Surlar boyunca, düzenli aralıklarla dikdörtgen kuleler yerleştirilmiştir; bu kulelerin sayısının kırkı aştığı kaydedilir.

Kalenin içi iki ana bölümden oluşur. Kuzey bölümünde, büyük bir avlunun çevresine dizilmiş çok sayıda depo odasından oluşan bir yapı yer alır. Bu yapı genellikle “Kare Ev” ya da “Hazine” olarak adlandırılır. Ünlü fildişi ritonlar ve diğer değerli eşyalar bu yapıda bulunmuştur. Güney bölümünde ise tören salonları ve tapınaklardan oluşan merkezi kompleks yer alır. Bu kompleks, Eski Nisa’nın en önemli yapılarını içerir.

Kalenin giriş kapısı, güneybatı köşesine yakın bir noktada yer alıyordu. Kapıdan içeri giren biri, önce geniş bir alana, ardından merkezi komplekse ulaşıyordu. Kalenin içindeki yolların ve geçitlerin düzeni, ziyaretçilerin hareketinin kontrollü bir biçimde yönlendirildiğini düşündürür.

Eski Nisa’nın yapı malzemesi, Harezm ve Merv’de olduğu gibi büyük ölçüde kerpiç ve sıkıştırılmış topraktır. Ancak bazı önemli yapılarda pişmiş tuğla ve ahşap da kullanılmıştır. Salonların çatısını taşıyan ahşap direkler ve kirişler günümüze ulaşmamıştır; ancak onların yerleri, taş ya da tuğla kaidelerden anlaşılabilir.

Nisa Part kaleleri

Yuvarlak Salon, Kare Salon ve Kule Tapınak

Eski Nisa’nın merkezi kompleksinde, Part mimarisinin en dikkat çekici örnekleri sayılan birkaç yapı bulunur. Bu yapıların adları, araştırmacılar tarafından planlarına ya da özelliklerine göre verilmiştir.

Kare Salon: Yaklaşık 20×20 metre boyutlarında, kare planlı büyük bir salondur. Salonun çatısını dört büyük sütun taşıyordu. Duvarların üst kısmında, nişler içinde kil heykellerin bulunduğu düşünülür. Bu salonun törenler ve kabuller için kullanıldığı, belki de bir taht salonu olduğu öne sürülür. Kare Salon’un mimarisi, Ahameniş sarayı geleneğinden etkilenmiş, ancak Part döneminin kendine özgü unsurlarını taşıyan bir yapı olarak değerlendirilir.

Yuvarlak Salon: İçi dairesel, dışı kare planlı bir yapıdır. Salonun çapı yaklaşık 17 metredir. Duvarlarının üst kısmında, ikinci bir kat seviyesinde nişler ve heykeller bulunuyordu. Yuvarlak Salon’un işlevi tartışmalıdır. Bir görüşe göre burası bir hanedan kült merkeziydi ve ölen kralların anısına törenler burada yapılıyordu. Bir başka görüşe göre ise bir tapınak ya da toplantı salonuydu. Salonun yuvarlak planı, antik Orta Asya ve İran mimarisinde oldukça nadir görülen bir özelliktir.

Kule Tapınak: Merkezi kompleksin bir diğer önemli yapısı, kule biçimli bir tapınaktır. Bu yapının bir ateş tapınağı ya da hanedan kült tapınağı olduğu düşünülür. Tapınağın duvarları kırmızı ve beyaz renklerle boyanmış, iç kısmında duvar resimleri bulunuyordu.

Kırmızı Bina: Merkezi kompleksin bir başka yapısı, duvarlarının kırmızı boyayla kaplı olmasından dolayı bu adı almıştır. Bu binanın da törensel bir işlevi olduğu düşünülür.

Bu yapıların bir arada bulunması, Eski Nisa’nın bir tören ve kült merkezi olduğu görüşünü güçlendirir. Part krallarının burada hanedanlarının atalarına saygı gösterdiği, önemli dinî ve siyasi törenleri gerçekleştirdiği düşünülür. Ancak bu yorumların bir kısmı varsayıma dayanır; Partların dinî uygulamaları hakkında bildiklerimiz sınırlıdır.

Eski Nisa kare salon kalıntıları

Fildişi Ritonlar

Nisa’yı dünya çapında ünlü yapan buluntuların başında, fildişinden yapılmış ritonlar gelir. Riton, boynuz biçiminde bir içki kabıdır; genellikle alt ucu bir hayvan ya da mitolojik yaratık figürüyle sona erer. Nisa’da, “Kare Ev” olarak adlandırılan hazine yapısında, kırk ile altmış arasında fildişi riton ele geçirilmiştir. Sayı kaynaklara göre değişir; bunun nedeni, ritonların bir kısmının parçalar hâlinde bulunması ve birleştirilmesinin zor olmasıdır.

Ritonlar, fil dişinin uzun boynuz biçiminde oyulmasıyla yapılmıştır. Üst kenarlarında genellikle bir kabartma friz bulunur. Bu frizlerde Yunan mitolojisinden sahneler, tanrılar, kentaurlar, dans eden figürler ve kurban sahneleri yer alır. Ritonların alt uçları ise kanatlı aslanlar, grifonlar, atlar, kentaurlar ve diğer yaratık figürleriyle süslenmiştir.

Ritonların üzerindeki sahneler, Helenistik sanatın güçlü etkisini gösterir. Bazı araştırmacılar bu ritonların Helenistik dünyada yapılıp Nisa’ya getirildiğini, bazıları ise Part sarayına bağlı atölyelerde, Helenistik ustalar ya da onların öğrencileri tarafından yapıldığını düşünür. Ritonların yapım tarihi genellikle MÖ 2. yüzyıla verilir.

Ritonların işlevi de tartışmalıdır. Bir görüşe göre bunlar törenlerde kullanılan içki kaplarıydı ve kraliyet şölenlerinde şarap içmek için kullanılıyordu. Bir başka görüşe göre ise bunlar dinî törenlerde sunu kabı olarak kullanılıyordu. Ritonların hazine yapısında birlikte bulunması, onların değerli tören eşyaları olarak saklandığını gösterir.

Nisa ritonlarının büyük kısmı bugün Aşkabat’taki Türkmenistan Ulusal Müzesi’nde ve Rusya’daki müzelerde, özellikle St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu ritonlar, Part sanatının ve Helenistik dönemin Orta Asya’daki etkisinin en çarpıcı örnekleri arasında yer alır.

Nisa fildişi riton

Heykeller ve Sanat

Nisa’da ritonların yanı sıra çeşitli heykeller de bulunmuştur. Bunlar arasında en ünlüsü, mermerden yapılmış bir kadın heykelidir. Bu heykel, zaman zaman “Rodogüne” adıyla anılır; ancak bu ad kesin bir tanımlamaya değil, bir yoruma dayanır. Heykel, Helenistik üslupta yapılmıştır ve büyük olasılıkla Akdeniz dünyasından getirilmiştir. Kadın figürünün bir tanrıçayı mı yoksa bir kraliçeyi mi temsil ettiği tartışmalıdır.

Bir başka önemli buluntu grubu, Kare Salon ve Yuvarlak Salon’daki nişlerde bulunan kil heykellerin parçalarıdır. Bu heykellerin, Part krallarını, tanrıları ya da hanedan atalarını temsil ettiği düşünülür. Heykeller, ahşap bir iskelet üzerine kil ile şekillendirilmiş ve boyanmıştır. Parçalar hâlinde bulunan bu heykeller, Part döneminin büyük ölçekli heykel sanatı hakkında fikir verir.

Nisa’da bulunan diğer eserler arasında gümüş ve altın eşyalar, Yunan tanrılarını tasvir eden küçük heykelcikler, mobilya parçaları ve süs eşyaları sayılabilir. Bu eserlerin bir kısmı hazine yapısında, bir kısmı ise diğer yapılarda bulunmuştur. Hazine yapısının zaman zaman yağmalandığı ve eserlerin bir kısmının kaybolduğu da düşünülür.

Nisa’nın sanatı, Part kültürünün karma karakterini açıkça yansıtır. Helenistik dünyadan gelen biçimler ve konular, İran’ın kraliyet ikonografisi ve yerel geleneklerle bir araya gelir. Bu karışım, Part İmparatorluğu’nun farklı kültürlerden insanları bir araya getiren çok uluslu yapısının bir yansımasıdır.

Şarap Ostrakaları: Bir İmparatorluğun Muhasebesi

Nisa’nın en değerli buluntularından biri de, kil kap parçaları üzerine yazılmış belgelerdir. Bu tür belgelere ostraka denir. Nisa’da iki binden fazla ostraka bulunmuştur; bazı kaynaklar bu sayının iki bin yedi yüze yaklaştığını belirtir. Ostrakalar, Aramice kökenli bir alfabeyle yazılmıştır ve Part dilinin en eski ve en kapsamlı yazılı örnekleri arasında yer alır.

Ostrakaların büyük çoğunluğu şarap kayıtlarıdır. Bunlar, şarap küplerine yapıştırılmış ya da küplerin yanına bırakılmış etiketler gibidir. Kayıtlarda şarabın hangi bağdan geldiği, ne kadar olduğu, hangi yılda teslim edildiği ve kimin sorumluluğunda olduğu belirtilir. Bu belgeler, Part sarayının ekonomik düzenini, vergi sistemini ve tarım üretimini anlamak için eşsiz bir kaynaktır.

Ostrakalarda geçen tarihler, Arşaklı takvimine göre verilmiştir. Bu takvim, MÖ 247 yılını başlangıç kabul eder. Belgelerin büyük kısmı MÖ 1. yüzyıla aittir. Bu tarihler, Eski Nisa’nın bu dönemde hâlâ aktif bir merkez olduğunu gösterir.

Ostrakalarda geçen kişi ve yer adları, Part toplumunun yapısı hakkında da bilgi verir. Bağların bir kısmının kraliyet ailesine, bir kısmının tapınaklara, bir kısmının ise özel kişilere ait olduğu anlaşılır. Bu da Part ekonomisinde kraliyet, tapınak ve özel mülkiyetin bir arada bulunduğunu gösterir.

Ostrakaların okunması ve yorumlanması, Sovyet ve sonraki dönemde çeşitli dilbilimciler tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalar, Part dilinin anlaşılmasında önemli bir rol oynamıştır. Part dili, Orta İrani diller grubuna aittir ve Sasani döneminin Orta Farsçasıyla akrabadır.

Nisa kerpiç surları

Atlı Okçular ve “Part Atışı”

Part İmparatorluğu’nun askerî gücü, büyük ölçüde atlı birliklere dayanıyordu. Part ordusunun iki temel unsuru vardı: hafif zırhlı atlı okçular ve ağır zırhlı süvariler. Ağır süvariler, hem atın hem de binicinin zırhla kaplı olduğu birliklerdi ve Yunanca kaynaklarda “katafrakt” adıyla anılır. Atlı okçular ise hızlı hareket eden, uzaktan ok atarak düşmanı yıpratan birliklerdi.

Part atlı okçularının en ünlü taktiği, geri çekiliyormuş gibi yaparak at üzerinde arkaya dönüp ok atmaktı. Bu taktik, Batı dillerinde “Part atışı” (Parthian shot) olarak bilinir. İngilizcede “parting shot”, yani “ayrılırken söylenen son söz” deyiminin bu ifadeden türediği yaygın olarak kabul edilir. Bu taktik, bozkır kökenli halkların ortak bir savaş tekniğiydi ve Hunlardan Türklere, Moğollara kadar pek çok bozkır halkı tarafından da kullanıldı.

Karrhai Savaşı’nda (MÖ 53) Part ordusu, Roma’nın Crassus komutasındaki lejyonlarına ağır bir yenilgi tattırdı. Part komutanı Surena’nın atlı okçuları, Roma lejyonlarını uzaktan sürekli ok yağmuruna tuttu; ok stoklarının tükenmemesi için develerle yeni oklar taşıtıldığı anlatılır. Bu savaş, Roma’nın doğuya yayılmasını uzun süre sınırlayan önemli bir olay oldu.

Nisa’da bulunan bazı eserlerde, Part süvarilerini ya da savaş sahnelerini tasvir eden figürler yer alır. Bu figürler, Part ordusunun görünümü hakkında bilgi veren nadir görsel kaynaklardan biridir. Part askerî geleneğinin bozkır kökenleri, Nisa’nın da içinde bulunduğu Partiya bölgesinin bozkır ve yerleşik dünyalar arasındaki konumuyla doğrudan ilişkilidir.

Part Döneminde İnanç Dünyası

Part İmparatorluğu, dinî açıdan çok çeşitli bir yapıya sahipti. İmparatorluğun egemen sınıfı genel olarak Zerdüşt geleneğine bağlıydı; ancak Partların Zerdüştlüğü, sonraki Sasani döneminin katı biçimde örgütlenmiş devlet dininden farklı, daha esnek bir yapıya sahipti. Part döneminde ateş tapınakları önemli bir yer tutuyordu ve Nisa’daki Kule Tapınak’ın da bu gelenekle ilişkili olduğu düşünülür.

Öte yandan Helenistik dönemden kalan Yunan tanrılarına ait inançlar ve kültler de Part dünyasında varlığını sürdürdü. Nisa’da bulunan Yunan tanrılarını tasvir eden eserler, bu çoğulculuğun bir göstergesidir. Part sikkelerinde de Yunan tanrılarına ve sembollerine rastlanır. Bu durum, Partların Helenistik mirasa saygı gösterdiğini ya da en azından onu siyasi meşruiyet için kullandığını düşündürür.

Part İmparatorluğu’nun farklı bölgelerinde Yahudilik, Babil kültleri ve çeşitli yerel inançlar da varlığını sürdürüyordu. Hristiyanlık da Part döneminin sonlarına doğru imparatorluğun batı bölgelerine yayılmaya başlamıştı. Budizm ise doğu sınırlarında, Kuşan topraklarına yakın bölgelerde etkiliydi. Bu çeşitlilik, Part İmparatorluğu’nu antik dünyanın en çok kültürlü devletlerinden biri yapıyordu.

Nisa’daki Yuvarlak Salon’un bir hanedan kült merkezi olduğu görüşü, Part döneminde kraliyet atalarına gösterilen saygının dinî bir boyutu olduğunu düşündürür. Bu tür ata kültleri, İran dünyasında ve Orta Asya’da yaygındı. Harezm’deki Toprak Kale‘nin Krallar Salonu da benzer bir geleneğin parçası olarak yorumlanır. İki yapı arasındaki bu benzerlik, Orta Asya’nın farklı bölgelerinde ortak kraliyet ve dinî geleneklerin varlığına işaret eder.

Yeni Nisa

Eski Nisa’nın yaklaşık bir buçuk kilometre kuzeyinde, Yeni Nisa adıyla bilinen ikinci bir yerleşim yer alır. Yeni Nisa, Eski Nisa’dan daha büyük bir alanı kaplar ve büyük olasılıkla şehrin asıl yerleşim alanıydı. Burada konutlar, atölyeler ve günlük yaşamın diğer alanları bulunuyordu.

Yeni Nisa’nın tarihi, Eski Nisa’dan farklı olarak Part döneminden sonra da devam etmiştir. Şehir, Sasani ve İslam dönemlerinde de yerleşim gördü. Orta çağda burası, Nesa adıyla bilinen önemli bir şehirdi. Bu nedenle Yeni Nisa’nın arkeolojik katmanları çok daha karmaşıktır ve farklı dönemlerin izlerini taşır.

Yeni Nisa’da yapılan kazılar, Part dönemine ait mezarlar, konutlar ve sur kalıntıları ortaya çıkarmıştır. Ancak alanın büyük kısmı henüz tam olarak kazılmamıştır. Bugün ziyaretçiler genellikle Eski Nisa’ya odaklanır; Yeni Nisa ise daha az ziyaret edilen ve daha az düzenlenmiş bir alandır.

Roma ile Rekabet ve Nisa’nın Yeri

Part İmparatorluğu ile Roma arasındaki rekabet, antik dünyanın en uzun süreli büyük güç mücadelelerinden biridir. Bu rekabet yaklaşık üç yüzyıl sürdü ve Fırat nehri çevresinde, Ermenistan, Suriye ve Mezopotamya’da yoğunlaştı. İki imparatorluk zaman zaman savaştı, zaman zaman barış anlaşmaları imzaladı. Ermenistan tahtı, iki taraf arasında sürekli bir anlaşmazlık konusuydu.

Nisa, bu rekabetin yaşandığı cephelerden çok uzakta, imparatorluğun doğu ucunda yer alıyordu. Ancak bu uzaklık, Nisa’nın önemini azaltmıyordu. Part hanedanının kökenleri bu bölgeye dayanıyordu ve Nisa, hanedanın kimliği açısından sembolik bir öneme sahipti. Roma ile savaşan Part kralları, belki de atalarının mezarlarının bulunduğu düşünülen bu kutsal merkezi hiç görmemişlerdi; ama onun varlığı, hanedanın meşruiyetinin temel taşlarından biriydi.

Roma ve Part dünyası arasındaki ilişkiler yalnızca savaştan ibaret değildi. Ticaret, diplomasi ve kültürel etkileşim de bu ilişkinin önemli parçalarıydı. Nisa’da bulunan Helenistik eserler, Akdeniz dünyasıyla olan bağlantıları gösterir. Roma’ya ulaşan Çin ipeğinin önemli bir kısmı Part toprakları üzerinden geçiyordu ve Partlar bu ticaretten büyük kazanç sağlıyordu.

Orta Çağda Nesa Şehri

Part İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Nisa’nın kraliyet merkezi olarak önemi sona erdi; ancak bölgede yaşam devam etti. İslam döneminde Nesa, Horasan’ın önemli şehirlerinden biri olarak anıldı. Coğrafyacılar Nesa’yı bağları, bahçeleri ve verimli topraklarıyla tanınan bir şehir olarak tasvir eder. Şehir, Horasan’ı Harezm’e bağlayan yollar üzerinde bulunuyordu ve ticari açıdan da önemliydi.

Nesa, İslam dünyasında yetiştirdiği bilginlerle de tanınır. Hadis alimi Nesâî, Nesa’ya nispet edilen en ünlü isimlerden biridir; adı da şehrin adından gelir. Nesâî’nin derlediği hadis kitabı, İslam dünyasında en çok başvurulan hadis kaynaklarından biri olan “Kütüb-i Sitte” arasında yer alır.

Selçuklu döneminde Nesa, Horasan’daki Selçuklu hâkimiyeti altına girdi. 11. yüzyılın ilk yarısında Selçukluların Horasan’a yerleşme sürecinde bölgede çeşitli çatışmalar yaşandığı kaydedilir. Sonraki dönemde Harezmşahlar ve ardından Moğol istilası, bölgeyi derinden etkiledi. Moğol istilası sırasında Nesa da büyük zarar gördü. Şehir zamanla eski önemini yitirdi.

Orta çağ Nesa’sının izleri bugün Yeni Nisa alanında ve çevresinde görülebilir. Bölgede orta çağa ait bir cami ve türbe kalıntıları da bulunur. Bu yapılar, Nisa’nın yalnızca bir Part kalesi değil, binlerce yıllık sürekli bir yerleşim alanı olduğunu hatırlatır.

Kazıların Tarihi

Nisa’daki ilk arkeolojik çalışmalar 20. yüzyılın başlarına uzanır; ancak sistematik kazılar Sovyet döneminde başladı. 1930’lardan itibaren Güney Türkmenistan Arkeoloji Kompleks Seferi (YuTAKE) adıyla bilinen büyük bir araştırma programı kapsamında Nisa’da kapsamlı kazılar yapıldı. Bu seferin önemli isimleri arasında Mihail Masson ve Galina Pugaçenkova sayılabilir.

1948 yılında Eski Nisa’daki hazine yapısında fildişi ritonların bulunması, Nisa’yı dünya arkeolojisinin gündemine taşıdı. Aynı dönemde ostrakaların bulunması ve okunması da Part tarihine ilişkin bilgilerimizi büyük ölçüde artırdı. Kazılar 1950’ler ve 1960’lar boyunca devam etti.

Türkmenistan’ın bağımsızlığından sonra, 1990’lardan itibaren uluslararası ekiplerle ortak çalışmalar yapıldı. İtalyan arkeologların katıldığı projeler, Eski Nisa’nın merkezi kompleksinin yeniden incelenmesine ve koruma çalışmalarına önemli katkılar sağladı. Bu çalışmalar, bazı yapıların tarihlemesini ve işlevlerini yeniden değerlendirmeye yol açtı.

Nisa kale tepesi

UNESCO ve Koruma

Nisa Part Kaleleri, 2007 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. UNESCO, Nisa’yı Part İmparatorluğu’nun en önemli ve en iyi korunmuş merkezlerinden biri olarak tanımlar ve onun Orta Asya ile Akdeniz dünyası arasındaki kültürel etkileşimin önemli bir kanıtı olduğunu vurgular.

Kerpiç yapıların korunması, Nisa için de önemli bir sorundur. Yağmur, rüzgâr ve sıcaklık değişimleri, kerpiç duvarların aşınmasına yol açar. Kazılarla açığa çıkarılan yapılar, özellikle savunmasızdır. Bu nedenle bazı yapıların üzeri koruyucu çatılarla örtülmüş, bazı duvarlar ise yeni kerpiç katmanlarıyla sağlamlaştırılmıştır.

Ziyaretçilerin koruma kurallarına uyması da önemlidir. Kazı alanlarına girmemek, duvarlara tırmanmamak ve kerpiç parçalarını almamak, Nisa’nın gelecek kuşaklara aktarılması için gereklidir.

Nisa ve Türkmenistan’ın Antik Mirası

Nisa, Türkmenistan’ın zengin antik mirasının yalnızca bir parçasıdır. Ülkede, Neolitik dönemden İslam dönemine kadar uzanan pek çok önemli arkeolojik alan bulunur. Bunların en tanınmışları arasında Merv, Köneürgenç ve Gonur Tepe sayılabilir.

Merv, Nisa’nın doğusunda, Murgap vahasında yer alır ve Ahameniş döneminden Selçuklu dönemine kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Merv’deki Gavur Kale, Part ve Sasani dönemlerinin önemli bir şehriydi. Nisa ve Merv’i birlikte görmek, Part döneminin hem kraliyet merkezini hem de büyük bir eyalet şehrini karşılaştırma imkânı sunar.

Köneürgenç ise Türkmenistan’ın kuzeyinde, Harezm bölgesinde yer alır ve Harezmşahlar Devleti’nin başkenti olarak bilinir. Kutluk Timur Minaresi ve türbeleriyle ünlüdür. Nisa’dan Köneürgenç’e uzanan bir rota, Türkmenistan’ın antik ve orta çağ tarihini bir bütün olarak görmeyi sağlar.

Gonur Tepe ise çok daha eskiye, Tunç Çağı’na aittir ve Baktriya-Margiana Arkeolojik Kompleksi olarak bilinen uygarlığın önemli merkezlerinden biridir. Bu alanlar, Türkmenistan topraklarının binlerce yıl boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yaptığını gösterir.

Eski Nisa’da Gezinti Rehberi

Eski Nisa’yı ziyaret eden biri genellikle kalenin güneybatı tarafındaki girişten içeri girer. Giriş yolunun iki yanında yükselen kerpiç sur kalıntıları, kalenin savunma gücü hakkında ilk izlenimi verir. Surların yüksekliği bugün antik dönemdekinden çok daha azdır; ancak kalınlıkları hâlâ etkileyicidir.

Girişten sonra yol, kalenin merkezindeki tören kompleksine doğru yükselir. Burada Kare Salon’un kalıntıları en dikkat çekici yapılardandır. Salonun dört büyük sütununun kaideleri ve duvarların alt kısımları görülebilir. Salonun ortasında durup çevreye bakmak, bir zamanlar burada yapılan törenlerin büyüklüğünü hayal etmek için iyi bir fırsattır.

Kare Salon’un yakınında Yuvarlak Salon yer alır. Bu yapının dairesel iç planı, kalıntılar arasında hâlâ seçilebilir. Bazı bölümlerin üzeri koruma amacıyla örtülmüştür. Yuvarlak Salon’dan sonra Kule Tapınak ve Kırmızı Bina’nın kalıntıları gezilebilir. Bu yapıların bazılarında, duvarlarda kırmızı boya izleri hâlâ görülebilir.

Kalenin kuzey bölümüne doğru yürüdüğünüzde, ritonların bulunduğu hazine yapısının bulunduğu alana ulaşırsınız. Bu yapının büyük avlusu ve çevresindeki depo odalarının izleri hâlâ belirgindir. Burada, iki bin yıldan fazla bir süre önce Part krallarının hazinelerinin saklandığını düşünmek, ziyarete ayrı bir heyecan katar.

Son olarak surların üzerine çıkıp çevreyi seyretmek önerilir. Güneyde Kopetdağ’ın sırtları, kuzeyde ise Aşkabat ve uzakta Karakum Çölü görülür. Özellikle akşamüstü saatlerinde, güneşin dağların ardına çekilmesiyle oluşan ışık, kalıntıları büyüleyici bir atmosfere büründürür. Eski Nisa’yı rahatça gezmek için en az bir buçuk ila iki saat ayırmak önerilir.

Aşkabat’ta Nisa ile Bağlantılı Görülecek Yerler

Nisa ziyaretini tamamlamak için Aşkabat’ta görülmesi gereken en önemli yer, Türkmenistan Ulusal Müzesi’dir. Müzenin arkeoloji bölümünde Nisa’da bulunan fildişi ritonların bir kısmı, heykel parçaları, ostrakalar ve diğer buluntular sergilenir. Bu eserleri gördükten sonra Eski Nisa’yı ziyaret etmek, kalıntıları çok daha anlamlı kılar. Müzede ayrıca Merv, Gonur Tepe ve diğer önemli arkeolojik alanlardan eserler de bulunur.

Aşkabat, bugün beyaz mermer kaplı binaları, geniş caddeleri ve anıtlarıyla dikkat çeken bir şehirdir. Şehir, 1948 yılında büyük bir depremle neredeyse tamamen yıkılmış ve sonra yeniden inşa edilmiştir. Bu nedenle şehirde eski yapı pek kalmamıştır. İlginç bir rastlantı olarak, Eski Nisa’daki ritonların bulunduğu yıl da 1948’dir; aynı yıl hem bir antik hazine gün ışığına çıkmış hem de modern şehir büyük bir felaketle sarsılmıştır.

Aşkabat’ın yakınlarında, Nisa dışında da ziyaret edilebilecek yerler vardır. Kopetdağ eteklerindeki Kov Ata yeraltı gölü, termal sularıyla ilgi çeker. Anau’da ise orta çağdan kalma bir caminin kalıntıları ve Tunç Çağı’na uzanan höyükler bulunur. Bu yerler, Nisa ziyaretiyle birlikte bir veya iki günlük bir programa dahil edilebilir.

Bu yakın konum, Nisa’yı Türkmenistan’a kısa süreli gelen gezginler için bile erişilebilir kılar. Sabah müzede ritonları ve ostrakaları görüp öğleden sonra Eski Nisa’nın surlarına çıkmak, tek bir günde Part dünyasına derinlemesine bir yolculuk yapmayı mümkün kılar. Akşam ise Aşkabat’a dönüp şehrin modern yüzünü görmek, iki bin yılı aşan zaman farkını aynı gün içinde deneyimlemenin ilginç bir yoludur.

Nisa’yı ziyaret eden gezginlerin anlatımlarında sık sık vurgulanan bir nokta, alanın kalabalık olmamasıdır. Türkmenistan’ın turizme görece kapalı yapısı nedeniyle, Nisa’yı çoğu zaman birkaç ziyaretçiyle paylaşırsınız. Bu sakinlik, kalıntılar arasında dolaşırken antik dünyanın atmosferini daha yoğun biçimde hissetmenizi sağlar.

Nisa’yı Neden Görmeli?

Nisa, ilk bakışta Orta Asya’nın diğer kerpiç kalelerine benzer görünebilir. Ancak burayı özel kılan birkaç önemli neden vardır. Birincisi, Nisa, Roma’nın en güçlü rakiplerinden biri olan Part İmparatorluğu’nun kökenlerine en yakın, en iyi korunmuş ve en kapsamlı biçimde araştırılmış merkezidir. Part tarihine ilgi duyan biri için burası bir başlangıç noktasıdır.

İkincisi, Nisa’da bulunan eserler, özellikle fildişi ritonlar, antik dünyanın en etkileyici sanat eserleri arasında yer alır. Bu eserler, Helenistik dünya ile İran ve Orta Asya arasındaki kültürel etkileşimin en somut kanıtlarıdır.

Üçüncüsü, ostrakalar sayesinde Nisa, bir antik imparatorluğun gündelik ekonomisine nadir bir pencere açar. Şarap kayıtları, büyük siyasi olayların arkasındaki sıradan yaşamı, bağları, bağcıları ve vergi memurlarını gözler önüne serer.

Son olarak Nisa, Türkmenistan’ın en kolay ulaşılabilir antik alanlarından biridir. Aşkabat’tan kısa bir yolculukla ulaşılabilmesi, onu ülkeye gelen her gezgin için uygun bir durak hâline getirir. Kopetdağ’ın eteğinde, antik ve modern başkentlerin arasında duran bu kale, Orta Asya tarihinin binlerce yıllık sürekliliğini hissetmek için eşsiz bir yerdir.

Nisa’nın bu özelliklerini bir araya getirdiğimizde, burası yalnızca bir arkeolojik alan değil, antik dünyanın büyük güçleri arasındaki ilişkileri, kültürel etkileşimleri ve gündelik yaşamı bir arada okuyabileceğimiz bir açık hava kitabı hâline gelir. Bu kitabı okumak için biraz hazırlık, biraz sabır ve biraz da hayal gücü yeterlidir. Part krallarının bir zamanlar tören yaptığı salonlarda yürürken, Roma ile Çin arasında uzanan dünyanın bir parçası olduğunuzu hissetmek, Nisa ziyaretinin en unutulmaz yanı olabilir.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Koordinatlar: 37.9500° K, 58.2100° D (Eski Nisa, yaklaşık)

Harita: Nisa’yı Google Haritalar’da aç

Ulaşım: Nisa, Aşkabat’ın batısında, şehir merkezinden yaklaşık yarım saatlik araç mesafesindedir. Taksi ya da tur aracıyla ulaşmak en pratik yoldur.

Vize ve izinler: Türkmenistan’a giriş, birçok ülkeye göre daha sıkı vize kurallarına tabidir. Turistlerin genellikle kayıtlı bir tur şirketi aracılığıyla davet mektubu alması ve rehber eşliğinde seyahat etmesi gerekir. Kurallar zaman zaman değiştiği için seyahatten önce güncel bilgileri resmî kaynaklardan kontrol etmek önemlidir.

Giriş: Alanda giriş ücreti alınır; fotoğraf çekimi için ayrıca ücret istenebilir. Güncel ücretleri yerinde öğrenmek gerekir.

En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en uygun mevsimlerdir. Yaz ayları çok sıcak geçer.

Öneriler: Eski Nisa’nın tepesine çıkış kısa ama kumlu ve diktir. Rahat ayakkabı, şapka ve su bulundurun. Ritonları ve diğer buluntuları görmek için Aşkabat’taki Türkmenistan Ulusal Müzesi’ni de ziyaret edin.

Nisa ve Kopetdağ

Video

Nisa kalıntıları

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

  • Merv: Selçuklu başkentinin kaleleri ve Sultan Sencer Türbesi.
  • Ayaz Kale: Kızılkum Çölü’nün kenarında Harezm’in kerpiç kalesi.
  • Toprak Kale: Harezm krallarının çöldeki saray şehri.
  • Hive İçan Kale: Harezm’in surlarla çevrili masal kenti.
  • Buhara Ark: İpek Yolu’nun kalbindeki saray-kale.
  • Hisar Kalesi: Tacikistan’ın dağ eteğindeki kadim kapısı.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir