Toprak Kale: Harezm Krallarının Çöldeki Saray Şehri
Harezm’in çöl kaleleri arasında en çok merak uyandıranı belki de Toprak Kale’dir. Özbekistan’ın Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde, Ellikkala ilçesinde yer alan bu antik şehir, dikdörtgen planlı surlarla çevrili bir yerleşim ve onun köşesinde yükselen görkemli bir sarayın kalıntılarından oluşur. Toprak Kale, Harezm’in Kuşan döneminde, yani yaklaşık MS 1.-4. yüzyıllarda, bölgenin siyasi ve dinî merkezlerinden biri olarak yorumlanır. Burada bulunan duvar resimleri, kil heykeller ve yazılı belgeler, Orta Asya’nın antik sanatı ve tarihi açısından büyük önem taşır.
Bir önceki yazımızda anlattığımız Ayaz Kale, Toprak Kale’ye çok yakındır ve iki yer çoğunlukla aynı gün ziyaret edilir. Ayaz Kale daha çok bir sınır kalesi ve sığınak karakteri taşırken, Toprak Kale bir saray-şehir olarak öne çıkar. Bu yazıda Toprak Kale’nin planını, sarayını, ünlü salonlarını, sanat eserlerini, arşivini ve ziyaret bilgilerini ayrıntılı biçimde ele alacağız.

İçindekiler
- Konum ve Genel Görünüm
- Şehir Planı: Ana Cadde ve Mahalleler
- Yüksek Saray
- Krallar Salonu ve Diğer Salonlar
- Duvar Resimleri ve Kil Heykeller
- Toprak Kale Arşivi
- Ateş Tapınağı ve Dinî Yaşam
- Mahallelerde Gündelik Yaşam
- Harezm’in Bilim Geleneği ve Bîrûnî
- Kuşanlar, İpek Yolu ve Harezm
- Tarihleme ve Siyasi Bağlam
- Kazıların Hikâyesi
- Terk Edilme ve Sonrası
- Buluntular Nerede Görülür?
- Hemen Yanındaki Komşu: Kızıl Kale
- Diğer Orta Asya Saraylarıyla Karşılaştırma
- Toprak Kale’de Gezinti Rehberi
- Toprak Kale Neden Önemli?
- Ziyaret Bilgileri ve Konum
- Video
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Konum ve Genel Görünüm
Toprak Kale, Amuderya’nın sağ kıyısındaki eski Harezm vahasının kuzeydoğu kenarında yer alır. Ayaz Kale’nin güneybatısında, Kızıl Kale’nin ise hemen yakınındadır. Hive ya da Urgenç’ten araçla birkaç saat içinde ulaşılır. Bugün çevresi büyük ölçüde boş ve kurudur; yakınlarda birkaç köy ve tarla bulunur, ancak antik dönemdeki yoğun yerleşimden eser kalmamıştır.
Uzaktan bakıldığında Toprak Kale, düz bir arazinin ortasında yükselen kahverengi bir tepe gibi görünür. Yaklaştıkça bu tepenin aslında dikdörtgen bir surun köşesinde yükselen yapay bir platform olduğu anlaşılır. Platformun üzerinde, bir zamanlar çok katlı bir saray bulunuyordu. Surların çevrelediği şehir alanı ise bugün alçak tümsekler, sokak izleri ve yıkık duvarlarla doludur.
Toprak Kale’nin adı Türkçe “toprak” ve “kale” kelimelerinden oluşur. Bu ad, kalenin kerpiç ve sıkıştırılmış topraktan yapılmış olmasına işaret eder. Ancak bu isim sonraki dönemlerde bölge halkı tarafından verilmiştir; kalenin antik çağdaki adı bilinmemektedir. Harezm’in diğer çöl kalelerinde olduğu gibi, Toprak Kale’nin asıl adı da zamanla unutulmuştur.
Şehir Planı: Ana Cadde ve Mahalleler
Toprak Kale’nin en dikkat çekici yanlarından biri, düzenli şehir planıdır. Şehir, kabaca 500 metreye 350 metre boyutlarında dikdörtgen bir alanı kaplar. Bu alan kalın kerpiç surlarla çevrilidir ve surlar düzenli aralıklarla yerleştirilmiş kulelerle güçlendirilmiştir. Surların içinde iki kat hâlinde koridorlar bulunduğu ve savunucuların bu koridorlardan ok atabildiği belirtilir.
Şehrin ortasından kuzey-güney doğrultusunda geniş bir ana cadde geçer. Bu cadde, şehri iki büyük parçaya böler. Caddenin iki yanında, daha dar sokaklarla birbirinden ayrılan mahalleler yer alır. Arkeologlar, bu mahallelerin her birinin büyük, çok odalı yapı bloklarından oluştuğunu tespit etmiştir. Bu blokların her birinde birden fazla ailenin, belki de bir klanın ya da geniş bir akrabalık grubunun yaşadığı düşünülür.
Ana caddenin güney ucunda şehrin ana kapısı bulunur. Kapı, Harezm kalelerinde sıkça görülen dolambaçlı bir giriş düzenine sahiptir. Caddenin kuzey ucunda ise bir tapınak alanı yer alır. Bu düzen, şehrin dinî ve siyasi merkezlerinin bilinçli olarak planlandığını gösterir.
Toprak Kale’nin planı, antik Orta Asya’da düzenli şehir planlamasının en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilir. Bu düzenlilik, şehrin kendiliğinden büyüyen bir yerleşim değil, merkezi bir otorite tarafından bir plana göre kurulmuş bir yönetim merkezi olduğunu düşündürür.

Yüksek Saray
Toprak Kale’nin simgesi, şehrin kuzeybatı köşesinde yükselen saraydır. Arkeoloji literatüründe bu yapı genellikle “Yüksek Saray” olarak anılır. Saray, yaklaşık 25 metre yüksekliğindeki yapay bir platformun üzerine kurulmuştur. Platform, kerpiç ve sıkıştırılmış toprak tabakalarıyla yükseltilmiştir. Sarayın kendisi ise birden fazla katı olan, yüzden fazla oda ve salondan oluşan büyük bir yapıydı.
Sarayın köşelerinde ve cephelerinde yükselen kuleler, ona hem savunma gücü hem de görkemli bir görünüm kazandırıyordu. Kaynaklarda üç büyük kulenin varlığından söz edilir. Bu kuleler, şehrin her yerinden ve çevredeki ovadan görülebiliyor olmalıydı. Sarayın konumu, yöneticinin hem şehri hem de çevredeki tarım alanlarını gözetim altında tutmasını sağlıyordu.
Sarayın iç düzeni, kazılar sayesinde büyük ölçüde anlaşılmıştır. Odaların bir kısmı tören ve kabul salonları, bir kısmı yaşam alanları, bir kısmı ise depo ve hizmet odaları olarak kullanılmıştır. Bazı odaların duvarları resimlerle süslenmiş, bazılarında ise kil heykeller yer almıştır. Salonların büyüklüğü ve süslemeleri, burada önemli törenlerin yapıldığını gösterir.
Yüksek Saray’ın kimin için yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Genel yorum, burasının Harezm krallarının ya da onların bölgedeki temsilcilerinin ikametgâhı olduğu yönündedir. Bazı araştırmacılar ise sarayın aynı zamanda dinî işlevleri olan, kraliyet atalarına adanmış bir tören merkezi olduğunu düşünür. Bu iki yorum birbirini dışlamaz; antik Orta Asya’da kraliyet ve din sıklıkla iç içeydi.
Sarayın yanında, şehir surlarının dışında, daha alçak bir platform üzerine kurulmuş ikinci bir yapı daha vardır. Bu yapı bazen “Yazlık Saray” ya da “Alçak Saray” olarak anılır. İşlevi tartışmalıdır; bir yazlık ikametgâh, bir tapınak ya da bir tören alanı olabileceği öne sürülmüştür.

Krallar Salonu ve Diğer Salonlar
Toprak Kale’yi ünlü yapan, Yüksek Saray’daki salonlarda yapılan buluntulardır. Arkeologlar bu salonlara, içlerinde bulunan sanat eserlerine göre isimler vermiştir. Bu isimler antik değil, modern araştırmacıların koyduğu tanımlayıcı adlardır; ancak literatürde ve müzelerde bu adlarla anılırlar.
Krallar Salonu: Sarayın en büyük ve en önemli salonlarından biridir. Bu salonun duvarları boyunca, nişler içinde oturan ya da ayakta duran insan figürlerinden oluşan kil heykeller yer alıyordu. Araştırmacılar, bu figürlerin Harezm krallarını ya da kraliyet ailesinin üyelerini temsil ettiğini düşünür. Heykellerin her biri farklı kıyafetler ve başlıklarla tasvir edilmişti; bu da onların farklı kişileri ya da farklı kuşakları temsil ettiği yorumuna yol açmıştır. Salonun bir kraliyet ataları kültüne adanmış olabileceği de öne sürülür.
Zaferler Salonu: Bu salonda, kralların yanında zafer tanrıçası ya da benzeri bir figürün tasvir edildiği heykel grupları bulunduğu belirtilir. Salonun adı bu yorumdan gelir.
Siyah Askerler Salonu: Bu salonun duvarlarında koyu tenli savaşçıların tasvir edildiği kabartmalar ya da resimler bulunmuştur. Bu figürlerin kimi temsil ettiği tartışmalıdır.
Dans Eden Maskeler Salonu: Duvarlarında dans eden figürlerin ve maske benzeri yüzlerin bulunduğu bir salondur. Bu salonun törensel dans ya da tiyatro gösterileriyle ilişkili olabileceği düşünülür.
Geyikler Salonu: Duvar resimlerinde geyik figürlerinin baskın olduğu bir salondur. Geyik, bozkır ve Orta Asya sanatında sıkça görülen bir motiftir ve çeşitli sembolik anlamlar taşır.
Bu salonların her birinin ayrıntılı tasviri, Tolstov ve ekibinin yayınlarında yer alır. Ancak bu tasvirlerin bir kısmı yorum içerir ve sonraki araştırmacılar bazı tanımlamaları sorgulamıştır. Ziyaretçinin bugün sarayda bu salonları orijinal süslemeleriyle görmesi mümkün değildir; buluntuların çoğu müzelere taşınmıştır ve yerinde yalnızca duvar izleri kalmıştır.

Duvar Resimleri ve Kil Heykeller
Toprak Kale’de bulunan sanat eserleri, antik Harezm sanatının en önemli örnekleri arasındadır. Duvar resimleri, kireç ya da kil sıva üzerine doğal pigmentlerle yapılmıştır. Kırmızı, sarı, siyah, beyaz ve mavi tonları kullanılmıştır. Resimlerde insan figürleri, hayvanlar, bitkisel motifler ve geometrik süslemeler yer alır.
En çok bilinen resim parçalarından biri, bir kadının ya da tanrıçanın tasvir edildiği bir figürdür. Bu figürde kadın, elinde bir meyve ya da çiçek tutar ve zarif bir duruşla gösterilir. Bir başka parçada bir arp çalan kadın figürü bulunur. Bu figürler, Harezm sarayında müziğin ve törenlerin önemli bir yeri olduğunu gösterir. Bu tür sahneler, aynı dönemde Baktriya ve Kuşan sanatında da görülen motiflerle benzerlik taşır.
Kil heykeller ise genellikle insan boyutunda ya da insan boyutundan büyük olarak yapılmıştı. Heykellerin iç kısmı ahşap ya da kamış bir iskelet üzerine kil ile şekillendirilmiş, ardından boyanmıştı. Bu teknik, Orta Asya’da yaygın olarak kullanılmıştır ve kil heykellerin büyük boyutlara ulaşmasını mümkün kılmıştır. Ancak bu heykeller çok kırılgandır; Toprak Kale’de bulunanların büyük kısmı parçalar hâlinde ele geçmiştir.
Heykellerin yüzleri dikkatle işlenmiş, bazılarında bıyık, sakal ve başlık ayrıntıları görülür. Başlıklar özellikle ilginçtir; bazı araştırmacılar Harezm krallarının sikkelerindeki başlıklarla Toprak Kale heykellerindeki başlıklar arasında benzerlik kurmuştur. Bu karşılaştırma, heykellerin kimliğinin belirlenmesinde önemli bir ipucu olarak kullanılmıştır; ancak kesin tanımlamalar yapmak zordur.
Toprak Kale’nin sanatı, Orta Asya’nın farklı kültürlerden etkilenen karma karakterini yansıtır. Helenistik dünyadan gelen gerçekçi insan tasviri, İran dünyasından gelen kraliyet ikonografisi ve bozkır kültürlerinden gelen hayvan motifleri burada bir araya gelir. Bu karışım, Harezm’in İpek Yolu ağının bir parçası olarak farklı medeniyetlerle temas içinde olduğunu gösterir.

Toprak Kale Arşivi
Toprak Kale’nin en değerli buluntularından biri, sarayda ele geçen yazılı belgelerdir. Bu belgeler deri ve ahşap üzerine, Harezm dilinde ve Aramice kökenli Harezm alfabesiyle yazılmıştır. Belgelerin sayısı yüzü aşar; ancak bunların çoğu kısa ve parçalıdır. Yine de antik Harezm dilinin ve yönetiminin anlaşılması açısından son derece önemlidir.
Belgelerin içeriği büyük ölçüde idari ve ekonomiktir. Bazıları sarayda yaşayan ya da çalışan kişilerin listelerini, bazıları ise mal ve hizmet kayıtlarını içerir. Belgelerde geçen tarihler, Harezm’de kullanılan bir takvim dönemine göre verilmiştir. Bu takvim döneminin başlangıcının ne zaman olduğu konusunda farklı görüşler vardır; bu da belgelerin kesin tarihlemesini zorlaştırır. Genel kabul, belgelerin MS 3. yüzyıla ait olduğu yönündedir.
Harezm dili, Doğu İran dilleri grubuna aittir ve Soğdcaya akrabadır. Bu dil, İslam döneminden sonra da bir süre konuşulmaya devam etmiş, 13.-14. yüzyıllara doğru yerini büyük ölçüde Türkçeye bırakmıştır. Toprak Kale belgeleri, bu dilin en eski yazılı örnekleri arasındadır. Ünlü bilgin Bîrûnî de Harezm kökenlidir ve eserlerinde Harezm takvimine ve geleneklerine dair önemli bilgiler vermiştir. Bîrûnî’nin anlatımları, Toprak Kale gibi antik merkezleri anlamak için de dolaylı bir kaynak olarak kullanılır.
Ateş Tapınağı ve Dinî Yaşam
Toprak Kale’nin ana caddesinin kuzey ucunda bir tapınak alanı yer alır. Bu alanın bir ateş tapınağı olduğu düşünülür. Zerdüştlük, antik Harezm’in başlıca dini olarak kabul edilir ve ateş, bu dinde kutsal bir unsur olarak önemli bir yer tutar. Tapınak, şehrin dinî merkeziydi ve büyük olasılıkla önemli törenler burada yapılıyordu.
Harezm’de Zerdüştlüğün kendine özgü bir biçimde uygulandığı, yerel inançlar ve geleneklerle harmanlandığı düşünülür. Bölgede bulunan osuarlar, yani ölülerin kemiklerinin saklandığı süslü kaplar, bu geleneğin bir göstergesidir. Toprak Kale çevresinde de bu tür buluntulara rastlanmıştır.
Yüksek Saray’daki Krallar Salonu’nun bir ata kültüyle ilişkilendirilmesi de dinî yaşamın bir parçası olarak değerlendirilebilir. Kralların ve ataların heykellerine saygı gösterilmesi, kraliyet otoritesinin dinî bir meşruiyet kazanmasının yollarından biriydi. Bu tür uygulamalar, antik Orta Asya ve İran dünyasında yaygındı.

Mahallelerde Gündelik Yaşam
Toprak Kale’nin sarayı ne kadar dikkat çekici olsa da, şehrin büyük kısmını sıradan insanların yaşadığı mahalleler oluşturuyordu. Bu mahallelerde yapılan kazılar, antik Harezm’de gündelik yaşamın nasıl olduğuna dair ilginç ipuçları sunar. Mahallelerdeki büyük yapı blokları, birbirine bağlı onlarca odadan oluşuyordu. Odaların bir kısmı yaşam alanı, bir kısmı depo, bir kısmı ise atölye olarak kullanılıyordu.
Bu blokların yapısı, Harezm toplumunun geniş aile ya da klan temelinde örgütlendiğini düşündürür. Her blok, ortak bir avlu ya da koridor çevresinde düzenlenmiş odalardan oluşuyordu. Bu düzen, ailelerin hem birlikte yaşamasını hem de kendi alanlarına sahip olmasını sağlıyordu. Benzer yapı düzenleri, Orta Asya’nın kırsal bölgelerinde çok daha sonraki dönemlerde de görülür.
Mahallelerde bulunan seramik, alet ve diğer günlük eşyalar, şehirde çeşitli zanaatların yapıldığını gösterir. Çömlekçilik, dokumacılık, demircilik ve kuyumculuk bunların başında gelir. Bazı odalarda bulunan dokuma tezgâhı ağırlıkları ve iğ ağırşakları, tekstil üretiminin önemini ortaya koyar. Harezm, orta çağda da kaliteli dokumalarıyla tanınıyordu ve bu geleneğin kökleri antik döneme kadar uzanıyor olabilir.
Şehrin beslenmesi, çevresindeki sulanan tarım alanlarına dayanıyordu. Arpa, buğday, darı, üzüm ve kavun gibi ürünlerin yetiştirildiği düşünülür. Harezm kavunu, orta çağ kaynaklarında ün salmış bir üründü ve Abbasi sarayına kadar gönderildiği anlatılır. Toprak Kale döneminde de benzer ürünlerin yetiştirilmiş olması muhtemeldir.
Harezm’in Bilim Geleneği ve Bîrûnî
Toprak Kale’nin bulunduğu Harezm, sonraki yüzyıllarda İslam dünyasının en önemli bilim merkezlerinden biri hâline geldi. Bu bölgede yetişen bilginler arasında en tanınmışı, 973’te Harezm’de doğan Ebu Reyhan el-Bîrûnî’dir. Bîrûnî, astronomi, matematik, coğrafya, tarih ve antropoloji alanlarında çığır açan eserler yazdı. Onun “Geçmiş Kuşaklardan Kalan İzler” adıyla bilinen eseri, farklı halkların takvimlerini ve bayramlarını karşılaştırmalı olarak ele alır ve Harezm’in İslam öncesi takvimi ve gelenekleri hakkında değerli bilgiler içerir.
Bîrûnî’nin anlatımlarına göre Harezm halkı, İslam öncesi dönemde kendine özgü bir takvim kullanıyor, kendine özgü bayramlar kutluyordu. Bu bilgiler, Toprak Kale’de bulunan belgelerdeki tarih ifadelerini yorumlamak için de kullanılmıştır. Ancak Bîrûnî’nin anlattığı dönem ile Toprak Kale dönemi arasında birkaç yüzyıl bulunduğu için, bu bağlantılar dikkatle kurulmalıdır.
Harezm’in diğer önemli bilginleri arasında, cebirin kurucularından sayılan Muhammed bin Musa el-Harezmî de anılır. Onun adı, Latinceye “algoritmi” biçiminde geçmiş ve bugünkü “algoritma” kelimesinin kökeni olmuştur. Harezmî’nin Harezm kökenli olduğu yaygın biçimde kabul edilir, ancak hayatının önemli bir kısmını Bağdat’ta geçirmiştir. Bu bilginler, Toprak Kale gibi antik merkezlerin yüzyıllar boyunca biriktirdiği kültürel mirasın sonraki dönemlerde nasıl filizlendiğini gösteren örnekler olarak düşünülebilir.
Kuşanlar, İpek Yolu ve Harezm
Toprak Kale’nin parlak dönemi, Orta Asya’nın büyük bir dönüşüm yaşadığı bir çağa denk gelir. MS 1. yüzyıldan itibaren Kuşan İmparatorluğu, bugünkü Afganistan, Pakistan, Kuzey Hindistan ve Orta Asya’nın bir bölümünü kapsayan geniş bir alana hâkim oldu. Kuşanlar, Çin, Hindistan, İran ve Roma dünyası arasındaki ticaret yollarının kesişme noktasında yer alıyordu. Bu ticaret ağı, sonraki dönemlerde İpek Yolu adıyla anılacaktı.
Harezm, bu ağın kuzeybatı ucunda bulunuyordu. Bölgeden geçen yollar, Orta Asya’yı Hazar Denizi’nin kuzeyindeki bozkırlara ve oradan Doğu Avrupa’ya bağlıyordu. Bu nedenle Harezm, hem güneydeki Kuşan dünyasıyla hem de kuzeydeki bozkır halklarıyla temas hâlindeydi. Toprak Kale’de görülen sanatsal etkilerin çeşitliliği, bu temasların bir yansıması olarak okunabilir.
Harezm’in Kuşanlarla ilişkisinin niteliği tartışmalıdır. Bir görüşe göre Harezm, Kuşan İmparatorluğu’na bağlı bir eyalet ya da vasal krallıktı. Bir başka görüşe göre Harezm, Kuşanlardan bağımsız kalmış, ancak onlarla yakın ticari ve kültürel ilişkiler sürdürmüştü. Harezm krallarının kendi adlarına sikke basmış olması, bağımsızlık ya da en azından geniş bir özerklik lehine bir kanıt olarak değerlendirilir.
Bu tartışma, Toprak Kale’nin yorumlanmasında da önem taşır. Eğer Harezm bağımsız bir krallıksa, Toprak Kale bir kraliyet başkenti ya da önemli bir kraliyet merkezi olabilir. Eğer Kuşanlara bağlıysa, bir eyalet yöneticisinin ikametgâhı olarak düşünülebilir. Her iki durumda da Toprak Kale, Harezm’in siyasi ve kültürel yaşamının merkezlerinden biri olarak öne çıkar.
Tarihleme ve Siyasi Bağlam
Toprak Kale’nin kuruluşu genellikle MS 1. yüzyıla, en parlak dönemi ise MS 2.-3. yüzyıllara tarihlenir. Bu dönem, Orta Asya’da Kuşan İmparatorluğu’nun güçlü olduğu bir çağdır. Ancak Harezm’in Kuşan İmparatorluğu’na doğrudan bağlı olup olmadığı tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar Harezm’in bağımsız bir krallık olarak kaldığını, bazıları ise Kuşanların etkisi altında olduğunu savunur.
Harezm krallarının bastığı sikkeler, bu dönemin siyasi tarihine ışık tutan önemli kaynaklardır. Sikkelerin bir yüzünde kral portresi, diğer yüzünde ise atlı bir figür ve Harezm’e özgü bir damga yer alır. Bu damga, bazı araştırmacılara göre Harezm kraliyet hanedanının sembolüdür. Sikkelerdeki yazılar Harezm alfabesiyle yazılmıştır ve kralların adlarını içerir; ancak bu adların okunması ve sıralanması konusunda farklı görüşler vardır.
Toprak Kale’nin MS 4. yüzyıl civarında önemini yitirdiği düşünülür. Bu dönemde Harezm’in siyasi merkezinin başka bir yere, büyük olasılıkla Amuderya’nın sol kıyısındaki Kat şehrine kaydığı öne sürülür. Kat, sonraki yüzyıllarda Harezm’in başkenti olarak bilinir. Toprak Kale’nin terk edilmesinin nedenleri arasında siyasi değişiklikler, sulama sisteminin değişmesi ve ekonomik dönüşümler sayılabilir.
Toprak Kale’nin terk edilmesinden sonra da bölgede yaşam tamamen sona ermedi. Şehrin bazı bölümlerinin sonraki dönemlerde sınırlı biçimde yeniden kullanıldığı belirtilir. Ancak şehir bir daha eski görkemine kavuşmadı ve zamanla tamamen terk edildi.
Kazıların Hikâyesi
Toprak Kale’nin bilimsel olarak keşfi ve kazısı, Sergey Tolstov önderliğindeki Harezm Arkeoloji ve Etnografya Seferi’nin en önemli başarılarından biridir. Kazılar 1940’ların sonlarından itibaren yoğunlaştı ve 1950’ler boyunca sürdü. Bu kazılarda Yüksek Saray’ın büyük kısmı açığa çıkarıldı, salonlar belgelendi ve sanat eserleri ile yazılı belgeler ele geçirildi.
Kazılar son derece zorlu koşullarda yapıldı. Çölün sıcağı, kum fırtınaları ve su kıtlığı, arkeologların çalışmalarını zorlaştırdı. Ayrıca kerpiç yapıların kazısı özel bir dikkat gerektirir; kerpiç duvarlar toprakla aynı malzemeden yapıldığı için, kazı sırasında duvarları ayırt etmek ve onları zarar görmeden ortaya çıkarmak ustalık ister.
Duvar resimleri ve kil heykellerin çıkarılması ve korunması da büyük bir sorundu. Resimlerin bir kısmı duvarlardan ayrılarak müzelere taşındı. Bu işlem, resimlerin yerinde bozulmasını önlemek için yapıldı; ancak aynı zamanda onları orijinal bağlamlarından kopardı. Bugün Toprak Kale’yi ziyaret eden biri, sarayda resimleri değil, yalnızca onların bulunduğu odaların duvarlarını görebilir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Toprak Kale’de yeni araştırmalar yapıldı. Uluslararası ekipler, modern yöntemlerle şehrin planını yeniden incelediler ve bazı yeni tarihlemeler önerdiler. Bu çalışmalar, Tolstov döneminin bazı yorumlarını destekledi, bazılarını ise düzeltti.

Terk Edilme ve Sonrası
Toprak Kale’nin terk edilmesinden sonra geçen yüzyıllarda şehir yavaş yavaş toprağa gömüldü. Rüzgârın getirdiği kum ve kerpiç duvarların aşınmasıyla oluşan toprak, yapıların alt kısımlarını kapladı. Bu süreç, bir yandan yapıları tahribattan korudu, bir yandan da onları gözden gizledi. Arkeologlar şehre geldiklerinde, yüzeyde yalnızca surların ve sarayın tepesinin belirgin olduğu bir manzarayla karşılaştılar.
Bölgede yaşayan halklar, Toprak Kale’yi yüzyıllar boyunca bir yer işareti olarak tanıdı. Kaleye “toprak” adının verilmesi, onun yerel halk için bir toprak yığını ya da eski bir yapı olarak algılandığını gösterir. Bölgedeki diğer kalelerde olduğu gibi, Toprak Kale hakkında da halk arasında çeşitli anlatılar dolaşmıştır; ancak bunların çoğu kaydedilmemiştir.
Bugün Toprak Kale, Özbekistan’ın kültürel mirası olarak koruma altındadır. Harezm’in çöl kaleleri, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alır. Kalenin korunması için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır; ancak kerpiç yapıların korunması, sürekli bakım gerektiren zorlu bir iştir.
Buluntular Nerede Görülür?
Toprak Kale’den çıkarılan sanat eserlerinin ve belgelerin önemli bir kısmı, Rusya’daki ve Özbekistan’daki müzelerde bulunur. Sovyet döneminde yapılan kazıların buluntularının bir bölümü Moskova’daki ve St. Petersburg’daki kurumlara gönderilmiştir. St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nin Orta Asya koleksiyonunda Harezm’den eserler bulunduğu belirtilir. Ancak hangi eserin hangi müzede sergilendiği konusunda güncel bilgiyi müzelerin kendi kaynaklarından kontrol etmek gerekir.
Özbekistan’da, Nukus’taki Savitsky Müzesi ve Taşkent’teki Özbekistan Tarih Müzesi, Harezm arkeolojisine ait eserler sergiler. Savitsky Müzesi’nin arkeoloji bölümü, Harezm’in antik kalelerinden çıkan seramik, heykel parçaları ve diğer buluntuları içerir. Toprak Kale’yi ziyaret etmeden önce ya da sonra bu müzeleri görmek, kalenin tarihini ve sanatını daha iyi anlamak için yararlıdır.
Ayrıca bazı müzelerde Toprak Kale’nin sarayının ve salonlarının rekonstrüksiyon çizimleri ve maketleri bulunur. Bu çizimler, sarayın orijinal görünümünü hayal etmek için önemli bir yardımcıdır.
Hemen Yanındaki Komşu: Kızıl Kale
Toprak Kale’yi ziyaret edenlerin büyük çoğunluğu, birkaç kilometre uzaklıktaki Kızıl Kale’yi de görür. Kızıl Kale, Toprak Kale’ye göre çok daha küçük, kare planlı bir kaledir. Kenar uzunluğunun yaklaşık 65 metre olduğu belirtilir. Kalenin surları kalın ve yüksektir, köşelerinde ve kenarlarında kuleler bulunur.
Kızıl Kale’nin adı, kerpiçlerinin kırmızımsı renginden gelir. Kalenin Kuşan döneminde inşa edildiği, orta çağda, özellikle 12.-13. yüzyıllarda yeniden kullanıldığı düşünülür. Bu dönemde Harezmşahlar Devleti’nin sınır savunma sisteminin bir parçası olarak işlev görmüş olabilir.
Kızıl Kale’nin en dikkat çekici yanı, 2000’li yıllarda yapılan kapsamlı restorasyon çalışmalarıdır. Bu çalışmalarda surların büyük bölümü yeniden inşa edilmiştir. Restorasyon, ziyaretçilere bir Harezm kalesinin orijinal görünümü hakkında fikir vermesi açısından değerlidir; ancak özgün dokunun ne ölçüde korunduğu konusunda eleştiriler de dile getirilmiştir. Toprak Kale’nin aşınmış surlarıyla Kızıl Kale’nin yenilenmiş surlarını aynı gün görmek, kerpiç mirasın korunması konusundaki farklı yaklaşımları karşılaştırmak için ilginç bir fırsattır.
Kızıl Kale’nin içi de büyük ölçüde boştur; kalenin bir garnizon kalesi ya da kervan konaklama yeri olarak kullanıldığı düşünülür. Kalenin konumu, Toprak Kale’ye giden yolları ve çevredeki sulama alanlarını kontrol etmeye uygundur.
Toprak Kale’yi Diğer Orta Asya Saraylarıyla Karşılaştırmak
Toprak Kale’nin önemini daha iyi anlamak için onu Orta Asya’nın diğer antik ve orta çağ saray-kaleleriyle karşılaştırmak yararlıdır. Buhara Ark, yine yükseltilmiş bir platform üzerine kurulmuş bir saray-kale olarak Toprak Kale ile benzer bir mantığı paylaşır. Her iki yapıda da yönetici, şehrin geri kalanından yükseltilmiş bir konumda yaşar ve bu konum hem güvenlik hem de otoritenin görünür kılınması için kullanılır. Ancak Buhara Ark’ın bugünkü yapıları büyük ölçüde çok daha geç dönemlere, Buhara Emirliği çağına aittir.
Merv‘deki Erk Kale ve Gavur Kale de karşılaştırma için uygun örneklerdir. Merv’deki bu yapılar, Ahameniş ve Helenistik dönemlerden itibaren katman katman gelişmiş bir şehrin parçasıdır. Toprak Kale ise görece kısa bir süre kullanılmış, sonra terk edilmiş bir şehirdir. Bu nedenle Toprak Kale’de tek bir dönemin planını görece net biçimde okumak mümkündür.
Toprak Kale’nin düzenli planı, İpek Yolu’ndaki diğer antik şehirlerle de karşılaştırılabilir. Baktriya’daki bazı Helenistik ve Kuşan şehirlerinde de benzer düzenli sokak planları görülür. Bu benzerlik, Orta Asya’da şehir planlamasının ortak bir bilgi birikimine dayandığını, ancak her bölgenin bu bilgiyi kendi koşullarına göre uyguladığını gösterir.
Son olarak, Toprak Kale’nin kil heykel ve duvar resmi geleneği, sonraki yüzyıllarda Soğd şehirlerinde, özellikle Penjikent’te çok daha gelişmiş biçimde karşımıza çıkar. Penjikent’in renkli duvar resimleri, Orta Asya sanatının doruk noktalarından biri olarak kabul edilir. Toprak Kale, bu geleneğin erken ve önemli bir halkası olarak değerlendirilebilir.
Toprak Kale’de Gezinti Rehberi
Toprak Kale’yi ziyaret ederken izlenebilecek bir rota, kalıntıları daha anlamlı kılar. Ziyarete şehrin güney tarafındaki ana kapının yakınından başlamak iyi bir seçimdir. Buradan ana caddenin izini takip ederek kuzeye doğru yürümek, şehrin planını anlamanın en iyi yoludur. Cadde boyunca iki yanda yükselen tümsekler, bir zamanların mahalle bloklarıdır.
Ana caddenin kuzey ucunda tapınak alanı yer alır. Burada durup şehrin genel düzenini zihinde canlandırmak yararlıdır: güneyde kapı, ortada cadde ve mahalleler, kuzeyde tapınak ve kuzeybatı köşesinde saray. Bu düzen, şehrin dinî ve siyasi merkezlerinin nasıl konumlandırıldığını açıkça gösterir.
Ardından kuzeybatı köşesindeki Yüksek Saray’a tırmanmak gerekir. Tırmanış kısa ama diktir. Platformun üzerine çıkıldığında, sarayın odalarının ve salonlarının duvar izleri görülebilir. Bazı duvarlar hâlâ birkaç metre yüksekliğindedir. Saray platformundan bakıldığında, şehrin surları, ana caddesi ve mahalleleri bir harita gibi açılır. Ayrıca uzakta Kızıl Kale’nin silueti ve çevredeki çöl görülebilir.
Son olarak surların dış tarafında yürüyerek kulelerin ve surların yapısını incelemek mümkündür. Surların bazı bölümlerinde, iç koridorların ve ok mazgallarının izleri hâlâ seçilebilir. Bu yürüyüş, Toprak Kale’nin savunma sistemini anlamak için iyi bir fırsattır.
Toprak Kale’yi ziyaret etmek için en az bir buçuk ila iki saat ayırmak önerilir. Fotoğrafçılar için en iyi ışık sabah erken ve akşamüstü saatleridir; bu saatlerde kerpiç duvarlar sıcak tonlara bürünür ve gölgeler kalıntıların biçimini daha belirgin hâle getirir.
Toprak Kale Neden Önemli?
Toprak Kale, ilk bakışta çölün ortasında aşınmış bir kerpiç yığını gibi görünebilir. Ancak Orta Asya tarihini anlamak isteyen biri için burası son derece önemli bir yerdir. Bunun birkaç nedeni vardır.
Birincisi, Toprak Kale, antik Harezm’in en iyi incelenmiş şehirlerinden biridir. Burada yapılan kazılar, Harezm’in şehir planlaması, mimarisi, sanatı ve yönetimi hakkında elimizdeki bilgilerin önemli bir bölümünü sağlamıştır. Toprak Kale olmadan, antik Harezm’i anlamamız çok daha sınırlı olurdu.
İkincisi, Toprak Kale’de bulunan yazılı belgeler, Harezm dilinin ve yazısının en eski örnekleri arasındadır. Bu belgeler, kaybolmuş bir dilin ve kültürün izlerini sürmek için eşsiz bir kaynaktır.
Üçüncüsü, Toprak Kale’nin sanatı, Orta Asya’nın farklı kültürel etkileri nasıl harmanladığını gösteren canlı bir örnektir. Helenistik, İran ve bozkır unsurlarının bir arada görülmesi, bu bölgenin bir kavşak olduğunu açıkça ortaya koyar.
Dördüncüsü, Toprak Kale bugün bile etkileyici bir deneyim sunar. Yüksek Saray’ın platformuna çıkıp çevreye bakmak, iki bin yıl önce burada yaşayan bir kralın bakış açısını paylaşmak gibidir. Çölün sessizliği içinde duran bu kalıntılar, insanlık tarihinin ne kadar derin ve ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
Son olarak, Toprak Kale’yi ziyaret etmek, Harezm’in diğer kaleleriyle birlikte bir bütün olarak düşünüldüğünde daha da anlam kazanır. Ayaz Kale‘nin sınır savunması, Kızıl Kale’nin küçük garnizonu ve Toprak Kale’nin saray-şehri, birlikte antik Harezm’in çok katmanlı yapısını gözler önüne serer.
Toprak Kale’nin hikâyesi, aynı zamanda arkeolojinin sınırlarını da gösterir. Bu kadar kapsamlı kazılara rağmen, sarayda kimin yaşadığını, şehrin antik adını ya da terk edilmesinin kesin nedenini hâlâ bilmiyoruz. Her yeni araştırma bazı soruları yanıtlarken yeni sorular ortaya çıkarır. Bu belirsizlik, Toprak Kale’yi bir bilmece gibi çekici kılar. Ziyaretçi, kalıntılar arasında dolaşırken kendi yorumlarını yapma özgürlüğüne sahiptir; ancak bu yorumların, arkeologların sabırla topladığı kanıtlar ışığında yapılması gerektiğini unutmamak gerekir.
Gelecekte yapılacak araştırmaların, özellikle uzaktan algılama, jeofizik tarama ve laboratuvar analizleri gibi yeni yöntemlerle, Toprak Kale hakkında yeni bilgiler ortaya koyması beklenir. Kazılmamış alanlar, mahallelerin büyük kısmı ve şehir surlarının dışındaki bölgeler, hâlâ keşfedilmeyi bekleyen sırlar barındırıyor olabilir.
Bu nedenle Toprak Kale, yalnızca geçmişe ait bir kalıntı değil, aynı zamanda geleceğin araştırmaları için de açık bir sayfa olarak görülmelidir. Her ziyaretçi, bu sayfanın korunmasına küçük de olsa bir katkı yapabilir: belirlenmiş yollarda yürümek ve kalıntılara dokunmamak yeterlidir.
Kısacası Toprak Kale, Harezm yolculuğunun atlanmaması gereken duraklarından biridir ve Ayaz Kale ile birlikte görüldüğünde bölgenin antik tarihini anlamak için en iyi başlangıç noktalarını sunar.
Ziyaret Bilgileri ve Konum
Koordinatlar: 41.9283° K, 60.8247° D (yaklaşık)
Harita: Toprak Kale’yi Google Haritalar’da aç
Ulaşım: Toprak Kale’ye en kolay Hive, Urgenç ya da Nukus’tan özel araçla ulaşılır. Hive’den günübirlik turlar, genellikle Kızıl Kale, Toprak Kale ve Ayaz Kale’yi kapsar. Toplu taşımayla ulaşım zordur ve önerilmez.
Giriş: Kalede küçük bir giriş ücreti alınabilir. Ücretler değişebileceği için güncel bilgiyi yerinde öğrenmek gerekir.
En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en uygun mevsimlerdir. Yazın sıcaklık çok yüksek, kışın ise hava oldukça soğuk olabilir. Saray platformuna tırmanış kısa ama kumlu ve kaygandır.
Öneriler: Bol su, güneş koruyucu ve şapka bulundurun. Saray platformunun kenarlarına yaklaşırken dikkatli olun; kerpiç yüzeyler kolayca kayabilir. Duvarlara tırmanmaktan ve kerpiç parçaları koparmaktan kaçının.

Video

Harezm’in orta çağ başkenti: Köneürgenç; Türkmenistan’daki Part kalesi: Nisa.
“yakin”>Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
- Ayaz Kale: Kızılkum Çölü’nün kenarında Harezm’in kerpiç kalesi, Toprak Kale’nin en yakın komşusu.
- Hive İçan Kale: Harezm’in surlarla çevrili masal kenti.
- Buhara Ark: Samanoğullarından emirliğe İpek Yolu’nun kalbi.
- Merv: Selçuklu başkentinin kaleleri.
- Hisar Kalesi: Tacikistan’ın dağ eteğindeki kadim kapısı.
- Taş Rabat: Tanrı Dağları’nda İpek Yolu’nun taş sığınağı.
- Sauran: Ak Orda’nın başkenti.
