2009 Yılındaki Türk Dış Politikası’nın Genel Analizi: Rusya’dan Bakış
2009 yılı Türkiye için önemli bir yıl oldu. Sergilediği davranışları, tutumu ve girişimleri, yaptığı açıklamaları ve yürüttüğü politikaları uluslararası kamuoyu tarafından dikkatle izlendi ve çok tartışıldı.
1. Türkiye-Rusya: Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin 2009 yılında farklı boyutlarda gelişmesiyle stratejik oratklığa doğru ilerlediğini görüyoruz. İki devlet arasında gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretlerin seviyesi ve dinamizmi, pekçok konuların çözüme kavuşmasını sağladı. Şubat ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Rusya’yı ziyaret etti. Bu “devlet ziyareti” sırasında Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkilerin geliştirilmesini öngören ortak bir deklarasyon imzalandı. Abdullah Gül’ün ziyaretinden sonra Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da mayıs ayında Soçi’ye gelerek Rusya Başbakanı Vladimir Putin ile görüşmüştü. Ardından Vladimir Putin Ankara’ya gitti ve orada elde edilen sonuçlar, iki devlet arasındaki ilişkilerin yeni bir döneme girmesini sağladı. Yakında Tayyip Erdoğan’ın Moskova’ya ziyareti bekleniyor.
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin yüksek temposu önemli uluslararası ve bölgesel konularda işbirliğinin sağlanmasına yol açıyor. İki devleti ilgilendiren sorunların değerlendirilmesi için ikili danışma mekanizmaları kuruluyor. Mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını öngören yasal düzenlemeler yürürlüğe konuluyor. Çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık temeline dayanan ilişkiler, ticaret hacmini yoğun bir şekilde arttırıyor. Turizm, askeri ve savunma sanayisi alanlarındaki işbirliği geliştiriliyor. Türkiye’nin ilk atom enerji santralinin inşaatını Rus şirketler üstleniyor. İki ülkenin Avrupa’ya yönelik doğal gaz boru hatları yönündeki pozisyonları yakınlaşıyor. Türkiye, Nabucco’nun rakibi olarak algılanan Güney Akım doğal gaz boru hattının kara sularından geçmesine izin veriyor ve Mavi Akım-2 projesine yeşil ışık yakıyor. Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın yapılmasını öngören ikili sözleşmeler imzalanıyor. Türkiye’nin doğal gaz deposunun Rus şirketleri tarafından inşasının başlamasına temel atılıyor. İki ülke arasındaki ticaretin ruble ve lira aracılığıyla gerçekleşme süreci başlatılıyor.
Bunlar hepsi karşılıklı güven sonucu meydana gelen gelişmelerdir. Nitekim Vladimir Putin Türkiye’yi “Rusya’nın dış politikasında öncelikli öneme sahip bir ülke” olarak tanımladı.
2. Türkie-Avrupa Birliği: Türkiye-AB ilişkileri 2009 yılında durağan bir gelişme sergiledi. Türkiye, 10 senedir AB’ye aday bir ülke statüsündedir. 2005’te tam üyeliği için katılım müzakereleri resmen başlamıştı. Türkiye ayrıca Batı Avrupa Birliği’yle kurduğu ortaklık ilişkiler vasıtasıyla Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde AB için stratejik öneme sahip bir ülke konumundadır. AB tarafından 14 Ekim’de yayımlanan Türkiye 2009 İlerleme Raporu’na göre, Türkiye’nin AB’ye girmesini engelleyen bazı sorunları var. Bunların başlıcaları, Kıbrıs, Kürt ve Ermeni sorunları olarak belirtiliyor. Ayrıca insan hakları ve demokrasi sorunları da Türkiye’nin Avrupa entegrasyonunu engelleyen ögeler olarak değerlendiriliyor. Bilindiği gibi, Türkiye hala limanlarını Kıbrıs Rum kesimine ait gemilerine açmadı. Bu durum, Türkiye’nin hem Kıbrıs adasındaki Rumlarla hem de Yunanistan’la olan ilişkileri etkiliyor. Türkiye’nin Ermenistan’la olan ilişkileri son dönemde oldukça iyileştiğini görüyoruz. Ekim ayında Zürih’te imzalanan protokoller, aralarındaki sınırın açılmasını öngörüyor. Hem Kıbrıs, hem de Ermeni sorunu AB tarafından “Kopenhag Kriterleri” çerçevesinde çözülmesi zorunlu konular olarak değerlendiriliyor. Kürt sorununu ise AB, bir “insan hakları sorunu” olarak görüyor. Türkiye’de Kürt sorununu siyasi yöntemlerle çözümlemesini öngören “demokratik açılım” süreci başladı. Bu son gelişmeler Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırıyor.
3. Türkye-ABD: Türkiye’nin ABD ile ilişkileri, Barack Obama’nın ABD Başkanı olmasıyla yeni döneme girdi. 2009 yılında geleneksel olarak “stratejik ortaklık” şeklinde tanımlanan ilişkiler, Barack Obama tarafından “model ortaklık” biçiminde nitelendirildi. ABD’nin yeni yönetimi, Orta Doğu’daki izolasyon siyasetini terk ederek bu bölgede uygulayacak farklı bir vizyon geliştirdiğini duyurdu. Türkiye, ABD’nin bu yeni yaklaşımda önemli bir yer aldı. Nitekim Barack Obama, devlet başkanı olduktan sonra ilk denizaşırı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. 2009 yılı boyunca iki ülke arasında terörle mücadele, Irak, Afganistan, Orta Doğu barış süreci, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci gibi çeşitli konularda yakın işbirliği ve danışma havası devam etti. ABD yönetimi, Türkiye’nin Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözme isteğini övgüyle karşılayarak Türkiye’nin Ermenistan’la yakınlaşma sürecinin aşamaları da “cesur adımlar” olarak nitelendirdi. Bu arada Barack Obama’nın 24 Nisanda yaptığı konuşmada 1915 olayları için “soykırım” yerine “büyük felaket” ifadesini kullanması dikkat çekiciydi. Tayyip Erdoğan’ın aralık ayında ABD’ye gerçekleştirdiği ziyareti sırasında Barack Obama, İran’ın nükleer kapasitesini barışçıl amaçlarla kullanması için Türkiye’nin bölgedeki varlığının güven teşkil ettiğini söyledi. ABD yönetimi, enerji konularında Türkiye’nin transit ülke konumuna destek veriyor. Bununla birlikte ABD, Türkiye tarafından İsrail’i “Anadolu Kartalı” tatbikatının katılımcı listesinden çıkarılmasını eleştirerek bu hareketi “uygunsuz davranış” olarak değerlendirdi. Görüldüğü gibi, Türkiye-ABD ilişkileri, 2009 yılında farklı bir anlam kazanmaya başladı. ABD için Türkiye çok önemli bir ülke ve Barack Obama bunu şu ifadeyle bir daha kanıtladı: “Türkiye’nin büyüklüğü herşeyin merkezinde olmasında yatıyor; Türkiye, bölündüğümüz değil, bir araya geldiğimiz bir yerdir”.
4. Türkiye’nin bölgesel önemi ve Dünya’daki konumu: Son zamanlarda Türkiye’nin dış politikası Batı’dan bağımsız bir hal aldığını görüyoruz. İran’la gerçekleştirdiği ikili görüşmeler, İsrail’e karşı yaptığı sert eleştiriler, Irak ve Suriye ile imzaladığı antlaşmalar, Ermenistan’la yaşanan olumlu gelişmeler, Yunanistan’a yaptığı teklifler ve Türk dünyasında attığı adımlar, Türk hükümetinin yürüttüğü “komşularla ‘sıfır’ problem” olarak tanımlanan “neo-Osmanlı” siyasetinin öğeleri olarak değerlendirmek mümkün. Türkiye, bu tür hareketlerle bölgesel bir lider olduğunu göstermeye çalışıyor. Bu sıfatla Batı ile İran arasında ve İsrail ile Suriye arasında yaşanan sorunların çözülmesinde aracılık üstlenmek için çaba sarf ediyor. Bu çabalar ilgili devletler tarafından destekleniyor. Ülkenin jeopolitik konumu, Türkiye’ye enerji sevkiyatı konusunda önemli imkanlar sağlıyor. Şu anki iktidarın benimsediği “ılımlı İslam modeli” ise ülkeye bölge liderliği kazandırıyor. Nitekim, bu özellikler, 2009 yılında İstanbul’da gerçekleşen İslam Konferansı Örgütü Zirvesi’nde ve Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi ve “G-20” grubunun üyesi sıfatlarıyla katıldığı toplantılarda da dile getirilmişti.
