Çoçuk Suçluluğu-Çocukların Beden veya Ruh Sağlığının Bozulmadığı Cinsel İstismar Olabilir mi?
Çocuklar hakkındaki politikalar ülkemizin siyasal gündeminde yeterli bir şekilde yer almamaktadır. Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki B.Ç.’yi cinsel istismara uğratması, Türkiye’de çocuk hakları ve çocukların cinsel istismarı konusunda var olan yaklaşımlar hakkındaki temel endişeleri bir kez daha ortaya koymuştur.
Çocukların cinsel istismarı Türk Ceza Kanunu madde 103’te düzenlenmiştir. Madde 103. – (1)’e göre çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Madde 103.- (6) ise sanığa verilecek cezayı ağırlaştıran hükmü ortaya koymuştur: Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
Hüseyin Üzmez’in yargılamada alacağı cezayı hafifletmek amacıyla Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu, kısa bir sürede ve ilgili uzmanların tamamının olmadığı bir heyet tarafından hazırlanan raporunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmadığına yönelik karar vermiştir. Bu karar, çocukların cinsel istismarı konusunda siyasal tutumların, “çocukların yüksek yararı” ilkesi dışında olduğunu göstermektedir.
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu’nun B.Ç. hakkındaki kararı gerek tıp bilimi, gerekse hukuk açısından yanlışlıklar ve çelişkilerle doludur. Oysa hukuk, kuralları içinde hareket etmeli ve nesnel olmalıdır. Hukukun bu temel ölçütleri, Üzmez Davası’nda göz ardı edilmiştir.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ek olarak birçok uluslararası şart ve ilkeye imza atmıştır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre Türkiye, çocukların bakımı ve korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin, özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetiminin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uyumunu taahhüt etmiştir. Türkiye’nin çocuklarla ilgili taahhütlerini ne derece yerine getirdiğinin anlaşılması için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur: Üzmez’in cinsel istismarı ve adli süreçte yaşananları değerlendirmek yeterlidir.
Mağdur B.Ç’nin, özel yaşantısına karşı yapılan müdahaleler karşısında, BMÇHS’nin 16. maddesinde belirtilen “korunma hakkı” yerine getirilmemiştir. Adli Tıp Kurumu Raporu’na bakıldığında, Sözleşme’nin 34. maddesinde taraf devletlere yüklenen “çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi”nin sağlanmadığını görüyoruz.
Riyad İlkeleri’nde yasal düzenlemeler ve çocuk ceza adalet sisteminin yönetimine ilişkin önemli prensipler vardır. Madde 52’de gençlerin hakları ve esenliklerinin geliştirilmesi ve korunması; madde 53’te ise gençlerin kötü muamele ve istismara maruz kalmalarını ve suç işlemede kullanılmalarını yasaklayacak yasal düzenlemelerin kabulü ve uygulanması vurgulanmaktadır. Riyad İlkelerine de imza atan Türkiye, madde 52 ve 53’de getirilen hükümleri açıkça çiğnemiştir.
Çocukları cinsel olarak istismar eden sübyancılara karşı tüm toplumlarda ortak bir tutum vardır. Hatta tasvip edilmese de çocuk istismarı sonucu hapse girenler, hapiste diğer tutuklu ve hükümlüler tarafından şiddete maruz kalırlar. Türkiye’de tartışmalar daha çok Üzmez’in cinsel istismarının “yanlışlığı” üzerine odaklandı. Oysa meselenin çocuk hakları kapsamında ve “çocuğun yüksek yararı ilkesi” ne göre ele alınması gerekirdi.
Çocukların cinsel istismarı tüm mağdurları olumsuz yönde etkileyen evrensel bir sorundur. Bilimsel araştırmalar, cinsel istismara uğrayan çocukların, cinsel istismarın olumsuz etkilerini yalnız çocukluk yaşlarında değil, yetişkinlikte de yaşadıklarını ortaya koyarken, Adli Tıp Kurumu söz konusu mağduriyet olayında raporunu neye göre hazırladı? Adli Tıp uzmanları yazdıkları raporun bireysel ve toplumsal etkileri konusunda ne derece duyarlıdırlar?
Bu mağduriyet, sadece çocukların cinsel istismarı bakış açısından ele alınmamalıdır. Eğer mağdur çocuk erkek olsaydı, siyasal ve toplumsal tepkiler nasıl olurdu? Çocukların cinsel istismarının kabul edilebilir ve kabul edilemez şeklinde kategoriye ayrılması mümkün değildir.
Adli Tıp Kurumu’nun raporu, cinsel istismarın mağdur üzerindeki etkisini yok saymıştır. Bu yok sayış, bir anlamda çocukların cinsel istismarın normalleştirildiği bir toplumsal kültürün oluşturulması anlamına da gelmektedir.
kaynak : isref.com
