Kainat: Sonsuz Boşluk
Uçsuz bucaksız ve sürekli genişleyen bir oluşum. İnsanoğlu var olduğu ilk günden itibaren evren üzerine düşünmüştür. Neden buradayız? Dünya ve evren nasıl meydana geldi? Dünyanın dışında hayat var mı?
Bu soruların bazıları günümüzde de güncelliğini korumakta. Evrenin yaşının yaklaşık olarak 13,7 milyar olduğunu biliyoruz. Peki 13,7 milyar öncesinde şimdi evrenin olduğu yerde ne vardı? Evrenin oluşumu ile ilgili kabul gören birkaç teori var.Bunların en popüleri şüphesiz ki Big Bang yani büyük patlama…
Büyük Patlama teorisine göre ,evren büyük bir gaz ve toz bulutu halindeydi.Büyük bir patlama sonucu oluştu. Patlamaya neyin neden olduğu açıklanamıyor. Teoriye göre, evren günümüzden en az on milyar yıl önce, çok yüksek sıcaklık ve yo¬ğunluktaki bir yapıdan büyük bir patlama so¬nucu oluşmuş olup, bu yapıdan, söz konusu patlama ve genişleme sonucunda, en hızlı ha¬reket eden kütleler en dışta, daha yavaş hare¬ket edenler ise en içte olmak üzere, bir yayı¬lım başlamıştı…
Bir diğer teori ise, Metaverse Teorisi.. Buna göre ise milyonlarca evren var. Ancak içlerinde en mükemmel olanı bizimki ve yaşam sadece burada mevcut.
Üçüncü teori evrensel tasarım teorisi.. Özellikle bilgisayarlarla yapılan simülasyonların ve animasyon filmlerinin oldukça popüler olduğu bu dönemde bu teorininde popülerliği artmış gibi görünüyor. Vanilla Sky ve The Matrix filmlerinde olduğu gibi evrenimiz bizden teknoloji olarak çok üstün bir başka varlık ya da topluluk tarafından oluşturulmuş bir simulasyondan ibaret.
Dördüncü ve son teori ise özellikle tek tanrılı dinler tarafından oldukça kabul gören bir teori Yaratılış teorisi..
Tek tanrılı dinlere göre evren Tanrı’nın “Ol” demesiyle meydana geldi. Bu, Büyük Patlama’ya yol açan nedenin de ta kendisi. İlk kez 1920’lerde Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaître [3] tarafından ortaya atılan, evrenin bir başlangıcı olduğunu varsayan bu teori, çeşitli kanıtlarla desteklendiğinden bilim insanları arasında, özellikle fizikçiler arasında geniş ölçüde kabul görmüştür.
Teorinin temel fikri, halen genişlemeye devam eden evrenin geçmişteki belirli bir zamanda sıcak ve yoğun bir başlangıç durumundan itibaren genişlemiş olduğudur. Georges Lemaître’in önceleri “ilk atom hipotezi” olarak adlandırdığı bu varsayım günümüzde “büyük patlama teorisi” adıyla yerleşmiş durumdadır. 1929’da Edwin Hubble’ın uzak galaksilerdeki (galaksilerin ışığındaki) nispi kırmızıya kaymayı keşfinden sonra, bu gözlemi, çok uzak galaksilerin ve galaksi kümelerinin konumumuza oranla bir “görünür hız”a sahip olduklarını ortaya koyan bir kanıt olarak ele alındı.Evet bu kanıttan sonra evrendeki galaksilerin hızlarını hesaplayıp 13,7 milyar geriye gittiğimizde bir sıfır noktasına ulaşıyoruz.Yani yaradılış teorisiyle big bang burada birbiriyle örtüşüyor diyebiliriz.
Big bang yani büyük patlama esnasında milyarca güneş ve bu güneşler etrafında milyarca gezegen ve bu gezegenlerin uyduları oluştu.Hawking’e göre yaklaşık 200 milyar.Kainat gözlenmeye başlandıktan sonra Dünyamızın da içinde olduğu Samanyolu Galaksisi’nin aslında ne kadar küçük olduğu ve kainatta ne kadar önemsiz olduğu da görülmüş oldu.Milyarlarca galaksi arasında Samanyolu Galaksisi kocaman beyaz bir kağıda koyduğumuz küçük bir nokta gibiyken bu noktanın içinde Dünyamızın yerini tahayyül etmek oldukça zor görünüyor. Koca kainatta önemsiz gibi görüne bu mavi küre hayatın kaynağı olan su ve havayı barındırıyor .Bu da onu diğer gezegenlerden daha değerli yapmaya yetiyor tabii.Peki diğer gezegenler de hava veya su yok mu? Maalesef bu soruya verbileceğimiz tek cevap “olabilir”.Çünkü bilmiyoruz galaksimiz içindeki gezegenlerde henüz rastlamadık ama zaman zaman Marsta su , buzul veya donmuş mikroorganizmalar bulunduğuna dair haberler görüyoruz.Yine bi o kadar ufo haberi de beynimizde yer etmiş durumda.. O halde uzayda hayat var mı? sorusu aklımıza geldiği anda bilime çok uzak bir insan dahi olsak milyarca galaksiden içindeki en az bir gezegende hayat olmalı cevabı aklımızdan muhakkak geçecektir. Stephen Hawking evrenin var oluşunu atomların binlerce kez birbirleriyle çarpışıp en sonunda bir molekül yapıyı meydana getirdiğini ve bu çarpışmaların devam etmesi sonucunda ise daha da kompleks moleküler yapılara ulaşıldığını söylüyor.
YineHawking, evrende yaşamın var olmasını benzer bir teoriyle açıklar tek hücreli canlılar zamanla daha kompleks canlılara dönüştüğünü söylüyor.Hatta asteroidlerde bu organizmaların donmuş halde bulunduğunu ve bu asteroidlerin gezegenlere çarpıp burada uygun yaşam koşullarını bulduğu anda kompleks canlıların gezegenlerde yaşamaya başlayacağını söylüyor. Hawking bedensel olarak ne kadar bağımlıysa beyinsel anlamda o kadar özgür bir insan.. Dolayısıyla evrenle ilgili merak edilen soruların bir çoğuna kendi yorumuyla cevap veriyor. Bilim çevrelerinde Hawking yeni çağın dehası olarak biliniyor ve bir çok bilim adamı da hayatın diğer gezegenlere bu metodlarla ulaşmış olduğu varsayımına sıcak bakıyor.İspatlanamamış olsa da uzayda hayat olduğu fikri bilim adamlarının ortak görüşleri arasında yer alıyor.
Uzayda hayat var mı? sorusuna yanıt ararken dikkat çeken diğer bir isim ise ilahiyatçı yazar İskender Türe.
İlahiyatçı yazar İskender Türe’nin, ‘Kuran’da Uzaya Seyahati Anlatılan İnsan-Zülkarneyn’ isimli kitabı, İslam’da yeni açılımlar ve tartışmalar yaratmaya aday. İslami çevrelerde, bir tür ‘İslami bilimkurgu’ olarak da yorumlanan kitapta, Kuran’daki ‘Zülkarneyn ayetleri’ ile ilgili ilginç yorumlar yer alıyor.
Zülkarneyn, yaptığı ‘seyahatler’ ile Kuran’ın en çok merak uyandıran konularından birisi.
Üstelik bunlar, galaktik seyahatler. Kuran’da Zülkarneyn’in güneşin battığı, güneşin doğduğu yerlere ve ‘‘Süddeyn/Seddeyn (iki bulutsu)’’ arasındaki iki gezegenden birine gittiği yer alıyor.
MELEK Mİ KRAL MI?
Merak edilen konulardan birisi de Zülkarneyn’in ne olduğu. Çünkü Zülkarneyn’in bir peygamber mi, bir veli mi, bir melek ya da kral mı olduğu da belli değil. Fakat Türe’ye göre Zülkarneyn’in kim olduğu çok önemli değil. Çünkü Kuran’daki ayetlerde Zülkarneyn’in kimliği değil, yaptığı seyahatler anlatılıyor.
TEPKİ DE YOK, ELEŞTİRİ DE
Kitabın en ilginç yönlerinden birisi de, şu ana kadar hakkında ‘‘olumsuz’’ bir görüşe, tepkiye neden olmaması.
Yaşar Nuri Öztürk’ün Zaman Gazetesi pazar ekinde de dün tanıtılan kitapla ilgili görüşü, ‘‘Bu kitap boş değil’’ şeklinde.
Yine Zaman’da Aydoğan Vatandaş’ın kaleme aldığı yazıda, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Ali Bulaç, Doç. Dr. Abdülaziz Bayındır’ın kitabı başarılı bulduğu da vurgulanıyor.
ZÜLKARNEYN İNTERNET’TE
İnternet’te de Zülkarneyn’e ayrı bir yer veriliyor. İnternet’de yer alan ve gerek Kuran’dan, gerekse bazı panellerden aktarılan görüşlerde çoğu kez Zülkarneyn, Hz. Zülkarneyn olarak anılıyor. Ayetlerde Zülkarneyn’e Allah tarafından verilen ‘Sebep’ ile ilgili yorumlar da çarpıcı. ‘Sebep’ Arapça’da, ‘‘Hurma ağacına çıkmaya yarayan ip…’’ Türe, ayetlerde ‘sebep’ sözcüğünün ‘‘göğe çıkmaya vasıta şey’’ manasında kullanıldığını ifade ediyor. İnternet’teki bilgiler arasında, Zülkarneyn’in ‘‘belki de Hz. İbrahim zamanında yaşadığı ve Hz. Hızır’dan ders aldığı’’ da yer alıyor.
Uzaylı Yecüc-Mecüc’ler
Hz. Muhammed, Yecüc ve Mecüc’leri ‘‘kıyamet alametlerinden biri olarak’’ tanımlıyor. Bu kavimler Hz. Nuh’un Yafes isimli oğlunun soyundan. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısa. Her birinin bin çocuğu oluyor. İslami inanca göre kıyamete yakın bir zamanda ‘‘Yecüc-Mecüc’’ler Zülkarneyn’in yaptığı seddi delip dünyaya yayılacak. Enbiya Suresi’nin 96. Ayeti de, hadisler de Yecüc-Mecüc kavminin kıyamete yakın dünyaya saldıracağı uyarısını içeriyor.
Gezegenin Yecüc’lerle başı belada
Zülkarneyn’in seyahatlerin öyküsü çok ilginç. Özellikle ‘‘iki bulutsunun arasında yer alan iki gezegenden birine’’ yaptığı seyahat. Zülkarneyn gittiği gezegende ‘‘Yecüc-Mecüc’’ler ile ilgili yoğun şikayetlerle karşılaşıyor. Gezegende yaşayanlar sürekli ‘‘Yecüc-Mecüc’ denilen yaratıkların saldırısına uğradıklarını anlatıyorlar. Zülkarneyn gittiği gezegenle, ‘‘Yecüc-Mecüc’’lerin yaşadığı gezegen arasına gazlardan oluşan bir set çekiyor. Buradan İslami inanca döndüğümüzde, çok ilginç bir bağlantı çıkıyor ortaya. İslami inanca göre kıyamete yakın bir zamanda ‘‘Yecüc-Mecüc’’ler, Zülkarneyn’in yaptığı seddi delip dünyaya yayılacak. Enbiya Suresi’nin 96. Ayeti de, hadisler de Yecüc-Mecüc kavminin kıyamete yakın dünyaya saldıracağı uyarısını içeriyor.
GAZDAN SET UZAYDA
İskender Türe’nin kitabı ise bu konuda, bilinenden çok farklı bir yorumla noktalanıyor: ‘‘Yecüc-Mecüc denilen yaratıklar ve onlarla insanlar arasına çekilen set, dünyada değil uzayın derinliklerinde aranmalıdır.’’ Zülkarneyn ayetlerine göre Yecüc-Mecüc’ün yaşadığı yer iki nebula arasında. Bu gezegenin üst katmanlarında metan, hidrojen gibi yanıcı gazlardan oluşan bir tabaka var.
Hawking ve Türe olaya farklı pencerelerden bakıyor olsalar dahi ikisinin de uzayda hayat olduğuna ilişkin bir şüphesi yok gibi görünüyor…
