Kral ve Obama !
Siyasette her zaman gelene ağam gidene paşam diyen ve her türlü ortamda gemisini karaya oturtmadan denizde tutmayı başaran sözde mahir kaptanlar günü kurtarsalar da uzun soluklu bir başarı göstermeleri çoğu zaman mümkün değildir. Bu bağlamda Amerika’nin 43. Başkanı George W. Bush’un başarısı Amerika’da ve tüm dünyada tartışılmaktadır.
Amerika’nin 44. yeni başkanı Obama, en geç başkanlardan birisi olarak Beyaz Saraydaki yerini 20 Ocak Salı günü 43. Başkan Bush’tan devir alacak ve Beyaz Saray’a yerleşecek ilk siyahi başkan olarak tarihe geçecek. Amerika’da halen her eyaletin iki kişi ile temsil edildiği 100 kişilik ABD Senatosunda, Obama’nin devlet başkani secilerek ayrılmasından sonra siyahi bir senatör bulunmuyor. Bu yazımda, siyahilerin kralı olan Martin Luther King’den (Kral) ve Obama’dan bahsedeceğim.
King zenci haklarının savunucusu ve zencilerin Amerika’daki haklarının verilmesi yolunda uzun seneler uğraş vermiş ve hayatının baharında 39 yaşında bir suikasta kurban gitmiş siyahi bir lider, insan haklarının simgesi olmuş iyi bir hatipti. Onun ölümü siyahların ve insaflı beyazların kalbini burkmuş ise de ölümünden hemen önce tehditler almasına rağmen hayatın uzunluğunun değil daha çok nasıl yaşadığının önemli olduğunu vurgulayarak ölüme gülümseyerek gitmiştir.
King’in anısına, Amerika’da her sene Ocak ayının üçüncü Pazartesi (Bu sene 19 Ocak) Martin Luther King günü ulusal tatil günü olarak 1986’den beri kutlanmaktadır. Garip bir raslantı ile Amerika’da tarih yazmış az sayıdaki siyahilerin başarısı iki gün arka arkaya kutlanacak; Bunlardan birincisi 39 yaşında suikasta kurban gitmiş Martin Luther King Jr. ve ikincisi ise Beyaz Saray’a dört sene boyunca konuk olacak Barack Hussein Obama II.
King, siyahlara uygulanan ırksal ayrımcılığı sona erdirmek için şiddet kullanmadan halkların kardeşliği ve insan hakları konusunda 1963 yılında Washington DC’de meşhur Bir Hayalim var (I have a dream)(*) konuşmasını yapmış ve 1964 yılında Nobel Barış Ödülünü almaya layık görülmüştür.
Obama’da seçim kampayasına başladığından beri çok uzun ve yorucu bir seçim kampanyası sonucu umut ve değişimi kampanyasına motto yaparak başkanlık yarışını göğüslemiştir. Başkan seçilmesinden sonra’da zafer sarhoşu olmadan önündeki uzun ve zorlu yolun farkında oldugunu idrak etmisti. Kabinesini kurarken de partisine ve düşüncesine bakmadan başarısı her iki parti tarafından da kabul edilmiş bir kabine oluşturmuş ve en büyük rakibi Hillary Clinton’u Dışişleri Bakanı olarak atamıştır. Daha sonra seçim süresince kendisini çok ağır bir şekilde eleştiren ünlü muhafazakar köşe yazarları ile yemek yiyerek onlarında kalbini kazanmasını bilmiştir.
Umulur ki King’in Amerika’daki siyahilerin haklarını savunması gibi Obama’da Amerika’nin kendi içinde oturmuş insan hakları ve demokrasisini diğer ülkelerinde hassasiyetini koruyarak King’in Amerika’da başardığını o da dünyaya uygulayabilir. Yazıma Martin Luther King’in Birmingham cezaevinden 16 Nisan 1963 yılında gönderdiği bir mektuba konu olan özlü bir sözü ile son vermek istiyorum. “Herhangi bir yerde yapılan adaletsizlik, her yerde sure gelen adalete en büyük tehdittir- Injustice anywhere is a threat to justice everywhere”.
