MHP’nin Kanlı Tarihi
MHP’NİN KANLI TARİHİ TÜM YALANLARINI PARÇALAYACAK KADAR AÇIKTIR
“Yağmur Oğlum, Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir de resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İsponylollar, Portekizliler, Romanlar, yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlılar, Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Zazalar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler, Çingeneler, içerideki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun.” (N. Atsız)
Şaşırtıcı değil mi. Hiçbir MHP’linin ağzından bu kadar açık itiraflar duymadınız herhalde.
TV’lerde Bahçeli ‘nin çizmeye çalıştığı imaj , kendisinin “halkları seven, ciddi bir politikacı, MHP’nin ise “insan hakları savunucusu, halk dostu” bir parti olduğudur.
Öylemidir gerçekte?
Değildir elbette ama MHP, bu imaj değişikliğine 80 sonrası gitmeye çalıştı. Özel olarakta “eski kurt” Türkeş’in ölümünden sonra canla başla imaj değiştirmeye çalıştılar
Fransızcadan Türkçeye giren “imaj” kelimesinin anlamları arasında “görüntü, hayal” kelimesinin karşılığı olduğu da Türkçe sözlüklerde sayılmaktadır. Bu bir yanıyla doğrudur. Gerçeğini gizlemek isteyenler kendilerine ait olmayan görüntülerle bir imaj ve hayal yaratmaya çalışırlar. İşte MHP’nin son süreçte yapmaya çalıştığı da budur. Çünkü MHP’nin tarihinde hiçbir makyajın silemediği, silemeyeceği pislikler vardır. Bunun için moda deyimle imaj değişikliğine gitmeye çalıştılar. Ama gelin görün ki, kırk yıllık eşeğine gelinlik giydirerek pazarlamaya çalışan köylünün durumundan pekte farklı bir duruma düşmediler. Elbette puslu havayı bulduklarında, dişlerini göstermekten, dillerini bıçak gibi keskinleştirmekten geri durmadılar.
Biraz daha geriye gidip, bir başka kafatasçı düşüncenin alıntısını yapalım. Bu da 30’lu yıllarda milletvekillliği yapan Esat Bozkurt’a ait: “Türk bu memleketin yegane efendisi, yegane sahbidir, salt Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman dağlar bunu hakikati böyle bilsinler.”(Milliyet Gazetesi l9 Eylül l930- Aktaran Suat Parlar Gizli Devlet, sy.207)
Kendilerinden olmayanı “düşman” ilan eden, “köle” liliği layık gören bir anlayıştı MHP’nin gerçeği. Fikri neyse zikri de o oldu. “Katli vacip” görüldü düşman olan herkesin.
Şimdi geriye dönüp bu kanlı tarihin sayfalarını açalım birer birer, her sayfada göze çarpan gerçek; işkence ve katliamların çuval cinayetlerinin, bombalamaların altındaki imzanın MHP olduğudur.
Turancı – Milliyetçi görüşleri Hitler’den alan, ABD yardımlarıyla bu fikri büyüten MHP, fikrini yazı üzerinde bırakmadı. ABD’nin gayri meşru çocuğu MHP kurulduğu l960’lı yıllardan bu güne düşman ilan ettiği tüm milliyet ve mezheplerden halklara kan kusturdu.
Ağustos l968 tarihli gazetelerde hemen her gün “Komando Kampları” ile ilgili haberler ve resimler yer alıyordu. Birileri komando eğitimi alıyordu, ama ne için, ne yapacaklardı bu eğitilen komandolar?
O zaman CMKP’nin Genel Başkanı olan A. Türkeş bu komando Kamplarına ilişkin 19 Ağustos 1968’de bir açıklama yaptı:
“Komünistler memleketi sahipsiz sanıpta sokak hakimiyeti kuramazlar. Memleketimizde onların anladığı dilden konuşacak mlliyetçi çocuklar var. Bunun için gençlerimizi mücadeleci olarak yetiştiriyoruz.”(Reis S.Yalçın D. Yurdakul, sy. 3l)
İşin rengi anlaşıldı. Sokak hakimiyetini “komünistlere” bırakmayacak, gereken dilde, konuşacak milliyetçi gençler yetişiyordu bu komando kamplarında.
Sokak hakimiyetini nasıl sağlayacaklar
, konuşulacak dil neydi, sonraki yıllarda çok iyi görülecekti. Hem de insanların aklından hiç çıkmamacasına işlenecekti bu dil, bu hakimiyet tarzı.
Öyle varmıydı emperyalizmin yeni sömürgesinde dik başlı olmak, haksızlığa baş kaldırmak, hele hele devlete kafa tutmak, adalet istemek, grev yapmak, demokratik eğitim istemek, doğruları yazmak… Bunlarda ne oluyordu? Emperyalizmin çocuğu MHP dize getirecekti hepsini.
Kime karşıydılar? Komünizme.
Komünist kim?
O dönemin bir CHP milletveklinin dediği gibi “evinde kırmızı gece lambası yakan”da dahil herkes… Bir diğer ifadeyle kendilerinden olmayan herkes “komünistti”. Bu “komünistlere” gereken dersi vermek için komando kamplarında cinayet sabotaj, baskın üzerine kurs gördü Türkeş’in “çocukları”
İlk “işleri” 3l Aralık l968 de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci yurdunu basmak oldu. Baskına giderken “işe ” çıkalım diyorlardı birbirlerine.
“Kampta her çeşit silah vardı. Bir kaleşnikofun yanısıra çeşitli otomatik ve yarı otomatik silahlar bulunuyordu..”(İtiraflar, Ali Yurtaslan, sy. 3l)
Silahlar kan kustu.
Önce Vedat Demircioğlu’nu vurdular.
Sonra Kanlı Pazar’da Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç’ı…
l9 Eylül l969 da Mehmet Cantekin, 23 Eylül l969’da Taylan Özgür, l4 Aralık l969’da Mehmet Büyüksevinç ve Battal Mehetoğlu’nu, katlettiler.
l970’e gelindiğinde sayı 8’e çıktı.
Sayı çıkacaktı daha… 70 sonrası kitlesel katliamlarda binlerle ifade edildi faşist kurşunlarla toprağa düşenler.
Silahlar kan kustu amacına uygun olarak. Amaçları, halkı sindirmek, susturmak, kendi deyimleriyle “köle” haline getirmekti.
Kanlı Pazar’da işçiydi kurşunların hedefi, öğrenci yurdunda Vedat Demrcioğlu…
70 öncesi partileştler, CMKP’den MHP’ye, Komando Kamplarından, TİT’e ETKO’ya kadar örgütlendiler. 71 cuntasında Türkeş “görevi şerefli Türk askerine bıraktık” diyecekti.”Şerefli Türk askeri”nin yarım bıraktığını MHP’ liler MHP’ nin yarım bıraktığını “şerefli Türk askerleri” tamamlıyordu. Al gülüm ver gülüm. Ama dökülen halkın, aydınların, gençlerin, işçilerin kanıydı.
Cunta sonrası örgütlenmeye ağırlık verdiler. Sokak katillerini besleyip büyüten CIA ve Türkiye oligarşisi onları iktidara taşıdı. I. ve II. MC dönemlerinde yüzde 3 oyla iktidar koltuğuna ortak edilen MHP devlet içinde kadrolaştı.
Bunun anlamı şuydu; daha organize, daha planlı, cinayetler işlenecekti bundan sonra. Ve artık tek tek işlenen cinayetlerin yerini toplu katliamlar alacaktı. Emir büyük yerdendi. MHP bu emri uygulamaya geçirmek için işe başladı.
16 Mart 1978 16 Mart günü Eczacılık fakültesinin önünde patlayan bombalar gök gürlemesini andırıyordu. Şimşekler çakmış yağmur boşanmıştı. Ama yağan yağmur değil gençlerimizin kanıydı.
Okuldan öğrenciler topluca çıktılar. Okulları iki yıldır faşist işgal altında olduğu için her gün topluca gelip gidiyorlardı.
Adına “Merasim Birliği” denen polis ekipleri yoktu o gün. Oysa Polis şefi Reşat Altay MHP’li sivil faşistlere katliamlarını gerçekleştirmeleri için daha rahat bir ortam hazırlıyordu. Kalabalık Eczacılık Fakültesine doğru ilerledi. Korkunç bir patlama sesiyle irkildi Beyazıt. Ardından kan kusan namluluların uğultusu duyuldu. Havada kollar, bacaklar, insan parçaları uçuştu. Patlamadan geriye kalan kan gölünde 7 öğrencinin cansız bedeni yatıyordu. Onlarca yaralı vardı meydanda. Ve yıllarca bu görüntüye tanık olanlar fakültenin önünde yere uzanmış yatan cesetleri belleğinden silemedi.
Görüntüler belleğinden silinmeyen biri de gördüğü vahşeti yıllar sonra anlatabildi ancak. Hatice Özen’in arkadaşıydı;
“…yaralanmış gibi gözükmüyordu, yardım etmek için eğildim, kollarından tutup kaldırmaya çalıştım kolları öne doğru geldi. Omuzları yoku sanki. Dikkatle kaldırıp baktığımda gördüm ki sırt boydan boya yarılmış, içerdeki organlar dışarı çıkmıştı, bomba sırtına gelmişti..”(Kurtuluş Gazetesi)
Zevk alıyorlardı bu tablodan, gencecik insanların parçalanmış bedenlerini seyrederken kadeh tokuşturuyorlardı görevlerini yerine getirmenin mutluluğuyla.
Görevlerini belirlemişti Türkeş; “….bakacaksınız, herhangi bir hareket, söz fikrimize, Türklüğe uygunsa alacaksınız, zarar veriyorsa sileceksiniz…”(MHP İddiannamesi-Türkeş’in Yeni Ufuklara Doğru yazısınıdan)
“Silme” harekatı halkın her kesimini kapsadı.
Alevi, Kürt, solcu…
Esnaf, memur, aydın, sanatçı…
Ev kadını, öğrenci veya çocuk…
İşkence yaparak, ırzına geçerek, boğarak, öldürdükten sonra televizyon kutularına koyarak, bombalayarak sindirmeye çalıştılar kendilerinden olmayan herkesi.
Katiller aynı zamanda ırz düşmanıydılar, cinayetlerine ahlaksızlıklarını da eklediler. Soygun için girdikleri evde hiçbir şey bulamayınca “boş çıkmamak için evin kızının ırzına geçerek Başbuğlarının talimatını yerine getirdiler.”(Ali Yurtaslan- itraflar)
Piyangotepe katliamında 6 işçinin kafasına kurşunu sıkmadan önce gaspettikleri taksinin şoförüne tecavüz ederek görevlerini yerine getirdiler.
İtrafçı Ömer Tanlak bakın bu “görev anlayışını” nasıl dile getiriyor; “… Halim adında bir ajanın daha önceden yattığı dernekte, Selahattin Gözlükaya tarafından iğfal durumuna getirilmesi ve ertesi günü bunun bütün ülkücü camiaya anlatılması”nı görmüştü Tanlak. (Ömer Tanlak, İtiraflar syf. 85)
Etlik’te kendilerine haraç vermeyen bir tüpçünün dükkanını havaya uçurmayı planlayarak, Erzurum Numune hastanesindeki yaralıları, yaralıları ziyarete gelenleri kurşunlayıp öldürerek görevlerini yerine getirdiler.
Aksu İpek Fabrikasının kapatılmasını, üretimin durdurulmasını, işçilerin elebaşlarının işten atılmasını istiyorlardı. Çünkü bu fabrikada ülkücülerin faaliyetine izin vermiyordu işçiler. “Hemen silahı alarak ve üç dinamit lokumu ile hareket ettik. Altımızdaki araba Genel Müdürlüğündü. Çok hızlı bir şekilde Genel Müdürlüğü geçmiş, fabrika önüne gelmiştik. Baki Ceylan cebinden çıkardığı Kırıkkale marka 7.65 çapında silahla ateş etmeye başladı. Sıktığı üç el mermi ile iki kişiyi de vurmuş, bunlardan biri ise ölmüş olması gerekli…”(Ömer Tanlak, İtiraflar, syf. l00)
Bu ve benzeri cinayetlerle MHP nin katliamlar altındaki imzası açığa çıktı. Ülkeyi kan gölüne çeviren MHP’yi halk tanıyordu artık. Bir şekilde karşılaşmış, saldırılardan veya sonuçlarından etkilenmişti.
Bu dönemde Şevkat Çetin ÜGD başkanlığına getirildi. Görevi “teşkilatı” temize çıkartmaktı.
Hemen bir anket hazırlattı, ülküdaşlarına dağıttı.
Anket 70 sorudan oluşuyordu ve hemen cevaplandırılacaktı.
Sorular mı?
“Türkiye’nin bugünkü durumu?”
“Hiç silah kullandınız mı?”
“Silahınız olsa, karşınıza bir komünist çıksa hemen vurur musunuz? vb…
Hemen vururum diyenler Çetin’in sınavından geçtiler.
Bununla birlikte “semt başkanlarına” talimat göndererek “güvenilir ve gözükara” bozkurtların listesini istediler.
Listedekiler ve anketten geçenler 20-25 kşilik gruplar halinde ÜGD Genel Merkezi’nde toplandı: “Türkiye’nin hali malum Komünistlerle ülkücüler savaş halindeler. Bizim de görevimiz, komünistlerle savaşmak ve vatanımızı bunlardan temizlemektir. Bu her ülkücünün en büyük vazifesidir. Sizler de artık bu savaşta yerinizi almalısınız. Bunun için biz haydi dediğimiz zaman hemen harekete geçecek durumda olmalısınız. Her an için bizden gelecek emirleri bekleyin.”
Öğütleri alanlar ETKO üyesi oldular.
TİT (Türk İntikam Tugayı), ETKO (Esir Türkeleri Kurtarma Ordusu), TÜŞKO (Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu) MHP’nin paravan örgütleriydi. İşledikleri cinayetleri bu adlarla üstlenip, kendilerini aklamaya çalıştılar. Ama uzun sürmedi bu örtünün düşmesi. Cinayetler aynı, failler aynıydı.
MHP örgütlenmesini kadrolarını mlitanlaştırmak üzerine şekillendirdi. Bu yanıyla ÜGD MHP’nin vurucu gücüydü. Ancak MHP içinde de bir çekirdek örgütü, illagal örgüt oluşturdu. Adı, TİT, ETKO, veya Özel Eğitim Grubu farketmiyordu, işleri aynıydı hepsinin.
Kendiside ETKO üyesi olarak yargılanan MHP itirafçısı Ali Yurdakul’un, “Bu şahıs MHP’ye çok zarar verdi, birçok arkadaşımızı cezaevine attı, neredeyse Adana’da MHP’yi çökertecekti.”dediği Cevat Yurdakul Adana Emniyet Müdürü idi. Adana’da kendisine TİT adını veren MHP’nin cinayet çetelerinin peşine düşüp, faşist katillerin yakalanmasını sağladığı çin 28 Eylül 78’de makam arabasının içinde katledildi.
Cevat Yurdakul’u öldürenler, Yurdakul’un yolunu kesmek için önce bir otomobili gaspettiler. Katilam orada başladı. Otomobilin şöförünü öldürdüler, sonra Yurdakul’un yolunu kestiler. Makam otosu kalbura dönerken Yurdakul delik deşik oldu. Sivil faşistlere Yurdakul’un istihbaratını Emniyet Müdürlüğü’ndeki faşist polisler verdiler.
80 sonrası tam 694 öldürme olayından dolayı dava açıldı MHP’ye.
Tam 694 insanın katledilmesi resmi kayıtlara geçti ama gerçek çok daha fazlaydı. Bu rakama devlet tarafından “faili meçhul” diye açıklanan MHP cinayetleri dahil değildi. Bu rakama, Kahramanmaraş katilamında ölen onlarca yaşlı, genç, kadın, çocuk dahil değildi. Bu rakamda yalnızca devletin saklayıp gizleyemediği, yargılamak zorunda kaldığı açık cinayetler vardı.
Peki diğerleri faili meçhul müdür?
Hayır.
18 Aralık 1978 akşamı Maraş’taki Çiçek Sinemasında başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmini seyredenlerin üzerine bomba düştü. Çığlıklar, panik, izdiham, kan…
Sinemaya bombayı koyanlar dışarıya çıktıklarında “bombayı komünistler attı” dediler.
“Allahını, peygamberni seven yürüsün, Komünstleri, Alevileri yaşatmayın. Bunları öldüren cennetliktir. Maraş, Alevilere mezar olacak. Müslüman Türkiye, Aleviler Moskovaya. Sütçü İmam aşkına vurun” sesleri arasında yüzden fazla -kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar- insan katledildi.
Genç kızlara, kadınlara “müslümanlık, Türklük aşkına” tecavüz edildi, hamile kadınların karnı deşildi, saldırıya uğrayanların evleri yakıldı. İnsanlara işkence yapıldı, ellerinden ağaçlara çivilendi.
Sinemaya bombayı koyan da, sokağa çıkıp “komünistler attı” diyen de MHP’ li faşistlerdi.
Günler öncesinden belirledikleri evleri işaretlemişlerdi.
Katliamnı başlatan bombanın sahibi Çatlı’ydı. (Ali Yurtaslan, itiraflar) Katliamı organize eden, bizzat katılanlardan bazıları ise Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Ökkeş Kenger’di. (Reis- S. Yalçın, D.Yurdakul)
Çatlı’nın ve Kırcı’nın başrolünü oynadığı bir başka katliamda Kamuoyunun yakından tanıdığı Bahçelievler Katliamıydı.
Bu katliamı Haluk Kırcı’nın kendi ağzından dinleyelim;
“Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş ‘hepsini teker teker bayıltıp öldürelim’ demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah’la konuştum. ‘Evde öldürmek zor olacak. İkişer ikişer götürüp öldürelim dedim. ‘olur’ dedi. İki kişiyi Büyük Reis’in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, ‘tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmekte zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonrada sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsin boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah’a verdim.” (l7 Kasım 80 H.Kırcı, Ankara sıkıyönetim savcılığına verdiği ifade)
Elbette MHP’yi örgütleyip sokağa salanlar onların silahlarını da sağladı.
16 Mart’ larda halka yönelen bombaları, kurşunları, silahları da verdiler.
TNT’ ler ordu malıydı,
silahlar emperyalistlerden gelme.
Katilleri polis teşkilatı korudu, güvenliğini aldı.
Cinayetlerin istihbaratçısı, planlayıcısı, hazırlayıcısı oldu MİT ve polis teşkilatı. Yeter ki, “memleketi komünistlerden kurtarsınlar, istikrarı sağlasınlar”
Ama bu öyle bir istikrar olacaktı ki, emperyalizmin sömürüsü katlanacak ve hızla ilerleyecek, itiraz edenin kafası ezilecekti.
İstikrar için hiçbir şeyi esirgemedi emperyalizm. Kendi adına cinayet işleyecek olan çocuklarını kendi merkezlerinde eğitti.
MHP yalnızca Türkiye topraklarında değil, emperyalizm adına başka ülkelerde de provokasyonlar düzenledi, katliamlar gerçekleştirdi, darbeler tezgahladı. Bizzat Abdullah Çatlı’nın eğitiminde Azerbeycan’da komando kampı kurulduğu Azerbeycan Devlet Başkanı Aliyev tarafından dile getirildi.
Daha yüzlercesini sıralamak mümkün.
MHP bugün de CIA’nın kendine verdiği göreve devam ediyor.
MHP, katliamlarına cinayetlerine devam ediyor.
Yakın tarihimizde Sivas’ta katledilen, Gazi’de katledilen, Üniversite kampüslerinde katledilen insanlarımız, Susurluk bu gerçeğin ifadesidir.
MHP, ne Bahçeli’nin TV ekranlarında çizdiği gibi “uzlaşmacı”dır ne de demokrat.
Dün neyse bugün de o dur MHP.
Dünkü katliamların tetkçileri bugün meclis koridorlarında bunu dile getiriyorlar zaten,
“Değişmedik” diyorlar.
Değişmediler.
Kanlı tarihlerini yazmaya devam ediyorlar.
Aynı Faşist MHP’dir
Sivil faşist hareketin kendi iç disiplinini sağlaması da elbette ki terörle gerçekleşmektedir. Bunda şaşılacak bir taraf yoktur… MHP, kanlı geçmişiyle belleklerde yer etmiştir. MHP adı, kan, cinayet, katliam gibi terör ve zorbalıkla özdeşleşmiştir. Ondan her şey beklenir. Asıl şaşırtıcı olan, bu gerçeği görmeyen, daha doğrusu görmek ve göstermek istemeyenlerin sergilemiş oldukları tutumdur.
Olayın geçtiği yer TBMM. Yani “yüce meclis…” Devlet Bahçeli’nin “Bizden aday çıkmayacak” talimatı ile harekete geçen MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevkat Çetin, Meclis İdare Amiri Ahmet Çakar tarafından organize edilen bir grup MHP’li milletvekili gece yarısına kadar Meclis koridorlarında Somuncuoğlu’nu beklediler ve geldiğinde de “ülkücü tavrını” koyan Cemal Enginyurt’un üstün çabaları ile geri gönderdiler.
Milletvekili mi Pavyon Fedaisi mi?
Televizyonlar haberi verirken, savrulan küfürleri sansürlediler. MHP milletvekilleri tam da kendi benlik ve adaplarına uygun tarzda bağırıp, ağza alınmayacak küfürler savuruyorlardı…
Küfürler sansürlenmiş olsa da görüntüler olanı biteni aktarmaya yetmiştir. Hani bu kavganın nerede ve kimler arasında geçtiği belirtilmemiş olsa, sanırsınız bir meyhanede veya pavyonda olay çıkmış, içkili, ayyaş, serseri güruhu birbirine girmiş, bitirimhanenin erketeleri ya da şimdiki ismiyle bodyguard’ları da küfür bağırma, tekme, yumruk konuşturuyor. Bir kabadayıyı milletvekili diye oraya koyarlarsa başka ne beklenirdi. Bu arada bir başkası çok doğal bir refleksle elini belindeki tabancasına atıyor. Meclisteki faşistlerin kavgası da aynı bu biçimde. Silaha sarılan bu eller binlerce cinayete, kahveleri, servis otobüslerini, işçi grevlerini, öğrencileri kurşunlarken, katliamlarda tetikçilik yapan, kan döken eller. Alışkanlıktan olsa gerek, şimdi de eski şeflerine çektiler.
Bu Olay “Münferit” Değildir
Meclis’teki olay faşist partinin kendi içinde yaşadığı bir it dalaşıydı. Ve bu ilk de değildi…18 Mayıs 1997’de yapılan MHP olağan kongresi hala hafızalardaki canlılığını korumaktadır. İlginçtir, ordu milletvekili Cemal Enginyurt, MHP’nin bu kongresinde Devlet Bahçeli’ye karşı Tuğrul Türkeş’in destekçisi ve kürsüyü yıkanlar arasındadır…
Faşist partilerde kişilerin düşüncelerinin bir anlam ve önemi yoktur. Bu MHP için de geçerlidir. “Başbuğu” ya da “reis” dedikleri lider her şeydir. Liderin her sözüne körü körüne itaat esastır. O zamanlar “başbuğun mirasçısı” Tuğrul Türkeş’tir, Cemal Enginyurt da onun talimatlarını yerine getirenlerin başındadır. Şimdi koltuk Bahçeli de olduğu için sadakati de yeni lideredir.
Biraz daha eskilere gidelim. Aralık 1992… Alparslan Türkeş’in siyaset yapma yasağı kalkmış ve 12 Eylül sonrası kurulan MÇP’nin başındadır. 12 Eylül’de kapatılan MHP ise geçmişte bu parti içerisinde yer alan bir grup tarafından yeniden açılmak üzere kongresini toplamaktadır. Türkeş, MHP’nin MÇP’ye katılması kararını aldırmak için her yolu dener. Bir kısım delegeleri ikna eder, ikna olmayanları ise tehdit…
MHP’nin ayrı bir parti olarak devam etmesini savunanların başını çeken ise aynı zamanda kongreyi toplayan, kapatıldığı zaman MHP’nin Genel İdare Kurulu üyesi Sadi Somuncuoğlu’dur. Türkeş topladığı adamlarla birlikte kongre salonunu basar ve kongreyi Türkeş kazanır.
Bir başka örnek ise yine Meclisdeki olayla aynı günlerde yaşandı.
MHP Yozgat Milletvekili Ahmet Erol Ersoy, Yozgat Bayındırlık il Müdür vekili Fevzi Aykaç’a bir ihale nedeniyle saldırdı. Olayı Fevzi Aykaç’dan aktaralım; “Ersoy bana, ‘Göreve başlamışsın, ben adamı oyarım. Biraz sonra MHP İl Başkanı yanına gelecek, Onun dediklerini yapacaksın. Ben bakan falan tanımam’ diye tehditler savurdu.” Daha sonra MHP İl Başkanı Ahmet Güner’in yanında bir kişi ile birlikte kendisini “ziyarete geldiğini” anlatan Aykaç, il başkanı Güner’in; “Boğazlıyan’da 200 milyar liralık bir okul ihalesi var, bu işi bizim istediğimiz kişiye vereceksin” diyor ve şunları belirtiyor: “Güner ertesi gün Milletvekili Ersoy ile birlikte odama baskın yaptı. Ersoy, bana tokat attıktan sonra Devlet Bakanımız Şuayip Üşenmez ve Bayındırlık Bakanı Koray Aydın’a da ana avrat küfür etti. ‘Ulan, çıkacak ihaleleri bize bir verme de göreyim’ dedi.”
MHP budur işte. Yaşananlar Devlet Bahçeli’nin anlattığı gibi “üzerine gidecekleri” “münferit” olaylar değildir. Bu MHP kişiliğidir.
Bu Terör Kime Ait?
MHP’li Somuncuoğlu’na kendi yetiştirmesi faşistlerin Meclis’teki saldırısı ile ilgili olarak basında yazılanlara bir bakın. Hepsi ağız birliği etmiş, her şey ayan beyan ortadayken, yine de kimse MHP’ye toz kondurmak istemiyor. Yazılan haber ve yorumlarda MHP Ordu milletvekili Cemal Enginyurt’un adı ön plana çıkartılmış, bu olay sanki bir-iki milletvekilinin taşkınlığıymış gibi gösterilmiştir. Enginyurt çok asabiymiş, bu onun ilk vukuatı değilmiş, MHP’nin olaylı kongresinde, Devlet Bakanı Tunca Toskay’ın meclisteki makam odasının silahla basılmasında, Samsun’da yapılan 8. Türk Kongresi sırasında cumhurbaşkanlığı korumalarıyla düelloda ve daha pek çok olayda yer almış vs. vs…
Bunlar safsatadır. Bu MHP’nin kişiliğidir. Bugün Enginyurt yapar yarın bir başkası. Nitekim MHP de bu tavrı savunmuş ve Şevkat Çetin; “MHP üniforması giyen onun gereğine uyar. Yıkmaya kalkarsa bedelini öder.” diyor. Gazetecilerin, “Bedelini öder sözüyle neyi kastettiniz?” sorusunu çok net bir şekilde cevaplıyor: “Töreler çalışır”…
Faşist MHP’nin Töresi
MHP yöneticisi Şevkat Çetin “töre” derken neyi kastediyordu?
Neyi kastettiğini burjuva medya da, düzen politikacıları da anlamazlıktan geliyor. Bunlar MHP gerçeğinden habersiz, onun kanlı yüzünü bilmeyen 20’lik gençler değildir. Bildikleri halde ya susup geçiştirmeyi ya da bunu başka anlamlarda yorumlama yoluna gitmişlerdir.
Düzenin MHP’ye Meclis’te her zamankinden çok ihtiyacı var. Eleştirirken de sırf bu nedenle, MHP’nin iktidardaki koalisyon içinde yer almasının kendilerine sunduğu avantajları sayarak başlıyorlar… Bu arada MHP’ye öğüt vermekten de geri durmuyorlar. MHP’ye öteki düzen partilerini örnek gösterip, onlarda da parti ve lidere rağmen bireysel adaylar çıkmıştır ama sorun yapmadılar diyerek yol gösteriyor…
Faşist partinin işleyiş esası “lider, teşkilat, doktrin”e göredir. Demokrasinin, demokratik tartışma ve seçimin kırıntısı bulunmaz. Liderin ağzından çıkan her söz faşist partinin taraftarlarına varıncaya kadar, herkesçe harfiyen uyulması zorunlu talimattır. Uymayana ne mi yapılır? Önce hain ilan edilir. Sonra da haine Şevkat Çetin’in dediği gibi “töre” uygulanır.
Somuncuoğlu için söylenen “töre” açıkça ölüm tehdididir. En az Meclis’te yaşanan olay kadar önemlidir. Faşist partiye elini uzatan kolunu da kaptırır. Bu ona yıllarını vermiş, senelerce üst düzey sorumluluğunu yapmış biri bile olsa değişmez.
Somuncuoğlu’na “töre” uygulanır mı, uygulanmaz mı göreceğiz. Ama “töre”; “Davadan döneni vurun”dur. Böyle olduğu içindir ki, MHP’den “Törenin gereği yapılacak” açıklaması gelince Somuncuoğlu’nun koruması üç araçtan yedi araca çıkartılmıştır…
MHP Cinayetlerine Hiç Ara Vermedi
MHP’nin 12 Eylül öncesi halk muhalefetine karşı kullanılmasını herkes hatırlar. Binlerce cinayet ve katliam vardır tarihlerinde. Peki bu görevi bitti mi? Bitmedi. Sivil elbiselerini çıkarıp resmi giysilerini giyip infazlarına, katliamlarına devam ettiler. Özel Tim, polis, jitem içindeki MHP’lileri, sarkık bıyıklı katilleri kim inkar edebilir? Ulucanlar, Gazi katliamlarında, Perpa’da katliam yapanların kimliklerini araştırın, hatta buna bile gerek yoktur. Milyonların gözleri önünde faşistlerin işaretleri ile, kafalarını tokuştururken görüntülerini hatırlayın. İşte MHP hep devam etti cinayetlere, eskiden “devletin yardımcısıydı” şimdi “devletin kendisi” olarak resmi yaptı cinayetlerini. Ve kimsenin sesi çıkmadı bunların karşısında.
Değişmediğini Defalarca Söyledik
MHP’nin iktidar ortağı olmasından önce ve sonrasında kendine “demokrat” diyenler de dahil olmak üzere hemen tüm gazetelerin köşe yazarları “MHP değişti” kampanyasına katıldılar. Bu kampanyanın sahibi MGK’ydı. İhtiyacı vardı MHP’ye ve bu şekilde denetiminde tutmak istiyor, halkın gözünde meşrulaştırmak istiyordu. Defalarca, bıkmadan, usanmadan yazdık, bu konuda neredeyse bir külliyat oluştu. Ama kimse dinlemedi. Şimdi şaşırmış durumdalar. Hatta kimileri de aklamaya devam ediyorlar. “Değişti” denen MHP bugün “af” kanununu neden çıkarmıyor? Elbette 7 kişinin katili Haluk Kırcı’nın da kanundan yararlanması için. Bu mudur değişen MHP. Ne zaman anlayacaksınız, yüzlerce insanı birden öldürüp katliam yaptıklarında mı? Bunu da görmeniz ihtimal dışı değildir. MHP aynı faşist MHP’dir. Hitler’in kitabını Türkçeye çeviren birini Cumhurbaşkanlığına öneren MHP’dir.
MHP’NİN TÖRESİ
MHP’nin töresi, Maraş’ta bebek süngülemek, ölü kadına işkence yapmaktır.
MHP’nin töresi, 16 Mart’ta öğrencilerin üzerine bomba atmaktır.
MHP’nin töresi, Bahçelievler’de 7 öğrenciyi boğazlamaktır.
MHP’nin töresi, Çatlı gibi, Oral Çelik gibi halk düşmanlığı, uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktır.
MHP’nin töresi, Nihat Akgün gibi kadın satmaktır.
kaynak:
muratuz.blogspot.com
