Otopsi işlemlerinin yerine getirilmesi ile ilgili genelge.

Soruşturmanın vazgeçilmez delillerinden biri olan otopside en önemli husus; bulguların saptanması suretiyle tutulacak kayıtların, yürütülen soruşturmanın aydınlatılmasında olumlu sonuçlar verecek şekilde eksiksiz olmasının sağlanmasıdır. Öte yandan, ceset üzerinde maddî olarak ancak bir defa sağlıklı otopsi yapılabileceği, bu suretle en küçük bir dikkatsizlik ya da kayıtsızlığın bulguların cesetle birlikte mezara gömülmesi sonucunu doğuracağı tartışma götürmeyen bir gerçektir. Dolayısıyla, bir lezyonun nasıl, ne şekilde veya ne sebeple ortaya çıktığının tespiti; olayın kaynağının ve meydana geliş tarzının doğru olarak anlaşılmasını sağlarken, bu aşamada yapılacak en ufak bir hata olayın yanlış değerlendirilmesine sebebiyet vererek soruşturmanın sıhhatine gölge düşürecektir.

Bu doğrultuda; olay yerine geç intikal edilmesi nedeniyle cesedin uzun süre bekletilmesi, ölümlü trafik kazalarında karayolunun uzun süre trafiğe kapanmasına sebebiyet verilmesi, klâsik ve sistematik otopsi yapılmadan ölü muayenesi ile yetinilmesi, otopsinin yapıldığı yer, tarih, otopsiye başlama ve bitirilme saatlerinin kaydedilmemesi, bulguların ayrıntılı bir şekilde yazılmaması, cesedin fotoğraflarının çekilmemesi ya da fotoğrafların negatiflerinin muhafaza edilmemesi, elbiselerin incelenmemesi veya usulüne uygun bir şekilde muhafaza altına alınmaması, ölü sertliği ve ölü morluğunun derecesi ile cesedin ısısının tespit edilmemesi, vücuttaki tüm yara ve berelerin seyri, şekli, yönü, rengi ve anatomik yapılarının belirlenmemesi, mermi yapılarının tanımı ile silâh kalıntılarının analizlerinin yapılmaması ve bunların saklanmaması, silâh yaralarının giriş ve çıkış deliklerinin belirtilmemesi, cesette bulunan mermilerin çıkarılmaması veya muhafaza altına alınmaması, yapılan tüm işlemlerin sırasıyla belgelendirilmemesi, deri, dişler, baş, yüz, gözler, burun ve kulaklar, boyun, kol ve bacaklar ile genital organların ayrıntılı bir şekilde muayene edilmemesi, kan örneklerinin alınmaması, baş, göğüs ve karnın usulünce açılmaması, tüm organların sistematik bir şekilde incelenmemesi, gerekli analizlerin yapılmaması, ölüm zamanı ve ölüm sebebinin saptanmaması ile ası ve boğulmalarda baş ve boyun bölgelerinin usulüne göre incelenmemesi gibi sebeplerin varlığı hâlinde sağlıklı sonuçlara ulaşılamayacaktır.

Bilindiği üzere; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun;

“Ölünün kimliğini belirleme ve adlî muayene” kenar başlıklı 86’ncı maddesinde;

“(1) Engelleyici sebepler olmadıkça ölü muayenesinden veya otopsiden önce ölünün kimliği her suretle ve özellikle kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir ve elde edilmiş bir şüpheli veya sanık varsa, teşhis edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.

(2) Ölünün adlî muayenesinde tıbbî belirtiler, ölüm zamanı ve ölüm nedenini belirlemek için tüm bulgular saptanır.

(3) Bu muayene, Cumhuriyet savcısının huzurunda ve bir hekim görevlendirilerek yapılır.”

“Otopsi” kenar başlıklı 87’nci maddesinde;

“(1) Otopsi, Cumhuriyet savcısının huzurunda biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim tarafından yapılır. Müdafi veya vekil tarafından getirilen hekim de otopside hazır bulunabilir. Zorunluluk bulunduğunda otopsi işlemi bir hekim tarafından da yapılabilir; bu durum otopsi raporunda açıkça belirtilir.

(2) Otopsi, cesedin durumu olanak verdiği takdirde, mutlaka baş, göğüs ve karnın açılmasını gerektirir.

(3) Ölümünden hemen önceki hastalığında öleni tedavi etmiş olan tabibe, otopsi yapma görevi verilemez. Ancak, bu tabibin otopsi sırasında hazır bulunması ve hastalığın seyri hakkında bilgi vermesi istenebilir.

(4) Gömülmüş bulunan bir ceset, incelenmesi veya otopsi yapılması için mezardan çıkarılabilir. Bu husustaki karar, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilir. Mezardan çıkarma kararı, araştırmanın amacını tehlikeye düşürmeyecekse ve ulaşılması da zor değilse ölünün bir yakınına derhâl bildirilir.

(5) Yukarıdaki fıkralarda sözü edilen işlemler yapılırken, cesedin görüntüleri kayda alınır.”

“Yeni doğanın cesedinin adlî muayenesi veya otopsi” kenar başlıklı 88’inci maddesinde;

“(1) Yeni doğanın cesedi üzerinde adlî muayene veya otopside, doğum sırasında veya doğumdan sonra yaşam bulgularının varlığı ve olağan süresinde doğup doğmadığı ve biyolojik olarak yaşamını rahim dışında sürdürebilecek kadar olgunlaşmış olup olmadığı veya yaşama yeteneği bulunup bulunmadığı saptanır.”

“Zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak işlem” kenar başlıklı 89’uncu maddesinde;

“(1) Zehirlenme şüphesi olan hâllerde organlardan parça alınırken, görünen şekli ile organın tahribatı tanımlanır. Ölüde veya başka yerlerde bulunmuş şüpheli maddeler, görevlendirilen uzman tarafından incelenerek tahlil edilir.

(2) Cumhuriyet savcısı veya mahkeme, bu incelemenin, hekimin katılmasıyla veya onun yönetiminde yapılmasına karar verebilir.”

Ayrıca; 31/07/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin;

18’inci maddesinin (c) bendinde; “Adlî tıp şube müdürlüklerinin bulundukları görev bölgeleri sınırları içinde otopsisi gereken cesetlerin ölü muayeneleri adlî tıp uzmanınca yapıldıktan sonra, otopsileri o mahalde Adlî Tıp Kurumu veya grup başkanlığındaki morg ihtisas dairelerinde yapılır. Morg ihtisas dairesi bulunmayan yerlerde mevcut resmî sağlık kurumlarının olanaklarından yararlanılır.”

Hükümleri yer almaktadır.

Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ülkemiz aleyhine açılan bir çok dava sonucunda verilen kararlarda otopsilerde yapılan eksiklikler vurgulanarak;

10 Nisan 2001 tarihli Tanlı/Türkiye kararında; “Mahkeme, Mahmut Tanlı’nın ölümünün arkasındaki gerçeklerin belirlenmesinde otopsi araştırmasının son derece önemli olduğunu gözlemlemektedir. Bu araştırmanın savcı tarafından başlatılmış olsa da bir çok önemli konuda yetersiz olduğu görülmektedir. Özellikle organlar yerinden çıkartılmamış ve ağırlıkları ölçülmemiş; kalp inceden inceye tetkik edilmemiş; elektrik şoku ya da diğer işkence ve kötü muamele şekillerinin varlığını tespit etmek üzere histopatolojik örnekler alınmamış; toksik madde analizleri yapılmamış; fotoğraf çekilmemiş ve tıkanıklığa neden olan kan pıhtısı bulgusu yeterince tasvir ve analiz edilmemiştir…”

19 Şubat 1998 tarihli Kaya/Türkiye kararında; “Otopsi raporu sadece kurşun yaralarının biçimini, ciddiyetini ve konumlarını içermekteydi. Mahkeme, Komisyon’un, raporun bazı önemli konularda, özellikle de kurşun sayısı ve kurşunun atıldığı yaklaşık mesafenin ölçülmesi konularında son derece eksik kaldığına ilişkin görüşünü paylaşmaktadır. Yapılan otopsinin baştan savma niteliği ve raporda belirtilen bulgular, hukuka uygun öldürme konusunda kesin olarak emin olmayı gerektirecek bir incelemenin ve hatta sadece asgarî bir incelemenin bile yapılmış olduğu sonucuna varılmasını mümkün kılmamaktadır, geride yanıtlanması gereken birçok kritik soru kalmaktadır.

Mahkeme, olay yerinde yapılan ölüm sonrası ve adlî tıp araştırmasının terörist şiddete açık bir yerde olduğunu dolayısıyla standart uygulamanın gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını teslim etmektedir. Bunu Dr. D. da raporunda belirtmiştir… Bu nedenle, doktorun ve Cumhuriyet savcısı’nın cesedi, vücut, giysiler ve kurşun yaraları üzerinde araştırma yapılmak üzere daha güvenli bir yere götürmek konusunda herhangi bir talepte bulunmamış olmaları şaşırtıcıdır.”

8 Temmuz 1999 tarihli Tanrıkulu/Türkiye kararında; “Olay yerinde polis tarafından bulunan deforme olmuş mermi dışında, Dr. Tanrıkulu’nun vücuduna isabet eden diğer on bir merminin bulunmasına dair girişimde bulunulduğu hakkında kayıt yoktur.”

20 Mayıs 1999 tarihli Oğur/Türkiye kararında; “Mahkeme,…Cumhuriyet savcısının, olay yerini incelerken, sadece maktulün cesedi ile ilgili bulguları not almak, olay yerini incelemek suretiyle krokisini çizmek, olayları yeniden canlandırmak ve her biri maktulün iş arkadaşı olan üç gece bekçisini sorgulamakla sınırlı kaldığını gözlemlemiştir…

Savcı, raporunda, silâh yarasının ölümün kesin nedeni olduğu ve bulgulardan hiçbirinin başka bir sebebe işaret etmemesinden dolayı otopsi yapılmasına gerek olmadığını özellikle belirtmiştir…Burada belirtilmelidir ki, bu tür bir olayda şayet bir otopsi yapılmış olsaydı, ateş eden kişinin yaklaşık olarak bulunduğu yer ve vurulma anında aralarındaki mesafe gibi değerli bilgiler sağlanabilecekti.

Aynı rapor sadece sekiz boş kovan, av tüfekleri ve bir miktar barut bulunduğunu belirtmekle beraber, bu delillerden hiçbiri ayrıntılı bir incelemeye tâbi tutulmamıştır. Raporda, boş kovanlarla ilgili olarak, kovanların iki-üç günlük oldukları, barutla ilgili olarak ise yeni olup olmadığını anlamanın imkânsız olduğundan başka bir ayrıntıya değinilmemiştir… Yine burada da uygun bir incelemenin yapılmış olması özellikle de balistik bir inceleme, bunların tam olarak ne zaman kullanıldıklarını ortaya çıkarabilirdi.”

Şeklinde ifadelere yer verildiği görülmektedir.

Bu itibarla;

1- Ölünün adlî muayenesi ve otopsi işlemlerinin mevzuatın öngördüğü şekilde yerine getirilmesi, öncelikle olay yerinin muhafaza altına aldırılması ile olay yerine en kısa zamanda intikal edilip delillerin kaybolmasının önlenmesi, adlî kolluk görevlilerinin, ölü muayenesi ve otopsi için nöbetçi Cumhuriyet savcısını bulamaması gibi yakınmalarına meydan verilmemesi,

2- Olay yerinin, çevresinin, çevreye dağılmış delillerin ve adlî muayenesine başlamadan önce cesedin; pozisyonu değiştirilmeden ve herhangi bir işlem yapılmaksızın çeşitli yönlerden değişik görüntülerinin aldırılması, görgü tanıklarının bulunması durumunda ifadelerine vakit geçirilmeksizin başvurulması, cesedin yanındaki ilâç, içecek ve yiyecek türü maddelerin de muhafaza altına alınarak veya el konularak incelenebilmesine imkân sağlanması, olay yerindeki tüm delillerin eksiksiz toplanması,

3- Otopsisi gereken cesetlerin; ölü muayenelerinin, adlî tıp uzmanı veya görevlendirilen hekim tarafından yapılarak, gerekli olan fotoğrafların çektirilmesi ve engelleyici sebepler bulunmadığı sürece ölünün kimliğinin de tespit edilmesinden sonra biri adlî tıp, diğeri patoloji uzmanı veya diğer dallardan birisinin mensubu veya biri pratisyen iki hekim ya da zorunluluk bulunduğunda raporda açıkça belirtilerek bir hekim marifetiyle otopsisi yapılmak üzere;

a) Adlî tıp şube müdürlüklerinin bulunduğu yerlerde; o mahaldeki Adlî Tıp Kurumu veya grup başkanlığındaki morg ihtisas dairesine, morg ihtisas dairesi bulunmaması hâlinde ise imkânlarından yararlanılmak üzere o yerdeki resmî sağlık kurumlarına kaldırılması,

b) Adlî tıp şube müdürlüklerinin bulunmadığı yerlerde ise; mevcut resmî sağlık kurumlarına, olayın niteliğinin zorunlu kıldığı hâllerde ise en yakın Adlî Tıp Kurumu grup başkanlığı ya da şube müdürlüğüne veya adlî tıp anabilim dalı ve uzmanına sahip üniversite hastanelerine kaldırılması,

4- Müdafi ya da vekil tarafından getirilmesi hâlinde gelen hekimin de otopside hazır bulundurulması,

5- Otopsinin yapıldığı yer, tarih, başlama ve bitirilme saatlerinin rapora kaydedilmesi, otopsiye katılan adlî tıp uzmanı ya da diğer hekimlerin isim ve sıfatlarının belirtilmesi, fotoğraf çekimine başlamadan önce fotoğrafları çekecek kişinin hüviyetinin otopsi tutanağına geçirilmesi, otopsi bulgularının ayrıntılı bir şekilde belgelendirilmesi,

6- Ceset üzerinde varsa darp, cebir, mücadele, boğuşma, yara, mermi, barut izlerinin ve cesetten çıkarılan mermilerin, elbiselerin ve kişisel eşyaların, olayı aydınlatabilecek delil niteliğinde olabilecek her şeyin, muayene sırasında otopsiyi yapan hekimin istediği yerlerin, tüm iz ve delilleri belirtecek şekilde, muhtelif açılardan en az iki renkli fotoğrafının çektirilmesi, ayrıca bu usule uygun olarak fotoğraf çekildiğinin otopsi tutanağına ayrıntılı bir şekilde yazılması, çekilen fotoğrafların negatiflerinin, varsa görüntü kayıtlarının dosyada muhafaza altına alınması ve bunların üzerine soruşturma numarasının, ölünün ad ve soyadının yazılması, negatiflerin Cumhuriyet başsavcılığı tarafından tabettirilmesi ve fotoğrafların arkasına soruşturma numarasının, ölünün ad ve soyadının ve çekim tarihinin yazılmasından sonra ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından tasdik edilmesi,

7- Gerektiğinde cesedin röntgen grafilerinin çekilmesi, elbiselerinin incelenmesi, ölü sertliği ve morluğunun derecesi ile cesedin ısısının kaydedilmesi,

8- Fotoğraf çekilmesi veya görüntü alınması sırasında dijital cihazlarla çekim yapıldığı takdirde; negatifleri üzerinde düzeltmeler yapılamayacak makinelerin kullanılması,

9- Vücuttaki tüm yara ve berelerin, seyri, şekli, yönü, rengi, anatomik yapılarının belirlenmesi, mermi yaralarının tanımının yapılması, silâh kalıntısı var ise analiz için saklanması, silâh yaralarının giriş ve çıkış deliklerinin belirtilmesi, cesetteki tüm mermilerin tespiti ile vücuttan çıkarılarak muhafaza edilmesi, deri, dişler, baş, yüz, gözler, burun ve kulaklar, boyun, kol ve bacaklar ile genital organların ayrıntılı bir şekilde muayene edilmesi, gerektiğinde kan örneklerinin alınması,

10- Baş, göğüs ve karnın usulünce açılarak, tüm organların sistematik bir şekilde incelenmesi, özellikle elle, iple boğulmalarda veya asılarda boyun cildi ve boyun iç organları (gırtlak kıkırdakları, hiyoid kemiği) incelenerek, bütün iç organlar ile kemiklerdeki travmatik ve hastalıkla ilgili değişikliklerin kayıt edilerek açıklanması, iç organların dış yüzeylerindeki veya gerektiğinde organın içerisindeki travmaya bağlı lezyonların fotoğraflanması, ölüm sebebini, ölüm mekanizmasını ve ölüm şeklini gösteren bütün aşamaların belirtilerek otopsi raporuna kayıt edilmesi, analiz için gerekli olan örneklerin alınması,

11- Ölüm zamanı ve sebebinin belirlenmesi, yargılamada delil teşkil edebilecek tüm bulguların tespit edilerek incelenmesi gerekli olanların incelemeyi yapacak olan makamlara gönderilmesi, muhafaza altına alınanların ve incelemeden dönenlerin (ceset parçaları hariç) özenle saklanması, saklanması gerekmeyen suç eşyası ve deliller hakkında ise kesinleşmiş mahkeme kararı veya Suç Eşyası Yönetmeliği dikkate alınarak gereğinin yapılması,

12- Feth-i kabir işlemlerinde de yukarıda sayılan hususlara riayet edilmesi,

13- Ölünün adlî muayenesi, otopsi ve feth-i kabir işlemleri ile biyolojik, kimyasal ve uyuşturucu maddelere dair incelemelerin nerelerde yapılacağını gösterir listelerle ilgili olarak Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının yazıları, yayınları ve resmî web sayfasının özenle takip edilerek belirtilen hususların yerine getirilmesi,

Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir