Shasta Dağı ve Esrarengiz Kızılderililer

Belirli dağlarda yaşamakta olan üstün varlıklara ait hikayeler çok yaygındır. Kuzey batı Pasifiğin Amerikan Kızılderili mitolojisinde Kaliforniya’daki Shasta Dağı önemli bir yer tutar. Efsanelerden biri, Tufan’dan söz etmektedir. Eski kahramanlardan Çakal’ın (Coyote) kendini kurtarmak için nasıl Shasta Dağı’nın tepesine kaçtığı anlatılır. Arkasından yükselen su, zirveye ulaşamaz. Çakal, kuru kalan tek yer olan tepede bir ateş yakar. Tufan yatışınca da afetten sağ çıkan birkaç kişiye ateşi getirir ve onların küıtürel kahramanı olur.

Bu efsanelerde ayrıca, Uzay-Ruhları’nın Şefi’nin (Chief of the Sky-Spirits) ailesi ile birlikte Shasta Dağı üzerine indiği, eski zamanlardan bahsedilir. Dünyalı insanların, Uzaylılar’ın yaşam yerlerine yaptıkları ziyaretlerden söz edilmektedir.

Shasta Dağı efsaneleri Büyük Tufan, astronotlar ya da havacıların dünyaya inişi ve dağın içinde yeraltı sığınaklarının tesisi gibi geçmişteki gerçek olaylara dayanıyor olabilir. Dahası, bu koloni hala daha yaşıyor olabilir. Bu varsayımı destekleyen kanıtlar mevcuttur.

Geçen yüzyılın ortasında, Kaliforniya’da ki Altına Hücum günlerinden sonra, maden araştırıcıları, Shasta Dağı’nın üzerinde görülen gizemli parıltılardan söz ettiler. Bunlar bazen açık havada oluştuklarından. yıldırımla bir ilişkileri olamazdı. O zamanlar henüz ülkede elektrik bulunmadığından, bu parıltıların elektrikle açıklanması da düşünülemezdi. Daha yakın zamanlarda ise, Shasta Dağı üzerinde, arabaların ateşleme tertibatlarında, görünürde bir neden’ olmadan ortaya çıkan arızaların söz konusu olduğunu görüyoruz.

1931’de Shasta Dağı’nda bir orman yangını çıktığı sırada gizemli bir sis belirmiş ve yangının yayılmasına engel olmuştu. Yangının yarattığı zararın sınır çizgisi yıllar boyunca izlenebildi. Merkezi bölge çevresinde tam bir eğri çiziyordu,

1932’de Los Angeles Times tarafından tuhaf bir makale yayınlandı. Yazarı Edward Lanser’in iddiasına göre, Shasta Dağı çevresinde yaşayanlarla yaptığı görüşmelerin sonucunda, dağın üzerinde yada içinde acaip bir topluluğun mevcut olduğunun yıllardır bilindiği gerçeği ortaya çıkmıştı. Hayalet kasabada yaşayanlar, kısa kesilmiş saçları ve alınlarını çevreleyen bantları ile beyaz tenIi, uzun boylu, asil görünüşte kimselerdi. Uzun, beyaz elbiseler giyinmişlerdi. Tüccarların dediğine göre, bu adamlar nadiren dükkanlarına gelirler, aldıklarının karşılığını her zaman malların değerini bol bol geçen altın külçeleri ile öderlerdi. Shastalılar, ormanda görüldüklerinde ya kaçarak ya da birden ortadan kaybolarak temas kurmaktan kaçınmışlardır. Dağın eteklerinde Shastalılara ait acaip sığırlar belitmiştir. Amerika’da bilinen hayvanların hiç birine benzemiyorlardı. Shasta Dağı bölgesinin üzerinde, rakete benzer hava gemilerinin gözlenmiş olması muammayı daha da arttırmaktadır. Bunlar kanatsız ve gürültüsüzdüler, Bazen, Pasifik Okyanusu’na dalarak gemi ya da denizaltı gibi denizde yollarına devam ete tikleri de oluyordu.

Eski Kızılderili efsanelerinin bahsettiği gibi dağın göbeğinde, Uzaylılar’a ait bir sığınak var mıdır? Bunlar, gerçekten, tüm gezegeni kaplayan bir tufandan, uçan araçlarıyla mı kaçmışlardır?

Buna benzer gizli toplulukların Meksika’da da bulunması muhtemeldir. Harold T. Wilkins «Mysteries of An Cient SOuth America» «Kadim Güney Amerika’nın Gizemİeri» adlı kitabında, Kızılderililer’le mal değiş tokuşu yapan, bilinmeyen bir Meksika halkından bahseder. Bunların, kaybolmuş bir Orman kentinden geldikleri sanılmaktadır.

Roerich’in kayıtlarında, dağlardan gelip Sinkiang’da alış veriş yapan ve karşılığını eski altın paralarla ödeyen gizemli adam ve kadınların bahsi geçer. Kaliforniya, Meksika ve Türkistan, birbirinden oldukça uzak yerler, ama yine de acayip kişiler hakkındaki hikayelerin birçok ortak noktaları var gibi.

L. Taylor Hansen, «He Walked the Americass (Amerika Kıtalarını Yürüyerek Geçti) adlı kitabında, yıllar önce özel uçaklarıyla Yukatan Cangılı üzerinde uçmakta olan Amerikalı bir çiftten söz eder. Yakıtları tükenince mecburen inişe geçerler. Cangılın içinde, havadan gözlenmeye karşı kamufle edilmiş gizli bir Maya kentine rastlarlar.

Mayalar, kökeni hiç şüphesiz Atlantis’e dayanan saygı değer kültürlerini korumak üzere, dış dünyadan tamamiyle tecrit edilmiş bit halde, geçmişin ihtişamı içinde yaşamaktadırlar. Amerikalı çift, kentlerinin yerini açıklamıyacaklarına dair Mayalara söz verirler; uzun bir süre Yukatan’da kaldıktan sonra, Meksika’nın gizli halkının ahlaki ve entelektüel düzeyi üzerine oldukça övücü izlenimlerle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne dönerler.

Tanınmış Amerikalı arkeolog J. L. Stephens «Incidents of Travel in Central America, Chiapas and Yucatam (Orta Amerika, Çiapalar ve Yukatan Gezilerinden Olaylar) adlı kitabında, bir İspanyol rahibin 1838-9′ da Cordillera Dağları’ndan gördüklerinin hikayesini aktarır:

«Büyük bir kent geniş bir mekana yayılıyor, içindeki beyaz kuleler güneşte parıldıyordu. Geleneklere göre, beyaz tenli insanlar arasından bu kente ulaşan hiç olmadığı gibi, yerliler Maya diliyle konuşmakta, tüm topraklarının yabancıların eline geçtiğini bilmekte ve arazilerine girmeye kalkan beyaz adamları öldürmektedirler. Paraları, atları, sığırları, katırları ya da evcil hayvanları yoktur.»

İspanyol işgalciler içlerinde muazzam hazine ve malzeme depolarının bulunduğu Cangılda saklı olan ileri sınır üslerine ait Aztek tradisyonunu kayıtlara geçirmişlerdir. İşgalciler Meksika’ya ayak bastıkları zaman, bu yedek üsler hakkındaki bilgi, hemen hemen tamamiyle unutulmuş bulunuyordu. Verrill’in Yazdığına göre «Bu kaybolmuş kentler’ den herhangi bir tanesini keşfeden birinin bulunmaması bunların mevcut olmadığı ya da zamanımızda var olamayacakları anlamına gelmez.»

Peru we Bolivya’nın Quecpua Kızılderilileri, And Dağları’nın içindeki yaygın bir yeraltı tünel şebekesinden bahsederler. İnka öncesi üstad inşaatçıların, mühendislik alanındaki olağandışı başarılarını düşünürsek, bu hikayeler gerçek olabilir.

Albay P.H. Fawcett, Atlantis gerçeğini ispat edebileceğine inandığı kaybolmuş bir kent ararken hayatını feda etmişti. Güney Amerika’daki bu çeşit bir kentin yıkıntılarını gördüğünü söylüyordu.

Bu geleneksel inançlardan bazıları, bizi, Atlantisliler’in ve hatta belki de daha önceki ırkların neslinden gelenlerin kolonilerine ulaştırabileceğinden kaybolmuş kentler, kutsal dağlar, saklı vadiler ve tünellere ait efsaneler hiçbir ön yargı olmadan incelenmelidirler.

Kaynak: http://www.spiritualizm.com/bbagarta9.html

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir