Sosyal Kriz ve Sonuçları
Türkiye, yıllardır daha çok ekonomik krizleriyle anılan bir ülke konumundaydı. Ama özellikle son günlerde yaşadıklarımıza bakılırsa krizin hem ad hem de boyut değiştirdiği görülmektedir. Artık krizimizin adı “sosyal kriz” olmuştur. Nedir bu sosyal kriz ve nereden çıkmıştır?
Sosyal kriz, yıllardır uygulanan yanlış politikalar sonucunda sürekli olarak zor koşullar altında yaşamak zorunda bırakılan toplumun geniş kesimlerinin ortaya koyduğu tepkilerin adıdır. Sosyal krizlerin, ekonomik krizler gibi sonuçlarının kestirilebilmesi kolay değildir. Her hangi bir örgüt, kuruluş veya şahıs tarafından organize edilmediği ve toplumsal bir hareket olarak doğduğu için tamamen doğal bir süreç içinde oluşur ve gelişir. Tepkilerin nasıl ve ne şekilde ortaya konulacağı bilinemediğinden de önlem almak oldukça güçtür. Bu nedenle etkileri daha derin ve yıkıcıdır. Ayrıca, Türkiye gibi terörden çok çekmiş bir ülkede bu tür ortamların başka tehlikelere de fırsat yaratabileceği unutulmamalıdır.
İşin garip yanı, sonuçlarını kestirmek zor olsa da böyle krizlerin hangi durumlarda ortaya çıkabileceğinin bilinmesidir. Yani istenildiği takdirde belli önlemler ile bu krizlerinde önünün alınması mümkündür. Buna rağmen ülkemiz maalesef böyle bir krize doğru hızla sürüklenmektedir.
Doğal olarak hiçbir devlet böyle krizlerin yaşanmasını istemez. Bunun içinde gerekli her türlü yapısal tedbirin alınması için çalışır. Ama bizde öyle mi? Millet, temel demokratik hakkını kullanarak sokaklara çıkmış birilerini protesto etmekte, başbakana “yazar kasa” fırlatmakta, kamyonlarıyla yolları kapatmakta… Büyük medyanın bazı şeyleri saklama gayretine rağmen şu günlerde bunları sıkça görüyoruz. İşin kötüsü, birilerinin de bu tepkileri görüp son hızla hemen çareler araması gerekirken hiçbir şey yokmuş gibi davranmasıdır.
Peki bu birileri gerçekten bir şey yapamayacak durumda mıdır? Bu tepkiler karşısında açıkça “biz bu işi beceremedik” deyip istifa dahi edemezler mi? Acaba bunu yaparlarsa ülkeyi daha kötü bir duruma mı sokarlar? Kanımca hayır. Neden mi? Açıklayalım.
Bugün yaşadığımız problemlerin nedenlerini ve çözüm yollarını artık herkes bilmektedir. Yani sorunun asıl sebebinin politik olduğu apaçık ortadadır. Nitekim şu anda içinde bulunduğumuz duruma baktığımızda, mevcut iktidarın da geçmiştekiler gibi daha çok “birilerinin” çıkarlarını gözeterek aynı hataları işlediğini görmekteyiz. Üstelik son iki yüz yılın hedefi olan Avrupa Birliği yolunda gerekli olan yapısal değişikliklerin yapılmasını erteleyerek ülkenin önünü daha da tıkamışlardır.
Durum ortadadır ve yapılacak olan da hiç vakit kaybetmeden istifa etmektir. Bu ülkemiz için büyük bir kazanım olacaktır. Çünkü, böylece “bazı inisiyatiflerin” değil direkt toplumsal baskılar sonucunda demokrasinin bir kurumu işletilecektir. Bunun sonucunda, artık kayırıcı, popülist ve devletçi politikaların iflas ettiği ve bunların mutlaka değişmesi gerektiğini gerçeği apaçık görülecektir.
Değişim taleplerinin toplumun geniş kesiminden geldiği böyle bir ortamda, eski sistemin ve onun savunucularının prim yapmayacağı anlaşılacaktır. Yapılacak ilk seçimde mevcut politikacıların tamamı ve onların köhneleşmiş politikaları sahneden silinecektir. Böylece politikada, nitelikli, işinin uzmanı, gelişmeleri yakından takip edebilecek, vizyon sahibi, çalışkan, dürüst, temiz ve her ortamda ülke çıkarlarını ön planda tutanların önü açılacaktır.
Bu ülkeyi yönetmeye talip olan bu kişiler de, başarılı olabilmek için eski düzenin tüm izlerini silecek yepyeni politikalar ortaya koymak zorunda kalacaklardır. En önemlisi, bu kişiler aslında politikanın bir “hesap verme kurumu” olduğunu da deklare edeceklerdir.
Gücünü yalnızca halktan alan bu kişilerin halkın dışında hiçbir kesime de diyet borcu olmayacaktır. Böylece halk iradesini yok sayan ve sürekli ona zarar veren “ben yaptım oldu” zihniyeti karanlığa gömülecektir.
Bütün bu değişimlerin sadece politik alanla sınırlı kalması yeterli olmayacaktır. Sistemin etkin bir kısmını oluşturan ve onun işlemez hale gelmesinde en az politikacılar kadar etkili olmuş bürokrasi ile birlikte belli güç odakları da istemedikleri halde bu değişimleri gerçekleştirmek zorunda kalacaklardır.
Tabi bütün bu değişimler, yetersiz olsa dahi demokrasinin askıya alınmadığı ve siyasetin işletildiği bir ortamda yapılacaktır. Hedefte, hukukun üstünlüğüne sahip, daha demokratik, daha özgürlükçü, daha şeffaf, halk iradesinin hakim olduğu ve hakça paylaşımın esas alındığı çağdaş devleti tesis etmek olacaktır.
Aksi takdirde değişim taleplerine cevap verilmemiş olacak ve uçuruma daha da yaklaşılacaktır.
Ekrem Fazlıoğlu
kaynak:çalakalem
