Afrasiyab: Eski Semerkant’ın Kalesi ve Elçiler Resmi

Semerkant’ın kuzeydoğusunda, şehrin ünlü Registan Meydanı’ndan yalnızca birkaç kilometre uzakta, sarımsı toprak tepelerden oluşan geniş bir alan uzanır. İlk bakışta boş bir arazi gibi görünen bu tepeler, aslında Orta Asya’nın en eski ve en önemli şehirlerinden birinin kalıntılarıdır. Bu alan Afrasiyab olarak bilinir. Afrasiyab, yaklaşık iki bin beş yüz yıl boyunca Semerkant’ın kendisiydi: Büyük İskender’in fethettiği Marakanda, Soğdların başkenti, Samanoğullarının ve Karahanlıların görkemli şehri. 1220’de Moğolların şehri yıkmasıyla Afrasiyab terk edildi ve Semerkant bugünkü yerine, güneye taşındı.

Orta Asya kaleleri serimizde daha önce Buhara Ark‘ı, Şehrisebz‘i ve Pencikent‘i anlatmıştık. Afrasiyab, bu yapıların hepsiyle tarihî bağlara sahiptir: Soğd döneminde Pencikent’in büyük komşusu, Samanoğulları döneminde Buhara’nın kardeş şehri, Timur döneminde ise yeniden doğan Semerkant’ın atası. Bu yazıda Afrasiyab’ın konumunu, kalesini ve surlarını, Marakanda’yı, Soğd dönemini, ünlü Elçiler Resmi’ni, İslam dönemini, Moğol yıkımını, kazıları ve ziyaret bilgilerini ayrıntılı biçimde ele alacağız.

Afrasiyab tepesinden Semerkant

Konum ve Genel Görünüm

Afrasiyab, bugünkü Semerkant şehrinin kuzeydoğu kenarında, Zerefşan vadisine bakan bir lös platosu üzerinde yer alır. Kalıntılar, yaklaşık 220 hektarlık bir alanı kaplar; bu büyüklük, Afrasiyab’ı Orta Asya’nın en büyük antik şehir alanlarından biri yapar. Alanın güneyinde Şah-ı Zinde türbeler topluluğu, batısında Bibi Hanım Camii ve Siyob Çarşısı, kuzeydoğusunda ise Uluğ Bey Rasathanesi’nin kalıntıları bulunur.

Afrasiyab’ın yüzeyi bugün, dalgalı tepeler, derin vadiler ve eski kazı çukurlarıyla kaplı bir araziye benzer. Bu tepeler, yüzyıllar boyunca biriken yerleşim katmanlarının ve yıkılan kerpiç surların oluşturduğu birikintilerdir. Alanın bazı noktalarında, kazılarla açığa çıkarılmış duvar kalıntıları, sokak izleri ve yapı temelleri görülebilir.

Afrasiyab’ın üzerinden bakıldığında, güneyde Semerkant’ın mavi kubbeleri, Bibi Hanım Camii’nin dev portalı ve Registan’ın medreseleri görülür. Bu manzara, eski ve yeni Semerkant’ın yan yana durduğu çarpıcı bir tablo sunar. Kuzeyde ise Zerefşan vadisinin yeşil tarlaları ve uzakta dağlar uzanır.

Afrasiyab adı, İran ve Türk destan geleneğinin ünlü bir kahramanından gelir. Firdevsî’nin Şehname’sinde Afrasiyab, Turan’ın hükümdarıdır ve İran’ın en büyük düşmanı olarak tasvir edilir. İran ile Turan arasındaki uzun savaşlar, Şehname’nin en önemli bölümlerinden birini oluşturur.

Türk geleneğinde ise Afrasiyab, büyük bir Türk hükümdarı olarak kabul edilir. Divanü Lügati’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmud, Afrasiyab’ı Türklerin efsanevi hükümdarı Alp Er Tunga ile özdeşleştirir ve onun ölümü üzerine yakılan ağıttan dizeler aktarır. Karahanlı hükümdarları da kendilerini Afrasiyab’ın soyundan gelen hükümdarlar olarak görüyordu. Bu nedenle Karahanlı hanedanı bazı kaynaklarda “Al-i Afrasiyab”, yani “Afrasiyab hanedanı” olarak anılır.

Semerkant’ın eski şehrine Afrasiyab adının ne zaman verildiği kesin olarak bilinmez. Bu adın, şehrin Moğollar tarafından yıkılıp terk edilmesinden sonra, halk arasında kalıntılara verilen bir isim olduğu düşünülür. Efsanevi bir hükümdarın adının eski şehre verilmesi, kalıntıların halk hafızasında ne kadar eski ve görkemli bir geçmişle ilişkilendirildiğini gösterir.

Afrasiyab sur kalıntıları

Marakanda ve Büyük İskender

Afrasiyab’daki yerleşimin MÖ 7. ya da 6. yüzyılda başladığı düşünülür. Bu dönemde şehir, Soğdiana bölgesinin önemli bir merkeziydi. MÖ 6. yüzyılda Soğdiana, Ahameniş Pers İmparatorluğu’nun bir satraplığı oldu. Yunan kaynaklarında şehrin adı Marakanda olarak geçer.

MÖ 329’da Büyük İskender, Ahameniş İmparatorluğu’nu fethettikten sonra Orta Asya’ya ulaştı ve Marakanda’yı ele geçirdi. Soğdlu lider Spitamenes önderliğinde başlayan direniş, İskender’i yaklaşık iki yıl boyunca bu bölgede savaşmak zorunda bıraktı. Soğdiana ve Baktriya’nın fethi, İskender’in seferlerinin en zorlu bölümlerinden biri oldu.

Marakanda, İskender’in hayatındaki en karanlık olaylardan birine de sahne oldu. Antik kaynaklara göre İskender, Marakanda’da düzenlenen bir şölende sarhoşken, eski dostu ve hayatını kurtarmış olan komutan Kleitos’u bir tartışma sonucunda mızrakla öldürdü. Bu olay, İskender’in biyografilerinde önemli bir yer tutar ve onun karakterine dair tartışmalarda sıkça anılır.

İskender’in Soğdiana’daki seferi sırasında Soğdlu asilzade kızı Roksana ile evlendiği de bilinir. Bu evlilik, İskender’in fethettiği halklarla bağ kurma politikasının bir parçası olarak yorumlanır. İskender’in ölümünden sonra bölge, Seleukos İmparatorluğu’nun ve sonra Greko-Baktriya Krallığı’nın hâkimiyetine girdi.

Afrasiyab’da yapılan kazılarda, Helenistik döneme ait surlar, seramikler ve sikkeler bulunmuştur. Bu buluntular, şehrin bu dönemde de önemli bir merkez olarak kaldığını gösterir. Marakanda’nın İskender döneminde ne kadar büyük bir şehir olduğu konusunda farklı görüşler vardır; ancak antik kaynaklar şehrin güçlü surlara sahip olduğunu belirtir.

Surlar, Kale ve Şehir Planı

Afrasiyab, üçgene benzer düzensiz bir plana sahiptir. Şehrin çevresi, farklı dönemlerde inşa edilmiş birkaç sıra surla çevrilidir. Bu surların toplam uzunluğunun birkaç kilometreyi bulduğu belirtilir. Arkeolojik araştırmalar, şehrin dört ayrı sur halkasıyla çevrili olduğunu ve bu surların farklı dönemlerde inşa edildiğini ortaya koymuştur.

Şehrin kuzey kesiminde, en yüksek noktada, kale (kuhendiz) yer alıyordu. Kale, şehrin yöneticilerinin sarayını ve en önemli yapılarını barındırıyordu. Kalenin çevresi, kalın surlarla ve derin hendeklerle korunuyordu. Kalenin hemen güneyinde, şehrin ana camisi ve çarşıları bulunuyordu.

Afrasiyab’ın su ihtiyacı, Zerefşan’dan gelen kanallarla karşılanıyordu. Orta çağ coğrafyacıları, Semerkant’a su taşıyan ve bir bölümü kurşunla kaplı olduğu söylenen bir su kemerinden söz eder. Bu su kemeri, şehrin güneyindeki surları aşarak şehre su getiriyordu. Bu sistem, Semerkant’ın orta çağdaki zenginliğinin temel dayanaklarından biriydi.

Şehrin dört ana kapısı olduğu ve bu kapıların farklı yönlere açılan yollara bağlandığı kaynaklarda belirtilir. Çin Kapısı, Buhara Kapısı ve Keş Kapısı gibi adlar, şehrin hangi yönlerle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu adlar, Semerkant’ın İpek Yolu’ndaki merkezi konumunu da yansıtır.

Afrasiyab höyüğü

Soğd Başkenti Semerkant

Erken orta çağda, yani 5. ile 8. yüzyıllar arasında Semerkant, Soğdiana’nın en büyük ve en zengin şehriydi. Soğd şehir devletleri arasında Semerkant hükümdarları en güçlüsü olarak kabul ediliyordu. Çin kaynaklarında Semerkant hükümdarlarına “Kang Kralı” adı verilir.

Bu dönemde Semerkant, Göktürk Kağanlığı ile yakın ilişkiler içindeydi. Göktürkler bölgenin siyasi ve askerî gücünü elinde tutarken, Soğdlu tüccarlar ve yöneticiler şehrin ekonomik ve kültürel hayatını yönlendiriyordu. Semerkant hükümdarlarının Göktürk kağanlarıyla akrabalık bağları kurduğu da bilinir.

Semerkant’ın zenginliği, büyük ölçüde İpek Yolu ticaretine dayanıyordu. Şehir, Çin, Hindistan, İran ve Bizans arasındaki ticaret yollarının kesişme noktasındaydı. Semerkant’ın tüccarları, daha önce Pencikent yazımızda anlattığımız geniş Soğd ticaret ağının merkezinde yer alıyordu.

Göktürkler ve Semerkant

6. yüzyılın ortalarında Göktürk Kağanlığı’nın kurulması, Semerkant’ın tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Göktürkler, Akhunları (Eftalitleri) Sasani İran ile ittifak hâlinde yenerek Maveraünnehir’e hâkim oldu. Bu dönemden itibaren Soğd şehirleri, Göktürk kağanlarının üst egemenliğini tanıdı.

Göktürkler, Soğd şehirlerinin iç yönetimine genellikle karışmadı; ancak bu şehirlerden vergi aldı ve onların ticari ağlarından yararlandı. Soğdlu tüccarlar ve yöneticiler, Göktürk kağanlarının sarayında önemli görevler üstlendi. Göktürklerin Bizans’a ve Sasani İran’a gönderdiği elçilik heyetlerinde Soğdlular yer aldı.

Semerkant hükümdarlarının Göktürk kağanlarıyla evlilik yoluyla akrabalık kurduğu da kaynaklarda geçer. Çin kaynaklarına göre bazı Semerkant hükümdarları, Göktürk kağanlarının kızlarıyla evlenmişti. Bu bağlar, Elçiler Resmi’nde Türk figürlerinin bu kadar belirgin olmasını da açıklayabilir.

7. yüzyılın ortalarında Batı Göktürk Kağanlığı’nın zayıflamasıyla Çin’in Tang Hanedanı, Orta Asya’da etkisini artırmaya çalıştı. Tang, Semerkant hükümdarı Varhuman’ı resmî olarak tanıdı ve ona bir unvan verdi. Elçiler Resmi’ndeki Çin sahneleri, bu diplomatik ilişkinin bir yansıması olarak yorumlanır. Ancak Tang’ın bölgedeki etkisi sınırlı ve kısa süreli oldu.

Elçiler Resmi

Afrasiyab’ın en ünlü buluntusu, 1965 yılında bir yol inşaatı sırasında tesadüfen keşfedilen duvar resimleridir. Bu resimler, Soğd dönemine ait bir sarayın ya da konağın kabul salonunun duvarlarını süslüyordu. Salonun dört duvarı da resimlerle kaplıydı ve bu resimler, “Elçiler Resmi” ya da “Elçiler Salonu” adıyla dünya çapında tanındı.

Resimlerin 7. yüzyılın ortalarında, yaklaşık 660 yılı civarında yapıldığı düşünülür. Batı duvarındaki bir yazıta göre resimler, Semerkant hükümdarı Varhuman (Vargoman) dönemine aittir. Bu yazıt, Soğdca yazılmıştır ve Çaganiyan hükümdarından gelen bir elçinin Varhuman’a hitabını içerir. Çin kaynaklarında da Varhuman’ın adı geçer; Tang Hanedanı’nın onu Kang bölgesinin valisi olarak tanıdığı belirtilir.

Batı duvarında, Varhuman’a farklı ülkelerden gelen elçiler tasvir edilir. Elçiler arasında Çinliler, Kore’den, büyük olasılıkla Goguryeo Krallığı’ndan gelen elçiler ve diğer bölgelerden gelen temsilciler yer alır. Kore elçileri, başlarındaki kuş tüylü başlıklarla tanınır; bu ayrıntı, Kore ile Orta Asya arasındaki erken ilişkilerin önemli bir görsel kanıtı olarak kabul edilir.

Resimlerde çok sayıda Türk figürü de yer alır. Uzun örgülü saçları, kıyafetleri ve silahlarıyla tasvir edilen bu Türkler, Göktürk dönemi Türklerinin görünümüne dair en önemli görsel kaynaklardan biridir. Türk figürlerinin elçilere eşlik eden muhafızlar mı, yoksa sarayın görevlileri mi olduğu tartışmalıdır. Her durumda bu resimler, Türklerin 7. yüzyılda Soğd dünyasında ne kadar yaygın ve etkili olduğunu gösterir.

Güney duvarında, Varhuman’ın kutsal bir mekâna, belki de atalarının türbesine doğru giden bir tören alayı tasvir edilir. Alayda filler, atlar, develer ve kuşlar yer alır. Kuzey duvarında ise Çin’e ait bir sahne bulunur: bir Çinli prenses ya da imparatoriçe, saray hanımlarıyla birlikte bir teknede gezinirken, Çinli bir prens ya da imparator at üzerinde av yaparken tasvir edilir. Doğu duvarındaki resimlerin ise Hindistan’a ait sahneler içerdiği düşünülür; ancak bu duvar büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Elçiler Resmi, bugün Afrasiyab Müzesi’nde, özel olarak tasarlanmış bir salonda sergilenir. Bu resimler, 7. yüzyılda Semerkant’ın dünyanın farklı bölgeleriyle ne kadar yoğun diplomatik ve kültürel ilişkiler içinde olduğunu gösteren eşsiz bir belge niteliğindedir.

Afrasiyab Müzesi

Soğd Semerkant’ında Gündelik Yaşam

Afrasiyab’daki kazılar, Soğd döneminde Semerkant’ta gündelik yaşamın nasıl olduğuna dair ilginç bilgiler sunar. Şehrin mahallelerinde, kerpiçten yapılmış çok odalı evler, dar sokaklar ve küçük meydanlar bulunuyordu. Zengin ailelerin evleri, Pencikent’te olduğu gibi resimlerle süslü kabul salonlarına sahipti. Elçiler Resmi’nin bulunduğu salon da böyle bir yapının parçasıydı.

Semerkant’ın çarşıları, İpek Yolu’nun dört bir yanından gelen mallarla doluydu. Çin ipeği, Hint baharatları, İran gümüşü, Bizans altını ve bozkırdan gelen atlar, bu çarşılarda alınıp satılıyordu. Şehrin kendi zanaatkârları da metal işçiliği, dokuma, cam yapımı ve seramik üretiminde ustalaşmıştı.

Çin kaynakları, Semerkant halkının ticarete olan yeteneğini övgüyle anlatır. Bir Çin kaynağına göre Soğdlu aileler, çocuklarına küçük yaşta ticareti öğretir, yeni doğan bir çocuğun ağzına bal sürer ve eline zamk koyardı; böylece çocuğun tatlı dilli olması ve parayı elinde tutması dilenirdi. Bu anlatı, belki abartılı olsa da, Soğdluların ticaretle ne kadar özdeşleştiğini gösterir.

Semerkant’ta dinî çeşitlilik de dikkat çekiciydi. Zerdüşt tapınaklarının yanı sıra Budist, Maniheist ve Nesturi Hristiyan topluluklar da şehirde yaşıyordu. Bu çeşitlilik, şehrin İpek Yolu’ndaki kozmopolit karakterinin bir yansımasıydı.

Arap Fethi ve Samanoğulları

712 yılında Arap komutanı Kuteybe bin Müslim, Semerkant’ı ele geçirdi. Semerkant hükümdarı Gurek, Araplarla bir anlaşma imzalayarak şehrin yönetimini sürdürdü; ancak şehir bundan sonra Emevi ve ardından Abbasi halifeliğinin bir parçası oldu. Soğd direnişi bir süre daha devam etti; Pencikent hükümdarı Divaşti’nin hikâyesi bu direnişin bir parçasıdır.

9. yüzyılda Samanoğulları, Maveraünnehir’in yönetimini ele geçirdi. Samanoğulları döneminde Semerkant, Buhara ile birlikte bölgenin en önemli şehirlerinden biri oldu. Bu dönemde şehir, İslam dünyasının önemli bir bilim ve kültür merkezi hâline geldi. Fars edebiyatının yeniden doğuşu, Samanoğulları sarayında gerçekleşti.

Samanoğulları döneminde Afrasiyab’da yeni camiler, medreseler, saraylar ve çarşılar inşa edildi. Bu dönemin seramikleri, özellikle beyaz zemin üzerine siyah kufi yazılarla süslenmiş tabaklar, İslam seramik sanatının en zarif örnekleri arasında kabul edilir. Bu seramikler, Afrasiyab kazılarında bol miktarda bulunmuştur ve dünyanın büyük müzelerinde sergilenmektedir.

Semerkant Kâğıdı

Afrasiyab’ın dünya tarihine en önemli katkılarından biri, kâğıt üretimidir. Geleneksel anlatıya göre 751 yılında Abbasi ordusu ile Çin Tang ordusu arasında Talas Nehri yakınlarında yapılan savaşta esir alınan Çinliler arasında kâğıt ustaları da vardı. Bu ustalar Semerkant’a getirildi ve kâğıt yapım tekniğini burada öğrettiler. Bu anlatının ayrıntıları tartışmalıdır ve bazı tarihçiler kâğıdın Semerkant’a daha önce de ulaşmış olabileceğini belirtir. Ancak Semerkant’ın İslam dünyasında kâğıt üretiminin ilk merkezlerinden biri olduğu genel olarak kabul edilir.

Semerkant kâğıdı, kısa sürede İslam dünyasında ün kazandı. Orta çağ yazarları, Semerkant kâğıdının kalitesini övgüyle anlatır. Kâğıt üretimi, Semerkant’tan Bağdat’a, oradan Şam’a, Kahire’ye ve sonra Endülüs üzerinden Avrupa’ya yayıldı. Bu yayılma, bilginin kaydedilmesi ve aktarılmasında devrim niteliğinde bir değişikliğe yol açtı. İslam dünyasındaki büyük kütüphanelerin ve çeviri hareketlerinin gelişiminde kâğıdın önemli bir rolü oldu.

Bugün Semerkant’ın yakınındaki Konigil köyünde, geleneksel yöntemlerle kâğıt üretimini yeniden canlandıran bir atölye bulunur. Bu atölyede, dut ağacının kabuğundan elle kâğıt yapımı izlenebilir. Afrasiyab ziyaretini bu atölyeyle birleştirmek, Semerkant kâğıdının uzun hikâyesini daha somut biçimde anlamak için iyi bir fırsattır.

Afrasiyab Seramikleri

Afrasiyab, İslam dünyasının en önemli seramik üretim merkezlerinden biriydi. Özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda, Samanoğulları döneminde üretilen seramikler, sanat tarihinde özel bir yere sahiptir. Bu seramiklerin en ünlüleri, beyaz astarlı zemin üzerine siyah ya da koyu kahverengi kufi yazılarla süslenmiş tabaklar ve kâselerdir.

Bu tabaklardaki yazılar genellikle Arapça atasözleri, iyi dilekler ya da ahlaki öğütlerdir. “Bilgi başlangıçta acıdır, ama sonunda baldan tatlıdır” gibi sözler, bu tabaklarda sıkça karşılaşılan ifadeler arasındadır. Yazıların tabağın kenarı boyunca zarif bir biçimde düzenlenmesi, kaligrafi ile seramik sanatının mükemmel bir birleşimini oluşturur.

Afrasiyab’da ayrıca renkli sır altı boyama tekniğiyle yapılmış seramikler, kuş ve hayvan figürleriyle süslenmiş kaplar ve günlük kullanım için üretilmiş sade seramikler de bulunmuştur. Kazılarda ortaya çıkarılan çömlekçi atölyeleri ve fırınlar, seramik üretiminin şehirde ne kadar yaygın olduğunu gösterir.

Afrasiyab seramikleri bugün dünyanın pek çok büyük müzesinde, Paris’teki Louvre’dan New York’taki Metropolitan Müzesi’ne kadar sergilenmektedir. Bu seramikler, Samanoğulları döneminin sanatsal inceliğini ve kültürel zenginliğini gösteren en önemli eserler arasındadır.

Karahanlı Sarayı ve Duvar Resimleri

10. yüzyılın sonlarında Karahanlılar, Samanoğullarını yıkarak Maveraünnehir’i ele geçirdi. Karahanlı Devleti’nin batı kolu, 11. yüzyılda Semerkant’ı başkent yaptı. Bu dönemde Afrasiyab’daki kale, Karahanlı hükümdarlarının sarayına ev sahipliği yaptı.

Afrasiyab’ın kalesinde yapılan kazılarda, Karahanlı dönemine ait bir saray kompleksi ortaya çıkarıldı. Bu sarayın duvarlarında, 12. yüzyılın sonu ile 13. yüzyılın başına tarihlenen resimler bulundu. Resimlerde, bağdaş kurmuş oturan bir hükümdar, onun çevresinde ayakta duran saray mensupları, avcılar ve savaşçılar tasvir edilir. Bu resimler, Karahanlı dönemi saray sanatının günümüze ulaşan nadir örneklerindendir.

Bu resimlerdeki figürlerin yüz tipleri ve kıyafetleri, Türk saray kültürünün görsel temsillerine dair önemli bilgiler sunar. Hükümdarın oturuş biçimi ve çevresindeki düzen, Türk-İslam saray geleneğinin sonraki dönemlerde de devam eden özelliklerini yansıtır. Resimlerin bir kısmı, Semerkant’taki müzelerde sergilenmektedir.

Karahanlılardan sonra Semerkant, 12. yüzyılda Karahitayların, 13. yüzyılın başında ise Harezmşahların eline geçti. Harezmşah Alâeddin Muhammed, 1212’de Semerkant’ı ele geçirerek şehri kendi devletine kattı. Ancak bu hâkimiyet uzun sürmedi; birkaç yıl sonra Moğol istilası başladı.

Afrasiyab Karahanlı dönemi duvar resmi

1220: Moğol Yıkımı

1220 baharında Cengiz Han’ın ordusu, Buhara’yı ele geçirdikten sonra Semerkant’a yöneldi. Harezmşah Alâeddin Muhammed, Semerkant’ı savunmak için büyük bir garnizon bırakmıştı; ancak kendisi batıya çekilmişti. Moğol ordusu şehri kuşattı. Kaynaklara göre şehrin savunucuları birkaç gün direndi; ardından şehrin bir kısmı teslim oldu. Kalede direnen garnizon ise yenildi ve öldürüldü.

Moğollar, Semerkant’ı ele geçirdikten sonra şehrin büyük bölümünü yağmaladı ve yıktı. Halkın önemli bir kısmı öldürüldü ya da esir alındı. Zanaatkârlar Moğolistan’a götürüldü. Şehrin su sistemi tahrip edildi. Bu yıkımın ardından Afrasiyab, bir daha eski hâline dönemedi.

Moğol istilasından sonra Semerkant’ın halkı, Afrasiyab’ın güneyindeki düzlüğe yerleşti. Burada yeni bir şehir gelişmeye başladı. 14. yüzyılın sonunda Timur, bu yeni şehri başkent yaptı ve onu dünyanın en görkemli şehirlerinden birine dönüştürdü. Bugünkü Semerkant’ın tarihî merkezi, Registan, Bibi Hanım Camii ve Gur-i Emir, bu yeni şehrin parçalarıdır. Afrasiyab ise bir mezarlık ve terk edilmiş bir tepe olarak kaldı.

Timur’un Yeni Semerkant’ı

Moğol yıkımından sonra Afrasiyab’ın güneyinde gelişen yeni Semerkant, 14. yüzyılın sonunda Timur’un başkenti oldu. Timur, Semerkant’ı dünyanın en görkemli şehri yapmak istiyordu. Seferlerinde ele geçirdiği şehirlerden getirdiği ustalar, mimarlar ve sanatçılar, Semerkant’ta camiler, medreseler, saraylar ve bahçeler inşa etti.

Bu dönemin en önemli yapıları arasında Bibi Hanım Camii, Gur-i Emir Türbesi ve Şah-ı Zinde’deki türbeler sayılabilir. Bibi Hanım Camii, Afrasiyab’ın hemen güneybatısında, eski şehrin kapılarından birinin yakınında inşa edildi. Bu konum, yeni Semerkant’ın eski şehirle olan bağlantısını gösterir.

Timur, Semerkant’ın çevresinde de bahçeler ve saraylar yaptırdı. Bu bahçelere, fethettiği büyük şehirlerin adlarını verdiği anlatılır: Bağdat, Şam, Mısır ve Şiraz gibi. Bu isimlendirme, Semerkant’ın dünyanın merkezi olduğu iddiasının sembolik bir ifadesiydi. Clavijo’nun seyahatnamesinde bu bahçeler ve saraylar ayrıntılı biçimde anlatılır.

Afrasiyab, Timur döneminde terk edilmiş bir tepe olarak kaldı; ancak eski şehrin kenarlarındaki kutsal mekânlar, özellikle Şah-ı Zinde, Timur ve ailesi tarafından büyük bir ilgiyle donatıldı. Böylece eski ve yeni Semerkant, kutsal mekânlar aracılığıyla birbirine bağlandı.

Afrasiyab’ın Kenarındaki Kutsal Mekânlar

Afrasiyab’ın terk edilmesinden sonra, eski şehrin kenarlarında bazı kutsal mekânlar önemini korudu ve hatta daha da büyüdü. Bunların en ünlüsü, Afrasiyab’ın güney yamacında yer alan Şah-ı Zinde türbeler topluluğudur.

Şah-ı Zinde, “Yaşayan Şah” anlamına gelir. Bu ad, Hz. Muhammed’in amcasının oğlu Kusem bin Abbas’a atfedilir. Geleneksel anlatıya göre Kusem bin Abbas, 7. yüzyılda İslam’ı yaymak için Semerkant’a gelmiş ve burada şehit olmuştur. Efsaneye göre o ölmemiş, bir kuyuya ya da yeraltına çekilerek yaşamaya devam etmiştir. Bu nedenle ona “Yaşayan Şah” denir.

Kusem bin Abbas’ın türbesi etrafında, 11. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan bir dönemde çok sayıda türbe inşa edildi. Özellikle Timur döneminde, Timur’un ailesinin ve sarayının önemli kişileri için yapılan türbeler, bu topluluğa eşsiz bir görkem kazandırdı. Şah-ı Zinde’nin dar sokağı boyunca sıralanan türbeler, mavi ve turkuaz çinileriyle Orta Asya’nın en güzel mimari topluluklarından birini oluşturur.

Afrasiyab’ın bir başka kenarında, Hızır Camii ve Danyal Peygamber Türbesi bulunur. Hızır Camii, Afrasiyab’ın güneybatı köşesinde, şehrin eski kapılarından birinin yakınında yer alır. Danyal Türbesi ise Afrasiyab’ın kuzey kenarında, Siyob Nehri’nin kıyısındadır. Geleneksel anlatıya göre burada Hz. Danyal’ın kalıntılarının bir kısmı bulunur ve bu kalıntıları Timur’un Anadolu seferinden getirdiği anlatılır. Türbedeki sandukanın 18 metreyi aşan uzunluğu, ziyaretçilerin dikkatini çeker. Bu anlatılar tarihsel olmaktan çok menkıbevî niteliktedir; ancak türbe, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi ziyaretçiler tarafından saygıyla ziyaret edilen bir mekândır.

Afrasiyab’ın kuzeydoğusunda, Kohak tepesinde ise Uluğ Bey Rasathanesi’nin kalıntıları bulunur. 1420’lerde inşa edilen bu rasathane, dev bir mermer kadranıyla dünyanın en önemli astronomi gözlemevlerinden biriydi. Rasathanenin yeraltındaki kadran bölümü, 1908’de Rus arkeolog Vladimir Vyatkin tarafından keşfedildi ve bugün ziyaretçilere açıktır.

Afrasiyab güney sınırı ve Şah-ı Zinde

Uluğ Bey Rasathanesi

Afrasiyab’ın kuzeydoğusundaki Kohak tepesinde yer alan Uluğ Bey Rasathanesi, Semerkant’ın bilim tarihindeki önemini gösteren en önemli yapılardan biridir. Rasathane, 1420’lerde Timur’un torunu Uluğ Bey tarafından inşa ettirildi. Üç katlı, silindirik bir yapı olduğu ve yüksekliğinin otuz metreyi aştığı tahmin edilir.

Rasathanenin en önemli aleti, yeraltına doğru uzanan dev bir mermer kadrandı. Bu kadranın yarıçapının yaklaşık 40 metre olduğu belirtilir. Kadran, güneşin, ayın ve gezegenlerin konumlarını büyük bir hassasiyetle ölçmek için kullanılıyordu. Uluğ Bey ve ekibi, bu rasathanede yaptıkları gözlemlerle yıldız kataloğunu hazırladı ve yılın uzunluğunu dikkate değer bir doğrulukla hesapladı.

Uluğ Bey’in 1449’da öldürülmesinden sonra rasathane bakımsız kaldı ve zamanla yıkıldı. Yapı malzemeleri sökülerek başka yerlerde kullanıldı. Rasathanenin yeri unutuldu. 1908’de Rus arkeolog Vladimir Vyatkin, eski belgeleri inceleyerek rasathanenin yerini buldu ve kadranın yeraltındaki bölümünü ortaya çıkardı. Bugün bu bölüm ziyaretçilere açıktır ve yanında Uluğ Bey’e ve rasathaneye ayrılmış küçük bir müze bulunur.

Vyatkin, Semerkant’a duyduğu sevgiyle tanınırdı ve vasiyeti üzerine rasathanenin yakınına gömüldü. Mezarı, bugün de rasathanenin yanında yer alır. Bu durum, Pencikent’te gömülü olan Boris Marşak’ı hatırlatır; her iki bilim insanı da hayatlarını adadıkları alanlarda son uykularına yatmıştır.

Kazıların Tarihi

Afrasiyab’daki arkeolojik çalışmalar, 19. yüzyılın sonlarında, Rus İmparatorluğu’nun Semerkant’ı ele geçirmesinden kısa süre sonra başladı. İlk kazıları yapanlar arasında Rus doğubilimci Nikolay Veselovski ve Vasili Bartold gibi isimler yer alır. Bu ilk kazılar, daha çok buluntu toplamaya yönelikti ve bilimsel yöntemler açısından sınırlıydı.

20. yüzyılda, özellikle Sovyet döneminde, Afrasiyab’da daha sistematik kazılar yapıldı. Vyatkin, Afrasiyab’da uzun yıllar çalıştı ve şehrin farklı dönemlerine ait önemli buluntular ortaya çıkardı. 1965’te Elçiler Resmi’nin keşfi, Afrasiyab’ı dünya arkeolojisinin gündemine taşıdı.

1980’lerden itibaren Fransız ve Özbek arkeologların ortak projeleri, Afrasiyab’daki çalışmalara yeni bir ivme kazandırdı. Fransız-Özbek Arkeoloji Misyonu, şehrin surlarını, kalesini ve farklı dönemlerin yerleşim katmanlarını ayrıntılı biçimde inceledi. Bu çalışmalar, Afrasiyab’ın kronolojisini ve şehir gelişimini çok daha net biçimde ortaya koydu. Karahanlı sarayının duvar resimlerinin bulunması da bu dönemin önemli başarıları arasındadır.

Afrasiyab Müzesi

Afrasiyab’ın tepesinde, 1970 yılında Semerkant’ın 2500. kuruluş yıl dönümü kutlamaları için inşa edilen Afrasiyab Müzesi yer alır. Müze, Afrasiyab kazılarından çıkan buluntuları sergiler. Müzenin en önemli bölümü, Elçiler Resmi’nin sergilendiği salondur. Resimler, orijinal salonun boyutlarına uygun biçimde düzenlenmiş bir mekânda, dört duvar boyunca sergilenir.

Müzede ayrıca Afrasiyab’ın farklı dönemlerine ait seramikler, sikkeler, metal eşyalar, cam eşyalar, heykelcikler ve diğer buluntular yer alır. Samanoğulları dönemi seramikleri, müzenin en etkileyici koleksiyonlarından biridir. Müzede Afrasiyab’ın şehir planını gösteren maketler ve bilgi panoları da bulunur.

Afrasiyab’ı ziyaret etmeden önce müzeyi görmek, kalıntıları anlamak için büyük kolaylık sağlar. Müzeden çıktıktan sonra tepelerin üzerinde yürüyerek eski şehrin surlarını ve kalesini görmek mümkündür.

Siyob Çarşısı: Eski Şehrin Yaşayan Mirası

Afrasiyab’ın güneybatı eteğinde, Bibi Hanım Camii’nin hemen yanında, Semerkant’ın en büyük ve en canlı çarşısı olan Siyob Çarşısı yer alır. Çarşının adı, Afrasiyab’ın kuzeyinden akan Siyob deresinden gelir. Bu çarşı, yüzyıllardır Semerkant’ın ticari kalbi olmuştur ve eski şehrin ticaret geleneğinin bugün de yaşadığı bir mekândır.

Siyob Çarşısı’nda taze meyve ve sebzeler, kuru yemişler, baharatlar, ünlü Semerkant ekmeği, helva ve şekerlemeler satılır. Semerkant ekmeği, özel bir tandırda pişirilen, üzeri desenli yuvarlak bir ekmektir ve uzun süre bozulmadan kalmasıyla tanınır. Halk arasında, Semerkant ekmeğinin yalnızca Semerkant’ın suyu ve havasıyla yapılabileceğine inanılır.

Çarşının hemen kuzeyinde Afrasiyab’ın tepeleri yükselir. Çarşıda alışveriş yaptıktan sonra Afrasiyab’a çıkmak, bin yıllık bir ticaret geleneğinin iki ucunu bir arada deneyimlemek anlamına gelir. Soğdlu tüccarların bir zamanlar ipek ve gümüş alıp sattığı şehrin eteklerinde, bugün de pazarcılar müşterilerine en taze ürünlerini sunmaya devam eder.

Çarşının çevresinde, Semerkant’ın geleneksel mahalleleri de bulunur. Bu mahallelerin dar sokaklarında yürümek, avlulu evleri ve yerel yaşamı görmek, Semerkant’ın turistik yüzünün ardındaki gündelik hayatı tanımak için iyi bir fırsattır.

Afrasiyab’da Gezinti Rehberi

Afrasiyab ziyaretine, tepenin üzerindeki müzeden başlamak en iyisidir. Müzede Elçiler Resmi’ni ve diğer buluntuları gördükten sonra, müzenin arkasındaki yollardan tepelerin üzerine çıkılabilir. Buradan kale alanına doğru yürüyerek, eski şehrin en yüksek noktasından Semerkant’ın manzarasını izlemek mümkündür.

Kale alanında, kazılarla açığa çıkarılmış Karahanlı sarayının kalıntıları görülebilir. Ardından şehrin surlarının izlerini takip ederek tepelerin üzerinde dolaşmak, Afrasiyab’ın büyüklüğünü anlamak için iyi bir yoldur. Tepeler arasındaki derin vadiler, eski hendeklerin ve sokakların izleridir.

Afrasiyab’ın güney yamacından aşağı inerek Şah-ı Zinde’ye ulaşılabilir. Şah-ı Zinde’nin türbeler sokağını gezdikten sonra, Bibi Hanım Camii ve Siyob Çarşısı’na yürümek, eski ve yeni Semerkant’ı bir arada görmek için ideal bir rotadır. Daha fazla zamanı olanlar, Afrasiyab’ın kuzeyindeki Danyal Türbesi’ni ve kuzeydoğusundaki Uluğ Bey Rasathanesi’ni de ziyaret edebilir.

Afrasiyab’ın tepeleri üzerinde yürürken dikkatli olmak gerekir; zemin bazı yerlerde gevşek ve kaygandır. Rahat ayakkabılar, şapka ve su bulundurmak önerilir.

Afrasiyab’ın Bize Öğrettikleri

Afrasiyab’ın hikâyesi, şehirlerin ne kadar uzun yaşayabileceğini ve aynı zamanda ne kadar hızlı yok olabileceğini gösterir. İki bin yıldan fazla bir süre boyunca kesintisiz yerleşim gören bu şehir, Moğol istilasıyla birkaç gün içinde yıkıldı ve bir daha eski yerine dönmedi. Ancak şehrin halkı yok olmadı; hemen yanı başında yeni bir şehir kurdu ve bu şehir, yüzyıl sonra dünyanın en görkemli başkentlerinden birine dönüştü.

Bu süreklilik, Orta Asya şehirlerinin ortak bir özelliğidir. Merv’de, Gürgenç’te ve Buhara’da da benzer hikâyeler yaşanmıştır. Şehirler yıkılmış, yer değiştirmiş, adları değişmiş; ancak kültürel miras bir şekilde yaşamaya devam etmiştir. Afrasiyab’ın tepelerinde durup güneydeki Timurlu kubbelerine bakmak, bu sürekliliği bizzat görmek demektir.

Afrasiyab’ı Neden Görmeli?

Semerkant’ı ziyaret eden çoğu kişi, Registan’ın, Gur-i Emir’in ve Şah-ı Zinde’nin görkemli yapılarına odaklanır. Afrasiyab ise çoğu zaman atlanır ya da kısa bir müze ziyaretiyle geçiştirilir. Oysa Afrasiyab, Semerkant’ın asıl köklerinin bulunduğu yerdir. Bu tepelerde yürümek, iki bin beş yüz yıllık bir şehrin tarihine dokunmak demektir.

Afrasiyab, Büyük İskender’den Cengiz Han’a, Göktürklerden Karahanlılara kadar pek çok büyük tarihî figürün yollarının kesiştiği bir yerdir. Elçiler Resmi, 7. yüzyılda dünyanın farklı köşelerinden gelen insanların bir arada tasvir edildiği eşsiz bir belgedir. Türk okuyucu için bu resimdeki Göktürk figürleri ayrıca anlamlıdır.

Son olarak Afrasiyab, Semerkant’ı bütün olarak anlamak için gereklidir. Timur’un görkemli Semerkant’ı, Afrasiyab’ın küllerinden doğmuştur. Bu iki şehri birlikte görmek, Orta Asya’nın en büyük şehrinin binlerce yıllık hikâyesini eksiksiz biçimde anlamanızı sağlar.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Koordinatlar: 39.6700° K, 66.9900° D (Afrasiyab Müzesi, yaklaşık)

Harita: Afrasiyab’ı Google Haritalar’da aç

Ulaşım: Afrasiyab, Semerkant şehir merkezine çok yakındır. Registan’dan taksiyle birkaç dakikada ulaşılabilir; Bibi Hanım Camii ve Siyob Çarşısı’ndan yürüyerek de gidilebilir. Şah-ı Zinde ile aynı gün ziyaret edilmesi önerilir.

Giriş: Afrasiyab Müzesi’nde giriş ücreti alınır. Ücretler değişebileceği için güncel bilgiyi yerinde öğrenmek gerekir.

En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en uygun mevsimlerdir. Yaz ayları sıcak olabilir; tepelerde gölge azdır.

Öneriler: Önce müzeyi ve Elçiler Resmi’ni görün, ardından tepelerde yürüyüş yapın. Şah-ı Zinde, Hızır Camii, Danyal Türbesi ve Uluğ Bey Rasathanesi ile birlikte yarım günlük ya da tam günlük bir program oluşturabilirsiniz.

Afrasiyab kazı alanı

Afrasiyab’ı ziyaret etmek için en uygun zaman, sabahın erken saatleri ya da güneşin batmaya yaklaştığı akşamüstü saatleridir. Bu saatlerde tepelerin üzerinden Semerkant’ın kubbelerine düşen ışık, şehrin iki farklı çağını birbirine bağlayan büyüleyici bir manzara oluşturur. Müzenin kapanış saatini önceden öğrenmek, ziyaretinizi buna göre planlamak için yararlı olacaktır. Ayrıca müzenin rehberli turlarından yararlanmak, Elçiler Resmi’ndeki figürlerin kimliklerini ve sahnelerin anlamını daha iyi kavramanızı sağlar. Rehberler, resimlerdeki Türk, Çinli ve Koreli elçileri tek tek göstererek her birinin kıyafet ve hediyelerini açıklar.

Video

Afrasiyab kale alanı
Afrasiyab kayaya oyulmuş yapı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

  • Şehrisebz: Timur’un doğduğu şehir ve Ak Saray.
  • Pencikent: Zerefşan vadisinin resimli Soğd şehri.
  • Buhara Ark: Samanoğullarının başkentindeki saray-kale.
  • Türkistan: Hoca Ahmed Yesevî Türbesi ve kalesi.
  • Otrar: Moğol istilasının başladığı Seyhun boyu kale şehri.
  • Hisar Kalesi: Tacikistan’ın dağ eteğindeki kadim kapısı.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir