Pencikent: Soğdluların Resimli Şehri ve Divaşti’nin Kalesi
Tacikistan’ın kuzeybatısında, Zerefşan Nehri’nin vadisinde, modern Pencikent şehrinin hemen kenarında bir tepe ve onun eteklerine yayılan geniş bir kalıntı alanı vardır. Burası, erken orta çağda İpek Yolu’nun en önemli tüccar halkı olan Soğdluların şehirlerinden biri olan antik Pencikent’tir. Pencikent, özellikle evlerin duvarlarını süsleyen renkli resimleriyle dünya çapında tanınır. Bu resimler, Soğd sanatının en zengin ve en canlı örnekleri olarak kabul edilir ve bazı araştırmacılar Pencikent’i bu yüzden “Orta Asya’nın Pompeii’si” olarak adlandırır.
Orta Asya kaleleri serimizde Tacikistan’dan daha önce Hisar Kalesi‘ni anlatmıştık. Hisar, ülkenin batısındaki bir dağ geçidini koruyan, büyük ölçüde Buhara Emirliği dönemine ait bir kaleydi. Pencikent ise çok daha eskiye, 5.-8. yüzyıllara, Soğd şehir kültürünün zirvesine aittir. Bu yazıda Pencikent’in konumunu, Soğdluları, şehrin kalesini ve şehristanını, duvar resimlerini, son hükümdar Divaşti’nin hikâyesini, Mug Dağı belgelerini, kazıların tarihini ve ziyaret bilgilerini ayrıntılı biçimde ele alacağız.

İçindekiler
- Zerefşan Vadisi ve Konum
- Soğdlular: İpek Yolu’nun Tüccarları
- Çin’den Bizans’a Soğd Ticaret Ağı
- Soğd Alfabesinin Uzun Yolculuğu
- Şehrin Planı: Kale, Şehristan, Rabat ve Nekropol
- Kale ve Saray
- Tapınaklar ve Dinî Hayat
- Evler ve Gündelik Hayat
- Soğd Toplumunda Aile ve Kadın
- Pencikent Duvar Resimleri
- Pencikent ve Semerkant
- Ressamlar, Ustalar ve Atölyeler
- Soğd Sofrası ve Şarap Kültürü
- Divaşti ve Arap Fethi
- Arap Fethinden Sonra Zerefşan Vadisi
- Mug Dağı Belgeleri
- Kazılar: Yakubovski’den Marşak’a
- Rûdekî ve Pencikent
- Sarazm: Daha Eski Bir Komşu
- Antik Pencikent’te Gezinti Rehberi
- Zerefşan Vadisinde Gezi Rotası
- Pencikent’i Neden Görmeli?
- Ziyaret Bilgileri ve Konum
- Video
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Zerefşan Vadisi ve Konum
Pencikent, Tacikistan’ın Soğd vilayetinde, Zerefşan Nehri’nin sol kıyısında yer alır. Özbekistan’daki Semerkant’ın yaklaşık altmış kilometre doğusundadır. Zerefşan, Farsçada “altın saçan” anlamına gelir; nehrin taşıdığı altın taneciklerinden dolayı bu adı aldığı söylenir. Nehir, Zerefşan dağlarından doğar, Pencikent’ten geçerek batıya, Semerkant ve Buhara’ya doğru akar ve bu şehirlerin vahalarını besler.
Zerefşan vadisi, antik çağda Soğdiana adıyla bilinen bölgenin kalbiydi. Soğdiana’nın en önemli şehirleri Semerkant (antik Marakanda) ve Buhara bu vadi boyunca kurulmuştu. Pencikent ise vadinin doğu ucunda, dağlara açılan kapının yakınında yer alıyordu. Bu konum, Pencikent’i hem dağlık bölgelerin kaynaklarına hem de ovadaki büyük şehirlere erişimi olan bir merkez yapıyordu.
Antik Pencikent’in kalıntıları, modern şehrin güneydoğusunda, Zerefşan vadisine bakan bir teras üzerinde uzanır. Kalıntıların üzerinden vadinin yeşil tarlaları, nehrin kıvrımları ve güneyde Zerefşan dağlarının sırtları görülür. Bu manzara, Soğdluların neden bu noktayı seçtiğini anlamaya yeter: verimli topraklar, bol su ve korunaklı bir konum.
Soğdlular: İpek Yolu’nun Tüccarları
Soğdlular, Doğu İran dilleri grubundan Soğdca konuşan bir halktı. Antik çağda Ahameniş İmparatorluğu’nun bir satraplığı olan Soğdiana, Büyük İskender tarafından fethedilmiş, sonra çeşitli Helenistik, Kuşan ve yerel yönetimler altında kalmıştı. Ancak Soğdluların asıl parlak dönemi, MS 4. ile 8. yüzyıllar arasındadır.
Bu dönemde Soğdlular, İpek Yolu ticaretinin en önemli aktörleri hâline geldi. Soğdlu tüccarlar, Çin’in içlerine kadar uzanan geniş bir ticaret ağı kurdu. Çin’in büyük şehirlerinde, Moğolistan bozkırlarında, Doğu Türkistan vahalarında ve Yedisu bölgesinde Soğd kolonileri bulunuyordu. Soğdca, bu geniş coğrafyada ticaretin ortak dili olarak kullanılıyordu.
Soğdluların Türklerle ilişkisi özellikle önemlidir. 6. yüzyılda Göktürk Kağanlığı’nın kurulmasıyla Soğdiana, Türk kağanlarının etkisi altına girdi. Türkler bölgenin siyasi ve askerî gücünü elinde tutarken, Soğdlular ticareti, diplomasiyi ve yazışmaları yürütüyordu. Göktürklerin Bizans ve Sasani İran ile diplomatik ilişkilerinde Soğdlu elçilerin rol oynadığı bilinir. Eski Uygur alfabesinin Soğd alfabesinden türetildiği de bu yakın ilişkinin bir göstergesidir.
Soğdluların dinî hayatı da çeşitliydi. Çoğunluk, yerel geleneklerle harmanlanmış bir Zerdüştlüğe bağlıydı; ancak Soğdlular arasında Budistler, Maniheistler ve Nesturi Hristiyanlar da bulunuyordu. Bu dinî çeşitlilik, Pencikent’in duvar resimlerinde de açıkça görülür.

Çin’den Bizans’a Soğd Ticaret Ağı
Pencikent’in zenginliğini anlamak için Soğd ticaret ağının genişliğini bilmek gerekir. Soğdlu tüccarlar, 4. yüzyıldan itibaren Çin’in büyük şehirlerinde yerleşik topluluklar oluşturmuştu. Bu toplulukların varlığı, Dunhuang yakınlarında bulunan ve “Eski Mektuplar” adıyla bilinen bir grup Soğdca mektupla belgelenmiştir. 4. yüzyılın başlarına tarihlenen bu mektuplar, Çin’deki Soğdlu tüccarların memleketlerindeki aileleri ve iş ortaklarıyla yazışmalarını içerir ve dünyanın en eski ticari yazışmaları arasında sayılır.
Tang Hanedanı döneminde Çin’in başkenti Çang’an’da büyük bir Soğd topluluğu yaşıyordu. Soğdlular, Çin’de yalnızca tüccar olarak değil, askerler, müzisyenler, dansçılar ve yöneticiler olarak da öne çıktı. 8. yüzyılın ortalarında Tang Hanedanı’nı derinden sarsan büyük isyanın lideri An Lushan’ın da Soğd ve Türk kökenli olduğu bilinir. Bu isyan, Çin tarihinin en yıkıcı olaylarından biriydi ve Soğdluların Çin’deki konumunu da olumsuz etkiledi.
Batı yönünde ise Soğdlular, Göktürklerin elçileri olarak Bizans’a kadar ulaşmıştı. 6. yüzyılın ikinci yarısında Soğdlu Maniakh önderliğindeki bir elçilik heyeti, Göktürk kağanı adına Konstantinopolis’e giderek ipek ticareti konusunda görüşmeler yapmıştı. Bu elçilik, Bizans kaynaklarında kaydedilmiştir ve Türk-Bizans ilişkilerinin başlangıç noktalarından biri olarak kabul edilir.
Bu geniş ağ, Pencikent gibi Soğd şehirlerine büyük bir zenginlik getirdi. Pencikent’in tüccar aileleri, bu zenginliği evlerini görkemli resimlerle süslemek için kullandı. Resimlerde görülen Çin ipekleri, Hint motifleri ve İran destanları, bu ticaret ağının kültürel yansımalarıdır.
Soğd Alfabesinin Uzun Yolculuğu
Soğdluların tarihe bıraktığı en kalıcı miraslardan biri, alfabeleridir. Soğd alfabesi, Aramice kökenli bir yazıdır ve sağdan sola yazılır. Bu alfabe, Soğd tüccarları ve din adamları aracılığıyla Orta Asya’nın farklı halkları arasında yayıldı.
Türk tarihi açısından en önemli gelişme, Uygurların Soğd alfabesini benimsemesidir. 8. yüzyılda kurulan Uygur Kağanlığı döneminde, Soğd alfabesinden türetilen Uygur alfabesi geliştirildi. Bu alfabe, yüzyıllar boyunca Türkçe yazmak için kullanıldı. Budist, Maniheist ve sonra İslami metinler bu alfabeyle yazıldı. Kutadgu Bilig’in nüshalarından biri de Uygur harfleriyle yazılmıştır.
Hikâye burada bitmez. 13. yüzyılda Moğollar, Uygur alfabesini benimseyerek kendi dillerini yazmak için kullanmaya başladı. Böylece Moğol alfabesi doğdu. Moğol alfabesi, bugün de Çin’in İç Moğolistan bölgesinde kullanılmaktadır. 17. yüzyılda ise Mançular, Moğol alfabesinden kendi alfabelerini türetti.
Bu zincir, Pencikent’te yaşayan Soğdluların kullandığı yazının, binlerce kilometre uzaktaki halklara ve yüzlerce yıl sonrasına kadar uzandığını gösterir. Pencikent’in duvarlarında görülen Soğdca yazıtlar, bu uzun yolculuğun başlangıç noktalarından biridir.
Şehrin Planı: Kale, Şehristan, Rabat ve Nekropol
Antik Pencikent, Orta Asya şehirlerinin tipik düzenini izleyen dört ana bölümden oluşur. Bu bölümler, kazılar sayesinde oldukça iyi anlaşılmıştır ve Pencikent’i bir Soğd şehrinin planını incelemek için en iyi örneklerden biri yapar.
Kale (Kuhendiz): Şehrin batı tarafında, derin bir hendekle şehristandan ayrılan bir tepe üzerinde yer alır. Kalede hükümdarın sarayı ve savunma yapıları bulunuyordu. Kalenin şehristana göre daha yüksekte olması, hem savunma hem de otoritenin görünürlüğü açısından önemliydi.
Şehristan: Surlarla çevrili iç şehirdir. Alanının yaklaşık 13-19 hektar olduğu belirtilir; farklı kaynaklar farklı ölçümler verir. Şehristanın içinde düzenli sokaklarla ayrılmış mahalleler, iki büyük tapınak, çarşılar ve atölyeler bulunuyordu. Şehristan, kalıntıların en çok kazılan ve en iyi bilinen bölümüdür.
Rabat: Şehristanın surlarının dışında uzanan dış mahallelerdir. Burada zanaatkâr atölyeleri, çömlekçi fırınları ve daha basit konutlar yer alıyordu. Rabat, şehrin büyümesiyle zamanla genişlemişti.
Nekropol: Şehrin güneyinde, ölülerin defnedildiği alandır. Soğdlu Zerdüştler, ölülerinin kemiklerini temizledikten sonra osuar adı verilen kil kaplara koyar ve bu osuarları “naus” adı verilen küçük mezar yapılarına yerleştirirdi. Pencikent nekropolünde çok sayıda naus ve osuar bulunmuştur. Bu buluntular, Soğdluların ölüm ve ahiret inançlarını anlamak için önemli bir kaynaktır.
Kale ve Saray
Pencikent’in kalesi, şehrin hükümdarının ikametgâhıydı. Kazılarda kalede bir saray kompleksinin kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Sarayın tören salonları, duvar resimleriyle süslenmişti. Bu resimlerin bir kısmı, hükümdarın kendisini ve sarayın törenlerini tasvir eder.
Kalenin savunma yapıları da dikkat çekicidir. Kalın kerpiç surlar, kuleler ve kapılar, kalenin ciddi bir saldırıya karşı direnebilecek biçimde tasarlandığını gösterir. Kale ile şehristan arasındaki hendek, kalenin şehirden bağımsız olarak da savunulabilmesini sağlıyordu.
Kalenin bulunduğu tepeden bakıldığında, şehristanın düzenli sokakları, tapınakların kalıntıları ve vadinin geniş manzarası görülür. Bu bakış noktası, ziyaretçilerin şehrin planını anlaması için en uygun yerdir.

Tapınaklar ve Dinî Hayat
Pencikent şehristanının merkezinde, yan yana duran iki büyük tapınak bulunur. Bu tapınaklar, şehrin dinî hayatının merkeziydi. Tapınakların her biri, bir avlu, sütunlu bir giriş salonu ve iç kutsal alandan oluşuyordu. Tapınakların duvarları resimlerle, kapıları ve tavanları ise oymalı ahşap süslemelerle bezenmişti.
Tapınaklarda hangi tanrılara tapınıldığı kesin olarak bilinmez. Soğd dininde, Zerdüşt geleneğinin tanrıları ile yerel tanrılar bir arada yer alıyordu. Pencikent’teki resimlerde, dört kollu bir tanrıça, ejderhalar üzerinde oturan tanrılar ve diğer çeşitli tanrı figürleri görülür. Dört kollu tanrıçanın, Soğdluların önemli bir tanrıçası olan Nana olduğu düşünülür. Nana kültü, Mezopotamya kökenli olup Kuşan döneminde Orta Asya’ya yayılmıştı.
Tapınaklarda ateş kültünün de önemli bir yeri vardı. Ancak Soğd Zerdüştlüğünün, İran’daki Sasani dönemi Zerdüştlüğünden farklı olduğu, daha fazla tasvir ve heykel kullandığı bilinir. Bu farklılık, Pencikent’in duvar resimlerinde açıkça görülür.
Evler ve Gündelik Hayat
Pencikent’in en ilginç yanlarından biri, sıradan şehir halkının evleridir. Kazılarda yüzlerce ev ortaya çıkarılmıştır. Bu evlerin çoğu iki ya da üç katlıydı ve kerpiçten yapılmıştı. Evlerin zemin katında depolar ve atölyeler, üst katlarda ise yaşam alanları bulunuyordu.
Pencikent evlerini benzersiz kılan şey, zengin ailelerin evlerinde bulunan büyük kabul salonlarıdır. Bu salonlar genellikle kare planlıydı, ahşap direklerle desteklenen bir tavana sahipti ve duvarları baştan sona resimlerle kaplıydı. Salonların duvarları boyunca oturma sekileri bulunuyordu. Bu salonların, ailenin konuklarını ağırladığı, törenler ve ziyafetler düzenlediği mekânlar olduğu düşünülür.
Bu salonlardaki resimler, Pencikent’in en ünlü sanat eserleridir. Zengin tüccar aileleri, evlerinin duvarlarını destanlardan, masallardan, dinî anlatılardan ve gündelik hayattan sahnelerle süsletmişti. Bu durum, Pencikent’te sanatın yalnızca saraylara ve tapınaklara değil, şehrin varlıklı ailelerine de ait olduğunu gösterir. Bazı araştırmacılara göre Pencikent’teki evlerin önemli bir kısmında resimli salonlar bulunuyordu; bu, antik dünyada oldukça nadir rastlanan bir durumdur.
Evlerde bulunan diğer buluntular, seramik kaplar, metal eşyalar, sikkeler, ahşap oymalar ve tekstil parçaları, Soğdluların gündelik hayatı hakkında zengin bilgiler sunar. Ahşap oymaların bir kısmı, yangınlarda kömürleşerek korunmuştur. Bu kömürleşmiş oymalar, Soğd ahşap sanatının inceliğini gösterir.

Soğd Toplumunda Aile ve Kadın
Pencikent’teki buluntular ve Mug Dağı belgeleri, Soğd toplumunun aile yapısı ve kadınların konumu hakkında da ilginç bilgiler sunar. Mug Dağı’nda bulunan evlilik sözleşmesi, bu açıdan özellikle değerlidir. 710 yılına tarihlenen bu sözleşme, bir Türk asilzadesi ile bir Soğdlu kadın arasındaki evliliği düzenler. Sözleşmede, kocanın eşine iyi davranma yükümlülüğü, eşin hakları, boşanma koşulları ve boşanma durumunda malların paylaşımı gibi konular ayrıntılı biçimde belirtilir.
Bu sözleşme, Soğd toplumunda kadınların belirli hukuki haklara sahip olduğunu gösterir. Sözleşmeye göre koca, eşinin rızası olmadan ikinci bir eş alamaz ya da cariye edinemezdi. Boşanma hakkı her iki tarafa da tanınmıştı. Bu düzenlemeler, dönemin diğer toplumlarıyla karşılaştırıldığında dikkat çekicidir. Ayrıca sözleşmenin bir Türk ile bir Soğdlu arasında yapılmış olması, iki halk arasındaki yakın ilişkilerin aile düzeyine kadar indiğini gösterir.
Pencikent resimlerinde de kadınlar önemli bir yer tutar. Ziyafet sahnelerinde, müzisyenler ve dansçılar arasında, dinî törenlerde ve destan sahnelerinde kadın figürleri görülür. Bir resimde, savaşan kadınlar, yani Amazon benzeri savaşçı kadınlar tasvir edilmiştir. Bu tür sahneler, Soğd hayal dünyasında kadınların yalnızca ev içi rollerle sınırlı olmadığını düşündürür.
Evlerin düzeni de aile yapısı hakkında ipuçları verir. Büyük evlerde birden fazla neslin bir arada yaşadığı, geniş ailelerin aynı çatı altında bulunduğu düşünülür. Kabul salonları, ailenin toplumsal statüsünü gösteren mekânlardı ve misafir ağırlama geleneği, Soğd kültürünün önemli bir parçasıydı. Bu misafirperverlik geleneği, bugün de Tacik ve Özbek kültürlerinde yaşamaya devam eder.
Pencikent Duvar Resimleri
Pencikent’in duvar resimleri, Orta Asya sanatının en önemli hazinelerinden biridir. Resimler, kerpiç duvarlar üzerine sürülen kil ve alçı sıva üzerine, doğal pigmentlerle yapılmıştır. Lacivert, kırmızı, sarı, yeşil, siyah ve beyaz renkler kullanılmıştır. Lacivert renk için Badahşan’dan getirilen lapis lazuli taşının kullanıldığı düşünülür; bu da resimlerin ne kadar değerli olduğunu gösterir.
Resimlerin konuları son derece çeşitlidir. En ünlü resimler arasında, İran’ın büyük destan kahramanı Rüstem’in maceralarını anlatan bir dizi sahne bulunur. Bu resimler, Firdevsî’nin Şehname’sinden yaklaşık üç yüz yıl önce yapılmıştır ve Rüstem destanının Soğdiana’da ne kadar sevildiğini gösterir. Resimlerde Rüstem, kaplan postu giymiş, atı Rahş’ın üzerinde, devlerle ve düşmanlarla savaşırken tasvir edilir.
Diğer resimlerde ziyafet sahneleri, avcılık, savaşçılar, müzisyenler, dansçılar ve masal sahneleri yer alır. Bir resimde, Ezop masallarına ve Hint Pançatantra masallarına benzeyen hikâyeler tasvir edilmiştir. Bu durum, Soğdluların farklı kültürlerden gelen anlatılarla ne kadar iç içe olduğunu gösterir. Bir başka ünlü resim, yas tutan insanları tasvir eden bir sahnedir; bu sahnede saçlarını yolan, yüzlerini tırmalayan figürler, ölen bir kişinin ardından yapılan yas törenini gösterir. Bu tür yas törenleri, Göktürklerde de görülen bir gelenektir.
Resimlerin üslubu, hem İran hem de Hint ve Çin sanatından etkiler taşır; ancak kendine özgü bir Soğd karakterine sahiptir. Figürlerin canlı hareketleri, zengin kıyafet ayrıntıları ve anlatı sahnelerinin çok parçalı yapısı, Soğd resim sanatının ayırt edici özellikleridir. Resimler, birbirini izleyen bantlar hâlinde düzenlenmiştir; bu da bir hikâyenin sahne sahne anlatılmasını sağlar, adeta bir çizgi roman gibi okunur.
Pencikent resimlerinin büyük kısmı, kazılardan sonra duvarlardan ayrılarak müzelere taşınmıştır. Bugün bu resimlerin en önemli koleksiyonları St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde ve Duşanbe’deki Tacikistan Ulusal Antikalar Müzesi’nde bulunur. Pencikent’teki yerel müzede de bazı resim parçaları ve kopyaları sergilenir. Kalıntıları ziyaret eden biri, resimlerin bir zamanlar bulunduğu salonların duvarlarını görebilir; ancak resimlerin kendisini görmek için müzelere gitmek gerekir.


Pencikent ve Semerkant: Afrasiyab’daki Elçiler
Pencikent’in batısında, Zerefşan vadisinin aşağısında, Soğdiana’nın en büyük şehri Semerkant yer alıyordu. Antik Semerkant’ın kalıntıları, bugünkü Semerkant şehrinin kuzeyindeki Afrasiyab höyüğündedir. Afrasiyab’da bulunan duvar resimleri, Pencikent resimleriyle birlikte Soğd sanatının en önemli örnekleri arasındadır.
Afrasiyab’ın en ünlü resmi, “Elçiler Salonu” olarak bilinen bir odada bulunur. 7. yüzyılın ortalarına tarihlenen bu resimlerde, Semerkant hükümdarı Varhuman’a gelen yabancı elçiler tasvir edilir. Elçiler arasında Çinliler, Koreliler ve Göktürkler olduğu düşünülen figürler yer alır. Resimlerdeki Türk figürleri, uzun örgülü saçları ve kıyafetleriyle dikkat çeker ve Göktürklerin görünümüne dair en önemli görsel kaynaklardan biri olarak kabul edilir.
Pencikent ve Semerkant, aynı Soğd kültürünün iki farklı merkeziydi. Semerkant, Soğdiana’nın siyasi başkenti ve en büyük şehriydi; Pencikent ise daha küçük ama son derece zengin bir şehirdi. Divaşti’nin kendini Semerkant’ın efendisi olarak ilan etmesi, iki şehir arasındaki yakın ilişkiyi gösterir. Pencikent’i ziyaret edenlerin, Semerkant’taki Afrasiyab Müzesi’ni de görmesi, Soğd sanatını bütün olarak anlamak için büyük önem taşır.
Ressamlar, Ustalar ve Atölyeler
Pencikent’in duvar resimlerini kimlerin yaptığı sorusu, araştırmacıları uzun süredir meşgul eder. Resimlerin sayısı ve kalitesi, şehirde profesyonel ressamların çalıştığını açıkça gösterir. Bu ressamların büyük olasılıkla atölyeler hâlinde örgütlendiği, bir usta ressamın yanında çıraklar ve yardımcılarla çalıştığı düşünülür.
Resimlerin yapım süreci birkaç aşamadan oluşuyordu. Önce kerpiç duvar, saman ve kil karışımıyla sıvanır, ardından ince bir alçı tabakası sürülürdü. Ressam, kompozisyonun ana hatlarını kırmızı ya da siyah boyayla çizer, ardından renkleri katman katman uygulardı. Son aşamada figürlerin dış hatları koyu renkle yeniden belirginleştirilirdi. Bu teknik, resimlere canlı ve net bir görünüm kazandırıyordu.
Bazı resimlerde, aynı ressamın ya da aynı atölyenin elinden çıktığı düşünülen ortak üslup özellikleri tespit edilmiştir. Bu benzerlikler, araştırmacıların Pencikent’teki farklı atölyeleri ayırt etmeye çalışmasına imkân vermiştir. Ancak ressamların adları bilinmemektedir; Soğd sanatında eserlerin imzalanması yaygın değildi.
Ahşap oymacılığı da Pencikent’te gelişmiş bir zanaattı. Evlerin ve tapınakların kapıları, sütunları ve tavan kirişleri, ayrıntılı oymalarla süslenmişti. Kazılarda bulunan kömürleşmiş ahşap parçalar, insan figürleri, hayvanlar ve bitkisel motiflerle bezenmiş oymaların varlığını gösterir. Bu oymalar, resimlerle birlikte Pencikent evlerinin iç mekânlarını son derece zengin ve renkli kılıyordu.
Pencikent’te ayrıca çömlekçilik, metal işçiliği, cam yapımı ve dokumacılık atölyeleri de bulunuyordu. Kazılarda ortaya çıkarılan çömlekçi fırınları ve demirci atölyeleri, şehrin ekonomik hayatının ne kadar çeşitli olduğunu gösterir. Bu zanaatlar, hem yerel ihtiyaçları karşılıyor hem de ticarete ürün sağlıyordu.
Soğd Sofrası ve Şarap Kültürü
Pencikent resimlerinde en sık görülen sahnelerden biri, ziyafet sahneleridir. Bu sahnelerde, halılar üzerine oturmuş ya da sekilerde uzanmış erkekler, ellerinde kadehlerle sohbet eder. Kadehler genellikle altın ya da gümüştendir ve Soğd metal işçiliğinin ustalığını gösterir. Bazı sahnelerde müzisyenler ud, arp ve flüt çalar, dansçılar dans eder.
Zerefşan vadisi, antik çağdan beri bağcılığıyla tanınıyordu. Soğdlular şarap üretiminde ustaydı ve şarap, hem gündelik yaşamda hem de dinî törenlerde önemli bir yer tutuyordu. Çin kaynaklarında, Soğdluların şarap içmeyi çok sevdiği ve üzüm şarabını Çin’e tanıttıkları belirtilir. Soğd ziyafetlerinde şarabın yanında et, ekmek, meyve ve kuru yemişler de sunuluyordu.
Bu ziyafet sahneleri, Soğd toplumunun sosyal hayatını anlamak için önemli bir kaynaktır. Ziyafetler, iş ilişkilerinin pekiştirildiği, ittifakların kurulduğu ve toplumsal statünün sergilendiği önemli toplantılardı. Pencikent’in zengin tüccar aileleri, evlerinin salonlarında bu tür ziyafetler düzenleyerek hem misafirlerini ağırlıyor hem de zenginliklerini gösteriyordu.
Divaşti ve Arap Fethi
Pencikent’in sonu, 8. yüzyılın başında Arap fetihleriyle geldi. Bu dönemde Arap orduları, Kuteybe bin Müslim komutasında Maveraünnehir’i ele geçirmeye başlamıştı. Buhara 709’da, Semerkant 712’de Arapların eline geçti. Ancak Soğd şehirleri, Arap egemenliğine karşı uzun süre direndi.
Pencikent’in son hükümdarı Divaşti (Devaştiç) olarak bilinir. Divaşti, Pencikent’in hükümdarıydı ve bir dönem kendini “Soğd kralı ve Semerkant’ın efendisi” olarak ilan etmişti. 722 yılında Soğdlular Araplara karşı büyük bir ayaklanma başlattı. Divaşti, bu ayaklanmanın önderlerinden biriydi. Ancak ayaklanma başarısız oldu ve Divaşti, yandaşlarıyla birlikte Zerefşan’ın yukarı vadisindeki Mug Dağı’nda bulunan bir kaleye çekildi.
Arap ordusu Mug Dağı’ndaki kaleyi kuşattı. Bir süre direndikten sonra Divaşti teslim oldu. Kaynaklara göre Divaşti, başlangıçta iyi muamele göreceği sözü almasına rağmen, sonradan Arap valisinin emriyle idam edildi. Bu olay, Soğd bağımsızlığının sonu olarak kabul edilir.
Divaşti’nin ölümünden sonra Pencikent bir süre daha varlığını sürdürdü; ancak şehir 8. yüzyılın son çeyreğinde büyük ölçüde terk edildi. Bölgenin siyasi ve ekonomik merkezleri değişti, nüfus Semerkant gibi büyük şehirlere yöneldi. Pencikent’in kalıntıları zamanla toprağa gömüldü. Bu terk ediliş, resimlerin ve yapıların sonraki yüzyıllarda üzerine yapı inşa edilmeden korunmasını sağladı; bu yüzden Pencikent bugün bir Soğd şehrini incelemek için eşsiz bir alan sunar.
Arap Fethinden Sonra Zerefşan Vadisi
Pencikent’in terk edilmesi, Soğd kültürünün tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu. Arap fethinden sonra Soğdiana yavaş yavaş İslamlaştı; ancak bu süreç birkaç yüzyıl sürdü. Soğdca, 10. yüzyıla kadar bölgede konuşulmaya devam etti. Zamanla Farsça, bölgenin yazı ve kültür dili olarak Soğdcanın yerini aldı. Samanoğulları döneminde Buhara ve Semerkant, Fars edebiyatının yeniden doğuşunun merkezleri oldu; Rûdekî de bu dönemin en büyük şairiydi.
Soğdluların torunları, zamanla bugünkü Tacikler ve Özbeklerin oluşumuna katıldı. Soğd kültürünün pek çok unsuru, bu halkların kültürlerinde yaşamaya devam etti. Nevruz kutlamaları, misafirperverlik gelenekleri, bağcılık ve bazı mimari unsurlar, bu sürekliliğin örnekleri arasında sayılabilir.
Türk boylarının da bu bölgeye yerleşmesiyle Zerefşan vadisi, Türk ve İran kültürlerinin iç içe geçtiği bir bölge hâline geldi. Karahanlılar, Selçuklular, Harezmşahlar, Moğollar ve Timurlular, bu bölgede hüküm süren Türk ve Türk-Moğol hanedanları arasındadır. Bu karma kültür, bugün Semerkant, Buhara ve Pencikent gibi şehirlerde açıkça hissedilir.
Mug Dağı Belgeleri
1932 yılında bir çoban, Mug Dağı’ndaki kale kalıntılarında, bir sepetin içinde eski belgeler buldu. Bu buluntu, Sovyet bilim insanlarının dikkatini çekti ve 1933’te alanda kazılar yapıldı. Kazılarda yüzden fazla belge ele geçirildi. Bu belgelerin büyük kısmı Soğdca yazılmıştı; bazıları ise Arapça ve Çince idi.
Mug Dağı belgeleri, Divaşti’nin arşivine ait yazışmalar, sözleşmeler, ekonomik kayıtlar ve diplomatik mektuplardır. Belgeler, 8. yüzyılın başında Soğd dünyasının siyasi, ekonomik ve toplumsal hayatı hakkında son derece değerli bilgiler sunar. Belgeler arasında bir evlilik sözleşmesi de bulunur; bu sözleşme, Soğd toplumunda kadınların haklarına dair ilginç ayrıntılar içerir.
Mug Dağı belgeleri, Soğd dilinin anlaşılmasında da büyük bir rol oynamıştır. Belgelerin okunması, Soğd dilbilimini önemli ölçüde ilerletmiştir. Belgeler bugün St. Petersburg’daki kurumlarda korunmaktadır.
Kazılar: Yakubovski’den Marşak’a
Pencikent’teki sistematik kazılar 1946’da, Sovyet arkeolog Aleksandr Yakubovski önderliğinde başladı. Yakubovski, Mug Dağı belgelerinin keşfinden sonra Divaşti’nin başkenti olan Pencikent’in araştırılmasına öncülük etti. Kazılar, sonraki on yıllar boyunca kesintisiz sürdü ve Orta Asya arkeolojisinin en uzun soluklu projelerinden biri hâline geldi.
Kazıların en önemli isimlerinden biri, Boris Marşak’tır. Marşak, 1950’lerden itibaren Pencikent kazılarına katıldı ve uzun yıllar kazı başkanlığını yürüttü. Soğd sanatı ve kültürü üzerine yazdığı eserler, bu alanın temel kaynakları arasında yer alır. Marşak, 2006 yılında Pencikent’te kazı sırasında hayatını kaybetti ve vasiyeti üzerine Pencikent’te defnedildi. Mezarı, kazı alanının yakınındadır. Onun ardından eşi Valentina Raspopova da çalışmaları sürdürdü.
Pencikent kazıları, Ermitaj Müzesi ve Tacik bilim kurumlarının işbirliğiyle yürütülmüştür. Bu kazılar sayesinde şehrin büyük bir bölümü ortaya çıkarılmış, yüzlerce ev, tapınaklar, kale ve nekropol belgelenmiştir. Pencikent, bugün dünyada en iyi incelenmiş Soğd şehridir.

Rûdekî ve Pencikent
Pencikent, Fars edebiyatının kurucusu sayılan şair Rûdekî ile de anılır. Rûdekî, 9. yüzyılın sonu ile 10. yüzyılın ortası arasında yaşamış, Samanoğulları sarayında şairlik yapmıştır. Geleneksel anlatıya göre Rûdekî, Pencikent yakınlarındaki Pencrud köyünde doğmuştur. Yaşlılığında memleketine dönmüş ve orada vefat etmiştir.
Rûdekî’nin türbesi, Pencikent’e yaklaşık elli kilometre uzaklıktaki Pencrud köyündedir. Türbe, Tacikistan’ın önemli ulusal anıtlarından biridir. Tacikler, Rûdekî’yi ulusal şairleri olarak kabul eder ve onun adı Tacikistan’da birçok kuruma verilmiştir. Pencikent’te de Rûdekî’nin adını taşıyan bir müze bulunur.
Sarazm: Daha Eski Bir Komşu
Pencikent’in yaklaşık on beş kilometre batısında, Sarazm adıyla bilinen bir arkeolojik alan bulunur. Sarazm, Pencikent’ten binlerce yıl daha eskiye, MÖ 4. ile 2. binyıllara, yani Bakır Çağı ve Erken Tunç Çağı’na aittir. Orta Asya’nın en eski yerleşimlerinden biri olarak kabul edilir.
Sarazm, 2010 yılında Tacikistan’ın ilk UNESCO Dünya Mirası alanı olarak listeye alındı. Alanda yapılan kazılarda konutlar, tapınaklar, mezarlar ve zengin buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntular arasında “Sarazm Prensesi” olarak adlandırılan, zengin takılarla gömülmüş bir kadının mezarı özellikle ünlüdür. Sarazm, Zerefşan vadisinin binlerce yıl önce de önemli bir yerleşim ve ticaret bölgesi olduğunu gösterir.
Pencikent ile Sarazm’ı aynı gün ziyaret etmek mümkündür. İki alan birlikte, Zerefşan vadisinin binlerce yıllık yerleşim tarihini gözler önüne serer.
Antik Pencikent’te Gezinti Rehberi
Antik Pencikent’in kalıntıları geniş bir alana yayılır; bu nedenle gezinti için bir plan yapmak yararlıdır. Ziyarete kalenin bulunduğu batı tepesinden başlamak önerilir. Kale tepesine çıkan patika kısa ama diktir. Tepeden şehristanın düzenli sokakları, mahallelerin kalıntıları ve tapınakların yerleri açıkça görülür.
Kale tepesinden inip hendeği geçtikten sonra şehristana girilir. Şehristanın ana sokakları boyunca yürüyerek evlerin kalıntılarını incelemek mümkündür. Bazı evlerde kabul salonlarının duvarları ve oturma sekileri hâlâ seçilebilir. Bu salonların bir zamanlar resimlerle kaplı olduğunu düşünerek gezmek, kalıntılara canlılık katar.
Şehristanın merkezinde, yan yana duran iki tapınağın kalıntıları yer alır. Tapınakların avluları, giriş salonları ve iç bölümleri, temeller ve alçak duvarlar hâlinde görülebilir. Buradan güneye doğru ilerleyerek nekropol alanına geçmek de mümkündür.
Gezintinin sonunda Boris Marşak’ın mezarını ziyaret etmek, Pencikent’i gün ışığına çıkaran bilim insanlarına bir saygı gösterisi olabilir. Bütün alanı rahatça gezmek için en az iki ila üç saat ayırmak önerilir. Alanda rehber eşliğinde gezmek, kalıntıları anlamayı çok kolaylaştırır.
Zerefşan Vadisinde Bir Gezi Rotası
Pencikent, Tacikistan’ın en güzel bölgelerinden birinde yer alır ve tarihî mirasını doğal güzelliklerle birleştiren bir gezi için idealdir. Aşağıda birkaç günlük bir rota önerisi verilmiştir; süreler ve yol koşulları mevsime göre değişebilir.
Birinci gün: Pencikent’e varış ve Rûdekî Müzesi’nin ziyareti. Müzede Pencikent kazılarının buluntuları, resim parçaları ve Rûdekî’ye ayrılmış bölümler görülebilir. Ardından antik Pencikent’in kalıntılarına geçilir. Kale tepesinden şehristanın ve vadinin manzarası izlenir, tapınaklar ve evlerin kalıntıları gezilir. Akşam, modern Pencikent’in çarşısında yerel lezzetler denenebilir.
İkinci gün: Sabah Sarazm arkeolojik alanı ziyaret edilir. Ardından Fann Dağları yönüne doğru yola çıkılarak Yedi Göller (Haftkul) bölgesine gidilir. Bu bölge, turkuaz renkli gölleri ve yüksek dağ manzaralarıyla ünlüdür. Göllerin çevresinde yürüyüş yapılabilir ve geleneksel Tacik köylerinde konaklanabilir.
Üçüncü gün: Rûdekî’nin türbesinin bulunduğu Pencrud köyüne gidilir. Türbenin ziyaretinden sonra Pencikent’e dönülür ya da Duşanbe yönüne doğru yolculuğa devam edilir.
Bu rota, Pencikent’i yalnızca bir arkeolojik alan olarak değil, binlerce yıllık bir kültürün hâlâ yaşadığı bir bölge olarak deneyimlemenizi sağlar. Zerefşan vadisinin köylerinde hâlâ Soğdcanın bir devamı olarak kabul edilen Yağnobi dilini konuşan küçük topluluklar bulunduğu da bilinir; bu topluluklar, eski Soğd dünyasının yaşayan son tanıkları arasında sayılır.
Pencikent’i Neden Görmeli?
Pencikent, Orta Asya’nın en etkileyici arkeolojik alanlarından biridir; ancak çoğu gezginin rotasında yer almaz. Bunun başlıca nedeni, Tacikistan’ın turizm altyapısının komşu Özbekistan’a göre daha az gelişmiş olması ve sınır geçişlerinin zaman zaman zorlaşmasıdır. Ancak Pencikent’e ulaşmayı başaranlar için bu alan unutulmaz bir deneyim sunar.
Pencikent, İpek Yolu’nun en önemli tüccar halkı olan Soğdluların dünyasına açılan bir penceredir. Burada, bir zamanlar Çin’den Bizans’a kadar uzanan bir ticaret ağının merkezinde yer alan bir şehrin sokaklarında yürürsünüz. Evlerin kalıntıları arasında dolaşırken, bu evlerin duvarlarının bir zamanlar destan kahramanları, tanrılar ve ziyafet sahneleriyle kaplı olduğunu düşünmek, ziyarete büyülü bir boyut katar.
Türk okuyucu için Pencikent’in ayrı bir önemi vardır. Soğdlular, Göktürklerin ve Uygurların yakın ortaklarıydı. Türk kağanlarının diplomasisini Soğdlular yürüttü, Uygur alfabesi Soğd alfabesinden türedi, Pencikent resimlerindeki yas sahneleri Göktürk geleneklerini hatırlatır. Bu nedenle Pencikent, Türk tarihinin erken dönemlerini anlamak için de önemli bir yerdir.
Ziyaret Bilgileri ve Konum
Koordinatlar: 39.4830° K, 67.6320° D (antik Pencikent, yaklaşık)
Harita: Antik Pencikent’i Google Haritalar’da aç
Ulaşım: Pencikent’e Semerkant’tan karayoluyla ulaşmak mümkündür; ancak Özbekistan ile Tacikistan arasındaki sınır geçişinin durumu dönem dönem değişebilir, bu yüzden güncel bilgiyi kontrol etmek gerekir. Tacikistan içinden Duşanbe’den Pencikent’e, Fann Dağları üzerinden geçen dağ yoluyla birkaç saatlik bir yolculuk vardır. Bu yol, aynı zamanda muhteşem dağ manzaraları sunar.
Giriş: Antik alanda ve Rûdekî Müzesi’nde giriş ücreti alınabilir. Ücretler değişebileceği için güncel bilgiyi yerinde öğrenmek gerekir.
En iyi zaman: İlkbahar ve sonbahar en uygun mevsimlerdir. Yaz ayları sıcak olabilir; kışın ise dağ yolları zaman zaman kar nedeniyle kapanabilir.
Öneriler: Antik Pencikent’i gezmeden önce Rûdekî Müzesi’ni ziyaret edin; müzede kazı buluntuları ve resim parçaları sergilenir. Alanda gölge azdır; şapka ve su bulundurun. Pencikent, Fann Dağları ve Yedi Göller (Haftkul) gibi doğal güzelliklere de yakındır; ziyaretinizi bu yerlerle birleştirebilirsiniz.
Video


Zerefşan vadisinin batı ucunda: Afrasiyab ve Şehrisebz.
Tacikistan’ın güneyindeki Huttal başkenti: Hulbuk.
“yakin”>Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
- Hisar Kalesi: Tacikistan’ın dağ eteğindeki kadim kapısı.
- Buhara Ark: Zerefşan vadisinin batı ucundaki saray-kale.
- Burana ve Balasagun: Soğdluların da yaşadığı Karahanlı başkenti.
- Taş Rabat: Tanrı Dağları’nda İpek Yolu’nun taş sığınağı.
- Otrar: Moğol istilasının başladığı Seyhun boyu kale şehri.
- Merv: Selçuklu başkentinin kaleleri.
