Harran Gezi Rehberi – Şanlıurfa

Harran, Urfa Merkezi’ne 44 kilometrelik bir mesafede bulunuyor. Harran-u sözcüğünün dilimize dönüşmesinden oluşmuş bir kelime… Sümer ve Akad dilinde bu “seyahat-kervan” gibi anlamlarda kullanılıyordu. Bir başka tabirle bu kelime “kesişen yollar” veya “kavşak” anlamında söylenebiliyordu. Yolların birleştiği yer olan Harran aynı zamanda medeniyetlerin de buluşma noktasıydı. Antik çağ kayıtlarındaki adı da; Karrhai olarak geçiyordu.

Çok eski bir yerleşim bölgesi olan Harran büyük bir ovada kurulmuş. Kıraç olan bu kocaman ovada yer yer antik yerleşimlerden kalan eserler ve bu eski yerleşimlerin toprak altında kalmasıyla oluşmuş höyükler bulunuyor. Bu höyükler Arapçada “tell” olarak adlandırılıyorlar. Ovaya bakıldığında, höyüklerin genellikle ya bir derenin veya bir kuyunun yahut mevsimlik bir su birikintisinin yanında olduğu fark ediliyor. Höyüklerin yanlarında küçük köyler kurulmuş. Geçmişin görkemli Harran’ında şimdilerde olabildiğince ilkel bir yaşam oluşmuş. Atatürk Barajı’yla yeni baştan yeşermeye başlayan ovada konik bacalı evler ve tarihin izlerini gözler önüne seren kalıntılar Harran’ı yine vazgeçilemez bir bölge olarak gezginlerin seyrine sunuyor.

Harran, Geç Asur döneminde kısa bir süre için Asur’luların, Emevi Hükümdarı II.Mervan zamanında da Emevi’lerin başkenti olmuştu. Zaten Emevi devletinin yıkılışı da 750 yılında aynı zamanda halife de olan II.Mervan zamanında gerçekleşmiştir.

XI.Yüzyılda başlayan Haçlı seferlerinden Harran da payına düşeni aldı. Harran, Haçlı seferlerinde Urfa bölgesindeki kilit noktaydı ve Haçlılar tarafından mutlaka alınması gerekiyordu. 1104 Yılında Urfa Kontu ve Haçlı komutanı Baudovin tarafından kuşatıldı. Ama Artuklu Emiri I.Muinedden Sökmen Haçlıları buradan çıkarttı. Daha sonraları Nurettin Zengi ve Selahaddin Eyyubi’nin eline geçen Harran, 1235 Yılında Selçuklu’lara geçti. 1260 yılında Moğolların eline geçtiğinde yağmalandı. Moğollar Sin Tapınağı dahil her şeyi yakıp yıktılar. 1394 Yılındaki talan ve zulüm de Timur tarafından yapıldı.

Harran Surları ve Kapıları

Antik Harran güçlü bir surun içinde bulunuyordu. Elips şeklinde bir alanı kaplayan surlar yaklaşık 4 km. uzunluğundaydılar. Bu gün yıkık durumda olsalar da dikkatlice takip edildiklerinde izleri görülebiliyor. Kesme taştan inşa edilmişler ve 187 adet burçla tamamlanmışlardı.  1951 Yılında Seton Lloyd ve W.C.Brice tarafından yayınlanan bir Harran şehir planında, Bağdat, Musul, Aslanlı, Halep, Anadolu (Rum) ve Rakka kapısı adıyla 6 kapı gösterilmişken, daha sonraları D.C.Rise tarafından Niyar Kapı olarak ilave edilen bir kapıyla 7 kapılı ikinci bir Harran şehir planı çizilmiştir.  Surlara ait ana kapılar yıkık olsalar da onların da yerleri belli oluyor. İçlerinde en iyi durumda olanı Halep Kapısı.  Kapının üzerinde 1192 tarihi ve Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi El-Melik el-Adil’in adı okunuyor. 1192 tarihi Selahaddin Eyyubi’nin dinlenmek için Şam’a çekildiği tarihtir. Bir sene sonra da Selahattin Eyyubi hayata veda etmiştir.

Tarihi  Harran Üniversitesi

Harran Üniversitesinin ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Ama bu üniversitenin Abbasi Halifesi Harun Reşit zamanında oldukça gelişmiş olduğu ve ününün dünyaya yayıldığı biliniyor. Harran’da bir arada uyum içinde yaşayan Sabiiler, müslümanlar ve hristiyanlar bu okuldan bir çok ünlü alimin yetişmesini sağlamışlar.

Hz .Ömer zamanında İskenderiye’deki bilim ve felsefe okulunun dağılmasından sonra alimlerinin bir kısmı Harran Üniversitesi’ne gelmişlerdi. Bu üniversitede yapılan tercüme çalışmaları  VIII. yüzyılın ilk yarısında artmıştı. İlk çağ Yunan bilginlerinin eserleri Arapçaya tercüme ediliyordu. Burası, Yunanca ve Süryanicenin Arapçaya tercüme edilmesinin merkezi durumuna gelmişti. Emevi Halifesi II.Mervan zamanında bilimsel çalışmalar daha da fazlalaştı. Din, astronomi, tıp, matematik ve felsefe alanında eğitim veriliyordu. Harran’da tarihi üniversite binasına ait tarihi kapıyı bu gün de görebilirsiniz.

Günümüz Harran Üniversitesi 1992 yılında açılarak eğitim ve öğretime geçmiştir.

Harran Ulu Camii (Cennet Camii)

Anadolu’da, islam mimarisinde yaptırılmış en eski ulu camidir. M.S. 744-750 tarihlerinde Emevi Sultanı ve Halife II.Mervan, Harran’ı başkent yaptığında bu camiyi de yaptırmış. Harran Höyüğü’nün kuzey eteğinde yer alıyor. Mihrabı, şadırvanı ve dört köşe minaresinin büyük bir bölümü ayakta. Cami 830 yılında genişletilmiş. Selahaddin Eyyubi tarafından da onartılmış ama ne yazık ki günümüze gelebilen kısımları bunlardan ibaret. 104×107 m.ebadında bir alanı kaplayan caminin ahşap basamakları zaman içinde yok edildiklerinden, 105 adet ahşap basamak aslına uygun olarak yeniden yaptırılmış. Bu minareden Harran Ovası’nın görünüşü mükemmeldir.

Harran Kümbet Evleri

Harranla özdeşleşmiş olan bu konik kubbeli evlerin kubbelerinde tuğla kullanılıyor. İçeriden bakıldığında 5 metreye ulaşan konik kubbelerde kullanılan tuğlaların arası çamurla pekiştirilip içerden ve dışarıdan da aynı çamurla sıvanıyor. Harran’ın bu özgün evleri yöre iklimiyle doğrudan uyum sağlayıp, içinde yaşayanlara kışın sıcak yazın serin bir ortam sağlıyor. Kubbede  bile tuğla kullanılmasının iki sebebi de Harran’a özgü ayrıcalıklardan kaynaklanıyor. Birinci sebeb, tuğla malzemesinin burada bol olması, ikinci sebeb de çöl iklimine sahip Harran’da ağaç malzemenin bulunmayışıdır.

Sabiiler ve Sin Tapınağı

Kuran, Sabiiliği tek tanrılı dinler arasında kabul etmiştir. Bu dine mensup olan ve Sabii adıyla isimlendirilen halklar özellikle Doğu Anadolu’da Fırat havzasında yaşamışlardır. Edessa (Urfa), Harran ve Sumutar’da yaşayan Sabiiler, güneşe, aya ve görülebilen beş gezegene (Merkür, Venüs, Mars, Jübiter, Satürn) tapınmışlar. M.Ö.XIX.yüzyıla kadar sadece Ay tanrısı Sin’e tapmışlar. Daha sonraları bu yedi gezegeni yedi günle eşleştirmişler. Henüz İslamiyet doğmamışken, Sabii’ler, Harran’da namaz, abdest, hac, oruç ve kurbanı kendi inançları içinde yerine getirerek ibadet etmişler. Öyleki Halife Memun döneminde bölgedeki diğer dinlere mensup halklar zorla islamlaştırılırken, Sabiilere dokunulmamış. Yahudilere ve Hristiyanlara tanınan haklar onlara da tanınmış ve belirlenen bir vergi karşılığında kendi inançları doğrultusunda yaşamalarına izin verilmiş.

Harran, Sabii’liğin merkeziydi. Sabii’lere ait Sin Tapınağı’nda  imzalanan bir barış anlaşması M.Ö.2000 yılları civarındaki bir tablette kaydedilmiş. Bu tablet, Suri’ye de Mari’de bulunmuş.

Soğmatar Antik Kenti

Soğmatar Antik Şehri,  Harran’da, yeni ismiyle Yardımcı, eski ismiyle Sumatar Nahiyesine bağlı Yağmurlu Köyündedir. Soğ matar kelimesinin Aarapça’daki karşılığ “Yağmur çarşısı” anlamıma gelen  Sük-el matar’dır.

Harran’da bulunan fazla sayıdaki kuyu ve sarnıçlarda kışın bol yağış alan Tektek Dağlarınından gelen sular toplanıyor ve burada otlatılan kalabalık koyun ve keçi sürülerininin yazlık su ihtiyaçları gideriliyordu.

Efsane,  Mısır Firavunundan kaçan Hz. Musa’nın  Soğmatar’a gelerek, Şuayip Peygamberin kızları ile buradaki bir kuyunun başında karşılaştığını ve mucizevi asasını Şuayip Peygamberden aldığını anlatır. Duvar ve burç kalıntıları burasının M.S. II.Yüzyılda kale olarak kullanıldığını gösteriyor. Fakat kentin asıl şöhreti Ay Tanrısı Sin’e burada tapınılmasından geliyor. “Tanrıların Efendisi “ ( Marelahe)  olarak  kabul gören Sin’in sembolü olan hilal biçimindeki ay kabartması kuzeydeki Pognon Mağarası’nın kuzey ve batı duvarlarındaki tam boy insan kabartmalarından ikisinin başı üzerindedir. Bu mağara Fransız araştırmacı H.Pognon tarafından bulunmuş olduğundan onun adıyla anılıyor. Hilal kabartmasının altındaki insan kabartmaları yörenin yönetcilerini tasvir etmektedir. Kutsal Tepede M.S.165’e tarihlendirilen Süryanice yazıtlarda Marelahe adına buraya dikilen anıt ve sütunlardan bahsedilmektedir.

Han-El Bağrur Kervansarayı

Harran’ın 27 Km. güneydoğusunda bulunan Göktaş Köyü’ndeki kervansaray 65×66 metrelik bir alan üzerine kurulmuş. Selçuklu mimarı tarzındaki yapının kuzey cephesindeki portal kitabesinde 826 (1128-1129) tarihinde İsa oğlu el-hac Hüsameddin Ali Bey tarafından yapıldığı yazılmış. Kitabe, Selçuklu ve Arap sülüsü ile yazılmıştır.

Kervansaray, Tektek Dağları olarak anılan dağlık bölgede Harran-Bağdat Demiryolu güzergahındadır. Girişi 8 metrelik bir tünelle sağlanır. Mescit, muhafız odası, ahırlar, hamam ve yazlık odalardan oluşmuştur. “Ba’rur ” kelimesinin Arapçadaki karşılığı “keçi gübresi”dir. Moğol istilası sırasında burası da talan edilerek yıkılmış ve sonraki zamanlarda köylüler tarafından ağıl olarak kullanılmış olduğundan genelde keçi gübresi ile dolu olarak kullanılmıştır.

İbrahim Peygamber ve Harran

Tevrat, büyük dinlerin atası saydığı İbrahim Peygamberin, Ur şehrinde doğduğunu söyler. Ur, Şanlıurfa’nın geçmişteki adıdır. Hazreti İbrahim ve ailesi uzun zaman Ur’da yaşadıktan sonra Allahtan gelen bir emirle Harran’a giderler. Patriarkların evine göç ederler ve İbrahim’in babası Tera burada ölür. İbarhim Peygamber, eşi Sara hanımdan doğan oğluna İshak, Hacar hanımdan doğan oğluna da İsmail adını verir. Hacar hanım ve oğlu İsmail daha sonraları İbrahim Peygamber tarafından Mekke’ye gönderilirler. Hz. Muhammed de İsmail’in soyundandır. Tevrat, diğer oğul İshak’ın da Harran’lı Rebeka ile evlendiğini yazar. İbrahim Peygamber’in abisinin torunu olan Rebeka ile İshak’ın da Eşay ve Yakup adlarını verdikleri ikiz oğulları olur. İshak, oğullarından Yakup’a, annesi Rebeka’nın babası  Bethuel’in evinin olduğu yere (Harran’a) gitmesini ve burada evlenmek üzere annesinin abisi Laban’ın kızlarından birisini eş olarak almasını söyler. Bu yolculuğa çıkan Yakup, Harran’da bir kuyunun yakınında koyunlarını otlatan bir çobana rastlar, konuşurlar. Bu arada, Yakup’la evlenmesi kaderinde yazılmış olan Laban’ın kızı Raşel ile de karşılaşır. Evlenirler. Yusuf adını verdikleri bir oğulları olur. Musa, Kral David ve İsa’da Yusuf’un soyundan gelirler. Harran’daki bu kuyu “Yakup’un Kuyusu” olarak anılır.

Harran Tarihinde Önemli Olaylar

M.Ö. 53 tarihinde Roma İmparatoru Julius Sezar’ın sağ kolu sayılacak olan Crassus, büyük bir ordu ile doğuya gider. Fırat’ı geçer, Dicle üzerindeki Seleuka’ya gitmek ister ama büyük bir mukavemetle karşılaşır. Bunun üzerine Karrhai’ye (Harran’a) çekilir. Burada, Parth’lar tarafından hareketi engellenir. 9 Haziran 53 tarihinde Parth kumandanı ile görüşmesi esnasında Harran’da öldürülür.

M.S. 211 – 217 Yılları arasında saltanat süren Roma İmparatoru Caracalla, 216 yılında başladığı Parth Seferi’nde ele geçirdiği Parth kentlerini yakıp yıkar. Kış gelince de seferine ara vererek Edessa’ya (Urfa) çekilip bekler. 217 yılı baharında Harran’a geçer. Amacı, Ay tanrısı Men’in tapınağını ziyaret etmektir ama bunu gerçekleştiremez. 8 Nisan 217 tarihinde Harran’da, Martialis adlı bir muhafız tarafından öldürülür.

Patrh’lar, M.Ö.247 yılında Arsakes tarafından kurulan Pers hanedanı Arsakidlerdir. Tarihte, Harran’la ilgili olarak böyle bir bağlantıları vardır.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir