Şeki Kalesi ve Han Sarayı: Kafkas Dağlarının Eteğinde Bir Hanlık Mirası

Bakü’den kuzeybatıya doğru, Büyük Kafkas Dağları’nın eteklerine uzanan yolculuk, Azerbaycan’ın en güzel güzergâhlarından biri. Kurak Abşeron düzlükleri yavaş yavaş yerini yeşil vadilere, ceviz ve kestane ormanlarına, dağ köylerine bırakıyor. Yolun sonunda, dağların koynuna sığınmış, kiremit çatılı evleri ve dar sokaklarıyla Şeki şehri sizi bekliyor. Şeki’nin yukarı kısmında ise kalın taş surlarla çevrili eski bir kale var: Nuha Kalesi ya da bugün bilinen adıyla Şeki Kalesi. Ve bu kalenin içinde, Kafkasya’nın en zarif yapılarından biri olan Şeki Han Sarayı duruyor.

Şeki, benim Azerbaycan’da en çok sevdiğim şehirlerden biri. Bakü’nün büyük şehir telaşından sonra burada zaman sanki yavaşlıyor. Bu yazıda Şeki Kalesi’ni, onu kuran hanlığı, içindeki sarayı ve şehrin kendisini anlatmaya çalışacağım. Tarihlerde ve rakamlarda kaynakların ayrıştığı yerleri ayrıca belirteceğim.

Şeki Kalesi surları
Şeki Kalesi surları

Genel Bakış

Şeki, Azerbaycan’ın kuzeybatısında, Bakü’ye yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta bir şehir. Büyük Kafkas Dağları’nın güney yamaçlarında, deniz seviyesinden 700-800 metre yükseklikte kurulmuş. Şehrin tarihi merkezi, 2019 yılında “Han Sarayı ile birlikte Şeki Tarihi Merkezi” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bu listeye giriş, Şeki’nin yalnızca tek bir anıtıyla değil, 18. ve 19. yüzyıllardan kalma bütün şehir dokusuyla değerli olduğunu gösteriyor.

Şeki Kalesi, şehrin kuzey ucunda, bir tepenin üzerinde yer alıyor. Kalın taş surlarla çevrili, iki ana kapısı bulunan, içinde saray, kilise, çeşitli yapılar ve bahçeler barındıran bir kale. Kale, 18. yüzyılın ortasında Şeki Hanlığı döneminde inşa edildi. Bu açıdan Abşeron’daki ortaçağ kulelerinden çok daha geç bir yapı; ama Kafkasya’nın hanlıklar dönemine ait en iyi korunmuş kalelerinden biri.

Kalenin içindeki Şeki Han Sarayı ise başlı başına bir şaheser. İki katlı, nispeten küçük bir yapı; ama cephesindeki renkli cam pencereler, içindeki duvar resimleri ve tavan süslemeleri, onu Kafkasya’nın en zarif saraylarından biri yapıyor. Sarayın şebeke adı verilen pencerelerinin çivi ve tutkal kullanılmadan, ahşap parçaların birbirine geçirilmesiyle yapıldığı anlatılıyor. Bu konuya sarayı anlatırken ayrıntılı olarak döneceğim.

Şeki Hanlığı ve Kalenin Tarihi

Eski Şeki ve Kafkas Albanyası

Şeki bölgesinin tarihi çok eskilere uzanıyor. Antik çağda bu bölge, bugünkü Azerbaycan’ın büyük kısmını kapsayan Kafkas Albanyası’nın bir parçasıydı. Şeki’nin yakınındaki Kiş köyünde bulunan eski kilise, Kafkas Albanyası döneminin Hristiyan mirasının en bilinen örneklerinden biri. Bu kilisenin kökenlerinin çok eskiye uzandığı ileri sürülüyor; ancak bugünkü yapının büyük ölçüde Orta Çağ’a ait olduğu düşünülüyor.

Orta Çağ boyunca Şeki bölgesi, Arap halifeliği, Şirvanşahlar, Gürcü krallıkları ve Moğollar gibi farklı güçlerin etkisi altında kaldı. 15. yüzyılda bölgede yarı bağımsız bir Şeki yönetimi bulunduğu biliniyor. 16. yüzyılda ise Safevîler bölgeyi doğrudan kontrol altına aldı. Bu dönemde Şeki, İpek Yolu’nun Kafkasya’dan geçen kollarından biri üzerinde önemli bir ipek üretim ve ticaret merkeziydi.

Bakü’den Şeki’ye: Yolun kendisi bir gezi

Şeki’ye giden yol, başlı başına bir keşif. Bakü’den çıktıktan sonra önce Abşeron’un kurak düzlükleri, ardından Gobustan’ın çıplak tepeleri geçiliyor. Şamahı’ya yaklaştıkça arazi yükseliyor ve yeşilleniyor. Şamahı, Şirvanşahların eski başkenti; şehrin Cuma Camii ve yakınlardaki Yeddi Gümbez türbeleri görülmeye değer. Ardından İsmayıllı’nın ormanlık dağlarından geçen yol, sizi Şeki’ye ulaştırıyor. Yol boyunca küçük köylerde mola verip taze ekmek, peynir ve bal almak, yolculuğu daha da keyifli kılıyor.

Bu yolu ilk kez gidenlerin çoğu, Azerbaycan’ın bu kadar yeşil ve dağlık bir ülke olduğuna şaşırıyor. Bakü’nün petrol kuleleri ve modern gökdelenlerinden sonra, Kafkas Dağları’nın ormanlık yamaçları bambaşka bir dünya. Bu değişim, Şeki’ye vardığınızda şehrin sakin ve doğayla iç içe ruhunu daha iyi anlamanızı sağlıyor.

Yolculuğu tek seferde yapmak yerine, Şamahı’da ya da İsmayıllı’da bir gece konaklayarak ikiye bölmek de iyi bir seçenek. Böylece yol üzerindeki kaleleri, camileri ve köyleri acele etmeden gezebilirsiniz.

Hacı Çelebi ve Şeki Hanlığı’nın kuruluşu

18. yüzyılın ortalarında İran’da Safevî Devleti çöktü ve yerini Nadir Şah’ın kurduğu Afşar Devleti aldı. Nadir Şah, Kafkasya’yı sert bir şekilde kontrol altında tutmaya çalıştı; ağır vergiler ve cezalandırıcı seferler bölgede büyük hoşnutsuzluğa yol açtı. Bu ortamda Şeki’nin yerel yöneticilerinden Hacı Çelebi, Nadir Şah’a karşı ayaklandı. Kaynaklarda bu ayaklanmanın 1743 civarında başladığı ve Hacı Çelebi’nin Şeki’de bağımsız bir hanlık kurduğu anlatılıyor.

Hacı Çelebi’nin en ünlü hikâyesi, Nadir Şah’ın ordusuna karşı Gelersen-Görersen Kalesi’nde verdiği direniş. Rivayete göre Nadir Şah, Hacı Çelebi’ye “Gelirsem göreceksin” diye tehdit mesajı göndermiş; Hacı Çelebi de “Gelersen görersen” diye cevap vermiş. Kalenin adı bu cevaptan geliyor. Bu hikâyenin ayrıntıları efsane katmanlarıyla süslenmiş olabilir; ama Hacı Çelebi’nin Nadir Şah’a karşı başarılı bir direniş gösterdiği ve Şeki Hanlığı’nın bağımsızlığını koruduğu genel olarak kabul ediliyor. Gelersen-Görersen Kalesi’ni serinin bir sonraki yazısında ayrıntılı olarak anlatacağım.

Şeki Hanlığı, 18. yüzyılın ikinci yarısında Kafkasya’nın en güçlü hanlıklarından biri haline geldi. Hanlık, Şirvan, Kuba ve Gence hanlıklarıyla bazen ittifak, bazen rekabet içindeydi. Ekonomik açıdan ipek üretimi ve ticareti hanlığın temel gelir kaynağıydı. Şeki ipeği, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun pazarlarında aranan bir üründü.

Eski Şeki’nin yıkılışı ve Nuha’ya taşınma

Şeki’nin tarihinde önemli bir dönüm noktası, 1772 yılında yaşanan büyük sel felaketi oldu. Kaynaklara göre Kiş Çayı’nın taşması sonucu eski Şeki şehri büyük ölçüde yıkıldı. Bu felaketten sonra şehrin merkezi, daha güvenli bir konuma, Nuha adlı yerleşime taşındı. Bugünkü Şeki şehri, bu Nuha yerleşiminin üzerinde gelişti. Şehir uzun yıllar Nuha adıyla anıldı; 1968’de resmi olarak Şeki adını aldı.

Kalenin yapım tarihi de bu süreçle bağlantılı olarak tartışılıyor. Bazı kaynaklar, Nuha Kalesi’nin Hacı Çelebi döneminde, 1740’lı yıllarda inşa edilmeye başlandığını belirtiyor. Bazıları ise kalenin asıl gelişiminin 1772 selinden sonra, şehrin Nuha’ya taşınmasıyla birlikte gerçekleştiğini söylüyor. Muhtemelen her iki görüş de kısmen doğru: Kale, Hacı Çelebi döneminde temelleri atılan ve sonraki hanlar döneminde genişletilen bir yapı.

Şeki Kalesi genel görünüm
Şeki Kalesi genel görünüm

Rus yönetimi ve sonrası

19. yüzyılın başında Rus İmparatorluğu Kafkasya’ya doğru genişlemeye başladı. Şeki Hanlığı, 1805’te Rusya ile bir antlaşma imzalayarak Rus himayesine girdi. 1819’da ise hanlık tamamen ortadan kaldırıldı ve bölge doğrudan Rus yönetimine bağlandı. Bu dönemde kale, Rus askeri garnizonu olarak kullanıldı. Kalenin içine bazı askeri yapılar eklendi ve mevcut yapıların bir kısmı değiştirildi.

Sovyet döneminde kale ve saray koruma altına alındı. Han Sarayı müzeye dönüştürüldü ve kapsamlı restorasyonlardan geçti. 1950’li ve 1960’lı yıllarda yapılan restorasyonlar, sarayın duvar resimlerini ve şebeke pencerelerini kurtardı. Bağımsızlıktan sonra da restorasyon çalışmaları devam etti. 2019’da UNESCO listesine giriş, kalenin ve sarayın uluslararası tanınırlığını büyük ölçüde artırdı.

Hanlığın son hükümdarları

Hacı Çelebi’nin ölümünden sonra Şeki Hanlığı’nın başına onun soyundan gelen hanlar geçti. Bu dönemde hanlık iç çatışmalar, taht kavgaları ve komşu hanlıklarla savaşlar yaşadı. Hanlar arasında suikastler ve darbeler eksik olmadı; bazı hanlar yalnızca birkaç yıl tahtta kalabildi. Muhammed Hüseyin Han Müştak, bu çalkantılı dönemin en tanınmış hükümdarlarından biri. Sarayın yapımını ona atfeden anlatılar, onun hem sanatı seven hem de güçlü bir yönetici olduğunu vurguluyor. Ancak onun da hayatının trajik bir şekilde, bir taht mücadelesi sırasında sona erdiği anlatılıyor.

Hanlığın son dönemlerinde, Rus İmparatorluğu’nun Kafkasya’daki etkisi giderek arttı. Kaçar İran’ı ile Rusya arasındaki savaşlar, Şeki gibi küçük hanlıkları iki büyük güç arasında sıkıştırdı. Hanlık 1805’te Rus himayesine girdikten sonra bir süre daha yerel hanlar tarafından yönetildi; ancak son han İsmail Han’ın 1819’daki ölümünün ardından Rus yönetimi hanlığı tamamen ortadan kaldırdı. Bu tarih, Şeki’nin yaklaşık 75 yıllık bağımsız hanlık döneminin sonu oldu.

Şeki ipeğinin yükselişi

Şeki’nin zenginliğinin temelinde ipek vardı. Bölgenin ılıman iklimi ve verimli toprakları, dut ağaçlarının yetişmesi için idealdi. Dut yaprakları ipekböceklerinin besini olduğu için, Şeki’de yüzyıllar boyunca ipekböcekçiliği gelişti. Köylerde aileler ipekböceği besliyor, kozalardan ham ipek elde ediyor ve bu ipeği şehirdeki tüccarlara satıyordu. Şehirde ise ipek dokunuyor, boyanıyor ve kumaşa dönüştürülüyordu.

19. yüzyılda Rus yönetimi altında Şeki’nin ipek endüstrisi daha da gelişti. Şehirde büyük bir ipek fabrikası kuruldu ve Nuha ipeği Rusya’nın ve Avrupa’nın pazarlarına ulaştı. Sovyet döneminde bu fabrika büyütüldü ve Şeki, Sovyetler Birliği’nin önemli ipek üretim merkezlerinden biri oldu. Bugün ipek üretimi eskisi kadar büyük ölçekli değil; ama Şeki’deki ipek fabrikası ve atölyeler hâlâ çalışıyor ve kelağayı geleneği yaşamaya devam ediyor.

Surlar ve Kapılar

Şeki Kalesi’nin surları, yaklaşık 1,3 kilometre uzunluğunda. Kaynaklarda farklı ölçüler verilebiliyor; ancak bu rakam yaygın olarak kullanılıyor. Surlar, tepenin şeklini takip ederek düzensiz bir plan çiziyor. Duvarların yüksekliği bölümden bölüme değişiyor; bazı yerlerde 8-10 metreye ulaşıyor. Duvar kalınlığı ise yaklaşık 2 metre civarında.

Surlar, Abşeron’daki kalelerden farklı bir malzemeyle inşa edilmiş. Burada kireçtaşı yerine nehir taşları, yani yuvarlak dere çakılları ve tuğla birlikte kullanılmış. Bu, Şeki bölgesinin yerel yapı geleneğini yansıtıyor. Duvarların dış yüzeyinde, taş ve tuğla sıralarının dönüşümlü olarak dizildiği karakteristik bir doku görülüyor. Bu doku, kaleye sıcak ve kendine has bir görünüm kazandırıyor.

Kalenin burçları
Kalenin burçları

Surların belirli aralıklarla yuvarlak ve yarım daire biçimli burçlarla desteklendiği görülüyor. Bu burçlar, duvarların önünü yandan kontrol etmeyi sağlıyordu. Burçların üst kısımlarında mazgallar bulunuyor. Burçların bazıları restorasyon sırasında yeniden inşa edildi; bazıları ise orijinal haliyle korunuyor.

Kuzey ve güney kapıları

Kalenin iki ana kapısı var: Kuzey Kapısı ve Güney Kapısı. Her iki kapı da yüksek kemerli ve iki yanında güçlü burçlarla korunuyor. Güney Kapısı, şehirden kaleye çıkan ana giriş. Bugün ziyaretçilerin çoğu bu kapıdan kaleye giriyor. Kapının önünde küçük bir meydan ve hediyelik eşya dükkânları bulunuyor.

Şeki Kalesi güney kapısı
Şeki Kalesi güney kapısı

Kapıların kemerlerinin üzerinde, tuğla ve taşla yapılmış basit süslemeler görülüyor. Kapıların içinden geçerken duvarların kalınlığını ve kapı geçidinin uzunluğunu hissedebiliyorsunuz. Bu uzun geçitler, düşmanın kaleye girmesini zorlaştırmak için tasarlanmış. Kapıların ahşap kanatları ise zamanla yenilenmiş.

Kuzey Kapısı ise dağ tarafına açılıyor. Bu kapıdan çıkan yol, eskiden dağ köylerine ve Kafkas geçitlerine uzanıyordu. Bugün kuzey kapısının çevresi daha sakin; ziyaretçilerin çoğu buraya kadar gelmiyor. Ama kuzey kapısından dışarı çıkıp surların dış yüzünü takip ederek yürümek, kalenin boyutlarını anlamak için iyi bir yol.

Kale duvarları ve dağlar
Kale duvarları ve dağlar

Kalenin içi

Kalenin içi, sanki surların arasına sığınmış küçük bir şehir. İçeride Han Sarayı’nın yanı sıra, Kafkas Albanyası dönemine ait bir kilise binası, 19. yüzyıldan kalma Rus askeri yapıları, eski evler, bahçeler ve ağaçlıklı yollar bulunuyor. Kalenin içindeki kilise, bugün bir müze olarak kullanılıyor. Kalenin içinde ayrıca küçük bir el sanatları merkezi ve hediyelik eşya dükkânları var.

Kalenin içindeki yaşlı çınar ağaçları, özellikle dikkat çekiyor. Bazılarının yüzlerce yaşında olduğu söyleniyor. Bu ağaçların gölgesinde oturup kalenin sessizliğini dinlemek, Şeki gezisinin en huzurlu anlarından biri. Yaz aylarında bu gölge, dağ eteklerinin serinliğiyle birleşerek çok hoş bir ortam yaratıyor.

Kale içinden görünüm
Kale içinden görünüm

Bir dağ kalesinin savunma mantığı

Şeki Kalesi’ni Abşeron’daki ortaçağ kuleleriyle karşılaştırdığınızda, savunma anlayışında belirgin bir fark görüyorsunuz. Abşeron kuleleri, küçük toplulukları akınlara karşı korumak için tasarlanmış, tek bir yüksek kule ve küçük bir avludan oluşan yapılardı. Şeki Kalesi ise bir hanlığın merkezini, sarayı, askerleri ve yönetim yapılarını koruyan büyük bir kale. Bu fark, iki farklı dönemi ve iki farklı siyasi yapıyı yansıtıyor.

Kalenin tepe üzerindeki konumu, şehre ve vadiye hâkim bir görüş sağlıyor. Arkasında yükselen dağlar ise doğal bir koruma kalkanı oluşturuyor. Kalenin surları, tepenin doğal eğimini takip ederek, saldırganların duvarlara yaklaşmasını zorlaştırıyor. 18. yüzyılda ateşli silahların yaygınlaştığı bir dönemde inşa edilen kale, topçu atışlarına karşı kalın duvarlar ve yuvarlak burçlarla donatılmış. Burçların mazgalları, hem ok hem de tüfek atışı için uygun.

Şeki Han Sarayı

Tarihçe

Şeki Han Sarayı, kalenin içindeki en önemli yapı. Sarayın 1762 yılında, Şeki hanı Muhammed Hüseyin Han Müştak tarafından yaptırıldığı kabul ediliyor. Bazı kaynaklar farklı tarihler ve farklı hanların adını veriyor; ancak 18. yüzyılın ikinci yarısı tarihlemesi genel olarak kabul görüyor. Muhammed Hüseyin Han, aynı zamanda şiirle de ilgilenen, “Müştak” mahlasıyla şiirler yazan bir hükümdardı. Sarayın zarif süslemeleri, belki de hükümdarın bu sanatçı kişiliğinin bir yansıması.

Saray, aslında daha büyük bir saray kompleksinin parçasıydı. Kaynaklarda kalenin içinde birden fazla saray yapısının bulunduğu, ancak bunların çoğunun zamanla yıkıldığı ya da değiştirildiği belirtiliyor. Bugün ayakta kalan yapı, hanın yazlık sarayı ya da resmi kabul salonu olarak kullanıldığı düşünülen iki katlı bina.

Şeki Han Sarayı
Şeki Han Sarayı

Mimari

Han Sarayı, dikdörtgen planlı, iki katlı bir yapı. Yaklaşık 32 metre uzunluğunda ve 8,5 metre genişliğinde olduğu belirtiliyor. Dışarıdan bakıldığında, yapının ön cephesi tamamen renkli cam pencerelerle kaplı gibi görünüyor. Bu pencereler, sarayın en ünlü özelliği. Yapının çatısı geniş saçaklı ve ahşap. Cephenin üst kısmında, çini ve boyalı süslemelerle bezenmiş bir friz bulunuyor.

Sarayın iç düzeni oldukça basit: Her katta, ortada büyük bir salon ve iki yanında daha küçük odalar bulunuyor. Toplamda altı oda, dört koridor ve iki ayna salonu olduğu anlatılıyor. Bu basit plan, iç süslemelerin zenginliğiyle tamamen dönüşüyor. Duvarlar ve tavanlar, baştan sona duvar resimleri, çiçek motifleri, geometrik desenler ve av sahneleriyle kaplı.

Şebeke pencereleri

Şeki Han Sarayı’nın en ünlü özelliği, şebeke adı verilen pencereleri. Şebeke, ince ahşap çıtaların geometrik desenler oluşturacak şekilde birbirine geçirilmesi ve aralarına renkli cam parçalarının yerleştirilmesiyle yapılan bir tür vitray. Geleneksel anlatıya göre bu pencerelerde hiç çivi ya da tutkal kullanılmıyor; ahşap parçalar yalnızca birbirine geçirilerek tutturuluyor. Bu teknik, son derece ince bir ustalık ve sabır gerektiriyor.

Bir metrekarelik bir şebeke panelinde binlerce küçük ahşap parçanın kullanıldığı söyleniyor. Bu rakamlar kaynaktan kaynağa değişiyor; ama her halükârda ortaya çıkan eser büyüleyici. Güneş ışığı bu renkli camlardan içeri süzüldüğünde, sarayın salonları kırmızı, mavi, yeşil ve sarı ışık desenleriyle doluyor. Bu ışık oyunu, günün saatine ve mevsime göre sürekli değişiyor.

Han Sarayı cephesi ve şebeke pencereleri
Han Sarayı cephesi ve şebeke pencereleri

Şebeke sanatı, bugün Şeki’de hâlâ yaşayan bir gelenek. Şehirdeki bazı atölyelerde ustalar, geleneksel tekniklerle şebeke panelleri üretmeye devam ediyor. Bu atölyelerden birini ziyaret etmek, sarayın pencerelerinin nasıl yapıldığını anlamak için harika bir fırsat. Küçük şebeke panelleri, Şeki’den alabileceğiniz en anlamlı hediyelik eşyalardan biri.

Duvar resimleri

Sarayın iç duvarlarını kaplayan resimler, Azerbaycan sanatının en değerli örneklerinden biri. Resimlerde çiçek ve bitki motifleri, geometrik desenler, av sahneleri, savaş sahneleri ve efsanevi yaratıklar bulunuyor. Özellikle üst kattaki ana salonda, savaş ve av sahnelerinin yer aldığı büyük kompozisyonlar dikkat çekiyor. Bu sahnelerin bazılarının hanlığın tarihindeki gerçek olayları, örneğin Nadir Şah’a karşı verilen mücadeleleri tasvir ettiği düşünülüyor.

Duvar resimlerinin farklı dönemlerde yapıldığı ve sonraki yüzyıllarda birkaç kez yenilendiği biliniyor. Resimlerin bir kısmının 19. yüzyılda, ünlü Şekili usta Abbaskulu tarafından yenilendiği aktarılıyor. Sovyet döneminde ve bağımsızlıktan sonra yapılan restorasyonlarda da resimler temizlendi ve korundu. Bu nedenle bugün gördüğünüz resimlerin bir kısmı orijinal, bir kısmı ise sonraki yenilemelerin ürünü.

Han Sarayı süslemeleri
Han Sarayı süslemeleri

Sarayın içinde fotoğraf çekmek genellikle yasak. Bu nedenle sarayın iç süslemelerini görmek için mutlaka bizzat gitmeniz gerekiyor. İçeride görevliler, ziyaretçilerin resimlere dokunmamasına ve fotoğraf çekmemesine dikkat ediyor. Bu kural ilk başta can sıkıcı gelebilir; ama aslında sizi telefon ekranından değil, kendi gözlerinizle bakmaya zorluyor. Ben bunun bir lütuf olduğunu düşünüyorum.

Sarayda bir ziyaret

Han Sarayı’na girdiğinizde, ilk olarak alt kattaki salonlardan birine yönlendiriliyorsunuz. Burada duvarlar, kırmızı, mavi ve altın tonlarındaki çiçek motifleriyle kaplı. Tavanlarda geometrik desenler ve yıldız şekilleri var. Şebeke pencerelerinden süzülen renkli ışık, odanın her köşesine farklı bir renk düşürüyor. Bu ilk anda birçok ziyaretçinin bir süre sessizce durup etrafına baktığını göreceksiniz.

Üst kata çıktığınızda, sarayın en görkemli salonuna ulaşıyorsunuz. Bu salonun duvarlarında büyük savaş ve av sahneleri bulunuyor. Atlı savaşçılar, kılıçlar, oklar, aslanlar ve geyikler, duvarlarda canlı bir hareket içinde betimlenmiş. Salonun ortasında durup bu sahnelere baktığınızda, Şeki hanlarının kendilerini nasıl görmek istediklerini, hangi değerlere önem verdiklerini anlıyorsunuz: cesaret, güç ve zarafet.

Sarayın ayna salonları da ayrı bir deneyim. Duvarlara ve nişlere yerleştirilmiş küçük ayna parçaları, ışığı çoğaltarak salonu parıldayan bir mekâna dönüştürüyor. Bu tür ayna süslemeleri, İran ve Kafkasya saraylarında yaygın; Şeki’deki örnek, bu geleneğin zarif bir yorumu.

Sarayın içi oldukça küçük olduğu için ziyaret yarım saat ile bir saat arasında sürüyor. Ama bu kısa süre, birçok ziyaretçi için Azerbaycan gezisinin en unutulmaz anlarından biri oluyor. Sarayı ziyaret ettikten sonra bahçedeki çınarların gölgesinde oturup cepheyi bir kez daha seyretmeyi unutmayın; içeride gördüklerinizden sonra, şebeke pencerelerine bambaşka bir gözle bakacaksınız.

Sarayın bahçesi

Sarayın önünde, iki dev çınar ağacının gölgelediği küçük bir bahçe bulunuyor. Bu çınarların 18. yüzyılda, sarayla birlikte dikildiği anlatılıyor; yani yaklaşık 250 yaşında olabilirler. Ağaçların yaşı konusunda kesin bir bilgi yok, ama devasa gövdeleri ve geniş dalları, onların gerçekten çok eski olduğunu gösteriyor. Sarayın önündeki havuz ve çiçek tarhları, yapının zarafetini tamamlıyor. Sarayı içeriden gezdikten sonra bu bahçede birkaç dakika oturup cepheyi seyretmenizi öneririm.

Şeki Şehri

Kervansaraylar

Şeki, İpek Yolu üzerindeki önemli konumu nedeniyle kervansaraylarıyla da ünlü. Şehirde iki büyük kervansaray bulunuyor: Yukarı Kervansaray ve Aşağı Kervansaray. Her ikisi de 18. ve 19. yüzyıllara tarihleniyor. Yukarı Kervansaray, bugün otel olarak hizmet veriyor ve Kafkasya’nın en büyük kervansaraylarından biri olarak biliniyor. Avlusu etrafında iki katlı odalar, kemerli revaklar ve büyük bir giriş kapısı bulunuyor.

Bu kervansarayda bir gece geçirmek, Şeki’de yaşanabilecek en özel deneyimlerden biri. Odalar sade ama atmosferi büyüleyici. Sabah avluda kahvaltı yaparken, yüzyıllar önce buraya ipek, baharat ve halı yüklü kervanlarla gelen tüccarları hayal etmek mümkün. Aşağı Kervansaray ise daha küçük ve bir kısmı farklı amaçlarla kullanılıyor.

Şeki’nin el sanatları

Şeki, el sanatlarıyla tanınan bir şehir. İpekçilik, şehrin yüzyıllardır en önemli zanaatı. Şeki’de üretilen kelağayı, yani ipek başörtüsü, UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras listesinde yer alıyor. Kelağayı, geleneksel desenlerle süslenmiş, ince ipekten yapılan bir başörtüsü. Şehirdeki ipek fabrikası ve bazı atölyelerde kelağayı üretimini görebilir, satın alabilirsiniz.

Şebeke sanatının yanı sıra, Şeki’de bakırcılık, çömlekçilik ve halıcılık da yaşayan geleneksel zanaatlar arasında. Şehrin eski çarşısında, bu zanaatların ürünlerini satan dükkânlar bulunuyor. Ustaların çalışırken izlenebildiği atölyeler de var. Bu atölyeleri ziyaret etmek, Şeki’nin zanaat kültürünü yakından tanımak için harika bir fırsat.

Şeki mutfağı

Şeki, Azerbaycan mutfağının en lezzetli bölgesel mutfaklarından birine sahip. Şehrin en ünlü yemeği piti. Piti, kuzu eti, nohut, kestane, kuyruk yağı ve safranla hazırlanan, toprak çömleklerde pişirilen bir çorba-yemek. Servis edilirken önce ekmek parçaları tabağa konuyor, üzerine pitinin suyu dökülüyor; ardından et ve nohut ayrı olarak yeniyor. Piti yemenin de bir usulü var; lokantalarda garsonlar bunu size göstermekten keyif alıyor.

Şeki’nin bir başka ünlü lezzeti ise Şeki helvası. Bu helva, Türkiye’deki helvalardan oldukça farklı. Pirinç unundan yapılan ince bir ağ şeklindeki hamurun içine fındık ya da ceviz konuyor, üzerine şeker şurubu ve safran ekleniyor. Sonuç, çok tatlı, çıtır ve aromalı bir lezzet. Şeki helvası, şehrin her yerinde satılıyor; ama en iyisini bulmak için yerel halka sormanızı öneririm.

Kiş köyü ve Alban kilisesi

Şeki’nin yaklaşık 5 kilometre kuzeyinde bulunan Kiş köyü, bölgenin en önemli tarihi yerlerinden biri. Köydeki eski kilise, Kafkas Albanyası döneminin Hristiyan mirasının en bilinen örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kilisenin tarihlendirilmesi tartışmalı; bazı kaynaklar çok erken dönemlere işaret ederken, bazıları bugünkü yapının büyük ölçüde 12. yüzyıla ait olduğunu belirtiyor. 2000’li yıllarda Norveçli arkeologların da katıldığı bir restorasyon ve kazı projesi gerçekleştirildi. Bugün kilise bir müze olarak ziyaret edilebiliyor.

Kalenin içindeki Alban kilisesi

Şeki Kalesi’nin içinde, Han Sarayı’na yakın bir noktada, eski bir kilise binası bulunuyor. Bu kilisenin Kafkas Albanyası geleneğine bağlı olduğu ve 19. yüzyılda bugünkü haline getirildiği düşünülüyor. Rus yönetimi döneminde kale garnizon olarak kullanılırken kilise de askeri birliklerin ibadet yeri olarak işlev görmüş olabilir. Bugün yapı, Şeki’nin tarihini ve etnografyasını anlatan bir müze olarak kullanılıyor. Müzede geleneksel kıyafetler, ev eşyaları, ipek ürünleri ve el sanatları örnekleri sergileniyor.

Bu müze, Han Sarayı kadar ünlü değil; ama Şeki’nin gündelik hayatını ve zanaat kültürünü anlamak için çok değerli. Sarayı gezdikten sonra bu küçük müzeye de uğramanızı öneririm. Genellikle daha sakin oluyor ve görevliler sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duyuyor.

Usta-çırak geleneği

Şeki’de el sanatlarının yüzyıllardır yaşamasının sırrı, güçlü usta-çırak geleneği. Şebeke ustaları, bakırcılar, ipekçiler ve helva ustaları, bilgilerini genellikle aile içinde, babadan oğula ya da anneden kıza aktarıyor. Bazı aileler, kuşaklar boyunca aynı zanaatı sürdürüyor. Bu gelenek, Sovyet döneminde bile tamamen kaybolmadı; bağımsızlıktan sonra ise yeniden canlandı. Bugün Şeki’deki bazı atölyelerde, genç çırakların yaşlı ustalardan zanaat öğrendiğini görebilirsiniz.

Şeki’nin sokakları ve evleri

Şeki’nin tarihi merkezi, UNESCO listesine girmesini sağlayan özgün dokusuyla dikkat çekiyor. Şehrin eski mahallelerinde, kiremit çatılı, iki katlı, ahşap balkonlu evler sıralanıyor. Bu evlerin çoğu, 18. ve 19. yüzyıllarda yapılmış. Evlerin duvarları, kalenin surlarında olduğu gibi nehir taşı ve tuğladan örülmüş. Avlularda meyve ağaçları, asmalar ve çiçek bahçeleri bulunuyor.

Şeki evlerinin bir özelliği de, iç mekânlarındaki duvar resimleri ve süslemeler. Varlıklı ailelerin evlerinde, Han Sarayı’ndakilere benzer duvar resimleri ve şebeke pencereleri bulunuyor. Bu evlerden bazıları müze olarak ziyarete açık. Bunların en bilineni, hanların soyundan gelen aileye ait olduğu bilinen Şekihanovlar Evi. Sarayın küçük bir kardeşi gibi duran bu evde de şebeke pencereleri ve duvar resimleri görebilirsiniz.

Şehrin sokaklarında yürürken, akan su kanallarına dikkat edin. Şeki’nin eski su sistemi, dağlardan gelen suyu şehrin dört bir yanına dağıtan açık kanallar ve yeraltı kanallarından oluşuyor. Bu kanalların sesi, şehrin sokaklarına hoş bir serinlik ve canlılık katıyor. Yaz aylarında bu kanalların kenarında oturmak, şehrin en keyifli anlarından biri.

Şeki’nin ünlü kişileri

Şeki, Azerbaycan kültürüne pek çok önemli isim kazandırmış bir şehir. Bunların en bilineni, 19. yüzyılın büyük Azerbaycanlı yazarı ve düşünürü Mirza Feteli Ahundov. Ahundov, Şeki’de doğdu ve Azerbaycan edebiyatında modern tiyatronun ve eleştirel düşüncenin öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Şeki’deki ev-müzesi, onun hayatını ve eserlerini tanıtıyor. Ayrıca Şeki, birçok şair, müzisyen ve sanatçının memleketi olarak da biliniyor.

Gezi Rehberi

Nasıl gidilir?

Şeki, Bakü’den yaklaşık 300 kilometre uzaklıkta. Arabayla yaklaşık 4-5 saatte ulaşabilirsiniz. Yol, Bakü’den Şamahı ve İsmayıllı üzerinden geçiyor; bu güzergâh, dağ manzaraları ve ormanlarıyla çok keyifli. Yol üzerinde Şamahı’daki Cuma Camii, Diri Baba türbesi ve Gülistan Kalesi gibi tarihi yerlere uğrayabilirsiniz. Alternatif olarak Gebele üzerinden de gidilebiliyor.

Toplu taşıma ile gitmek isterseniz, Bakü’deki uluslararası otobüs terminalinden Şeki’ye düzenli otobüs seferleri bulunuyor. Ayrıca Bakü’den Şeki’ye gece treni de çalışıyor; ancak tren seferlerinin sıklığı ve saatleri değişebiliyor. Gürcistan’dan geliyorsanız, Tiflis’ten Lagodehi-Balakan sınır kapısı üzerinden Şeki’ye ulaşmak da mümkün; sınır kapılarının açık olup olmadığını önceden kontrol edin.

Ziyaret saatleri ve bilet

Han Sarayı genellikle her gün ziyarete açık. Giriş ücretli ve sınırlı sayıda ziyaretçi aynı anda içeri alınıyor. Yoğun dönemlerde sıra beklemek gerekebiliyor. Kalenin kendisine giriş ise genellikle ücretsiz. Kalenin içindeki kilise-müze ve diğer müzeler için ayrı bilet gerekebiliyor. Saatler ve fiyatlar değişebileceği için gitmeden önce kontrol etmenizi öneririm.

Ne kadar zaman ayırmalı?

Şeki için en az bir tam gün, tercihen iki gün ayırmanızı öneririm. Bir günde kaleyi, Han Sarayı’nı, kervansarayları ve eski şehri gezebilirsiniz. İkinci gün ise Kiş köyüne, Gelersen-Görersen Kalesi’ne ve çevredeki doğal güzelliklere ayırabilirsiniz. Şeki’de bir gece konaklamak, şehrin akşam ve sabah atmosferini yaşamanızı sağlar.

Şeki’den çevreye günübirlik geziler

Şeki, çevresindeki dağ köylerini ve doğal güzellikleri keşfetmek için iyi bir üs. Şehrin kuzeyindeki dağlarda, yürüyüş parkurları, şelaleler ve ormanlar bulunuyor. Marhal yaylası, yazın serin havası ve yeşil çayırlarıyla popüler bir dinlenme yeri. Daha batıda, Gah ve Zagatala bölgelerinde de eski kaleler, camiler ve köyler var; bu bölgeler, Gürcistan sınırına yakın, farklı etnik grupların bir arada yaşadığı ilginç yerler.

Şeki’nin doğusunda ise Gebele ve İsmayıllı bölgeleri yer alıyor. Gebele, Kafkas Albanyası’nın eski başkenti olarak bilinen önemli bir arkeolojik alan. İsmayıllı’daki Lahıc köyü ise bakırcılığıyla ünlü, taş döşeli sokakları ve geleneksel evleriyle zamanın durduğu bir dağ köyü. Bu yerleri Şeki gezinize eklerseniz, Azerbaycan’ın kuzey bölgesini çok daha iyi tanımış olursunuz.

Gelersen-Görersen Kalesi ise Şeki’ye en yakın ve tarihsel olarak en bağlantılı yer. Şehrin hemen kuzeyinde, ormanlık bir dağın tepesinde bulunan bu kale, Hacı Çelebi’nin Nadir Şah’a direndiği yer olarak biliniyor. Kaleye ulaşmak için biraz yürüyüş yapmanız gerekiyor; ama hem tarih hem de manzara açısından bu yürüyüşe değer. Bu kaleyi serinin bir sonraki yazısında ayrıntılı olarak anlatacağım.

Konaklama

Şeki’de her bütçeye uygun konaklama seçeneği bulunuyor. En özel deneyim, daha önce bahsettiğim Yukarı Kervansaray’da kalmak. Bunun yanında şehrin eski mahallelerinde, geleneksel evlerden dönüştürülmüş butik oteller ve pansiyonlar var. Bu pansiyonların çoğu aile işletmesi; ev sahipleri genellikle çok misafirperver ve size Şeki’yi tanıtmaktan büyük keyif alıyor. Şehrin dışında, dağ eteklerinde ise daha büyük tatil otelleri bulunuyor.

Ne zaman gidilmeli?

Şeki’yi ziyaret etmek için en güzel dönemler ilkbahar ve sonbahar. Mayıs ayında dağlar yemyeşil, ağaçlar çiçek açmış oluyor. Ekim ayında ise ormanlar sarı, turuncu ve kırmızı tonlara bürünüyor; ceviz ve kestane hasadı yapılıyor. Yaz aylarında Şeki, Bakü’nün sıcağından kaçmak isteyenler için serin bir sığınak; ama turist sayısı da artıyor. Kış aylarında ise kar yağabiliyor ve şehir sessiz, masalsı bir görünüme bürünüyor.

Pratik notlar

  • Kaleye çıkan yol yokuşlu; rahat ayakkabı giyin.
  • Han Sarayı’nın içinde fotoğraf çekmek yasak; kurallara uyun.
  • Şeki helvası ve kelağayı almak için şehrin eski çarşısını ziyaret edin.
  • Piti yemek için öğle saatlerini tercih edin; bazı lokantalarda akşama kadar tükeniyor.
  • Şeki’de nakit para bulundurmak işe yarar; küçük dükkânlarda kart geçmeyebilir.
  • Şehrin eski mahallelerinde sokaklar dar; arabayla dolaşmak yerine yürümeyi tercih edin.

Son bir söz

Şeki Kalesi ve içindeki Han Sarayı, Kafkasya’nın hanlıklar döneminin en güzel hatıraları. Bir yanda Nadir Şah’a meydan okuyan Hacı Çelebi’nin cesareti, öte yanda şiir yazan Muhammed Hüseyin Han’ın zarafeti; bir yanda kalın taş surlar, öte yanda binlerce renkli cam parçasından oluşan ışık oyunları. Şeki, bu karşıtlıkları uyum içinde barındıran bir şehir. Dağların eteğinde, çınar ağaçlarının gölgesinde, bir tabak piti ve bir bardak çayla bu şehrin ritmine uyum sağladığınızda, Azerbaycan’ın en sevimli yüzüyle tanışmış olacaksınız.

Video

Konum

Koordinatlar: 41.2093° K, 47.1975° D
Google Haritalar’da Şeki Kalesi ve Han Sarayı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

3 thoughts on “Şeki Kalesi ve Han Sarayı: Kafkas Dağlarının Eteğinde Bir Hanlık Mirası”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir