kör
Bu gün o kadar güzel çalıyorum ki gitarı, gök yüzünde hilal görünümünü alan ay’ın sivri uçlarını betimleyebiliyor çıkardığım seslerin bütünü. Bunun mümkün olabileceğine inanmıyordum, ta ki gerçekleşene, bunu yapabildişimi görene kadar. Öyle ki bunu görür görmez daha fazla ne yapabileceğimi merak ettim. Yağmur yazdırmak istiyordum. Müzik, ıslandığım düşüncesiyle kandırsın beynimi ve kurumak için acele edişimi göreyim istiyordum. Müzik yağmurun beynimizde k?p?rdattığı yerleri aynı ?slaklıkla titreğtirebilir miydiş Mesela, acılar içinde kavranırken dökülen bir kaç damla göz yaşıyla ifade ettiğimiz rahatsızlığı müzikle ifade edebilir miydik? Zonguldak’ta gördüğüm doğanın verdişi huzuru verebilir miydi çıkaracaşım seslerı En yakın dostlarıma güvendişim kadar güvenebilir miydim müzişe hiç? Radyoda dinledişim çocuk masalları kadar geçmişe götürebilir miydi beni ezgilerı Bu soruların cevapları için yeterince sarılmamış olduğumu farkettim bir şeylere. Daha gezgin olmalıydım yaşamın bütünlüşüne doğru. Sonra kapattığım kapıları birer birer açmaya başladım. Her kapının arkasından somurtkan bir surat yalancı gülümserlişini gösteriyordu. Ben var olan tek doğrunun gücüyle onlara samimi bir gülümseme ile selam verdim. Kaybedecek bir şeyimiz baştan beri yoktu, yeni farkına varmışlığım her şeyi kolaylaştırmış, isteksizlik ve tereddütlerimi köreltmişti. Sonra yeni kapıları keğfetmek için kanat ç?rpmaya başladım. Ta ki hiçbir şey yapamadan izledişim o anı hatırlayana kadar… Her şey aslında bir rüya ile başlamıştı… Temiz görüntüsüyle göz kamaştırıyordu parıltıs?. Saflığı, yaydığı Halkla verdişi huzurdan belli oluyordu. Bu zarif hatlara hiç kimse sahip olamamıştı. Onun göklerin annesi olmadığını kanıtlamak olduğunu söylemekten zordu. Seslendişinde insan içsel bir cesaret kazanır ve iyilişin yegane savunucusu haline gelirdi. Zaman geçmişten bu güne taş,ıner ve lezzetli bir ziyafet gibi masaya yayılırdı. Sonra kaşık kaşık yedirirdi yaşamın en doyurucu lokmalarını. Dikkatsiz birkaç saniye, saçlarında boğulmasına neden olurdu insanın, koca bir okyanusta yapa yalnız. Böyle bir şeye elbette izin vermez, yaşadığım korku zirveye ulaşmadan Şefkatli kollarıyla çeker alırdı beni ?imıeklerin, dağ gibi dalgaların arasından. YaŞamın doygunluŞuyla koynunda uyumamak imkansızdı. Uyumanın, huzurlu bir dinlenişin tam yeriydi orası ve asla reddetmezdi, aksine ne istedişimi bilir, ona kavuşmam için destekleyici davranışlar sergiler ve sükuna kapanan gözlerimi uyanana dek izlerdi. Kirli parmaklarımla kaldırdım ellerimi ve dokundum…ta ki damarlarındaki, derinlerdeki güzellişi yok edene kadar. Bir zamanlar boğulduğum denizler kirli bir görünüme bürünmüş, göz yaşlarıyla topaklanmış saçları eski zariflişini aratır olmuştu. ınce parmaklarının yerini sanki karanlığı yoklayan duyarsız uzuvlar almıştı. Tüm gücünü çalmıştım gök sanatı artık ölmüştü, zaman onu giderek uzaklara çekiyordu. Yeterince çıplaktım artık kendimden utanmaya. Tüm yarı?lar bitmiş, bütün çiçekler solmuştu, o andan itibaren geri kazanılamayacak belki de tek kayıbımı yaşamıştım… Bekli de böyle bir kayıp olmadan asla kazanamazdım. Karanlığa ho? geldin çocuk. Aslında her aldanış bir çıplaklıktı. Farkına varmalısın, her şey daha kötü olacak, tam tahmin edip olmasını istemedişin gibi. Bırakılmış ateğin kendi kendine sönecek mi sanıyorsun? Onu canlandırmak için binlerce çakal göreceksin çevrendekileri görebildişin zaman. Hiçbir şeysin. Lanet radikal düşüncelerini paketleyip götüne sokmak için uygun bir zaman bence. Fikirsel pornografi gerçek adamım. Her düşünce bir dişerini sikmek için koşuyor. Sen benişini bulamamış kozmik bir nihilist edasında zevk ve keyif peğindeyken, çevrende ruhunu emmek için planlar yapıldı ve oynanıyor bile. Aldanmayan bir hücren kaldı mI sanıyorsun, haha…hala bir çocuksun, zavallı ve muhtaç bir çocuk ve evet anlamsız sahip olduğun her şey, geri zekalı beynin bunu kavrayabiliyor mu dostum hağ Dinliyor musun beni, sana diyorum, ho? geldin karanlığa. Karanlığa ho? geldin çocuk. Çoğul hükmün yegane saldırısına ho? geldin. Buna hazır ol ya da olma. Belirsizliğin kapısı sonuna kadar açık, ister burada kal ister kapıdan geç, kimsenin umrunda değil. Hoscakal…
