Çevre Kirliliğinin Makro-Ekonomik Analizi ve Yönetimi

Dr. Osman Nuri ARAS
Qafqaz Üniversitesi

İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

Bakü/Azerbaycan

onaras@yahoo.com
Giriş

1980’lerden itibaren önemini en fazla hissettiren ve dünya gündeminin en önde gelen konularından biri konumuna gelen çevre sorunları içerdiği tehlike, tehdit ve sakıncalar nedeniyle bundan sonraki yıllarda giderek daha fazla önem kazanacak bir olgu olarak gözükmektedir. Dünya çapında çevre sorunları arasında denizdeki petrol kirlenmesi de yer almaktadır.

Giderek öneminin daha fazla arttıran çevre sorunları ile ekonomi arasında çok yakın ve karşılıklı ilişki bulunmaktadır. Ekonomik gelişmenin devam etmesi ya da ekonomik faaliyetlerin fazlalaşması çevre sorunlarına sebep olurken, çevre sorunları da ekonomik gelişme ve ekonomik yapı üzerinde etkili olmaktadır. Ekonomik gelişme çevre kirliliğini, çevre kirliliği ise ekonomik gelişmenin ekonomik ve sosyal maliyetini arttırmaktadır (Keleş, 1997). Bu ilişki düzeyi ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılık göstermektedir. Yatırım politikalarından ve teknoloji politikalarına kadar geniş bir alanda çevre sorunları üzerinde önemle eğilen gelişmiş ülkelerde gerekli maliyetlere katlanılabilmekte ve kamu yönetimleri, üretici ve tüketicilerden gereken maddi özveriyi kolaylıkla talep edebilmektedir (Berberoğlu, 1982).

Çevre kirliliği, yalnız görme duyusu ile değil, bütün diğer duyu organlarıyla hissedilmektedir. Çevre kirlenmesi, içinde bulunulan çevrenin özelliği ile ilişkilidir. Çevre kirlenmesi ile içinde bulunan çevrenin özelliğini birbiriyle ilişkilendirebilmek için, bir kişinin özel çevresi ile sosyal çevresini birbirinden ayırmak gerekir. Özel çevre, insan yapısı olan ve taşınır ya da taşınmaz, kişinin içinde bulunduğu fizik yapılardır. Sosyal çevre ise az ya da çok ölçüde hepimiz tarafından paylaşılmaktadır. Yollar, parklar, nehirler, açık alanlar ve hava gibi şeylerin hepsi, sosyal çevreyi oluşturan unsurlardır (Victor, 1978).

Sosyal çevre, özel çevreyi de kapsamaktadır. Öte yandan özel çevre ile sosyal çevrenin bir çok durumlarda birbirinden ayrılması da mümkün değildir. Sosyal çevre unsurlarından bir çoğu üzerinde çok az denetim imkanı vardır. İşte içinde bulunulan özel ya da sosyal çevrede, başkalarının faaliyetleri sonucu meydana gelen ve istenmeyen değişmeler çevre kirlenmesi olarak tanımlanabilir.
Çevre Kirliliği-Ekonomi İlişkisi

Ekonomik gelişmenin çevre kirliliğini arttırmasının temel nedeni, ekonomik gelişme ile birlikte üretim ve tüketimin artmasıdır. Üretim ve tüketim kararları ise, daha çok piyasa ekonomisi koşullarına göre alınır. İktisat teorisinin büyük bir bölümünün varsaydığı gibi üretici ve tüketiciler tamimiyle kendi özel çıkarlarının peşinde koşarlar. Eğer bu faaliyetleri karşılığında hiç bir ödeme yapmadan ya da bir bedel almadan başkalarını etkileyecek olurlarsa, üretici ve tüketicilerin bu yan etkileri hiç dikkate almayacakları söylenebilir. Bu çıkar çelişkileri, devletin iktisadi faaliyete müdahalesi konusunda bir giriş olarak düşünülebilir.

Bazı iktisatçılar, piyasa ekonomisi içinde özel çıkara dayalı davranışlar sonucu iktisadi refahın maksimum olacağına ilişkin teorik yaklaşımın gerçek hayata da uygun olacağını savunmaktadırlar. Bir çok tanınmış iktisatçı, genel olmamakla beraber belirli noktalarda bu görüşten ayrılmış ve iktisadi düşüncenin genel çizgisi yanında oldukça geniş kapsamlı bir eleştiri meydana gelmiştir.

Ancak eleştiriler güçlendikçe, iktisadi düşüncenin genel çizgisi daha fazla analitik ve soyut hale gelmiştir. İktisatçılar gerçeklere rağmen kapitalist ekonomi içinde piyasanın faydalı yönlerini vurgulamaya devam etmişler ve çeşitli başarısızlıklarını daha büyük ölçüde analiz dışı tutmuşlardır.

Çevredeki birçok varlığın bireylerin değil de toplumun malı olması ve çevre hizmetlerinin birçok kişi tarafından toplu olarak tüketilmesi gibi faktörlere bağlı olarak çevre kirliliği ya da dışsallık olarak nitelendirilen olay ortaya çıkmaktadır (Ceritli, 1996). Genel bir terim olan ve ilk defa Marshall tarafından kullanılan “dışsallık”, iktisadi faaliyetlerin piyasa dışı bütün etkileri anlamında kullanılmaktadır. Bu etkiler, sosyal çevreye zarar veren faaliyetlerin dışında bir kişinin diğerinin elbisesinden duyduğu hoşnutsuzluğu da kapsayabilir (Aruoba, 1997).

Çevre sorunlarının önlenmesi amacıyla, sözkonusu olumsuz gelişmelere müdahale edilmesi ve eko-sistemler üzerinde beliren olumsuzlukların önlenmesi ve giderilmesi gerekmektedir. Belirtilen bu önlemlerin bütünü ise çevre yönetimi kavramını ortaya çıkarmaktadır. Çevre yönetimi ise, bazı yönetsel araçların geliştirilmesini ve uygulama alanına konulmasını gerekli kılmaktadır. Teknik, teknolojik, hukuksal ve kurumsal görünümler alabilen bu araçlardan biri de ekonomik araçlardır. Çevresel kirlenmelerin önlenmesinde ve ekolojik şartların tehlikeye sokulmasının önüne geçilmesinde ekonomik nitelikli araçlardan yararlanabilmek mümkündür.

Çevre yönetiminde ekonomik araçlardan yararlanılmasına imkan veren üç temel saik vardır. Bunlardan birincisi dışsal etkilerdir. Dışsal etki bir etkinliğin bir başka etkinlik üzerinde etkilenenin istek ve iradesine bağlı olmadan meydana gelen etkilere verilen isimdir. İkincisi, ekonomik süreç ve ekonomik gelişme çizgisi sürekli olarak kıt kaynakların daha fazla kullanılmasını gerekli kılmakta ve kıt kaynaklar üzerinde baskı giderek artmaktadır. Kaynakların aşırı istismarı ve çevresel endişelere yeteri kadar yer verememek olasılığı kıt kaynakların bir daha yenilenemez ölçüde yok edilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Bu sonuç, bir başka anlatımla, ekonomik israf ve kıt kaynakların ekonomik ve rasyonel olmayan kullanımı anlamına gelmektedir. Bunun da bir sonucu olarak, üçüncü temel saik, canlı türlerinin yok olması tehlikesidir (Yaşamış, 1995).

Yukarıdaki açıklamalar çevre sorunlarının özünde esaslı bir ölçüde ekonomik olguların yer aldığını göstermektedir. Dolayısıyla, ekonomik parametrelerin doğru planlanması ve isabetli bir şekilde değerlendirilmesi durumunda, çevresel sorunlar da netleşebilir ve yönetilebilir bir konuma gelebilecektir.
Ekonomik Araçların Gerekliliği

Dışsallıkların içselleştirilmesi anlamına gelen çevre kirliliğinin önlenmesi konusunda çevre yönetiminde ekonomik araçlardan faydalanılması bir zarurettir. Bununu için öncelikle çevre kirliliğini önlemenin maliyetini, daha sonra çevre kirliliğini önlemenin yöntemlerini ve son olarak da, kirliliği önleme konusunda kirliliği yaratan üreticinin tercihinin ortaya konulması gerekmektedir.

Yaptığı ekonomik etkinlikle bir başkasının ekonomik şartları üzerinde olumsuz etki yaratan kişi, ya yol açtığı zararı tahmin edecek ya da vermekte olduğu zararı önleyecek çeşitli eylemlere başvuracaktır. Her iki durumda da yapacağı harcamalar ekonomik açıdan zarar verenin kişisel bütçesine tesir edecektir. Bu durumda yapılabilecek ödemeler, zarar verenin ekonomik kârlılığını sağlayacak düzeyin altına inemeyecektir. Aksi taktirde ortaya çıkacak olan negatif gelir nedeniyle zarar veren kişi, işletmesini kapatmak durumunda olacaktır. Burada belirtildiği gibi yalnızca iki kişi arasındaki dışsal ilişkilerde sorunun çözümlenmesi kolaydır. Her iki tarafın karşılıklı kâr ve zararlarının buluştuğu noktaya kadar üretim yapılabilmekte ve üretim sonucu oluşan dışsal etkilere katlanılabilmektedir. Ekonomi literatüründe Coase Teoremi olarak bilinen bu yaklaşım ikili ilişkilerde bile ekonomik araçların dışsal etkilerin, bu arada kirlenmelerin önlenmesinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu yaklaşımın ortaya koyduğu çözüme bazı ekonomistler “içselleştirme” adını da vermektedirler (Yaşamış, 1995).

Kişisel ilişkiler bakımından kolay ve etkili bir çözüm olan içselleştirme, kirliliklerin bireysel bazın ötesine geçerek kamusal bir özellik kazanması halinde güçleşmekte ve zorlaşmaktadır. Çevre kirliliği açısından olaya bakıldığında ise, dışsal etkiler yalnızca komşularla sınırlı kalmamakta ve kentin bir alt bölgesini, kentin bütününü ülkenin bir bölümünü, ülkenin bütününü ve hatta öteki ülkeleri dahi etkileyen bir görünüm kazanabilmektedir.

Bu sebeplerle, dışsal ekonomilerin genellikle çevresel değerler, kamu sağlığı ve eko sistemler üzerinde yarattığı olumsuzlukların içselleştirilmesi ve olumsuzluğa ve zarara yol açan bu etkilerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Bazı ekonomistler “piyasa ekonomisinin başarısızlıkları” olarak algıladıkları bu olguyu, arz ve talebe dayalı liberal ekonomik kuramın, esasında doğru olmakla birlikte, her zaman ekonomik dengeleri sağlayamadığını ve bu gibi durumlarda piyasa ekonomisinin kendisinden beklenen performansı gösteremediğini belirtmektedirler.

Toplumsal açıdan sorunu karmaşıklaştıran bir başka kavram da “serbest mal” ya da “ortak mal” olarak isimlen dirilen ve herkesin kolaylıkla ve bedel ödemeksizin yararlanabildiği mallardır. Hava ve su bunlara örnek olarak verilebilir. Çevreye kirletici atık bırakanlar gerek hava ve gerekse su ortamından serbest mal olarak yararlanmakta ancak bu yararlanmanın bedellerini ödememektedirler. Bu olgu çevresel değerlerin ve kıt kaynakların istismarına yol açabilmektedir.

Çevre kirliliğinin önlenmesi konusunda kirliliğe sebep olan birimlerin tercihlerinin yanı sıra toplumun ve kamu yöneticilerinin tercihleri de büyük önem taşımaktadır (Berberoğlu, 1983).

Çevre kirliliğini önleme yöntemleri genel olarak doğrudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılabilirler. Doğrudan denetim yöntemleri, kamu yönetimlerince çevre kirliliği yaratanların bundan alıkonmaları biçiminde uygulanmaktadır. Dolaylı denetim yöntemleri ise, çevre kirliliği yaratanları bu eylemlerini durdurmaları ya da sınırlandırmaları konusunda zorlayan bazı araçlardan oluşmaktadır (Berberoğlu, 1982).
Makroekonomik Araçlar

Çevre sorunlarına çözüm noktasında makroekonomik araçlara başvurma ihtiyacı, iki temel noktadan kaynaklanmaktadır. Birincisi, çevresel kirlilik ve kalite bozulmaları kıt kaynakların varlıklarını devam ettirmelerini tehlikeye sokmaktadır. İkincisi, çevre koruma amacıyla yapılan çalışmalara önemli düzeyde mali kaynak ayrılmaktadır. Bu harcamalar makroekonomik dengeler açısından çeşitli etkiler yaratabilecek önemde ve büyüklüktedir. Belirtilen bu nedenle çevresel harcamaların makroekonomik bağlamda ne gibi etkiler yaratacağının bilinmesi gerekmektedir. Böylelikle makroekonomik çevre yönetimi araçlarının daha iyi bir çevre kalitesine ulaşılması yolunda daha doğru olarak kullanılabilmeleri mümkün olacaktır (Yaşamış, 1995).

OECD tarafından yapılan bir araştırmaya göre, çevre koruma amacıyla işletmeler tarafından yapılan harcamalar üretilen ürünün maliyetine yansıtılmakta ve sonuç olarak da, tüketici fiyatlarında göreceli bir artış gözlenmektedir. Bu özelliği ile çevresel harcamalar ilk olarak enflasyonu artırıcı bir etki yapabilmektedir.

Fiyatlar genel düzeyindeki artış tüketicinin harcanabilir gelir düzeyinde azalmalara yol açacağından bireysel tüketim miktarında da azalmalar görülecektir. Aynı şekilde, fiyat artışı nedeniyle malların ve hizmetlerin talebi azaldığından ihraç edilebilmeleri olanağı küçülecek ve sonuçta dış ticaret dengesi de bu durumdan olumsuz olarak etkilenecektir. Bu bağlamda ulusal gelir düzeyinde de azalmalar görülebilmektedir.

Çevre harcamalarının işsizlik üzerinde etkileri konusunda ise iki ayrı görüş vardır: Birinci görüşe göre, kapanan işletmeler nedeniyle işsizlik artmakta ve diğer görüşe göre ise çevresel yatırımlar nedeniyle yeni iş alanları oluşmak tadır. OECD çalışmalarında ise işsizliği belirleyen ana saikin ulusal gelirin içinde bulunduğu koşullar olduğu hükmüne varılmaktadır.

Belirtilen bu makroekonomik etkilerin firmaların kârlılığı ve verimliliği üzerinde de etkileri olabilecektir.

Yukarıdaki açıklamaların ötesinde makro-ekonomik konularda, önemli derecede belirsizlikler bulunmaktadır. Her şeyden önce çevresel değerler ulusal gelir hesapları içinde yer almamaktadır. Genel tüketim amacıyla pek çok kıt mal kutlanılmakta ve bunların bir kesiminin geri dönmesine imkan bulunmamaktadır. Özellikle bazı türlerin ortadan kalkmakta olması bu açıdan oldukça önemlidir. Gerçekçi milli gelir hesaplamalarının yapılabilmesi için bu önemli maliyetlerinin de dikkate alınması gerekmektedir.

Makroekonomik teori, genellikle, milli gelir hesaplamaları konusunda bir kaç söz edilerek anlatılmaya başlanır. İlk başta, toplam ölçüler içinde en önemli olan gayri safi milli hasıl (G.S.M.H.) kavramı açıklanır ve bunun üç ayrı metotla nasıl hesaplanacağı belirtilir. Ancak GSMH’nın üretimi sonucu doğan çevre kirlenmesi milli refahı açık bir şekilde etkilemesine rağmen hesaplamada yer almamaktadır (Victor, 1978).

Üretim ve tüketim sonucu ortaya çıkan artık ürünler yönünden, bu etkilerin iktisadi analiz dışında olduğu varsayımı, üç şekilde savunulmaktadır Birincisi, bir metodolojik araç olarak, analizin basitleşmesine yardım etmekte ve iktisatçıların belirli bir soruna eğilmesini sağlamaktadır, ki bu sorun açısından dışsallık tesadüfi olabilir ikincisi, artık ürünler, etkileri ihmal edilebilecek ölçüde, küçük miktarlar da ortaya çıkmaktadır. Üçüncüsü ki, aslında ikinci görüşü içine almaktadır, artık ürünler herhangi bir zarar meydana getirmezler. Zira, çevre bu artıkların tamamını yutabilecek ölçüde sınırsız bir kapasiteye sahiptir. Özellikle gelişmiş ülkelerde, dışsallıkların hesaba katılmaması,. yalnızca birinci sebeple ampirik olarak savunulabilir. İktisadi faaliyette kullanılan bütün mallar, sonunda artık olup atılacaktır. Bu bakımdan artık ürünlerin sonucu meydana gelen, çevre, kirlenmesi, günümüzde en çabuk çözüm bekleyen bir sorunu oluşturmaktadır (Yaşamış, 1995).

Fakat, toplama sorunu kenara bırakılırsa, iktisadi faaliyetler sonucu ortaya çıkan çevre kirlenmesinin, basit Keynes’çi modele sokulması mümkündür ve oldukça kolaydır.

Makro-ekonomik konularda ve hesaplamalardaki belirsizliklerin yanı sıra, bölge ekonomisi açısından da çevresel değerlerin yeterli ölçüde dikkate alınmadığı görülmektedir.

Makro-ekonomik harcamalar her şeyden önce çevre için yapılan harcamaların toplam miktarına, ülkeler arasında ekonomik işbirliğinin içinde bulunduğu ortama ve firmaların çevre harcamalarının fiyatlarına yansıtabilme yeteneklerine bağlı olacaktır. Bu nedenle makro-ekonomik etkilerin bu üç etmen gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

Eklenmesi gereken bir başka makro-ekomomik boyut da ekonomik değerlendirmelerin üzerinde yoğunlaşması gereken alanlarla ilgilidir. Makro-ekonomik etkiler üç ayrı boyutta irdelenmek gerekir; kirlenmenin yol açtığı maliyet, kirlenmenin denetlenmesinin yol açtığı maliyet ve kirliliklerle ilgili olarak izlenen temel politika ve stratejiler olan standartların, harçların, vergilerin, pazarlanabilir izinlerin ve teknik altyapı yatırmalarının maliyetleri.

Çevre kirliliğini sebep olacağı maliyetlerin hesaplanması, çevreye verilen kirleticilerin canlı ve cansız varlıklar üzerindeki zarar ve hasarlarının belirlenmesi şeklinde olacaktır. Kirleticilerden etkilenen insan varlığı ile flora ve fauna belirli bir zarara uğramış olacaktır. Ölümler, ortalama yaşam süresinin azalması, hastalanmalar, sakat kalmalar, tedavi giderleri. azalan tarımsal ve hayvansal ürün, kaybolan ve azalan türler bu arada ilk akla gelebilen örnekler olmaktadır. Buna paralele olarak, binalar gibi cansız varlıklar ürerinde de çeşitli zararların ortaya çıkması mümkündür. Hava kirliliği nedeniyle binaların kirlenmesi ve global ısınma yoluyla eriyen kutup buzluklarının yol açacağı deniz yükselmesinin neden olacağı su basması olayları verilebilecek diğer örneklerdir.

Kirleticinin ekonomik maliyeti kadar kirlenmenin denetlenmesi ve zararlı etkilerinin ortadan kaldırılması için yapılan giderler de ekonomik açıdan ele alınması gerekir. Özellikle oluşmuş olan kirliliklerin giderilmesi büyük harcamaları gerektirmektedir. Kentsel ve endüstriyel pis suların arıtılması, gürültü emici duvarların yapılması ve temiz yakıt üretim tesisleri bu arada akla ilk gelen örnekler olmaktadır.

Aynı şekilde, kirliliklerle ilgili olarak geliştirilen politikaların da çeşitli maliyetlere yol açması kaçınılmazdır. Örneğin, geliştirilecek olan standartlar yasaklayacakları etkinliklerle ya da zorunlu kılacakları teknolojik gelişme çalışmaları nedeniyle mutlak şekilde bazı ekonomik sonuçlara yol açacaktır.

Fonlar: Çeşitli gelir kaynaklarından yararlanılarak elde edilen kaynaklar fonlar aracılığıyla çevresel kalitenin geliştirilmesi amacıyla kullanıcıların ve bu konuda gereksinimi olanların emrine verilmektedir.

Gerek uluslararası düzeyde ve gerekse ulusal ölçekte kullanılan bu aracın uluslararası düzeydeki en ilginç örneği Rio Konferansı’nda oluşturulan “Global Çevre Fonu”dur(Ceritli, 1996): Atıkları nedeniyle çevreye kirletici bırakarak diğer ülkelerin kirlenmesine yol açan gelişmiş ülkelerden alınacak parasal katkıların çevre sorunları ile baş etmekte finansal sorunlarla karşılaşan gelişmekte olan ülkelere aktarılmasını öngören bu girişim uluslararası çevre yönetimi açısından oldukça önem taşımaktadır.

Dış Yardım – Kredi – Borç Silme: Uluslararası düzeyde benimsenen bir başka yöntem de bir ülkenin ya da uluslararası kuruluşların diğer ülkelere finansman kaynağı veya kolaylığı sağlamalarıdır. IMF, Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası ve benzeri uluslararası finansman kuruluşlarından çevresel amaçla kullanılmak üzere düşük faizli, faizsiz ve hatta bağış alabilmek yolları açık bulunmaktadır.

Ayrıca, bazı ülkeler diğer ülkelere teknik yardım veya finansman yardımı adı altında borç, kredi ya da karşılıksız bağış ve yardım sağlayabilmektedir. Bu yaklaşımın ilginç bir örneği bir başka ülkenin dış borçlarının ödenmesi ne katkıda bulunmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dış borçlarını ödeyebilmek üzere kıt doğal kaynakları üzerinde yoğun bir istismar baskısı kuran kimi ülkeler sonuçta dünya eko-sistemine zarar veren sonuçlar yaratabilmektedir.

Buna karşılık, kimi ülkelerin kendi ülkelerindeki çevre standartlarının sıkılığı nedeniyle çevre standartları gelişmemiş ülkelere kirletici endüstrilerini taşımaları veya çevre kirlenmesine katkıda bulunan mallarla ticareti yeğlemeleri “çevre dostu mallar” ve “çevreye duyarlı dış ticaret” gibi kavramların gelişmesine yol açmaktadır. Bu çerçevede, dünya ülkeleri uluslararası ticaret ilişkilerinde global çevreye zarar verici girişim ve davranışlardan uzaklaşmaya zorlanmaktadırlar.
Sonuç ve Öneriler

1. Ekonomik açıdan sıfır kirlilik hedefine ulaşılması mümkün görülmemektedir. Gelişen toplumlarda kirlilik mutlaka olacaktır. Önemli olan kirliliklerden tümüyle kurtarılmış bir ortam yaratmak yerine kirliliğin hangi düzeyde tutulmasının eko-sistemlerin devamını güvence altına alacağıdır. 2. Bu bağlamda yalnızca çevre standartları yönetiminin kullanılması, istenilen etkiyi yaratmakta yetersiz kalmaktadır. Çevresel standartları herkese eşit şekilde uygulamak imkanı her zaman mümkün olamamaktadır. 3. Standartlar mutlaka ekonomik araçlarla desteklenmelidir. 4. Gerek mikro ve gerekse makro-ekonomik irdelemelerde yarar/maliyet analizleri, maliyet etkenliği analizleri, risk tahminleri ve etki değerlendirmeleri ile ilgili teknikler yeterli düzeyde kullanılamamaktadır. Bu eksiklik çevre yönetimi amacıyla kullanabilecek ekonomik araçların potansiyel güçlerinin belirlenmesinde zorluklar yaratmaktadır (Yaşamış, 1995).

Belirtilen bu genel eleştirilerin ışığı altında çevre koruma amacıyla ekonomik araçların kullanılması konusunda yararlı bir genel çözüme işaret etmek gerekmektedir. Çevre yöneticileri çözümlemek durumunda oldukları çevre sorunlarının her birini ayrı bir olgu olarak ele almalı ve her bir kirliliğin istenilen düzeye çekilmesini ayrı ve bağımsız bir hedef olarak belirlemelidir. Çevre yöneticileri her bir kirlilik olayı için hem standartlaştırma yöntemini ve hem de ekonomik çevre yönetimi araçlarını kullanmayı planlamalıdır.

Sorunun çözümlenmesi için standartlara dayalı düzenleyici önlemler yanı sıra, hem mikro ekonomik araçların hem de makro ekonomik araçların tek tek ve ayrı ayrı tetkik edilmesi ve uygulanmalarından etkili sonuç alınabilecekler belirlenerek devreye sokulmalıdır.

Çevre yönetimi özünde önemli bir ekonomik çıkmazı içermektedir. Çevre kirlenmelerinden ve çevresel kalite bozulmalarından etkilenenler belirli bir ekonomik maliyete katlanmak zorunda kalmakta, buna karşın çevre kirliliğini yaratanlar önemli sayılabilecek ekonomik kazanç elde etmektedir.

Çağdaş ekonomi bilimi bu çıkmazı çözecek ve mikro ve makro düzeyde geliştireceği politika, strateji, program ve araçlarla çıkmazı ortadan kaldıracak kuramsal ortamı gerçekleştirilmek durumunda olmalıdır.

Öte yandan, günümüzde insanoğlunun karşılaştığı temel problemlerin çoğu ile uğraşılmak isteniyorsa, toplumun artıkları ile; nüfus artış hızı, önemli tabii kaynakların tehlikeli şekilde tükenmesi, tüketiciliğin ahlaki yönü, büyük uluslararası şirketlerin emperyalizmi arasında bir ilişki kurulmaya çalışılması şeklinde bir dışarı taşma kesinlikle zorunludur.

Kısaca çevre kirliliğinin önlenmesi konusunda sırasıyla, çevreye atılan kirleticilerin denetim altına alınması; kirlilik türlerinin, ve yoğunluklarının tespit edilerek çözüm yollarının araştırılması; kurulacak tesislerde uygulanacak teknolojinin çevre kirliliği açısından değerlendirilmesi; varolan kirlenmenin ortadan kaldırılması ve yeniden kirlenmenin önlenmesi aşamalarının takip edilmesi gerekmektedir.
YARARLANILAN KAYNAKLAR

ARUOBA Çelik, “Çevre Ekonomisi, Gelişme Ekonomisi”, İnsan Çevre Toplum, Yayına Hazırlayan: Ruşen Keleş, İmge Kitabevi, Ankara, 1997, ss.172-192.

BECK Jan Mensvelt, Çevre ve Üçüncü Dünya, Endülüs Yayınları, İstanbul, 1990,

BERBEROĞLU Necat C., “Ekonomik Açıdan Çevre Kirliliği Sorunu”, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Dergisi, C.18, S.1, Ocak-1982, ss.216-236.

CAPRA Fritjof, Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası, (Çev. Mustafa Armağan), İnsan Yayınları, İstanbul, 1992.

CERİTLİ İsmail, “”Globalleşme Sürecinde Artan Çevre Sorunları ve Çözüme Yönelik Bazı Yaklaşımlar”, Ekoloji Çevre ve Sosyal Bilimler Dergisi, C.1, S.2, Mart-Eylül 1996, ss.87-93.

FIELD Barry C., Environmental Economics: An Introduction, McGraw Hill, 1994.

KAZGAN Gülten, İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi, Remzi Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1993.

KELEŞ Ruşen – HAMAMCI Can, Çevrebilim, İmge Yayınları, Ankara, 1993.

KELEŞ Ruşen, “İnsan, Çevre, Toplum”, İnsan Çevre Toplum, Yayına Hazırlayan: Ruşen Keleş, İmge Kitabevi, Ankara, 1997, ss.9-17.

KIŞLALIOĞLU Mine – BERKES Fikret, Çevre ve Ekoloji, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993.

RIDDEL Robert, Ecodevelopment, St. Martin’s Press, New York, 1981.

ULUĞ Erol, “Çevre Kirlenmesinin Boyutları”, İnsan Çevre Toplum, Yayına Hazırlayan: Ruşen Keleş, İmge Kitabevi, Ankara, 1997, ss.41-49.

VICTOR Peter A., İktisadi Açıdan Çevre Kirlenmesi, Çev. Ö. F. Batırel, Akbank Kültür Yayınları, İstanbul, 1978.

YAŞAMIŞ Firuz Demir, Çevre Yönetiminin Temel Araçları, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara, 1995.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir