çocuk gelişimi
3 eylül
Çocuklarımız İçin Neler Yapabiliriz?
Ebeveynler ve eğitimciler, çocukların zeka gelişimlerine olumlu katkı yapmanın yöntemlerini bilmelidir.
Bizler, çocuklarımız için çok şey yapıyoruz, yanlış mI yapıyoruz, pek de bilmeden yapıyoruz. Oysa bizler, anneler, babalar, eğitimciler, hepimiz çocuklarımız için daha bilinçli, daha akıllı işler yapabiliriz. Nasıl mış
? Akılcı bir sevgiyle çocuklarımız? severek onlar için en iyiyi yapabiliriz. “Akıllıca sevgi”, çocuŞu başımlı kalmayan, mınc?klayıp rahatsız etmeden, güven veren bir sevgidir. Sevgi, çocuğa verilebilecek ilk büyük destektir.
? Çocuk örnekle öğrenir. Biz, anneler, babalar, eğitimciler “tutumumuzla, davranışlarımızla, yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla” çocuklarımız? eğitiriz. İstesek de istemesek de çocuklarımıza örnek oluğumuzla onları eğitiriz. Bunu hiç unutmayalım. Doğrular, yanlışlar, istekler, korkular çoğu kez böyle öğrenilir.
? ÇocuŞu “kendi özellikleri içinde” tanımak onun gelişimi için çok önemlidir. iki kardeğ bile birbirine benzemez. Kişilikleri, huyları, öğrenme biçimleri, öğrenme hızları, tutum ve davranışları birbirinden farklıdır ve farklı olacaktır. Onları birbirleri ile kıyaslayarak, ölçerek doğru bir karara varamayız. Çocuğumuzu nesnel olarak, abartmadan ya da az?msamadan tanımaya çok önem vermeliyiz.
Beyinsel Gelişim A??
? Çocuk zekası sürekli olarak gelişir. Zekasın? gelişimi, çocuşun bilişsel gelişimi demektir. Bilişsel gelişim, duyusal algılarla (görerek, duyarak, dokunarak, koklayarak, tadarak) beyne gelen beyne gelen uyarıları anlamlandırmayı öğrenmek, ilişkilerini kavramak, işlevlerini anlamak biçiminde olur. Her çocuk beyninde 100 milyar “sinir hücresi-nöron” ile doğar. Bu sinir hücreleri birbirleri ile yaptığı başlantılarla (sinaps’larla) çok büyük bir “beyinsel iletiğim aşı” kurar. İşte bu harika sistemin kurulup işlemesi için “geliştirici uyarılara” gereksinme vardır.
“Geliştirici uyarılar”: Daha çok uyarı, daha çeşitli uyarı, olumlu uyarı demektir. Çocuk beğ duyu alanına gelen uyarılarla daha çok sinir hücresini harekete geçirir, daha zengin bir “beyinsel iletiğim aşı” kurar. Onun için de çocuğun Doğumundan başlayarak içinde bulunduğu “güven ve sevgi ortamı” onun için çok önemlidir. çocuk beyni, doğduğu andan başlayarak, dokunduğu nesnelerle, gördüğü renk ve biçimlerle duyduğu seslerle, kokladığı kokularla, tattığı tatlarla gelişecektir. “Uyarı fakirlişi”, az uyarı, hep aynı uyarılar, olumsuz uyarılar ise çocuğun zeka gelişimini olumsuz etkileyecektir. Daha az uyarı alan beyin hücreleri gelişemeyecek, işlev kazanamayacak, böylece devreden çıkacaktır.
Ancak, çocuğun uyarılardan olumlu yararlanabilmesi için de beyin ve sinir sisteminin olgunlaşması gerekir. Bu da çocuğun uyarılardan olumlu yararlanabilmesi için de beyin ve sinir sisteminin olgunlaşması gerekir. BU da çocuğun her şeyi sırayla nasıl yaptığın? açıklar.Motor gelişiminde önce emekleyen, sonra sıralayan çocuk nasıl 12 ay dolaylarında yürümeye başlarsa, dil gelişimi de, bilişsel gelişimi de böyle olgunlaşmayla ortaya çıkan gelişmeler olurlar.Onun içinde anneler, babalar ve eğiticiler, çocukların zeka gelişimine olumlu katkılarda bulunmanın yöntemlerini bilmelidir: Güven,sevgi,ilgi,dokunma,görü?me,konuşma,kokla?ma,oyun oynama,dikkatli bir bakım sağlama,beslenme,temizleme,uyutma,gezdirme yoluyla uyarıları çoğaltma,çeşitlendirme ve olumlu uyarılar vermeye dikkat etme.
? Çocuşun ruhsal-sosyal gelişimine de olumlu katkımız gerekir.Çocuğumuz belirli dönemlerde ‘ruhsal-sosyal(psikososyal)’ gelişimin belirli gereksinmelerine karşı duyarlıdır.Bu gereksinmeler o dönemde karşılanırsa gelişim çizgisi olumlu gider.
Erick Erickson, gelişimin her döneminin bir ‘çekirdek çatışması’ olduğunu, bu çatışmanın birr yanının olumlu, bir yanının olumsuz olduğunu belirtmiştir.Çocuk eğer bu dönemde ‘olumlu’ yanı bulamazsa devreye ‘olumsuz’ yan girecektir.Onun içinde bu dönemlere dikkat edilmelidir.
0-1 0-1 yağ arasının çekirdek çatışması ‘güven-güvensizlik’ tir. Bu dönemdeki bebek bütünüyle annesine ve çevresine başımlıdır.Onun için de temel gereksinmesi ‘güven’ dir.Bunu alamaz ise ‘güvensizlik’ ona egemen olacaktır.Bebeklik çağındaki anne ve çevre dikkati, ağlamasına gösterilen ilgi,zamanında doyurulması,temizlenmesi,sevgiyle yaklaşım hep güven kaynaklarıdır.
0-2 1-3 yağ arasındaki çocuğun çekirdek çatışması ‘başımsızlık utanç duyma’ dır.12 ayın? dolduran çocuk artık yürümektedir, bu onun için hayatının dönüm noktası,dır.Yürümek demek aynı zamanda karar vermeyi öğrenmek demektir.Nereye,nasıl,ne zaman yürüyeceğine karar vermesi gereken çocuk artık ’kendi yürümek istemektedir.’ Uzatılan elleri itmekte,ne yapabileceğini yaşayıp görmeyi istemektedir.Artık yemeğini kendisi yemek isteyecek, çevreyi dolaşmak, her şeyi ellemek, elledişini atıp ne olacağına bakmak isteyecektir.Bu dönem birinci ‘başımsızlık dönemi’ dir.İkinci başımsızlık dönemi de ergenlik olacaktır.Küçük çocuğun bu kendi bağına buyruk davranışları annenin kaygılarıyla,titizlişiyle,dikkatiyle çatışır.Anne,çocuğun düşeceğinden korkar,bir şeyleri kırmasın? istemez,kendini beslemek istedişinden kaygı duyar ve bunların hepsini kendisi yaparak rahatlamak ister.Ama bu çatışma, çocuğun yapmak istediklerinin engellenmesi çocuğun başımsızlık duygusuna ket vurur.Çocuk yaptıklarından utanç duymaya başlar ve başımsızlık isteği körelir.Kimi zaman annenin yerine anneanne, babaanne alır.Hatta anne bunları bilip çocuğa doğru davrandığı zaman da büyükler tarafından uyarılır ve eleğtirilir.Peki doğru davranış nedirı ÇocuŞu yapmak istediklerini yapmaya teğvik etmek.
Yaptıklarını nasıl doğru yapacağını göstermek.Çocuk yanlığı denedişi zaman sabırlı olmak, denemesine izin vermek,doğruyu göstermek.Çocuğa kendisini beslemesini öğretmek, sadece yardım etmek.Başımsızlı?ın başı boşluk olmadığını öğreten ilk sınırları koymak.
Suçluluk Duygusu
3-6 yağ döneminin çekirdek çatışması da ‘girişimcilik-suçluluk duygusu’ dur.Bu dönemde çocuklar geçen dönemlerinden kazandıkları ‘güven ve başımsızlık’ la girişimlere başlarlar.Artık dünyayı keğfetmenin zamanı gelmiştir.Her şeyi sorarlar,meraklarının sonu yoktur,dolaşırlar,gezerler,kutuları karşıtırırlar,duvarlara tırmanırlar,kötü sözler öğrenir,büyük bir hevesle bunları söyleyerek büyükleri kızdırırlar.Cinselliklerini keğfeder, karşı cinsten çocuklara ilgi duyarlar,doktorculuk oynayarak bedenlerini keğfe çalışırlar.Bu dönem çocukların oyun oynanmaya büyük ilgi duydukları dönemdir.Oyunlar oynayarak dünyayı ve hayatı tanımaya çalışırlar.18 aydan sonra çocuklardaki sosyalleğme isteği çok artar.Artık evde durmak istemezler, hep dışarı çıkmak için çevrelerini zorlamaya başlarlar.Dış dünya, başka çocuklar,hayvanlar,özellikle hayvan yavruları ilgilerini çekmektedir.Onlar dokunmak, onlarla oynamak, arkadağ olmak isterler.Bu dönemde onlara verilecek ‘akıllı destek’ : Onlarla konuşmaktır.Sorduklarına doğru yanıtlar vermektir.Girişimciliklerini pekiştirmektir.Oyunlarını zenginleğtirmektir.Arkadağlar edinmesini sağlamaktır.Beğ duyularını zenginleğtiren deneylerine olanak sağlamaktır.Televizyon izlemelerini sınırlandırmaktır.Bilgisayarla değil, beğ duyuyla öğrenmelerine yardımc? olmaktır.İsteme,yapma,ilişki kurmada doğru sınırları öğrenmesini sağlamaktır.Eğer bir çocuk ‘akıllı destek’ ile gelişmiş ise, 6. yanında Şu özellikleri kazanmış olur; Özgüvenlişi, başımsız karar verebilen ve kendini yönetebilen,girişimci,deneyebilen ve ölçebilen bir olgunlaşma.Eğer bir çocuk ’akıllı destek’ ten yoksun kalmışsa, altıncı yanında şöyle bir çocuk olacaktır: Özgüvensiz, Her karar için çevresine başımlı, hep yönetilmeyi bekleyen, çekingen, denemekten kaçinan, başkalarının ne diyeceğine bakan bir çocuk.Çevremize bir bakalım,insanların çoğu hangi tanıma daha uygun? İşte çocuk yetiştirmenin bir toplum için önemi budur.Çocuklarınız? nasıl yetiştirirseniz, erişkinliklerinizde öyle olur.Tarihin en büyük derslerinden biriside budur.
5 eylül Çarıamba
Pedagoglar,Ebeveynleri uyarıyor: Çocuk bakıcılı?ın? aletlere yaptırmayın.
Televizyon:Nöbetçi Anne Miş
Çocuklar,TV programlarında gösterilen şiddet kullanmaktan taklit yoluyla etkileniyor.Çocuklar bu yolla şiddetin bir ‘sorun çözme yolu’ olduğunu öğreniyor ve bu yolu yaşamlarında da uyguluyorlar.Filmlerde yer alan seks sahneleri çocuklar için bir ‘erken uyarı’ işlevi yapıyor.Küçükler bu sahneleri görüyor,merak ediyor,taklit yoluyla da bunları uygulamaya çalışıyor.Televizyonun bütün dünyada yeni bir işlev kazandığı kabul ediliyor: Çocuk bakıcılığı.Çocukla uğraşmanın annenin tüm zamanın? aldığı, ona hiçbir işle uğraşma şans? bırakmadığı durumlarda televizyon ‘kurtarıc? bir işlev’ yapıyor.Anne, çocuŞu TV karşısına oturtuyor ve arada geçen zamanda işlerini yapabiliyor.Çocuk bakıcıları da bu yöntemle rahat etmenin yollarını arıyorlar.Bu saptama günümüzde Amerikalı pedagogları Şu uyarıyı yapmaya zorluyor: Televizyona çocuk bakıcılığı yaptırmayın.Bizim annelerimi televizyonun karşısındaki çocuk konusunda eskine göre daha bilinçli davranıyor.Yeni annelerin tutumu, çocuğun televizyonla ilişkisini sınırlandırmak ve denetim altında tutmak yönünde bilinçleniyor.Bu konuda daha yaygın bir doğru tutuma zorunluluk var.Çünkü TV programları çocuklar üzerinde çok yönlü etkiler yapıyor, bu konudaki araştırmalar da bütün bunlara dikkat çekiyor.
Televizyonun Etkileri
‘Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri’ konusunda yapılan çalışmalarda ortaya çıkan önemli noktalar şöyle özetlenebiliyor:
? Çocuklar, TV programlarında gösterilen ‘şiddet kullanmak’ tan taklit yoluyla etkileniyor.Çocuklar bu yolla şiddetin bir ‘sorun çözme yolu’ olduğunu öğreniyor ve bu yolu kendi yaşamlarında da uyguluyorlar.Amerika da 8-10 yağ çocuklarının TV’de öğrendikleri yollarla uyguladıkları şiddetin sonuçları görülüyor.Çocukların çizgi filmlerinde de şiddet çeşitli yollarla bir ‘sorun çözme yolu’ olarak küçük beyinlerine aktarılıyor.Çocukların rahatlıkla izledişi TV haberlerinde ve çeşitli dizilerde de şiddet sahneleri sıklıkla yer alıyor.
? Çeğitli filmlerde, dizilerde yer alan seks sahneleri çocuklar için bir ‘erken uyarı’ işlevi yapıyor.Küçük çocuklar bu sahneleri görüyor, anlamlarını merak ediyor, taklit yoluyla da bu olayları uygulamaya çalışıyor.Cinsel dürtülerinin de etkisiyle bu ‘erken uyarı’ çocukların doğal gelişimine müdahale ediyor.
? Çok sayıda reklam ya küçük çocukları hedef kitle seçerek onlara yönelik hazırlanıyor ya da çocukların rol almaları yoluyla çocukları etkilemek amaçlanıyor.Bu yolla çocuklar tüketim toplumunun en genç üyeleri durumuna getiriliyor.Doğruda çocukları hedef almayan reklamlar bile, ev eğyalarında,mobilyalarda,müzik setleri,araba gibi eğyaların seçiminde onları etkileyerek tüketim üzerinde arttırıc? roller alması sağlanıyor.Çocukların tüketimi gün geçtikçe artıyor, oyuncaklar, CD’ler v.b. ürünlerle işlem hacmi gün geçtikçe artan büyük bir pazar yaratılıyor.Giysileri, ayakkabıları çeşitli eğyalarıyla önemli bir yekün tutan tüketim harcamaları reklamlar yoluyla pompalanıyor.
Sağlık Bozuluyor
? Beslenme ile ilgili yiyecek içecek reklamları ise artık çocuk-genç beslenmesinde özel bir yer tutan fast-food beslenmeyi yaygın bir ‘beslenme kalıbı’ durumuna sokuyor.Çeğitli yiyecek maddeleri arasında ya?lı cipsler,çikolatalı,Şekerli gofretler,özel tatlılar,çocuklara ya?lı ve karbonhidratlı bir beslenme kalıbı sunarak Şişmanlamaya, kan kolestrolünün yükselmesine yol açıyor, bunun yanında çocuklar için çok önemli sebzelere, meyvelere,süt,peynir, yoŞurt gibi besin maddelerine ilişkin bilgi aktarımı görülmüyor.
? Çocukların gereğinden fazla TV izlemesi, onların dil gelişimini olumsuz etkiliyor, çünkü TV izleme ‘pasif izleyici’ kitlesi yaratıyor.TV izlerken düşünme,tartışma,konuşma, yanıt verme gibi düşünsel süreçler ortadan kalkıyor.Onun içinde örneğin, çocuklara kitap okuma ve sonra okunan kitapta yer alan konuklar üzerine konuşma,soru sorma,yanıt verme süreçleri çocuğun bilişsel ve dil gelişiminde çok önemli.Bunun yerine TV izlenmesi ise kolayca anlaşılacaşı gibi çocuğun gelişim süreçleri üzerinde olumlu bir rol oynamıyor.
? TV programlarının çocuklar üzerindeki önemli bir etkisi de küçük yaşta ön yarg? oluşmasına yol açmasıdır.Çeğitli çizgi filmlerde,dizilerde çocuklara ‘iyiler-kötüler’, ‘bizimkiler-onlar’ gibi ikilemler sunulmakta, çocukta iyilerin hep iyi, kötülerin hep kötü olduğu, onların ancak savaşla,öldürülerek, yenilerek uzaklaştırılacaşı anlatılmaktadır.Bu ön yargılarda ilerde ‘siyah-beyaz’ türü ikilemler do?masının, ön yargılar oluşmasının temelini atmaktadır.Bunların yerine barıİç?, anlaşmaları destekleyen,yardımlaşmanın yararını anlatan diziler ve çizgi filmler konmalıdır ve çocuk bunlarla sosyalleğme sürecine olumlu adımlar atmalıdır.
? TV programlarının çok yararı olabilir.Çocukta estetik duyguların gelişimi, hayvanlar yoluyla arkadağlık, dostluk başlarının kuruluŞu, birlikte hareket ederek güçlükleri yenmenin yollarının bulunması gibi çok yönlü amaçlar gerçekleştirilebilir.Çeğitli belgeseller çocuklar dünyayı,hayvanlar alemini,ormanları,bitkileri,başka toplumların hayatın? anlatabilir.Bunlar eğitim-bilim (pedagoji) açısından ele alınmış, kurgulanmış ve amacı çocuğun eğitimi olan programlardır.
Çocuk Programları:
Böyle programlar ‘çocuk programı’ adı altında gösterilen hop hop, Hak Hak programlarıyla karşıtı.Susam sokaşı gibi özenle hazırlanmış programların yararı olabilir ama TV kanallarının yöneticileri için asıl olan reklam almak olduğunda işin eğitsel yanı bir kaygı nedeni olmamaktadır.
Çocukların TV İzleme Süresi:
Bu konuda çok araştırma yapılmıştır.Amerika da yapılan bir araştırma 0-6 yağ grubu çocukların günde ortalama 2-4 saat TV izlediklerini ortaya koymuştur.Bu süre ilk okulda artmakta,ergenlik döneminde azalmaktadır.Ancak 0-6 yağ çocuklarının TV karşısında oldukları sürenin her dakikasın? izlemek için kullandıkları sanılmamalıdır,çocuk ilgisini daşıtmakta ama ilgisini TV’den ayrılmamaktadır.Özellikle yalnız müzik yayını yapan kanalların sürekli izlenmesi daha sakıncalıdır.Çocuk programlarının olumlu etkilerinin görülmesi Şu özellikler başlanmaktadır: Çocukların açık mesajlar alması,çocukların gelişim düzeyleriyle başlantılı olarak anlam taşıması, çocukların sözcükleri ve başlantılarını anlayacaşı dil düzeyinde olması, çocukların dünyayı anlamasına yardımc? olması, çocuğun kendi edimi ile durumu değiştireceğine ilişkin mesaj vermesi,başkaları ile birlikte çalışırsa daha iyi sonuç alacağını göstermesi.TV programlarının çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ya da azaltmak olumlu etkilerini arttırmak için anneler,babalar neler yapabilirı
Televizyon programlarının çok yararı olabilir.Çocukta estetik duyguların gelişimi,hayvanlar yoluyla arkadağlık,dostluk başlantılarının kuruluŞu,birlikte hareket ederek,güçlükleri yenmenin yollarının bulunması gibi yararlı amaçlar gerçekleştirilebilir.Çeğitli belgeseller çocuklara dünyayı,hayvanlar alemini,ormanları,bitkileri,başka toplumların hayatın? anlatabilir.
? Öncelikle TV çocuk için oyalayıc?,bakıcı,yemek yedirme yardımcısı gibi işlevler yüklenerek izlenmemelidir.Çocuşun TV izlemesi çocuk için ‘eğlenmek-öğrenmek’ gibi bir işlevi olmalıdır.
? Çocuşun tv’de izleyeceği programlar seçilmeli, programlardaki mesajlara bakılmalı, bu mesajların çocuk üzerindeki etkisi anlaşılmalıdır. Büyüklerin izledişi haberler gibi, diziler gibi filmler gibi programları da çocukların bir biçimde izlemekte olduğu unutulmamalıdır. Bunlar çocuğa yasaklanmamalı ancak ne anladığı, nasıl yorumladığı üzerinde durulmalıdır.
? Çocuşun tv izleme saatleri belirlenmeli ve izleme sürelıeri kısıtlı olmalıdır. Bu süre küçük yağlarda daha az olmalı, yazla birlikte ölçüde arttırılmalıdır. Belirli gün ve saatlerde ev içinde tv kapalı olmalı, aile birlikte sohbet etmelidir. Çocukların tv izleme sürelerinin 30-60dk içinde kalması yeterlidir. Tv ile geçirilecek zamanları kitap okuyarak, konuşarak, oyun oynayarak geçirmekte sayısız yararlar vardır.
? Çocuşun izledişi programlar üzerinde büyüklerin konuşmasında çok yarar olduğu anlaşılmıştır. şiddet ya da seks içeren haber ya da reklam programalrında bile büyüklerin çocukta yapacaşı sohbetin çocuk üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırdığı ya da azalttığı anlaşılmıştır. Bu konuda soğuk kanlı bir tutum tv ekranından yayılan küfürleri bile etkisiz kalabilir.
Bir Örnek
Bu konuya bir örnek olarak, yeni gördüşünüz bir amerikan filmi olan “Üçüncü Gözden” bir sahneyi aktarabilirim. 6-9-14 yaşlarında üç erkek çocuŞu olan anne, salona gider ve saate bakar. Çocuklarına dönerek “saat 9 olmuş” der, “ haydi yataş,ınıza”, arkadan da televizyonu çat diye kapatır. Çocuklar “beğ dakika daha” diye mIz?ldanırlar. Anne oralı olmaz “hayır” der ve çocukları oturdukları koltuktan kaldırır. Odadan çıkarken 9 ya?ındaki oğul döner ve “anne, düzü?mek ne demek” der. (Çeviri aynen böyle idi). Anne hiç istifini bozmadan “iyi bir şeyin kötü adı” der. Çocuk “nedir iyi şey” diye sorar. Anne, “sevişmek” der. “babanla biz de sizi dünyaya böyle getirdik”. Evet, bu ailenin Amerikalı olduğu doğrudur ama bizim çocuklarımızın bu sözleri hiç duymamış olduklarını sanmakta bizim yanlığımızdır. Çocuklarla konuşalım ve onlara doğruları ve yanlışları anlatalım. Elbette biz biliyorsak, ilgileniyorsak ve konuşmaya niyetimiz varsa.
6 Eylül
ÇocuŞu Kim Yetiştirmeli
Anne, 9 ay karnında taşıdığı, sonrada dünyaya getirmek için pek çok sıkıntıya katlandığı bebeğini büyütmek istemektedir. Bu onun hem hakk? hem de görevidir.
? Anne bakımı çok özenlidir ve aşırı koruyucudur. Anneanne bakımı daha çok özenlidir ve çocuğun isteklerini öne alıcıdır.
? ÇocuŞu kim yetiştirmeliş Bu sorunun tarih boyunca pratik bir yanıtı vardır. Anne.
“Anne” dokuz ay karnında taşıdığı, sonrada dünyaya getirmek için pek çok sıkıntıya katlandığı çocuğunu büyütmek ister, bu onun hem hakk? hem de görevidir. Bebeğin ilk aylarında anne süt verir, bebeğin bakımın? yapar, temizlişini, beslenmesini, uykusunu düzenler.
Anacak bebek büyüdükçe anne bütün zamanın? ayırsa bile bebeğin gereksinimlerine yetişmemeye başlar. Başka hiçbir iş yapmasa dahi, bebeğin 24 saat bakımına anne yetişemez olur. Annenin ev işlerine ayırması gereken zaman artık kalmaz, hele de anne çalışan bir kadınsa zamanı iyice daralır.
Bu durumda anneye yardım etme görevini ilk adayı anneannedir. Bizim kültürümüzde akla ilk gelen, çocuğun anneannesidir. İlk soru da “Anne yardım edebiliyor muş” olur. Pek çok anneanne zaten bu işin kendi işi olduğunu kabul etmiştir, bu yardımı kendisi ister.
Pratikte görülende annelerden sonra bebeğin bakım ve büyütme işini anneanneler tarafından üstlendişini gösterir.
Daha az oranda anneden sonraki bakımı üstlenenler “babaanneler”dir. Babaanne, yani babanın annesi, eğer anneanne devreye giremez ise ya da kendi isteği ile bu görevi üstlenir.
Babaların Görevi
Babaların üstlendişi görev, daha çok gereksinimlerinin karşılanmasıdır, anneye yardım edebilmeleri de sınırlıdır. Genç ve modern babalar eskisinden daha çok bebek bakımında görev üstlenmekte ve gerçek bir yardımc? olabilmektedir.
Anne, anneanne-babaanneden sonra çocuğun büyütülmesi “bakıcıya” emanet edilmektedir.
“Bakıcı”, ya bir genç kızdır ya da kendisi de çocuk büyütmüş olan orta ya?lı bir kadındır. Genel olarak “çocuk bakımı” konusundaki bilgileri önceki deneyimleri ile sınırlıdır. Bu konuda eğitim almamışlardır ve en güvenilir yanları “sorumluluk duyguları” olmalıdır. Çocukla yalnız kalacakları içinde onların “sorumluluk duygularına” güvenmekten başka yapacak bir şey yoktur.
“Bakıcı” tarafından bakılan çocuğun annesi ve babası, çocuklarını kazandığı özelliklere bakarak “günlerini nasıl geçirdişiniş” anlamaya çalışırlar.
Ancak bakıcı tarafından büyütülecek çocuğun “bakım” bölümü istenilen nitelikte olsa da “eğitim” açısından istenilen nitelişe ulaşmayacaşı da ortadadır.
Bu “bakım-eğitim-büyütme” biçimlerinin özellikleri nelerdirı Aralarında ortak ve ayrı yanlar nelerdirı Bu yöntemler çocuŞu nasıl etkilerı
Bu soruların yanıtı hemen “Şudur” denilecek biçimde olamaz. Bu sorunun yanıtında bütün bir çocuk yetiştirme kültürü vardır.
Anne “geçtir”, çocuğundan beklentileri daha farklıdır, çocuğuna karşı çok koruyucudur, bizim kültürümüze göre de “kendini çocuğa adamıştır, onun için yaşamaktadır” anneanne çok Şefkatlidir, kendi kızın? yetiştirirken pek çok şey görmüş, pek çok şey öğrenmiştir, kızından daha sakindir. Çabuk heyecanlanmaz ama o da çok torununa düşkündür. Hiç ağlamasın? istemez. Annenin de anneannenin de çocuk züerinde istedikleri onun “özeli bakımıdır”. Çocuşun beslenmesi çok önemlidir, temizlişi ççok önemlidir, istedikleri her zaman çok önemlidir, çocuk sağlıklı olmalı, hasta olmamalı, ağlamamalıdır. Çocuşun oyalanması gerekir, sevgi ve Şefkat onun asıl besinidir. Ama ne yaparsınız ki “anneanneler çocuŞu biraz ??martırlar, çünkü onun üzülmesine hiç dayamazlar, ne isterse yapmaya çalışırlar.”
Anne bakımı çok özenlidir ve aşırı koruyucudur. Anneanne bakımı da çok özenlidir, çocuğun isteklerini öne alır. Babaanneler de anneanneler gibidir. Ama birisi kız çocuŞu büyütmüştür öbürü ise erkek çocuŞu büyütmüştür. Aralarındaki fark daha çok yetiştikleri ortam farkıdır, birbirlerinin tutumunu beğenmelerinde çoğu kez sorunlar vardır. K?z anneleri daha uyumlu olmaya çalışır, oğlan anneleri ise daha eleğtirici olmaya eğilimlidir. Elbette bunlar kültürel rollerden kaynaklanmaktadır, kişilik farklılıkları bütün bunları değiştirebilir.
Bakıcılar
Bakıcılara gelince, onların çocuk üzerindeki etkileri de kendi yetişme biçimlerine, deneyimlerine, sorumluluk duygularına göre değişebilir, genel olarak doğru bir eğitim verme niteliklerine sahip değildirler. Burada daha önceleri çok ünlü olan “İsviçreli Mürebbiye” konusunu anımsamak istiyorum. İsviçreli mürebbiyeler çok önemliydi ve aileler için bir statü sembolü idi. Yeni doğmuş bir çocuk için İsviçreli bir mürebbiye getirmek hem zenginlik hem de görgü ve eğitimde Avrupalı olmak sayılırdı. Onları bu denli ünlü yapan özellikler ne idiş Öncelikle “temiz, disipli ve bilgili” olmalarına çok önemli idi. Sonra da işlerin çok iyi yaparlar ve en önemlisi çocuŞu büyütürken anne ve babaya bile ödün vermezlerdi. Bu yöntemle çocuk büyütmenin temeli “çocuğunun hayatının disiplinle düzenlenmesi idi. Çocuşun beslenmesi, uykusu, temizlişi, bakımı, oyuncakları, oyun oynaması, kısacası bütün hayatı mürebbiye tarafından düzenlenirdi. Onun bakımında yardımcıları da olurdu ve çocuk hayatında en çok mürebbiyeyi görürdü. Mürebbiye, çocuk terbiyesini öğreten kadın anlamında Arapça bir sözcük. Mürebbiye ile büyüyen çocuklar daha mesafeli, terbiyeleri düzgün, ??marmayan, nerede ne yapacağını bilen çocuklar olurlardı. Aşırı korumadıkları içinde kendilerini daha güçlü hissederler, kişilikleri daha yetkin olurdu.
Çocuşun Sosyalleğmesi
Kişisel bakımın en eksik yanı ise her zaman için “çocuğun sosyalleğmesidir. İster anne, anneanne-babaanne, bakıcı, hatta eğitimli mürebbiye olsun “kişisel bakımda” çocuğun sosyalleğmesi eksik kalır ki, çocukların gelişimlerinde bu yan çok önemlidir. bebekler doğduğu zaman gelişmekte olan beyin hücreleri, ancak uyarı alarak gelişimlerini sürdürürler. Bu uyarıların azlığı-çokluŞu, tek düzelişi-çeşitlilişi, olumsuzluŞu- olumluluŞu, beyin hücrelerinin gelişimi yönlendirir. Daha çok, daha çeşitli, daha olumlu uyarılar, beyin hücrelerini geliştirir, başlantılar kurmalarını sağlar ve bilişsel gelişim, dil gelişimi, beğ duyu gelişimi, motor gelişim hızlanır. Çocukların gelişimde başka çocuklar, başka canlılar önemli yer tutarlar. Onun için de çocuklar, yürümeye başlamadan önce çevrelerini araştırmaya başlarlar, yürüdükleri zaman da keğif başlar. Bütün bunlar sosyalleğme gereksinimlerini ortaya çıkarır. Küçük çocuklar daha tam konuşamaya başladıkları zaman da bile öteki küçük çocuklarla sesleri ile anlaşırlar ve kendi aralarında büyüklerin anlayamadıkları söyleğiler yaparlar. Çocuklar yaşıtları ile birlikte olmak isterler. Birlikte olmak ara sıra onları görmek değildir, birlikte oturmak, konuşmak, oynamak, birbirlerine bakmak, birbirleri ilke rekabet etmek, birbirlerini sevmek, kıskanmak, birbirleri ile didişmek demektir. Çocuklar böyle sosyalleşir.
Bunların hepsini çocuklara verebilen yerlerde “çocuk kreğleri ve çocuk evleridir”. Kreğler ve çocuk evleri öncelikle çocuklar için hazırlanmış ortamlardır. Büyüklerin yaşadıkları yerlerde çocukların için hazırlanmış yerler yeterli değildir. Çocuk bütünü ile kendisi için hazırlanmış yerlerde yaşadığını görmelidir. Masaları, sandalyeleri, dolapları, oyuncakları vb. her şeyi ile kendisi için olan her yerde kendinden başka çocuklarla birlikte yaşadığını algılamalıdır. Böyle hazırlanmış bir kreğin ve çocuk evinin çocuğun hayatı için hazırlandığı günlük plan bütünü ile ona bütünü ile ona kendini kontrol etmeyi öğretecektir. Bir çocuğun “kendini kontrol etmeyi öğrenmesi onun hayatında olabileceği en önemli desteği olacaktır. Bu “self-control” gücü, onun ilerde nasıl başarılı olacağını kavramasına kendi plan programın? yapabilmesine, kendi yanlışlarını görebilmesine doğru hedefler seçebilmesine yardımc? olacaktır. Kendini kontrol etme gücünün en büyük engelleri ise “aşırı koruma”, “üzülmesin, yorulmasın, sıkılmasın diye onun yapması gerekenleri onun yerine yapma” onun her istedişini yerine getirme “yanlışlarını öğrenmesine fırsat vermeme”dir.
Sevgi Dolu Ortam
Çocuşun güvenle büyüyüp yetişeceği kreğ ve çocuk evini özellikleri neler olmalıdır. Konun çok önemli bir yanı da budur. Öncelikle bebeklerin büyüdüşü bölüm olan kreğ, bir çocuk yetiştirmenin özenine sahip olmalıdır. Bu da, sevgi ve güven dolu hijyenik bir ortam demektir. Kreğ çalışanları tam sorumluluk duygusuna sahip güvenilir kişilikte, ne yaptığın? bilen, neden yaptığın? bilen, nasıl yaptığın? bilen, iyi yetiştirilmiş elemanlar olmalıdır. Beslenmesinden uyumasına temizlişinden oyunlarına kadar hizmetin her bölümü bebek için sıcak, sevgi ve güven dolu bir nitelik taşımalıdır. Çocuk evi de öncelikle “eğitim felsefesi” ve sahip olmalıdır. Yetiştirmek istedişi çocuklara ilişkin bilimsel bir amacı olmalı, bu amaca ulaşmanın yolları, yöntemleri bilinmelidir. Her çocuğun kendi özelliği içinde yetişeceği iyi bilinirse buna ilişkin yöntemler de uygulanabilir. Çocuk yetiştirmenin amacının onun standardize etmekteyiz, tam tersine onun farklı özelliklerini geliştirmek olduğu bilinen çocuk evleri başarılı eğitim verebilirler. Çocuklar için uygun ortamlar, oyuncaklar, eğitim materyalleri, ne yaptığı neden yaptığın? bilen iyi yetiştirilmiş personel bu konudaki “kalite ölçütlerini” oluştururlar. Çocuk yetiştirmenin asmacının “kendisini yönetebilecek sorumluluk sahibi, özgür düşünen, doğruyu yanlıştan ayırabilen, kendi kararını doğru verebilen, karakter sahibi yetişkin kişilikli çocuklar kazanmak olduğu unutulmamalıdır.
Çocuşun büyüyüp gelişmesinde anneler- babalar, anneanneler-babaanneler çocuklarının yetişeceği kreğler ve çocuk evleri ile el birlişi, işbirlişi içinde olmalıdır. Birlikte yürütülecek bir programla 0-6 yağ arası çocukların büyütülüp eğitilmesi sadece o çocukların değil ülkenin geleceğinin de güvencesi olacaktır.
