ENERJİ-Irak’ın enerji güvenliği ve petrol kaçakçılığı

Irak dünya’nın en büyük ikinci petrol rezervine sahip olmakla birlikte son yıllarda uygulanan amborgolar, savaşlar ve yolsuzluk nedeniyle ülke halkı petrol gelirlerinden optimum düzeyde yararlanamamaktadır. Ham petrol fiyatlarının tavan yaptığı son on yılda Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi petrolü istikrarlı olarak üreten OPEC mensuplarının millli gelirlerinde önemli bir artış gözlenmiş, ancak Irak’ın petrol kaynakları çeşitli unsurlar tarafından yağmalandığından ülke insanı fakirliğe terkedilmiştir. Birinci körfez savaşı Saddam yönetiminin petrol üretimi üzerindeki örtülü operasyonlarını artırmasıyla sonuclanırken, ikinci savaştan sonra devlet dışı aktörler ülkenin enerji güvenliğini tehdit eder duruma gelmiştir.

Körfez savaşından sonra Birleşmiş Milletler tarafından uygulanan petrol karşılığı gıda programı (PKGP) hükümet masrafları ve askeri harcamaları karşılayamadığından Saddam hükümeti Türkiye, Suriye ve Ürdün’e petrol kaçakçılığını organize etmiştir. Çeşitli kaynaklar Saddam hükümetinin petrol kaçakçılığından yılda 268 milyon dolar ile 8 milyar dolar arasında gelir elde ettiğini vurgulamaktadır. Petrol kaçakçılığından ve PKGP’den elde edilen gelirler halka eşit olarak yansıtılmamıştır. Saddamın yakın çevresinde bulunanlar petrol gelirinden aslan payını kapmış, halk ise fakirliğe terk edilmiştir. Petrol kaçakçılığı faaliyetleri ise bizzat Saddamın oğlu Uday tarafından koordine edilmiştir. Ikinci Irak savaşı ise ülkenin enerji güvenliğinde yeni aktörlerin ve sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yasal ve yasadışı petrol ticareti üzerindeki devlet kontrol gücünü kaybetmiştir. Suç organizasyonları, terör örgütleri, yolsuz devlet görevlileri ve kabileler bölgelerinde bulunan boru hatları ve petrol tesislerinin güvenliğini tehdit etmekle kalmayıp, önemli miktarlarda petrolün kaçağa kaymasına yol açmaktadır.

Allawi ve Maliki hükümetleri enerji kaynaklarının kullanılmasında insiyatifi tam olarak eline geçirememiştir. Halkın genelinde ülkenin zengin petrol kaynakları nedeniyle işgal edildiği ve mevcut hükümetin koalisyon güclerinin kuklası olduğu kanısı hakimdir. Irak hükümeti çok uluslu petrol şirketlerinin ülkenin doğal kaynaklarını yağmalamasını kolaylaştıracak yaklaşımlar içerisindedir. Irak hükümetinin petrol üretiminden elde ettiği gelirlerin çok büyük bir kısmı ülkenin yeniden inşasına çalışan Amerikan şirketlerine aktarılmaktadır. Ülke işgal edildiğinde koalisyon güçlerinin ilk yaptığı iş petrol kuyularının ele geçirlimesi olmuştur. Hatta bu iş savaşın yegane bahanelerinden biri olan kitle imha silahlarının aranmasından daha önce yapılmıştır. Bu durum savaş nedeniyle fakirlik kıskacında kıvranan Iraklılar tarafından öfke ve nefretle kınanmıştır. El-Kaide lideri Usame Bin Ladin söylemlerinde Iraktaki petrol yağmasını tarihin en büyük hırsızlığı olarak nitelemiş ve petrol tesislerine saldırıyı teşvik etmiştir. Iraklı direnişçiler boru hatlarını delerek petrolü satmaya ve elde edilen gelirle silah temin etmeye başlamışlardır. Rober Mullen 2006 yılında kalema aldığı yazısında Irak’ta petrol tesislerine toplam 300-700 arasında saldırı gerçekleştirildiğini, bu saldırıların 398’inin boru hatlarına, 36’sının petrol kuyularına ve geri kalan kısımın ise petrol kamyonlarına karşı yapıldığını vurgulamıştır.

Irak polisi ve askerinin yeni enerji tehditleriyle mücadele edecek donanımı, gücü, eğitimi ve morali yoktur. Halkın gözünde işgalci güçlerin işbirlikçileri gibi görüldüklerinden gerçek otorite sağlayamamaktadırlar. Bunun yanında çok sayıda polis ve asker yolsuzluk ithamlarına maruz kalmıştır. Çok sayıda polis ve askerin kaçakçılık şebekeleriyle iç içe çalıştığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra Irak hükümeti tarafından hazırlanan petrol kaçakçılığı raporu birçok askerin petrol boru hatlarına yapılan sabotajlara bizzat katıldığını dile getirmiştir. Irak eski petrol bakanı Bahr-el Ulum petrol kaçakçılarının yolsuzlukla mücadele eden polis ve askerlerin hayatını tehdit eden büyük bir güce kavuştuğuna işaret etmektedir. Irak Maliye Bakanı Ali Allawi’ye göre ülkenin petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde ellisi hükümet dışı aktörlerin kontrolüne girmiş ve hükümet büyük bir gelir kaybına uğramıştır.

Irak petrol üretiminin ve enerji güvenliğinin önündeki diğer bir engel ise bölgeselciliktir. Bilindiği üzere Kuzey Irakta Barzani’nin kontrol ettiği bölge petrol kaynakları açısından ülkenin diğer bölgelerine göre daha zengin ve güvenlidir. Barzani’nin 70,000-100,000 civarında silahlı militanı bulunmaktadır. Şii ve Sunnilerin birçok liderinin suikastlerle öldürüldüğü bir ortamda Kürtler daha organize bir görüntü vermektedir. Kürtler bir anlamda de-fakto olarak bağımsız gibi davranmaktadır. Geçtiğimiz yıl içerisinde bölgesel petrol gelirlerinin bölgede kalmasına ilişkin girişimleri olumsuz neticelense de, Barzani yasal ve yasadışı petrol gelirlerinden önemli miktarlarda mali kaynak sağlamaktadır. Kürtlerin bağımsızlığını ilan etmeleri halinde toplam petrol rezervlerinin yüzde onundan fazlası kapana sıkıştırılmış olacaktır. Cünkü ne Türkiye, ne Suriye, ne İran , ne de Iraklı Araplar kürtlerin kendi topraklarından petrol satıp zengin olmasını istemeyecektir. Geriye seçenek olarak petrol kaçakçılığı kalmaktadır. Saddam’ın BM ambargosunda kullandığı yöntem kürtlerin varlıklarını sürdürebilmeleri açısından önem kazanmaktadır. TBMM Akaryakıt kaçakçılığını araştırma komisyonu yapmış olduğu çeşitli mülakatlarda Barzani’nin Irak üzerinden Türkiye’ye kaçırılan akaryakıt üzerinde önemli bir role sahip olduğunu ortaya koymuştur. TBMM raporu aynı zamanda Barzani’ye bağlı şirketlerin PKK’yı petrol kaçakçılığında taşeron bir örgüt gibi kullandığını ve PKK’nın petrol kaçakçılığından giderek artan oranlarda gelir elde ettiğini belirtmiştir. Irak’ta bulunan Türkmenler ise bölgesel petrol gelirlerinden hemen hemen hiç yararlamamaktadır.

Sonuç olarak, Irak’ın uluslararası petrol piyasalarına ve petrolün ülke ekonomisine katkısı her savaştan sonra ciddi olarak düşüş göstermiştir. BP istatistiklerine göre Irak-İran savaşından önce günlük 2. 6 milyon olan günlük üretim savaştan sonra 900 bin varile, birinci körfez savaşından sonra 2.1 milyon varilden 285 bin varile, ikinci körfez savaşından sonra ise 2.1 milyon varilden 1.3 milyon varile düşmüştür. Ulusal hükümet ve çok uluslu şirketlerin tüm gayretlerine rağmen 2007 yılı itibariyle petrol üretimi hala eski düzeyine ulaşmamıştır. Petrol üretiminin optimum düzeye ulaştırılamamasında büyük miktarlarda kaçağa kaymanın yanısıra petrol kuyularına ve boru hatlarına yapılan sabotajların önemli bir rolü bulunmaktadır. Sabotajlar Irak ve Türkiye arasında bulunan boru hattlarınıın işlevselliğinin de büyük oranda kaybolasına neden olmuştur. Botaş verilerine göre bu hatlardan 2000 yılında 285 bin varil transfer edilirken 2007 yılında sadece 10 bin varil taşınabilmiştir. Savaştan önce tek efendisi bulunan petrol sektörünün savaştan sonra onlarce efendisi olmuştur. Her efendi kendisi ve yandaşlarının çıkarını gözettiğinden petrolün halka olan faydası miminum düzeye inmiştir.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir