Göllerimiz – AKŞEHİR GÖLÜ
Coğrafi Koordinatları: 38o 32′ Kuzey 31o 28′ Doğu
Koruma Statüsü : Bölgenin herhangi bir koruma statüsü yoktur.
Eber gölü gibi, Sultan dağları ile Emir dağı arasındaki çöküntü alanında yer alır. İdari olarak Konya ve Afyonkarahisar illeri sınırları içerisinde yer almaktadır.
Kapalı bir havzada bulunduğundan dışarıya akıntısı yoktur. Buna karşın suları çok az tuzludur. Kıyılardan göle karışan tatlı su kaynaklarının bolluğu, kıyılarda suyun tatlılaşmasını sağlar. Tuzluluk orta kesimlerde ve kuzeydoğuda daha belirginleşir.
Göl, Sultan dağlarından inen mevsimlik ve sürekli akarsular, göl çevresindeki akiferlerin yer altı suyu akımı ile göl alanına düşen yağışlarla beslenmektedir. Boşalımı ise, göl yüzeyinden buharlaşma ve sulama amacıyla alınan sularla olmaktadır.
Gölün geçmişte Taşköprü çayı vasıtasıyla Eber gölü ile olan bağlantısı, Eber gölü çıkışına DSİ’nce inşa edilen regülatör ve sulama kanalları ile kesilmiştir.
Göldeki su seviyesi ve göl alanı, yıllara ve mevsimlere göre büyük değişiklikler göstermektedir. 1961-1991 rasat periyodunda en düşük su seviyesi Kasım 1963’de tespit edilmiştir. Buna göre su kodu 955.01 metre, göl alanı 25 500 hektar ve su hacmi 460 milyon m3 olmuştur. En yüksek su seviyesi ise Mayıs 1970’de tespit edilmiş, bu seviyedeki su kodu 959.76 metre, göl alanı 39 000 hektar ve su hacmi 2.1 milyar m3 olmuştur.
Sığ bir göl olup, derinliği 2 ile 4 m arasında değişmektedir. Gölün güneydoğusundaki yaklaşık 10 kilometrelik kıyı şeridi dışında kalan tüm kıyıları seyrek fakat geniş sazlıklarla kaplıdır. Akarsu deltalarında söğüt toplulukları mevcuttur.
Gölün flora ve faunası, Eber gölüyle benzerlik göstermektedir. Eber gölü seviyesinde olmasa bile, yine de ekolojik olarak bol gıdalı (eutrophic) göl sınıfına girmektedir. Sazan ve turna gibi ticari önemi olan balıkların yanısıra beş balık türü daha bulunmaktadır.
Akşehir Gölü de ornitolojik önemi büyük olan göllerimizden biridir. Eber gölünde üreyen, beslenen ve konaklayan bütün kuş türlerine burada da rastlanır.
Göl aynasını çevreleyen geniş sazlıklar, su kuşları için kuluçka alanı, beslenme yeri, sığınma, barınma ve toplanma mekanı olarak son derece uygun bir ortam oluşturmaktadır. Sazlıklar, burada Eber gölüne nazaran daha seyrek olmasına rağmen geniş alanlara yayılması; kuşlara avcılardan korunmak için geniş bir hareket olanağı sağlamaktadır. Yine geniş su aynası, avcılar tarafından taciz edilen kuşların sığınmaları yönünden büyük önem taşımaktadır.
Gölde, sonbahar ve kış başlarında başta yaban kazları ve yaban ördekleri olmak üzere, pelikanlar, dalgıçlar, balıkçıllar, yağmurcunlar ve martı türlerinden oluşan 60-80 bin civarında kuş görülmektedir. Özellikle yaban kazları, kış mevsiminde geceyi çok kalabalık gruplar halinde gölde geçirmektedirler. Türkiye’de görülen yaban kazı populasyonunun en büyüğü (107.000) Aralık 1977’de Tansu GÜRPINAR tarafından Akşehir Gölünde kaydedilmiştir.
Ancak kışın şiddetli dönemlerinde göl yüzeyinin donması sebebiyle, 1-2 ayda olsa göl bu işlevini kaybetmektedir.
Nasreddin Hoca
Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu.
Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca’nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.
Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur’la ilgili “hamam, Timur ve peştemal” gülmecesi de, Timur’dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca’yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit” türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, “eşek evde yok” deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün “işte eşek ahırda” diye diretmesi karşısında, Hocanın “eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi” demesidir. Onun gülmecelerinde, kaba sofuların “ahret” le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. “Fincancı Katırları”, “Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim” başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan “Ye Kürküm Ye” gülmecesi, Hoca’nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca’nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, “İncili Çavuş”, “Bekri Mustafa”, “Bektaşi” gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır.
Ne zaman Nasreddin Hoca aklımıza gelse, yüzümüzde bir gülümseme belirir ve hemen ardından Aksehir’i hatırlarız. Gerçekten de Nasreddin Hoca ve Aksehir, toplumsal belleğimizde birbirlerini anımsatan iki isim olmustur artık. Kültür, sanat ve düşünce dünyasında böylesi örneklere çok rastlarız : Mevlana ile Konya, H. Bektaşi Veli ile Kırşehir, Köroğlu ile Bolu, Victor Hugo ile Paris, Shekespeare ile İngiltere, Don Kişot ile İspanya, Tolstoy ile Rusya, Şarlo ile Londra; birbirleriyle bütünleşen kişiler, kentler veya ülkeler haline gelmişlerdir.
Aynı Nasreddin Hoca İle Akşehir örneğinde olduğu gibi ..
Nasreddin Hoca; gerek yaşadığı döneme ve gerekse çağlar sonrasına damgasını vuran, toplumsal yergi ustası ve bir halk önderidir. Nasreddin Hoca Akşehir’de yaşamış ve döneminin Akşehir insanından yola çıkarak bütün insanlığa mesajlar göndermiştir.
Hoca; Akşehir Gölü’ne çaldığı umut mayasıyla, Dünyanın Ortası’nı Akşehir’e taşıyan eşeğiyle, sert rüzgarlı Tekke Deresi’ne gerdirmek istediği hasırıyla Akşehir’e aittir.
Akşehir ve Akşehirliler ise yüzyıllar boyunca Nasreddin Hoca’nın bıraktığı tarihi ve manevi mirasa sahip çıkmış ve korumuşlardır. Nasreddin Hoca, Akşehir’in her köşesinde varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Akşehir’de karşılaşacağınız insanlar, gözlerindeki ışıltı, yüzlerindeki gülümseme, tatlı bir aksanla süslü konuşmalarındaki esprileriyle size Nasreddin Hoca’nın torunlarıyla karşılaştığınızı kanıtlayacaktır.
Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar pek çok ülkede birbirine benzer öyküleriyle anlatılan Nasreddin Hoca ve ilettiği mesajlar son derece önemlidir. O, hem toplumu ve kişileri eleştirir ve çözümler önerir hem de tüm insanlığa hoşgörü, kardeşlik, barış, iyimserlik önerileriyle seslenir.
42. NASREDDİN HOCA ŞENLİĞİ..
AKŞEHİR, 42. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliği, Konya’nın Akşehir İlçesi’nde başladı.
Etkinlikler kapsamında ilk tören, sabah Nasreddin Hoca Türbesi’nde düzenlendi. Belediye Başkanı Nuri Köksal, türbe kapısına gelerek, Hoca’yı şenliğe davet etti. Temsili Nasreddin Hoca’nın türbe kapısından çıkması ve Gülmece Parkı’na gelmesiyle etkinliklerin açılış bölümüne geçildi.
Devlet Bakanı Faruk Bal, Gülmece Parkı’nda düzenlenen törende, Nasreddin Hoca’nın sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada fıkralarıyla tanınmış ünlü bir mizahçı olduğunu söyledi.
Hoca’nın 700 yıldır insanları güldüren, güldürürken de düşündüren, bu arada sanata ve kültüre hizmet eden bir büyük düşünürle mizah ustası olduğunu anlatan Bal, şöyle konuştu:
”Hocamız her yıl Akşehir Gölü’ne yoğurt mayası çalıyordu. Ama yıllardır bu göl yoğurt tutmadı. Çünkü, gölde kirlenme meydana geldi. Çevre Bakanlığı’nın Tuz Gölü’nü kurtarma projesine Akşehir Gölü’nü de dahil ederek, gölün eski güzelliğine ve doğallığına kavuşmasını sağlayacağız. Gölün kirlenmesi uzun yıllar sürmüştür. Doğal olarak temizlenmesi de uzun zaman alacaktır. Gölü eski haline getireceğiz ve maya tutmasını gerçekleştireceğiz.”
Kültür Bakanı İstemihan Talay da, Türk kültürünü dünyaya tanıtan bir isim olan Nasreddin Hoca’nın, mizah tarihimizin en önemli kişiliği olduğunu vurguladı.
42 yıldır düzenlenen Nasreddin Hoca şenliklerinin, Hoca’nın çağdaş torunları olan tiyatrocuları da Akşehir’de buluşturduğunu belirten Talay, Kültür Bakanlığı olarak hem Nasreddin Hoca’nın yaşadığı ilçe olması hem de Batı Cephesi Karargahının merkezi olmasından ötürü Akşehir’e büyük önem verdiklerini bildirdi.
Konya Valisi Ahmet Kayhan da Nasreddin Hoca’nın yaşadığı çağdaki toplum ve insan ilişkilerini görüp, bunları etkili bir şekilde kültürümüze kazandırarak, insanları 700 yıl boyunca güldürmeyi başaran büyük bir düşünür olduğunu kaydetti. Kayhan, ”Hoca, (yorgan gitti, kavga bitti) diyerek, ekonominin önemini ve bütün kavgaların bu yüzden çıktığını, o dönem ifade etmiştir” diye konuştu.
Belediye Başkanı Nuri Köksal da, Nasreddin Hoca’nın fikirleri, görüşleriyle hayata ve olaylara bakış tarzını benimsediklerini, bu anlayışı tüm insanlara anlatmaya çalıştıklarını söyledi.
Temsili Nasreddin Hoca’yı canlandıran sanatçı Erol Günaydın da, törende her yıl Akşehir Gölü’ne mayalamak için yoğurt çaldıklarını anımsatarak, şunları kaydetti:
”Göle çaldığımız yoğurt mayası bir türlü tutmadı. Ama gönüllere çaldığımız maya tuttu. Ülkemizde huzur, kardeşlik ve barış istedik. Çok şükür o güzel günlere kavuştuk. (Güzel günleri gördük, ama ekonomi bozuk) diyeceksiniz. Evet, ekonomimiz Hoca’nın kesesi gibi, oldum olası bozuk… Şimdi ekonomiye ermişlere, dervişlere teslim ettik. Onlar halledecekler.”
Günaydın, Akşehir’in bir mizah ve kültür kenti haline gelmesini arzu ettiklerini belirterek, ”Akşehirimiz, Türkiye’nin ve dünyanın ortasında, fezaya gülümseyen bir merkez olmalı. Kültür Bakanı’ndan iki isteğimiz var: Biri, yapımı devam eden Nasreddin Hoca Küllüyesinin bir an önce bitirilmesi ve Nasreddin Hoca Evi’nin bir an önce yapılmasıdır” dedi.
Törende daha sonra Devlet Bakanı Bal ve Kültür Bakanı Talay tarafından Gülmece Parkı’nda yaptırılan Gülmece Anıtı açıldı. Tiyatro sanatçıları Erol Günaydın ile Nejat Uygur’un da katıldığı açılışta, Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binmiş figürünün yer aldığı heykel ile Kavuklu Hamdi, Naşit Özcan, İsmail Dümbüllü, Münir Özkul, Erol Günaydın, Nejat Uygur, Müjdat Gezen ve Ferhan Şensoy’un büstlerinin açılışı yapıldı.
