Günümüzdeki Erdemli Liderler Global Güvenliğin Garantisi mi?
Şu an Türkiye, ABD, ve Dünya ülkelerinin bir çoğu halklarından büyük destek alan, dünya milletlerince saygı gören erdem söylemli “moral” liderlere sahiptirler. Bu liderlerin dünya güvenliği çerçevesinde insanların mutluluk ve huzuruna katkı sağlamaları hususu ise merak uyandıran bir konudur.
Günümüz dünya ekonomisin ve buna bağlı değerler siteminin temellerini oluşturan ekonomik teoride rekabet, ticarette ve hizmetlerin çeşitlenmesinde ana unsurlardan birisi olarak kabul edilir. Peki güvenliğin sağlanmasında rekabet; ülkeler arası bölgesel anlamda barışın teminine ve global huzura zemin hazırlar mı?
Bu çalışma bu soruya, Reinhold Niebuhr’a ait Erdemli Lider, Erdemsiz bir Toplum felsefesi çerçevesinde cevap aramaktadır. Çünkü Niebuhr’in ilk kez 1932 de basılmış olan “moral man immoral society” kitabı o yıldan bu yıllara gündemde kalarak defalarca basılmıştır. Halen gündemde yer alan ve tartışılan bu felsefe (Blitzh,2007) derin analizler içermektedir. Bu itibarla bu felsefe düne , bugüne ve muhtemelen yarınlara dair lider ve toplum hareketlerini bir düzeyde açıklamaktadır.
‘Erdemli Lider, Erdemsiz bir Toplum’ yaklaşımında kısaca:
Lider bireylerin erdemli kişilerden olabileceği öngörülürken, bencil bireylerin oluşturduğu toplumların çoğunlukla erdemsiz beklentileri olacağı ve bunun yönetimi ikilemi ifade edilir (Berke , 2000).
Niebuhr tezinde manevi hayatı iki odağa ayırır: birincisi içe yönelik olan en yüksek değer ‘bencilliktir’; ikincisi ise dışa dönük olan en yüksek değer sosyal yaşamda ideal adalete ulaşma isteğidir.
Bu çerçevede Niebuhr insanın doğasını yabanilik ve erdemliliğin birleşimi olarak tanımlıyor.
Hayatta kalma içgüdüsünün (the instinct of survival) ‘yabaniliğe’ işaret ettiği savında.
Grupları ise bireylerin bencil özellikleriyle oluşturduğu, birleşildiğinde daha güçlü etki bırakmaya dayalı ortak, erdemsiz, egoistiklik merkezleri olarak açıklıyor.
Bu tip erdemsiz, bir dominant grubun “sosyal barış ve istikrar” adına kolaylıkla kendilerine ait çıkarları takip edecekleri ifade ediliyor (Blitzh,2007 ) .
Blitzh (2007) Niebuhr’un bir insanın çelişkili (paradoxical) -aynı anda hem fedakar hem de bencil- olabileceği yaklaşımından hareketle grupların da aynı anda hem faydacı görünüp hem de menfaatçi olabileceğine işaret ediyor.
Yani menfaati erdemden üstün tutanların adaletsizlikler yapabileceklerini; böyle bir durumda ise ‘ıslahat yapma, barış ve istikrarı koruma ‘ gibi retoriklerle sahip oldukları gücü koruma ve tartışmalı yöntemlerini meşrulaştırma çabaları içine girebileceklerine işaret ediliyor.
‘Erdemsiz Toplum’ kavramının ünlü filozof Farabi’ce 900’ lu yıllarda ifade edilen eski bir olgu olduğu ve Niebuhr’un eserinde bu kavramın ‘immoral society’ olarak aynen geçmesi bu yazı esnasında yaptığım araştırmalarda dikkatimi çeken bir başka konu oldu ( Dayı, 2006).
Dalgasız Denizde Herkes Kaptandır
Aslında Erdemli Lider, Erdemsiz Toplum yaklaşımına ingiliz Churchill donemi İngiltere’si bir örnektir.
Churchill devlet başkanı olarak genel takdir görürken; Ingiltere,yönetiminde ” ülkelerin ebedi dostları ve düşmanları yoktur; ebedi menfaatleri vardır.” politikasıni takip etmekteydi (Hisarcıklıoğlu,2005 ). Bu gözle bakıldığında dünyada menfaatlerini arttırmaya veya menfaatlerini korumaya yönelik kurumsal ve devletsel gruplar günümüzde vardır ve halen yeni gruplar kurulmaktadır.
Birlik, müttefiklik gibi kavramlar grupların menfaatlerini ilerletme yada korumak gibi hedefler içerirken, küresel Birleşmiş Milletler (BM ) türü yapılanmalar her toplumun menfaatlerini esas alan ortak gelişmeleri desteklemektedirler.
Bu cercevede günümüzde zaman zaman ülkemizin de tarafı olduğu stratejik müttefiklik kavramının nereye denk düştüğü, ve doğru yönetilmesi konusu dikkatli düşünülmesi gerekli bir kavramdır.
Peki bu gün dünya devletleri ve Türkiye nasıl politikalar takip ediyor?
Aslında Türkiye ve Dünya devletlerinin politikaları olaylara ve zamana göre değişkenlik göstermektedir.
Normal dönemlerde çoğu devletler tutarlı ve evrensel kabul gören barışçı, medeni, insanı politikaları takip ederken ; istisnai dönemlerde çok dalgalı, değişen, eleştirilen politikalar söylevler ve uygulamalar takip edilmektedir.
Diğer bir deyişle dalgasız dönemlerde hemen her toplum erdemi söylev yaparak işler yürütülürken; dalgalı dönemlerde vurgunlara, krizlere ,soykırımlara varan kurumsal aşırılıklara ve sapmalara dünya tarihi şahitlik etmektedir.
Ender erdemli toplumlar ise; mağlup olmayı, devlet olarak dünya sahnesinden geri çekilmeyi bile göze alarak, toplumsal erdemlerinden taviz vermeden farklı devlet isimleri ve yönetimleri altında da olsa hayatiyetlerini binlerce yıldır sürdürebilmişlerdir. Tarihteki Türk devletleri olarak tanımlanan ortak kültür ürünü devletlerin çoğu buna örnek olarak gösterilebilir.
Burada analizimizi 1900’lerde yazılan erdemsiz toplum yaklaşımının yitik parçasını Farabi’den (900’lu yillar)bir atıfla tamamlayalım. “Erdemli toplum: Bir filozof gibi bilge, bir peygamber gibi temiz ahlaklı, dünya nimetlerine zaafı olmayan, adalette son derece hassas kişi veya kişiler tarafından yönetilen ve onlara tabi olan insanlardan meydana gelen toplumdur” ( Dayı, 2006).
Açıkça görülen o ki çağımızda; NATO türü bölgesel ve UN türü ortak amaçlar güden global yapılanmalar daha çok global güvenliğe katkı sağlamaya aday yapılanmalardır. Dünya halkları son yüzyılda (20.yy) tek veya bir kaç gücün egemenliğinde bloklar halinde gergin bir bekleyişle saf tutmak zorunda kaldılar. Problemler rasyonel olarak çözülmedi ve belki de çözülmek istenmedi. Bu gün Irak, Afganistan, Gürcistan savaşları ve sonuçlarında ortaya çıkan belirsizlikler meselelerin ancak köklü olarak, bölgesel işbirliğiyle çözülebileceğinin işaretlerini veriyor. İsrailin Filistin, Ermenistanın Karabağ işgalleri, Türkiyenin Kıbrıs’a zorunlu müdahalesi ise güçle konuların tamamen çözülemiyeceğinin bir başka ifadesi. Hatta, anlaşmalarda iki tarafın değil artık bölgesel ve yerine göre global aktörlerin de garantörlüğü, veya mutabakatı daha çok gerekiyor.
Dünya devletleri ve Türkiye Global Güvenliği tesis için neler yapmalıdır?
Aslında erdem; bireyler, devletler ve milletler üstü ortak paylaşılan bir kavram olup iyiliğin desteklenmesi kötülüğün engellenmesi ile varlığı hissedilen insanca yaşamı oluşturan insanlığın ana müktesabatıdır. Bu çerçevede global güvenlik tesisi ve devamı için ülkeler arası rekabet çatışma değil dayanışma ölçü ve esas olmalıdır. Çatışmaların çözümünde rekabet değil dayanışma merkezli olan, faydalar sağlayan, karşılıklı kazan kazan (Win Win Strategy ) yöntemi global güvenliğe hitap eden stratejik bir yaklaşım olarak ortaya çıkıyor.
Türkün Türkden başka dostu vardır ve de çoktur. Sovyetler sonrası ortaya çıkan ayrışmada, Türkiye’nin üzerine düşen bölge güvenliği rolünü kısmen üstlenmesiyle bile dünya dengeleri sarsılmıştır. Bu dostluklar da 151 üye ülkenin BM’de Türkiyeyi güvenlik teşkilatının üyesi olarak seçmesi ile dünyaya ilan edilmiştir.
Dünya halen global bütünlüğün, ortak meşru gücün zayıflığına işaret eden; ülkelerin yorumlarına dayalı güvenlik ve istikrar adına bireysel savaş ilanlarına sahne olmakta ve menfaat merkezli reaktif politikalarla yönetilmeye çalışılmaktadır. Bu da menfaati zarar gören diğer güçlerin güvenliği bozucu tepkisi ve direnişleri ile karşılaşmakta ve dünyanın farklı bölgelerinde başka savaşlar, müdahaleler olarak patlak vermektedir. Halbuki Global Güvenlik; bilgiye, plana, adalate dayanan Dünya Devleti (BM) iradesiyle fayda merkezli proaktif politikalarla yürütülmelidir.
Barışa uzun ömür dileyenler uzun emek sarfetmeli, rasyonel, sosyolojik temeli olan konjoktürle barışık, sürdürülebilir, akla ve gönüllere yatan çözümler üretmelidirler. Toplumdaki her küçük ve büyük unsuru korumaya yönelik adalet rotalı mutabakatlar gereklidir.
Dünyada problemli ve potansiyel problem taşıyan alanlar bellidir. Buraların patlamasını bekleyerek belirsizlikten çözümsüzlükten medet uman menfaatçi reaktif, manipülatif politikalar yerine; genel kabul gören, proaktif politikalarla çatışmalar, elbirliğiyle, şeffaf olarak çözüme kavuşturulmalıdır.
Değişen Dünya Dengelerinin Farkında Olmak …
Bu gün (21.yy) Irak, Afganistan ve Gürcistan gibi hususlardaki belirsizlikler dünyanın tek kutupluluk ötesi bir yönetim anlayışıyla idare olmasını gerekli kılmaktadır. ABD dünyanın tek süper güçlüğüne soyunmuş iktidarını sürdürmeye çalışan hakim güçtür. Bu gücün görünen alternatif süper güç adayları elindeki ekonomik enerji kaynaklarını silah olarak kullanan Rusya ve komunist – kapitalist devlet Çin’dir.
ABD son yıllarda, Almanyadaki büyük askeri varlığı üzerine ek olarak Kosovada, Bulgaristan Romanya, Lübnan , Israil de askeri üsler kurmaktadır. Kuzey Irak’da ABD’nın üs kurması tartışılmaktadır. Buradaki üstlerin Rusya’ya, Iran’a ve El Kaideye karşı kullanılacağı iddiası seslendirilmektedir. El kaide liderlerinin Pakistan’da saklandığı militanların Pakistan’da eğitildikleri iddiaları seslendirilmektedir. Irak’daki askerlerin ABD’ye dönmesi değil Afganistana çekilmesi seslendirilmektedir. UN merkezli olmayan Büyük Orta Doğu projesinin yürütülmesine ABD’ce devam edilmektedir.
Dünya ülkeleri Türkiye’ye umut duyduğunu BM Güvenlik Konseyinde 151 oy vererek göstermektedir. Köklü erdemli bir tarihten gelen Türkiye en az buna yakın bir gücü, enerjiyi, global barışa yatırmazsa, söylevlerinin altında dostlarıyla birlikte kalabilecektir. Bu amaca ulaşmak için Türkiye aktif bir dış politika izlemeli, söylevler ötesinde öncelikle bölgesinden başlayarak sorumluluklar almalı güvenlik sorunlu alanlara duraksamaksızın pozitif yatırımlar yapmalıdır. Bu çerçevede Türkiyenin yeni dönemdeki tecrübe edilmiş, barışı, çözümü, iyi komşuluk ilişkilerini yücelten -Çok kültürlülük, komşularla sıfır problem, herkese eşit güvenlik, ekonomik bağımlılık dış – iç politika dengesi ve proaktif diplomasi- gibi öne çıkan dış politika prensipleri geliştirilerek sürdürülmelidir.Dünyanın reel gücü ABD ve diğer devletlerle dayanışma esaslı müttefiklikler stratejik ortaklıklar yapılmalıdır. Bu çalışmada bahsedilen politika önerileri ceddimizin ‘Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salah’ ile Atatürk’un yurtta sulh cihanda sulh politikalarıyla uyumludur.
Sözün Özü
Kanaatimce dünya, ekonomik siyasi vb krizler sonrası, global bir dirilme yada kırılma kuşağına doğru hızla yaklaşmaktadır. Bu kuşağın geleceğini dünyanın bugün ve yarınki güçlü ülkeleri ABD, Rusya ve Çin ile erdemli toplum anlayışının tarih boyu yatağı mesabesindeki düzenleyici yükselen güç Türkiye vb ülkelerin birbirleri arasındaki ilişkilerin türü (rekabet yada dayanışma) belirleyecektir.
Şu an hem Türkiye hem ABD, hem de Dünya ülkelerinin bir çoğu saygı gören erdem soylemli “moral” liderlere sahiptirler.
Bu liderlerin dünyaya güvenlik, huzur ve mutluluk sağlamaları ise , kanaatimce, ancak arkalarında sükünetle dik durabilecek güzelliklere layık erdemli toplumlarla mümkündür.
