KARAPARANIN AKLANMASI SUÇU ve HUKUKUMUZDA DÜZENLENMESİ
Ceza hukuku, kişi hak ve hürriyetleri üzerinde en fazla etkisi olan bir hukuk disiplinidir.[1] Ceza hukukunu failin kişiliğine göre değişebilen cezai sonuçlarla (müeyyidelerle) yasaklanan hukuka aykırı fiilleri (suçları) öngören hukuk normlarının bütünü olarak tanımlamak mümkündür.[2] Hukuk düzenin korunmasında ceza hukuku kendine özgü yaptırımları aracılığıyla önemli bir fonksiyon ifa etmektedir. Karaparanın aklanmasına ilişkin suçlar da son yıllarda üzerinde en çok durulan ve ülkelerin hızlı sayılabilecek şekilde kanunlarına dercettikleri suç tiplerinden biri haline gelmiştir.
[3]
Çalışmamızda, belli bir hacmi aşmamaya özen göstererek karaparanın aklanması suçunu çeşitli boyutlarıyla, ceza hukuksal açıdan irdelemeye çalışacağız. Bu çalışma sırasında, ceza hukukunun genel tartışmalarına mümkün olduğunca girmemeye özen gösterip, ilgili konun üzerinde yoğunlaşmaya çalışarak, Türk Ceza Hukukunda karaparanın aklanmasına ilişkin suçların düzenlenmesinin mevcut durumu hakkında bir fikir oluşturmaya gayret edeceğiz.
II-)KARAPARA KAVRAMI ve ULUSLARARASI BOYUTLARI
1980’li yıllarda dünya ekonomisinin yaşadığı globalleşme, serbest ekonomiye ve konvertibiliteye geçişler, büyük tutarlardaki fonların ülkeler ve kıtalar arası dolanımını hızlandırmış, ve pek çok avantajların önünü açmıştır.[4] Günümüzde ekonomistler ekonominin Küreselleşmesinin avantajlarını vurgularken, hukukçular ise eş zamanlı olarak suçun da küreselleşmesi ve örgütlü suçun hukuk devletlerini tehdit eder hale gelmesine dikkatleri çekmektedirler.
Hukuksal tanımlarını incelemeye başlamadan önce belirtmek gerekirse, kara para kısaca ve genel tanımıyla ‘suç ürünü olan ya da yasa dışı yollarla kazanılan para’dır. Hukuksal açıdan bakıldığında önceleri sadece uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde edilen para kara para sayılırken, daha sonra diğer organize suçlarla elde edilen para da kara para sayılarak kapsamı genişlemiştir. Bugün ise kavram bir çok ülkede her türlü suçtan elde edilen maddi değer ve kazançları kapsar halde anlaşılmaktadır.[5] Bu noktada karapara kavramının kapsamının hem kendisi aracılığı ile maddi değer elde edilen fiiller ve hem de bu fiillerle elde edilen maddi değer konusunda genişlemiş olduğunu tespit edebiliriz.
Genel giriş mahiyetindeki bu satırlarda kara paranın aklanması kavramı için de kısa bir tanım vermek gerekirse; yasadışı yollardan elde edilen kazançların yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesine ilişkin eylemler[6] ya da karaparanın kimliğinin değiştirilmesi suretiyle, meşruiyet kazandırılmasına yönelik işlemler[7] karaparanın aklanması olarak nitelendirilebilir.
Karapara ve kara paranın aklanması kavramları esas itibariyle ekonomik kavramlar iken, suçtan elde edilen paranın aklanmasının yeniden suç finansmanına kaynak olması, yeni suçları özendirmesi, dürüst çalışmalar sonucu elde edilen kazancı ciddi şekilde tehdit etmesi gibi pek çok nedenlerle suç ve suçlulukla mücadelede önemli fonksiyon gören kavramlar haline gelmiş ve ceza hukukunun ilgi alanına girmiştir.[8] Bugün özellikle ekonomik karakter taşıyan suçlarla mücadelede, sadece hapis veya para cezası gibi klasik yaptırımların istenen etkiyi yapamadığı, en etkili bir alternatifin ‘paranın izini sürerek’, yasa dışı yollardan para kazanılmasının ya da bu paranın yasal ekonomiye dahil edilmesinin yollarının zorlaştırılarak, insanların yasal yollardan para kazanmaya devam etmesinin sağlanması gerektiği ortaya çıkmıştır.
Dünya genelinde yasadışı yollardan elde edildiği tahmin edilen gelirlerin tutarı gerçekten ürkütücü boyutlara ulaşmıştır. Kimi tahminlere göre dünyada her yıl, suç örgütleri tarafından, uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere diğer yasadışı işlerden elde edilen yaklaşık bir trilyon dolar, çeşitli ve karmaşık yöntemlerle temiz ve yasal para gibi mali sisteme sokulmaktadır. Bu paraların bir kısmı yeniden uyuşturucu ticareti ve diğer organize suçlara yatırılmaktadır.[9] Uluslararası Para Fonu tarafından yapılan bir araştırmaya dayanarak yapılan açıklamaya göre, 2000 yılı itibariyle dünya gayri safi milli hasılasının %2-%5 oranlarındadır.[10] Yapılan araştırmalar, suç örgütlerinin ya da kara parayı elde edenlerin bu parayı yasal hale getirebilmenin yollarını, her geçen gün daha iyi öğrendiklerini ve her defasında daha profesyonelce uyguladıklarını ortaya koymaktadır.[11] Bu kara fonlar sayesinde suçlular ekonomik ve politik sisteme nüfuz etmekte , hukuk devletini ve devletin egemenliğini sarsmaktadırlar.
Demokratik toplumların içindeki ‘Truva Atı’ olarak nitelendirilen organize suçluluk canavarının can damarı kara paranın aklanması olarak kabul edilmektedir. Bunu değerlendiren devletler, kara para ile mücadele edebilmek için hukuksal yollara aramaya başlamışlardır. On yıl öncesinde sadece iki üç ülkede uygulanmakta olan yasal önlemler bugün elliyi aşkın devlette çeşitli boyutlarda uygulanmaktadır. Nitekim bu önlemler sayesinde kara paranın aklanması maliyeti önceki yıllarda yüzde beş seviyesinde iken bu gün bu maliyetin yüzde yirmi ile otuz civarına yükseldiği belirtilmektedir.[12]
İnterpol yetkilileri, dünya ölçeğindeki kara para aklama faaliyetlerinin muhtemelen sadece yüzde beşinin ortaya çıkarılabildiğini ifade etmektedirler.[13] Bu oranın düşüklüğü, kara paranın genellikle ulusal sınırlar aşılarak aklanması nedeniyle olayın uluslararası boyutunun olmasına ve soruşturmaların da bu yüzden uzun ve karışık olmasına bağlanmaktadır. Bu tespit aklama suçunun ortaya çıkarılmasında uluslararası işbirliğinin önemini ortaya koymaktadır. Bu konuda çeşitli uluslararası kuruluşlar ve ülkeler yoğun çabalar göstermektedirler.
Ülkemiz coğrafi ve jeopolitik konumu itibariyle Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü niteliğindedir. Nitekim Asya ve Avrupa arasındaki uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı faaliyetlerinde ülkemizin kritik bir konumda bulunduğunda şüphe yoktur. Terör, mafyanın varlığı da kara parayı davet eden önemli unsurlardır.[14] Yine rüşvet ve yolsuzluk açısında yapılan uluslararası değerlendirmelerde ülkemizin adı rüşvet ve yolsuzluğun yoğunluklu olduğu ülkelerden olarak anılmaktadır. Ayrıca ekonomimizin küçük sayılamayacak bir oranının kayıt dışı olması ve bunun büyümeye devam etmesi[15] bir diğer risk faktörüdür. Bu açılardan değerlendirildiğinde ülkemizde de belli bir kara para yoğunluğu olması kaçınılmazdır. Bu riskin yüksekliği oranında tedbir almanın önemi de ortadadır.
III-)ULUSAL HUKUKUMUZ ve KARAPARANIN AKLANMASI SUÇU
Yukarıda izah edildiği gibi, ülkemiz ekonomisinin yoğun kara para tehdidi altında olması, kara para ile mücadeleyi gerekli kılmaktadır. Nitekim bu düşüncelerle Türkiye Büyük Millet Meclisi, 13.11.1996 tarih ve 4208 sayılı Kanunu kabul etmiş ve karaparayı, kara paranın aklanması suçunu ve mücadele ile ilgili çeşitli araçları bu kanun kapsamında düzenlenmiştir. Bu kanun ile Kara paranın aklanması suçu, çeşitli boyutları ile ortaya konmuş ve kara para ile mücadelenin hukuksal sınırları belirlenmiştir.
Hukuk ideal olana ulaşmayı amaç edinmiş ve her geçen gün ideale yaklaşmak üzere adımlar atması gereken bir bilim dalıdır. Nitekim anılan Kanun da çeşitli tenkitlere muhatap olmakta ise de bu tenkitlerle daha ideal olan düzenlemelere doğru gidilmesi umulmaktadır. Bizler de bu kısa çalışmamızda öncelikle 4208 sayılı kanunu esas alarak Karaparanın ve aklanması suçunun Türk Hukukunda düzenleniş şeklini çeşitli unsurlarıyla ortaya koyarak tanıtmaya ve bu arada ideali arama faaliyetlerine katılmaya çalışacağız.
Bu çalışmaya başlarken öncelikle ve ayrıca belirtmeliyiz ki karaparanın aklanması suçları da diğer ekonomik suçlar gibi genelde maliyeciler ve ekonomistler ya da en fazla mali hukukçular tarafından incelenmekte ve ceza hukuku açısından suça yaklaşım ile ilgili akademik kaynaklarda ciddi bir kıtlık yaşanmaktadır. Bu açıdan çalışmamızda zorlanacağımızı söylemek itirafı zor olmayan bir gerçeği ortaya koymak olacaktır.
A-)KANUNUN AMACI
4208 Sayılı Kanun’un Kanunun birinci maddesi genel kanun tekniğine uygun olarak kanunun amacını belirtmektedir. Buna göre bu kanunun amacı ’kara para aklanmasının önlenmesi konusunda uygulanacak esasları belirtmek’ olarak belirlenmiştir. Kara para kavramı da hukukumuza bu kanun ile girmiştir. Kanun öncelikle kara para ile mücadeleyi amaç olarak belirlemekte bu mücadele yürütülürken kullanılacak çerçeveyi çizmektedir.
Amaç unsuru değerlendirilirken irdelenmesi gereken bir başka husus da korunmak istenen hukuksal değer olmalıdır. Hukuki değerler, hukuk toplumundaki sosyal düzenin devamı için geçerliliği zorunlu olan, ideal, manevi değerlerdir. Bu değerler sosyal düzen açısından korunması gereken soyut değerlerdir. Adil davranış kuralları da denebilecek bu değerlerini belirlemek ve ifade etmek görevi[16] ceza hukuku açısından devletin yetkisindedir. Suç teşkil eden her fiil, aynı zaman da bir hukuki değerin ihlali niteliği arz etmektedir.[17] Örneğin adam öldürme suçunda korunan hukuki değer hayat hakkıdır. Karapara aklama suçu açısından korunan hukuki değerlerden bazıları, ticaretin dürüst yapılaması ihtiyacı, suç yoluyla kazanç elde edilmesinin önlenmesi, kişilerin servetlerinin yasal yollardan elde edilmiş olduğuna ilişkin güveninin korunması gibi değerler olabilir. Elbette bu sayılanlara yeni hukuki değerler eklemek mümkündür.
B-)KARAPARA KAVRAMI
Kanunun 2. maddesinin a fıkrası kara paranın tanımını vermektedir. Buna göre: Bu Kanunda geçen;
a) Karapara;
1. 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki,
2. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanundaki,
3. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanundaki,
4. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanundaki,
5. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesinin 2 ve 3 numaralı bendlerindeki,
6. 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ve aynı Kanunun 179, 192, 264, 316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404, 406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 506 ncı maddelerindeki, fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para,evrak,mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değeri’ anlatmaktadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, kara para kavramı her ne kadar ‘para’ terimini içerse de Kanunda da açıkça belirtildiği üzere, kara para ‘para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen , para evrak , mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değeri’ kapsamaktadır. Kanunun terimin kapsamının geniş tutması elbette ki faydalıdır.
Hangi suçlardan elde edilen paranın karapara sayılacağı ülkelere göre değişmektedir. Bazı ülkeler her türlü suçtan bazı ülkeler ise muayyen bir hapis cezasını gerektiren suçlardan elde edilen parayı kara para olarak kabul etmekte, bazıları ise kazuistik metodu benimseyerek kara paraya sebep olan suçları tek tek sayarak düzenlemektedir. Örneğin, Fransa, Hollanda ve Danimarka’da her türlü suçtan kaynaklanan, Almanya’da en az bir yıl hapsi gerektiren suçlardan, Kanada’da ise uyuşturucu madde, rüşvet, hırsızlık cinayet, gasp ve benzeri yirmi üç ayrı suçtan elde edilen gelirler kara para sayılmıştır.[18] 91/308/EEC Sayılı Avrupa Konseyi Direktifinde karapara,“Uyuşturucu maddelerle ilgili faaliyetlerden ve bu faaliyetlere iştirak edilmesinden elde edilen her türlü kazanç’ olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü gibi Kanunumuz, kazuistik yöntemi tercih etmiş, tek tek ve tahdidi olarak sıralamak yoluyla kara paranın elde edilebileceği suçları belirlemiştir. Buna göre 2/a maddesinin dışında kalan fakat diğer yasalarla yasaklanmış bulunan fiillerin gerçekleştirilmesi sonucunda elde edilen para ve menfaat kara para sayılmayacaktır. Bu nokta bazı yazarlar tarafından suçla ve suçlulukla mücadelede etkinliği önleyici olması yönüyle eleştirilmektedir.[19] Nitekim Hükümetin Meclise sevk ettiği metinde, karapara, “kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesinden elde edilen para veya para yerine geçen evrak ve senetler” şeklinde, çok geniş bir tanımla ele alınıyordu.[20] Ayrıca içerdiği kanun maddeleri numaraları değiştiği takdirde bu kanunda da doğrudan bir değişiklik gerekeceği, bu anlamda Kanun’un sürekli güncellenmesi gereken bir Kanun olacağı ayrıca bir tenkit noktası olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Gerçekten örneğin sayılan suç türleri kadar önemli olan ve yine maddi menfaat temini amacıyla işlenilen suçlardan; soygun, gasp, rüşvet, zimmet irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, tefecilik, haksız teşvik ve vergi iadesi almak, kıyı orman ve suç havzası yağmacılık ile Gümrük Kanunu, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu gibi daha pek çok suç sonucu elde edilebilecek maddi menfaat kara para kapsamı dışında tutulmuştur. Bu Kanunun diğer eksiklerinin yanında en önemli eksikliklerinden olarak görünmektedir.[21]
C-)KARAPARA AKLAMA SUÇU
a.Yasal Tanım
4208 Sayılı Kanunun 2/b fıkrasında Karapara Aklama Suçunu ’Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller’ olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma göre bir ön şart olarak belirli bir öncül suçun işlenmesinin arandığı bazı faaliyetler karaparanın aklanması suçunu oluşturacaktır. Ancak bu faaliyetlerin kanundaki tanımlarının yeterince açık ve anlaşılabilir olduğu şüphelidir. Örneğin; ’karaparanın..kaynak veya niteliğinin değiştirilmesi’, ‘..hareketin ..gizlenmesi..’, ‘karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller’ gibi ifadeler, üzerinde tartışılması gereken kavramlardır.
b.Ön Şart: Öncül Suçlardan Birinin İşlenmiş Olması
Kanun 2/a bendinde sayılan suçlardan birini işlenmiş olmasını ve bunlardan elde edilmiş bir kazanç olmasını karaparanın aklanması suçu için bir ön şart olarak öngörmüştür.[22] Görülüyor ki, karapara aklama suçundan önce başka bir suç işlenmiştir. Bu çerçevede karapara aklama suçunu düzenleyen kanuni tip, bir suçu diğer bir suç fiilinin önşartı olarak kabul edilen tiplerden sayılmalıdır.[23]
Öncül suç ile karapara aklama ilişkisi hakkında şunlar söylenebilir.
a)önceki suç bakımından kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü gerekli değildir. Ancak, suçun işlenip işlenmediğinin nisbi muhakeme- asıl muhakemeye yardımcı olacak biçimde-yoluyla tespiti zorunludur.[24] Bununla birlikte önceki fiilin suç teşkil etmediğine dair kesinleşmiş bir hüküm var ise artık bu fiilin karapara suçunun ön şartı olarak kullanılabilmesi mümkün değildir.
b)Karapara aklama suçu asıl suçtan bağımsız bir suç olduğuna göre asıl suç hakkında dava ve cezayı düşüren sebeplerin bulunması asıl suçun kovuşturulmasını engellememelidir. Ancak yasanın yürürlük tarihinden önce tamamlanmış aklama fiillerinden dolayı sanık aleyhine yasanın geçmişe uygulanmasından bahsedilemez.
c)Ayrıca, Öncül suçun yurtdışında işlenmiş olması önem taşımaz. Türkiye2nin yargı yetkisi dışında işlenen öncül suçlar açısından da karaparanın aklanması suçu Türk Yargı sahası içinde işlenmişse Türk Kanununa göre cezalandırılır. Nitekim Strazburg Sözleşmesinin 2. paragrafı da, cezalandırmaya ilişkin hükümlerin uygulanması için ‘öncül suçun sözleşen tarafların ceza mahkemelerinin yetkisine girip girmediğinin önemli olmayacağını’ öngörmektedir.[25]
c.Suçun Maddi Unsuru
Modern ceza hukuku yönünden suç, her şeyden önce , bir fiilden ibarettir.[26] Kanundaki suç tanımında mutlaka bir fiile unsur olarak yer verilmektedir. Hiçbir suç tanımı yoktur ki, kapsamında bir insan fiiline yer verilmiş olmasın. BU fiil her hangi bir insan davranışı olmayıp, bizatihi haksızlık teşkil eden bir insan davranışıdır. Bu itibarla suç teorisinde söz konusu edilen fiil, bir suçun tarifinde yer alan ve esas itibariyle haksızlık teşkil eden bir fiildir.[27] Bu fiil aynı zamanda suçun maddi unsurunu oluşturacaktır.
Karaparanın aklanması suçu açısından, karaparanın değerlendirilmesi, kullanılması, kaynak veya niteliğinin, zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması gibi maddede sınırlı sayılı olarak gösterilmiş fiillerin işlenmesi ile maddi unsur gerçekleşir.[28] Buna göre aklama suçu ancak Kanunda sınırlı sayıda olarak sayılan fiillerin işlenmesiyle gerçekleşebileceğinden bağlı hareketli suçlardan kabul edilecektir. Ayrıca kanunda yazılı eylemlerden başka türlü eylemlerle oluşabilecek sonuçlar karapara aklama suçu kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Yukarıda da ifade edildiği şekliyle Kanunun maddi unsur olarak düzenlediği eylemlerin içeriklerinin henüz üzerinde yeterince tartışılmış ya da ceza hukukunun üzerinde uzlaşı sağladığı tanımlarının olduğu söylenemez. Örneğin, karaparanın ‘kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi’, ‘gizlenmesi’ veya ‘sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi’, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya ‘transfer yoluyla aklanması’ veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller gibi ifadelerinin ceza hukuku bakımından çok da net ifadeler oluğunu söylemek mümkün görünmemektedir. Bunun doğuracağı sonuçları tahmin etmek güç olmayacaktır. Örneğin bir fiil bir mahkeme tarafından gizlenme, kaynağını değiştirime2niteliğini değiştirme olarak algılanmayıp yaptırım uygulanmazken, diğer mahkeme tarafından karapara aklamanın dayanağı sayılabilecektir. Bu da adil olmayan sonuçlara ve uygulamalara neden olabilecektir.
Kanunun saydığı fiillerin her hangi birinin işlenmesi suçun oluşması için yeterli olacaktır. Karaparanın iktisabı, zilyedinin değiştirilmesi, kaynak veya niteliğinin gizlenmesi gibi fiillerin sadece birinin işlenmesi suçun oluşması için yeterlidir. Birinin ya da bir kaçının işlenmesi aranmamaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Kanunumuzda karaparanın aklanması suçu seçimlik hareketli olarak düzenlenmiştir. Yasada belirtilen eylemlerden sadece birinin işlenmesi suçun oluşması için yeterlidir. Ayrıca bu eylemlerden bir kaçının işlenmesi ile suç birkaç kez işlenmiş sayılmaz. BU nedenle yasada öngörülen hareketlerin bir kaçını birbiri ardına işleyen kimse o suçu bir kezden çok işlemiş olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla eyleme içtima hükümleri uygulanmayacaktır.
d.Suçun Manevi Unsuru
Suç teşkil eden bir haksızlığın işlenebilmesi için maddi unsurun yanın da bir de manevi unsur aranacaktır. Bu manevi unsur kast ve taksir olarak karşımıza çıkar. Kasten işlenen haksızlıklar birer gai fiil olmaları itibariyle, ontik bir mahiyet arz etmektedirler ve bunlar açısından yönlendirirci irade, hukukun önem atfettiği neticeye , yani kanuni tarifteki neticeye yöneliktir.[29]
Karaparanın aklanması suçu ancak kasıtla işlenebilir. Kanunumuzda bu suçun taksirli şekli öngörülmemiştir. Karaparanın aklanmasını oluşumu için ‘genel kast’ yeterlidir. Yasa, özel olarak dikkatsizlik ya da ihmal halini öngörmemektedir. Ayrıca herhangi bir saik ya da maksat aramaya gerek yoktur. Kastın varlığı için yasada sayılan şekliyle karaparayı kullanma, iktisap etme, sınır ötesi harekete tabi tutuma vs iradesi olmalıdır.
Yasanın 2/b bendinde ‘bu yolla iktisap edildiği bilinen karaparanın’ iktisap edilmesi …vb ifadeleri, öncül suça iştiraki olmayanların karapara aklama suçunun failli olabilmeleri için paranın bu suç sonucu elde edilmiş olduğunu yani kara para olduğunu bilmeleri gerekecektir. 4208 sayılı yasaya ilişkin Hükümet Teklifinde ‘bilme’ unsurunun yanında ‘bilmesi gerekme’ unsuruna da yer verilmişti. Ancak Plan ve Bütçe Komisyonunun kabul ettiği metinde ve Kanunumuzda bu unsur yer almamıştır.[30] Burada kastın varlığının ispatı gerçekten zor bir ödevdir. Zira öncelikle şüpheli bir mali işlemin kanıtlanması, sonra aklanan para ile suç arasındaki bağın kanıtlanması, son olarak da, kara para aklayıcının kullanılan paranın karapara olduğunu bildiğinin kanıtlanması gerekmektedir.
Bazı olgular nedeniyle failin karaparanın öncül suç kökenini bilmemesinin mümkün olmadığı sonucuna varılabiliyorsa karapara aklama suçunun manevi unsurunun gerçekleştiği sonucuna varılabileceği ispatta kolaylık olarak öne sürülmektedir. Bu görüşün sahipleri, Fransız ve İspanyol Yargıtayının bazı karalarına dayanmaktadırlar. Örneğin İspanyol Yargıtayı ‘fail kendine tevdi edilen fonların uyuşturucu kaçakçılığından elde edilmiş olabileceğini düşünmüş ve buna rağmen almış ise muhtemel kasıt vardır ve karapara aklama suçu oluşmuştur.’ şeklinde kararlar almıştır. Hatta İspanyol Yargıtay’ı zaman zaman paranın suç sebebiyle elde edilmiş olabileceğine ilişkin emareler olduğu durumda, bu paralarla işlem yapanları, bunları kullananları aklama suçunun faili saymaktadır. Fransız Yargıtay’ı da ‘amcası uyuşturucu kaçakçısı olan bir kişinin , amcasını dairesinde oturmasını, işi olmadığı halde rahat bir seviyede yaşamasını ve üzerinde kaynağını izah edemediği büyük bir meblağda para bulunmasını karapara aklama suçunun oluşması için yeterli saymıştır.[31] Bize göre; Kanunumuzun düzenleme şekli göz önüne alındığında, öncül suçu işlememiş olan kişilerin karapara aklana suçunun faili olabilmeleri için ‘öncül suçu’ ya da ‘paranın karapara olduğunu’ bildiklerinin ispatı gerekmektedir.
e.Fail
Ceza hukukunda tanımlanan suçlar kural olarak, herkes tarafından işlenebilen suçlardır. Kanuni tanımında ‘..kimse..’, ‘bir kimse’ veya ’.her kim..’ benzeri ifadelerin kullanıldığı suçlar bu nitelikte suçlardır.[32]
Karaparanın aklanması suçunun faili, herkes, herhangi bir kimse olabilir. Bu suçu işleyebilmek için failin bazı özellik ya da niteliklere sahip olması gerekmez. Yani suç mahsus suç olarak düzenlemiş değildir.
Failin karaparanın kaynaklandığı öncül suçla ilişkisi olması gerekli değildir. Ancak yukarıda da izah ettiğimiz şekliyle failin paranın karapara olduğunu bilmesi gerekmektedir. Nitekim aklama faaliyetlerinin pek büyük miktarı, öncül suçla hiç ilişkisi olmayan aracı kişi ve kurumlarca yapılmaktadır.
Fail tek kişi olabileceği gibi ‘teşekkül hainde’ de bu suçun işlenmesi mümkündür. Pek çok aklama faaliyetinin karşılıklı anlaşmalar yapmak suretiyle, sürekli addedilebilecek bir eylem grubu oluşturmuş teşekküllerce işlendiği bilinen bir husustur.
Ceza hukukunda ilke olarak ancak gerçek kişiler fail olabilir. Cezaların şahsiliği, failin kişiliğine uydurulması ve suçlarda aranan manevi unsur bunu şart kılar. Bazı yazarlar, günümüzde büyük bir sorun haline gelen ekonomik suçlarla mücadelede tüzelkişilerin cezai sorumluluğu kaçınılmaz hale geldiğinden bahisle, tüzelkişiler için cezai sorumluluk ortaya konabileceğini. nitekim yasanın 7. maddesi tüzelkişiler için de ceza sorumluluğunu öngörüldüğünü savunmaktadırlar.[33] Ancak 7. maddedeki ‘bu suçların tüzelkişilik bünyesinde işlenmesi halinde, filli işleyen yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmedileceği ve ayrıca tüzelkişinin para cezası ile cezalandırılacağı hükmü tüzelkişinin failliği şeklinde yorumlanabileceği kanaatinde değiliz. Zira ceza hukuku açısından bir fiilin mevcudiyetinden bahsederken bunun mutlaka bir insan tarafından işlenmiş olduğunu da kabul etmekteyiz. Cezai açıdan tüzelkişilerin fiil ehliyetinden söz etmek mümkün değildir. Yine cezanın , kefaret özelliği, önleme etkisi, ancak gerçek kişiler hakkında söz konusudur. Ülkemizde Anayasa Mahkemesi karalarına kadar yansıyan tartışmalar olsa da tüzelkişilerin suç faili olabileceği doğrultusundaki görüşe katılamıyoruz.[34] Bu hüküm olmasa idi dahi tüzelkişilik yöneticilerinden kastı olanların bu tür sorumluluk altına sokulabilmesi ve tüzelkişinin parasal sorumluluğu muhtemeldi.
Bu suçun oluşması esnasında tüzelkişilerin faaliyetleri önemli rol oynadığından, Avrupa Birliği’nin Karaparanın Aklanması ile ilgili Yönerge’sinde ve diğer pek çok ulusal ve uluslar arası düzenlemede, bankalara, kredi kuruluşlarına ve pek çok aracı kurumlara kimlik tespiti, şüpheli işlemlerin bildirilmesi vb. ek yükümlülükler öngörmüştür.[35] Kanunumuz da tüzelkişilere idareye yardımcı olmak üzere çeşitli yükümler getirmiştir.
f.Müeyyide
Kanunun 7. maddesinde Karapara aklama suçuna verilecek cezalar belirlenmiştir. Buna göre ‘Karapara aklama suçu fiillerini işleyenler iki seneden beş seneye kadar hapis ve aklanan karaparanın bir katı ağır para cezasıyla cezalandırılır ve nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki mal ve değerler ile bunların ele geçirilememesi halinde bunlara tekabül eden mal varlığının müsaderesine de hükmolunur. Karapara, terör suçlarından veya Türkiye’ye ithali veya Türkiye’den ihracı kanunla yasaklanmış herhangi bir madde ve eşya kaçakçılığından elde edilmiş veya suç yukarıda belirtilen terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmiş ise birinci fıkra hükmüne göre faile verilecek hapis cezası dört seneden az olamaz.’
Kanun hükmü, hapis cezası , ağır para cezası ayrıca nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki değerler ve bunların ele geçirilememesi halinde bunlara karşılık gelen malvarlığının müsaderesini öngörmektedir. Hükümet tasarısında suçun müeyyidesi altı aydan beş yıla kadar hapis olarak öngörülmüştü. Ancak Adalet Komisyonunda , cezanın caydırıcılığını sağlamak amacıyla mevcut düzenleme kabul edilmiştir. Ancak diğer ülkelerle kıyaslandığında cezanın caydırıcı olduğu yine de söylenemez.
Aklama suçunun tüzelkişilik bünyesinde işlenmesi halinde, tüzelkişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılacaktır. Burada ön ödemelik bir suç söz konusudur.
g.Cezayı Ağırlaştıran ve Hafifleştiren Sebepler ve Zamanaşımı
Kanunun cezalarla ilgili 7. maddesinde hafifleştirici ve ağırlaştırıcı sebepler düzenlenmiştir. Bu maddeye göre 2Karaparanın terör suçlarından veya Türkiye’ye ithali veya Türkiye’den ihracı kanunla yasaklanmış her hangi bir madde veya eşya kaçakçılığından elde edilmesi veya karaparanın aklanması, suçun terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmesi ‘ hali 1. fıkranın vasıflı hali kabul edilerek müeyyide ağırlaştırılmış ve faile verilecek hapis cezasının 4 yıldan az olamayacağı belirtilmiştir. Yani hakim burada 4 ile 5 yıl arasında bir cezaya hükmedebilecektir.
Suçun teşekkül husule getirerek işlenmesi halleri, kamu görevlileri ve belli kurumlardaki görevliler tarafından işlenmesi, şiddet ve tehditle veya silah kullanarak işlenmesi halleri de ağırlaştırıcı sebeplerdir.
Suçun usul veya füruu veya karı veya kocası ve kardeşlerinden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi ise suç için öngörülen tek kanuni hafifletici nedendir.
Karapara suçlarının kovuşturulmasında zamanaşımı süresi 8. maddede 10 yıl olarak düzenlenmiştir. Madde ayrıca dava açmanın zamanaşımını keseceğini belirtmiştir..Zamanaşımı aklamaya ilişkin fiilin (kullanma, transfer vb.) işlendiği tarihte başlatılır. Zamanaşımı süresi hesaplanırken öncül suçun zamanaşımı göz önüne alınmaz. Aklama suçu ayrı bir suç oluşturduğundan, öncül suçun herhangi bir tarihte işlenmiş olması yeterlidir. Aklamaya ilişkin fiilin işlenmesi tarihi bu suçun zamanaşımı için göz önünde tutulacak tek tarihtir. Burada TCK m.102/4’te öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinden ayrılınarak dava zamanaşımı süresi 10 yıla çıkarılmıştır. Dava zamanaşımını kesen diğer sebeplerin de bu suçlara uygulanacağında tereddüt olmamalıdır. Maddede dava açılması sınırlandırıcı değil, oluşabilecek tereddütü giderici olarak düzenlenmiştir.
IV-SONUÇ
Son yıllarda yaşanan globalleşme hareketleri adeta suç örgütlerinin e karapara aklayıcılarının da globalleşmesine neden olmuştur. Artık hemen her ülke sınırlarının içinde büyük çapta karapara aklama faaliyetleri yaşanmaktadır. Ülkelerin sadece kendi sınırları içinde tüm bu faaliyetlerle mücadelesi de zor hatta imkansız hale gelmiştir. Bu açılardan ülkelerin bir birleri ile bu konularda yardımlaşmaları önem arz etmektedir.
Konuyu maddi ceza hukukumuz açıdan irdelediğimizde, konuyla ilgili düzenlemeleri çok geç yapmamıza rağmen, aranılan düzeyde ideal halde seviyeye ulaşamamış olduğumuz ilk göze çarpan hususlardandır. Ayrıca ülkemiz özelinde, ceza hukuku uzmanlarının ve doktrinerlerinin -çeşitli sebeplerden dolayı- düzenleme, yorulmama ve uygulama konularında karaparanın aklanması suçlarına çok fazla müdahil olamadıkları gözlemlenmektedir. Bunun en önemli sebeplerinden biri de konunun bir mali sorunmuş gibi görülmesidir diyebiliriz. Görüşümüze göre; kısa sayılabilecek bir araştırma sırasında karşılaştığımız bu kaynak ve yorum kıtlığı, hatta ceza hukuku açısından yanlış pek çok yorum, olayın ülkesel boyuttaki hukuksal sıkıntıları adına üzüntü verici birer ipucu olarak değerlendirilip itiraf edilebilir.
KAYNAKÇA
Anwalt, das Magazin” (05/2002), Verlag C.H. Beck, Munich under the title: Gefahrgeneigte Tätigkeit, Stolperfallen für Anwälte.
AKTÜRK Yıldırım, TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 20 c:13, Yasama Yılı:2 17.Birleşim
ERGÜL Ergin, Karapara Endüstrisi ve Aklama Suçu, Yargı Yayınevi,Ankara 2001.
ERGÜL Ergin, Kara paranın Aklanmasının Hukuki ve Cezai Boyutları, Kara para Aklama Faaliyetleri ve Önlemler Paneli, TCMB Yayınları, Ankara 1999.
HAYEK Frederich A., Hukuk Yasama ve Özgürlük, Kurallar ve Düzen, çev. A.yayla, İş Bankası Yayınları, İstanbul 1996.
İPEK Halim, Önemli Bir Sorun; Karapara ve Kara Paranın Aklanması, Beta Yayınları, İstanbul 2000.
KARACAN Ali İhsan, Röportaj, Aksiyon Dergisi, 18-24 Ocak 1996
KATOĞLU Tuğrul, 4208 Sayılı Kanun ile Düzenlenen ‘Karapara Aklama Suçunun Yapısına İlişkin Bazı Gözlemler, Vergi Dünyası Dergisi, Mart 1999, sayı:211.
KILIÇDAROĞLU Kemal, Kayıt Dışı Ekonomi ve Bürokrasi, Vergi Dünyası Dergisi, sayı:190(Haziran 1997).
MAVRAL Ülker, Karapara Kayıt Dışı Ekon0mi ve Globalleşme İlişkisi, Vergi Sorunları Dergisi, Mart 2003 sayı 174.
McDOWELL E.Gerald, Money Laundering, USA Bulletin, June 1999 Money Laundering Issue.
New York Times December 22, 2000
ÖZGENÇ İzzet/ŞAHİN Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Uygulamalı Ceza Hukuku, Seçkin Yayınları Ankara 2001.
SAATÇİ Banu, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Girişimler, http://www.tbb.org.tr/turkce/karapara/Uluslararasi%20Duzenlemeler.doc
TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 1998.
[1] ÖZGENÇ İzzet/ŞAHİN Cumhur, Uygulamalı Ceza Hukuku, Uygulamalı Ceza Hukuku, Seçkin Yayınları Ankara 2001,s.13
[2] TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, Ankara 1998, s.3
[3] McDOWELL E.Gerald, Money Laundering, USA Bulletin, June 1999 Money Laundering Issue, s.21
[4] MAVRAL Ülker, Karapara Kayıt Dışı Ekon0mi ve Globalleşme İlişkisi, Vergi Sorunları Dergisi, Mart 2003 sayı 174, s.144
[5] ERGÜL Ergin, Kara paranın Aklanmasının Hukuki ve Cezai Boyutları, Kara para Aklama Faaliyetleri ve Önlemler Paneli, TCMB Yayınları, Ankara 1999, s.23
[6] ERGÜL Ergin, agm.s.23
[7] SAATÇİ Banu, Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Girişimler, http://www.tbb.org.tr/turkce/karapara/Uluslararasi%20Duzenlemeler.doc
[8] ERGÜL Ergin, agm. s.24
[9] ERGÜL Ergin, agm. s.24
[10] IMF
[11] New York Times December 22, 2000,
[12] ERGÜL Ergin, agm. s.24
[13] ERGÜL Ergin, agm. s.32
[14] KARACAN Ali İhsan, Röportaj, Aksiyon Dergisi, 18-24 Ocak 1996
[15]KILIÇDAROĞLU Kemal, Kayıt Dışı Ekonomi ve Bürokrasi, Vergi Dünyası Dergisi, sayı:190(Haziran 1997), s.3
[16] HAYEK Frederich A., Hukuk Yasama ve Özgürlük, Kurallar ve Düzen, çev. A.yayla, İş Bankası Yayınları, İstanbul 1996, s.17
[17] ÖZGENÇ/ŞAHİN, age, s.110-112
[18] ERGÜL Ergin, agm. s.25
[19] ERGÜL Ergin, Karapara Endüstrisi ve Aklama Suçu, Yargı Yayınevi,Ankara 2001 s.161
[20] AKTÜRK Yıldırım, TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 20 c:13, Yasama Yılı:2 17.Birleşim
[21] İPEK Halim, Önemli Bir Sorun; Karapara ve Kara Paranın Aklanması, Beta Yayınları, İstanbul 2000,s.85
[22] bu ifade yerine zaman zaman ’öncül suç’, ‘temel suç’, ‘kaynak suç’ ‘ön suç’ tabirleri de kullanılmaktadır.
[23] KATOĞLU Tuğrul, 4208 Sayılı Kanun ile Düzenlenen ‘Karapara Aklama Suçunun Yapısına İlişkin Bazı Gözlemler, Vergi Dünyası Dergisi, Mart 1999, sayı:211, s.122
[24] ERGÜL Ergin, age.163
[25] ERGÜL Ergin, age.s.165
[26] TOROSLU N. age. S.46
[27] ÖZGENÇ İzzet/Şahin Cumhur, age. s.91
[28] İPEK Halim, age.s.87
[29] ÖZGENÇ/ŞAHİN, age.s.147
[30] AKTÜRK Yıldırım, TBBM Tutanak Dergisi, Dönem 20 c:13, Yasama Yılı:2 17.Birleşim
[31] ERGÜL Ergin, age.s171
[32] ÖZGENÇ/ŞAHİN age.s.95
[33] ERGÜL Ergin, age.s173
[34] Konunun geniş ve tutarlı bir tartışması için bakınız, ÖZGENÇ/ŞAHİN age. S.97-110
[35] Anwalt, das Magazin” (05/2002), Verlag C.H. Beck, Munich under the title: Gefahrgeneigte Tätigkeit, Stolperfallen für Anwälte
