Kuzey Şamballa

1920″lerde bir Şangay gazetesinde, Dr. Lao-Tsin’in bir ütopya peşinden Orta Asya’ya yaptığı seyahat üzerine yazdığı bir makale yayımlandı. Doktor, James Hilton’un «Lost Horizon» ( Kaybolan Ufuk ) adlı romanının yayımlanmasından önceki bir tarihe rastlayan bu renkli hikayesinde, Nepal’li bir Yogi ile Tibet’in yaylalarına yaptığı tehlikeli geziyi’ anlatır.

İki gezgin, boş bir dağlık bölgede, keskin kuzey rüzgarlarından korunmuş ve çevresine nazaran daha ılıman bir iklime sahip, saklı bir vadi bulurlar. Dr. Lao-Tsin, «Şamballa Kulesinden ve merakını uyandıran laboratuvarlardan bahsediyordu. İki gezgin, vadide yaşayanların büyük bilimsel aşamalar yaptıklarını görmüşler, uzun mesafeler dahilinde yapılan olağandışı telepati deneylerini de seyretmişlerdir. Eğer, her şeyi açıklamamak üzere burada yaşayanlara verilmiş herhangi bir sözü olmasaydı, Çinli Doktor, vadide geçirdiği günler hakkında daha çok şeyler anlatabilirdi.

Doğu’nun Kuzey Şamballa tradisyonuna göre, Orta Asya’da şimdi sadece tuz gölleri ile kumların bulunduğu yerde bir zamanlar muazzam bir deniz mevcuttu. Bu denizin, şimdi geriye dağlarından başka hiçbir şeyin kalmadığı bir adası vardı. O uzak devirde büyük bir olay meydana geldi:

«Ateş’in Çocukları’nın, Venüs’ten gelen Alev Senyörlerı’ nın Arabası, püsküren alevden dilleri ile göğü dolduran korlaşmış ateş kütlelerince çevrili olarak, ölçülemiyecek yüksekliklerden hızlı düşüşün görkemli kükreyişi ile göksel mekanların içinden yeryüzüne doğru parladı; Gobi Denizi’ nin sinesinde gülümseyerek uzanan Beyaz Ada’nın (White Island) üzerinde asılı kalarak durdu.»

Sibirya, Tunguska’da 1908’de yere çakıları kozmik uzay gemisi olayının zamanımızda yarattığı tartışmanın çerçevesi içinde bu Sanskrit metini ciddi olarak incelemeliyiz.

Şamballa, Tibet ve Moğolistan folkloru ile şarkılarında, en yüksek dereceden bir realite biçimine dönüşene kadar yüceltilmiştir. Nicholas Roerich, Orta Asya’daki bir sefer gezisi sırasında, Şamballa’nın üç ileri sınır noktasından biri olarak kabul edilen beyaz bir sınır boyu mevkiine rastladı. Lamalık’ta Şamballa inancının ne kadar kuvvetli olduğunu göstermek için, Roerich’le konuşan Tibet’li bir rahibin sözlerini aktaralım .:

«Şamballa halkı zaman zaman dünyaya çıkarlar. Şamballa’nın, dünya ortamında yaşayan ortakları ile buluşurlar, İnsanlığın iyiliği için dışarıya kıymetli hediyeler, harikulade emanetler gönderirler .

Csoma dö Köros (1784-1842), Tibet’teki Budizm geleneklerini inceledikten sonra Şamballa ülkesini Siri Derya Nehri’ nin ötesinde, 45 ile 50 derece kuzey paralelleri arasında yerleştirmiştir. Belçika, Antwerp’ de yayımlanan bir on yedinci yüzyıl haritasının Şamballa ülkesini göstermesi dikkate değer bir husustur.

Peder Stephen Cacella gibi Orta Asya’daki ilk Cizvit gezginleri, «Xembala» adında bilinmeyen bir bölgenin varlığını kayıtlarına geçirmişlerdir.

Albay N.M. Prjevalsky ve Dr. A.H. Franke gibi kaşif” ler, çalışmalarında Şamballa’dan bahsederler. Eski bir Tibet kitabı olan «The Path to Shambhala’nın (Şamballa’ya Giden Yol) , Prof. Grünwedel’ce yapılan tercümesi ilginç bir dökümandır. Ancak,coğrafi işaretler sanki bir amaçla belirsiz hale getirilmişlerdir. Yerlerin ve manastırların eski ve yeni isimler ile onlar tamamen aşina olmayan birinin işine yaramazlar. Coğrafi işaretler iki nedenden ötürü karıştırılmış olabilir: Koloniler hakkında gerçekten bilgisi olanlar, Gözeteciler’in insanlık üzerine çalışmalarını engellememek için nerede olduklarını hiçbir zaman açıklamayacaklardır. Ayrıca, Doğu edebiyatı ve folklorunda bu yerlere yapılan atıflar, değişik bölgelerdeki topluluklardan bahsettikleri için bazen çelişkiye düşmüş gibi görünürler.

Andrew Tomas, bu konuyu birçok yıllar inceledikten sonra bu bölümü Himalayalarda yazmıştır. Kendisine göre; «Şamballa» adı Gobi’deki Beyaz Ada ‘yı, Asya ve diğer yer lerdeki saklı vadiler ile tünelleri ve daha birçok şeyi kapsar.

Taoizm’in kurucusu Lao Tse ( İ.Ö. 6. yy) «batı tanrıçası> olan Hsi Wang Mu’nun yurdunu aramış ve bulmuştu. Taoist gelenek, tanrıçanın binlerce yıl önce bir ölümlü olduğunu doğrulamaktadır. Tanrıça, ‘’ilah’’ olduktan sonra, Kun Lun Dağları’nda inzivaya çekilir. Çinli rahipler, rehber, siz’ gezginlere geçit vermeyen muhteşem güzellikteki bir vadinin mevcudiyeti üzerinde ısrar etmektedirler, Kun Lun Dağları’ndaki bu vadi, bir cinler topluluğuna hükmeden Hsi Wang Mu’nun yurdudur. Bunlar, dünyanın en büyük bilim, adamları olabilirler.

Bu görüş açısından bakıldığında, Roerich Heyeti tarafından (Kun Lun Dağlara’nın bir uzantısı olan) Kara kurum Dağları üzerinde acaip bir uçan aracın görülmesi oldukça anlamlıdır. Bu acaip disk, «tanrılar»a ait bir uçak olabilir, ya da uzay hangarından gelmiş olabilir.

Şimdiye kadar söylenenlerden anlaşılacağı gibi, gizli topluluklarda yaşayanlarla temas kurmanın zorluğu açıkça bellidir. Yine de bu karşılaşmalar kayda geçirilenlerden çok daha sık olagelmişlerdir. Kayıtların bulunmaması, bu eski kolonilerin ziyaretçilerinin, haklı nedenlerle, kaçınılmaz bir gizlilik yemini etmeye zorunlu bırakılmaları ile açıklanabilir. «Mahatma»lar, Kadim Bilim’in bekçileri ve Çağlar’ın Hazinesi’nin gözeticileri olduklarından değişiklik meraklıları, hazine avcıları, ya da şüpheliler tarafından rahatsız edilmek istemezler.

Mahatmalar’ın, insanlığa yardım faaliyetlerinin kapsamını aydınlatıcı bir biçimde özetleyen mektuplarının birinden aktarma yapmak yerinde olacaktır :

«Sayısız kuşaklarca üstadlar yalçın kayalardan oluşan bir mabed, devasa bir Sonsuz Düşünce Kulesi inşa etmişlerdir . Burada ‘Titan’ yaşamıştır ve daha gerekirse tek başına yaşayacak, buradan ancak her devrenin sonunda, kendisiyle birlikte çalışmak ve sırası geldiğinde boş inançlı insanları aydınlatmak için insanlığın seçkin kişilerini davet etmek üzere çıkacaktır.»

Temmuz 1881’de Mahatma Koot Humi böyle yazmıştır. Bu bilinmeyen toplulukların kökeni zamanın gecesinde kaybolmuştur. Evrim yolundaki büyüklerimizin, «İyi Kanun»un takipçileri kişilerin Atlantis’ten göçlerini emretmiş olmaları çok muhtemeldir.

Atlantis’in görkemli günlerinde ulaştığı tüm maddesel ve spiritüel aşamalar hala daha gizli kolonilerde muhafaza ediliyor olabilirler. Bu ufacık Cumhuriyet, Birleşmiş Milletler Organizasyonu’nda temsil edilmemesine rağmen, Dünya, gezegenindeki tek kalıcı devlet ve kayalar kadar eski biz bili­min bekçisi olabilir. Şüpheciler şunu unutmamalıdırlar ki Mahatmalar’ın Mesajları, belirli bazı hükümetlerin devlet arşivlerinde hala korunmaktadırlar.

Rus folklorunda, içinde hakkaniyetin hükmettiği Kitezh yeraltı kentine dair bir efsane vardır. Çar hükümetince mahkum edilen İhtiyar İnançlılar (Old Believers) bu Vadedilmiş Ülke’yi aramışlardı, Gençler, «Nerede bulunacak?» diye :sorduklarında ihtiyarlar, «Batı yolunu izleyin»,diye karşılık verdiler, Tatar fatihi Batu Han, batıya doğru ilerleyişine Moğolistandan başlamıştı. Bu yön, ütopyanın Orta Asya’da bulunacağını belirtiyordu.

Efsanenin diğer bir çeşitlemesinde de Rusya’daki Sveltloyar Gölü belirtiliyordu. Ancak, gölün dibi taranıp da birşey bulunamayınca bu iddianın aslı olmadığı anlaşıldı. Kitezh ,geleneğini Kuzey Şamballa geleneği ile birlikte ele al­mak gerekir. Aynı şeyi Belovodye Destanı için de söyleyebiliriz.

Rus Coğrafya Derneği’nin 1903 yılı Dergisi’nde Korolenko’nun yazdığı, «Ural Kazakları’nın Belovodye Krallığı’ına Yaptıkları Yolculuk» adında bir makale vardır. Aynı şekilde, 1916′ da Batı Sibirya Coğrafya Derneği de Belosliudov’un «Belovodye Tarihi’ne» başlıklı bir yazısını yayımladı.

Bilimsel kuruluşlarca sunulan bu makalelerin her ikisi de oldukça ilginçtir. Rusya’daki «Staroveri» ya da İhtiyar İnançlılar arasında süregelen tuhaf bir tradisyondan bahsederler, Buna göre, ‘’Belovodye ya da Belogorye ‘’ Beyaz Sular’ın ve Beyaz Dağlar’ın ülkesi diye bir yerde dünyasal bir cennet mevcuttur. Şunu da unutmayalım ki Kuzey Şamballa, Beyaz Ada (White Island) üzerine kurulmuştu,

Bu hayalet krallığın coğrafi konumu, ilk anda edinilen izlenimdeki kadar belirsiz olmayabilir. Orta Asya’da bazılarının kurumakta olduğu, beyaz bir tabaka ile kaplı birçok tuz gölü vardır. Chang Tang ile Kun Lun Dağları’nın tepeleride karla kaplıdır.

Nicholas Roerich’in Altay Dağları’nda edindiği bilgiye göre, büyük göllerin ve yüksek dağların ötesinde bir «gizli vadi» mevcuttur. Birçok kişinin Belovodye’ye ulaşmak için çabalamasına rağmen, başaramadıklarından söz ediliyordu. Ancak, aradıklarını bulan bazı kişiler, kısa bir süre için orada kalmışlardı. On dokuzuncu yüzyılda, iki adam bu ütopyaya ulaştılar ve geçici olarak orada yaşadılar. Döndüklerinde, kaybolmuş koloni hakkında harikalardan bahsettiler ama «diğer harikalardan söz etmelerine izin verilmemişti.»

Bu hikayenin, daha önce anlattığımız Dr. Lao-Tsin’inki ile birçok ortak noktası olduğu görülüyor.

Roerich’in, bu toplulukların birinden manastırına dönmekte olan bir Lama hakkındaki hikayesinden, bu gizli Yerleşim merkezlerindekilerin bilime yönelik kişiler oldukları sonucunu çıkarabiliriz. Bu keşiş, dar bir yeraltı geçidinde kusursuz yetiştirilmiş bir koyunu taşımakta olan iki adama rastlar. Hayvan’ın gizli vadide uygulanan bilimsel üretme için kullanıldığı anlaşılmaktadır,

Misyonerlerin, on dokuzuncu yüzyıldan kalan ve Çin imparatorlarının kritik zamanlarda akıl danışmak üzere ‘’dağlar’ın Cinlerine’’ (Genii of the Mountainss) temsilciler gönderdiklerini teyit eden nadide raporları Vatikan Arşivleri’nde korunmaktadır. Bu dökümanlar, Çinli diplomatların nereye gittiklerini belirtmeseler dahi, sadece Chang Tang; Kun Lun ya da Himalayalar’a gitmiş olabilirlerdi.

Katolik misyonerlerin bu kayıtları (ve Monseigneur Delaplace’nin yazdığı «Annales de la Propagation de la FOİ»), Çinli bilgelerin Çin ‘in geçit vermeyen bölgelerinde yaşayan İnsan üstü varlıklara inandıklarını gösterir. Kayıtlardaki tariflere göre «Çin’in Koruyucuları» ( Protectors of Chitıas) görünüşte insana benzerler ama fizyolojik olarak bizlerden farklıdırlar.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir