Kahire Kalesi: Selahaddin Eyyubi’nin Mukattam Tepelerindeki Kalesi

Kahire’nin doğusunda, Mukattam Tepeleri’nin kente doğru uzanan bir çıkıntısının üzerinde, Mısır’ın yaklaşık yedi yüz yıl boyunca yönetim merkezi olan büyük bir kale yükselir. Selahaddin Eyyubi’nin 12. yüzyılın sonlarında inşasını başlattığı Kahire Kalesi, Arapça adıyla el-Kal’a ya da yaygın kullanımıyla Selahaddin Kalesi, Eyyubilerden Memlüklere, Osmanlılardan Mehmed Ali Paşa hanedanına kadar Mısır’ı yöneten hükümdarların sarayı, kışlası ve hazinesi oldu. Bugün kalenin siluetini belirleyen ince minareli büyük kubbe ise, Kahire’nin en tanınmış görüntülerinden biri olan Mehmed Ali Paşa Camii’ne aittir.

Haçlı kaleleri dizimizin bu bölümünde, Kerak’ı kuşatan, Halep’i ele geçiren ve Kudüs’ü fetheden sultanın kendi başkenti için yaptırdığı kaleye geliyoruz. Kahire Kalesi’nin neden ve nasıl inşa edildiğini, ünlü Yusuf Kuyusu’nu, Memlük sultanlarının saraylarını ve camilerini, 1811’deki Memlük katliamını, Mehmed Ali Paşa Camii’ni ve kalenin bugünkü müzelerini ayrıntılı biçimde ele alacağız.

Kahire Kalesi ve Mehmed Ali Paşa Camii

Kalenin Öncesinde Kahire

Kahire Kalesi’nin neden bu noktada inşa edildiğini anlamak için, Selahaddin’in Mısır’a geldiği dönemdeki kentin durumuna bakmak gerekir. 12. yüzyılın ortalarında bugünkü Kahire’nin bulunduğu bölgede aslında birbirinden ayrı birkaç yerleşim vardı. Bunların en eskisi, 641’de Arap komutan Amr ibn el-As tarafından kurulan Fustat’tı. Fustat, uzun süre Mısır’ın başkenti ve en önemli ticaret merkezi oldu. Abbasiler döneminde kuzeyde el-Askar, Tolunoğulları döneminde ise el-Katâi adlı yeni yönetim merkezleri kuruldu.

969 yılında Fatımîler Mısır’ı fethettiğinde, Fustat’ın kuzeyinde yeni bir saray kenti inşa ettiler ve buna el-Kâhire, yani “muzaffer” adını verdiler. Fatımî Kahiresi, halifenin sarayını, devlet dairelerini ve seçkinlerin konutlarını barındıran, surlarla çevrili bir kentti. Halkın büyük çoğunluğu ise Fustat’ta yaşamaya devam ediyordu. Bu iki kent arasında, Mukattam Tepeleri’nin eteklerinde açık bir alan bulunuyordu.

1168’de Haçlıların Mısır’a yönelik saldırısı sırasında Fatımî veziri Şâver, Fustat’ın Haçlıların eline geçmesini önlemek için kenti ateşe verdirdi. Kaynaklara göre yangın haftalarca sürdü. Bu olay, Fustat’ın büyük bölümünün harap olmasına yol açtı. Kısa bir süre sonra Nureddin Zengî’nin gönderdiği ordu Mısır’a geldi ve bu ordunun komutanlarından biri olan Selahaddin, 1169’da Fatımî halifesinin veziri oldu. 1171’de son Fatımî halifesinin ölümüyle Fatımî hanedanı sona erdi ve Mısır, Sünni Abbasi halifeliğinin otoritesini yeniden tanıdı.

Selahaddin’in Kale Projesi

Selahaddin, Mısır’da gücünü pekiştirdikten sonra büyük bir savunma projesi başlattı. Bu projenin amacı, Fatımî Kahiresi’ni, Fustat’ı ve aradaki alanı tek bir sur sistemiyle çevrelemek ve bu sistemin merkezine güçlü bir kale yerleştirmekti. Kalenin yeri olarak Mukattam Tepeleri’nin kente doğru uzanan bir çıkıntısı seçildi. Bu nokta, hem Fatımî Kahiresi’ni hem de Fustat’ı yukarıdan görüyor ve her iki kenti de savunmaya uygun bir konumda bulunuyordu.

Selahaddin’in kale inşa etme kararının arkasında birkaç neden olduğu düşünülür. Birincisi, Haçlıların Mısır’a yeniden saldırma ihtimaliydi; Haçlılar 1160’larda birkaç kez Mısır’a sefer düzenlemişti ve bu tehdit hâlâ devam ediyordu. İkincisi, Fatımî yanlılarının olası bir ayaklanmasına karşı güvenli bir merkeze ihtiyaç vardı. Üçüncüsü ise yeni hanedanın gücünü ve otoritesini simgeleyen bir yapının inşa edilmesiydi. Kaynaklarda, kalenin yerinin seçilmesinde havanın temizliğinin de rol oynadığına dair bir anlatı bulunur; buna göre bu bölgede bırakılan etin, kentin diğer bölgelerine göre daha geç bozulduğu gözlemlenmiştir. Bu tür anlatıların ne kadar gerçeğe dayandığını bilmek zordur.

Kalenin inşasına 1176 civarında başlandı. Selahaddin, inşaat sürecinin büyük bölümünde Suriye’de Haçlılara ve Zengî hanedanının kalıntılarına karşı savaşmakla meşgul olduğu için kalenin tamamlandığını göremedi. 1193’te Şam’da öldüğünde kale henüz bitmemişti. Ancak Selahaddin’in başlattığı proje, Kahire’nin kentsel gelişiminin yönünü yüzyıllar boyunca belirleyecekti.

Kahire Kalesi'nden kent panoraması

Bahaeddin Karakuş ve İnşaat

Kalenin inşaatı, Selahaddin’in güvendiği komutanlarından biri olan Bahaeddin Karakuş tarafından yönetildi. Karakuş, aslen bir hadım köle olarak Selahaddin’in amcası Şirkuh’un hizmetine girmiş ve zamanla Eyyubi devletinin en önemli yöneticilerinden biri hâline gelmişti. Kahire’deki büyük inşaat projelerinin yanı sıra, Akka’nın savunmasında da önemli bir rol oynadığı bilinir. Halk arasında Karakuş’un adı, sonraki yüzyıllarda sert ve keyfi kararlar veren bir yöneticiyle özdeşleştirildi ve onunla ilgili mizahi hikâyeler anlatıldı; ancak bu hikâyelerin tarihî Karakuş ile bir ilgisi olmadığı, büyük ölçüde sonradan uydurulduğu düşünülür.

Kalenin inşasında kullanılan taşların bir kısmının, Gize’deki küçük piramitlerden ve çevredeki eski yapılardan getirildiği aktarılır. Ortaçağ Mısır’ında eski yapıların taşlarının yeni inşaatlarda kullanılması yaygın bir uygulamaydı. Kaynaklarda inşaatta çok sayıda işçinin çalıştığı, bunlar arasında Haçlı savaş esirlerinin de bulunduğu belirtilir. Kalenin surlarının ve kulelerinin büyük bölümü, kayaya oyulmuş temeller üzerine inşa edildi.

Selahaddin döneminde inşa edilen bölüm, bugün kalenin kuzey kısmını oluşturan askeri bölümdür. Bu bölümün surları, yuvarlak kulelerle güçlendirilmişti. Bu kuleler, Suriye’deki Eyyubi kalelerinde görülen tasarımlara benzer. Kalenin ilk girişi, bugün Bâbü’l-Müdarrec adıyla bilinen ve üzerinde 1183-1184’e tarihlenen bir yazıt bulunan kapıydı. Bu yazıt, kalenin inşa tarihine dair en önemli belgelerden biridir.

Yusuf Kuyusu

Kahire Kalesi’nin en ilginç yapılarından biri, Yusuf Kuyusu olarak bilinen derin kuyudur. Bir kalenin uzun bir kuşatmaya dayanabilmesi için güvenilir bir su kaynağına sahip olması gerekiyordu. Mukattam Tepeleri’nin üzerinde bulunan kale, Nil’den oldukça uzak ve yüksekte olduğu için, su sorununu çözmek amacıyla kayanın içine çok derin bir kuyu kazıldı. Kuyunun derinliğinin yaklaşık 85 ila 90 metre olduğu belirtilir; bu rakamlar kaynaklara göre değişebilir.

Kuyu iki aşamalı olarak tasarlanmıştı. Kuyunun etrafında kayaya oyulmuş spiral bir rampa bulunur. Bu rampa, öküzlerin aşağıya inerek orta seviyedeki bir platforma ulaşmasını sağlıyordu. Orada çalışan öküzler, su çarkını döndürerek suyu alt bölümden orta seviyeye çıkarıyordu. Üst seviyede ise başka öküzler, suyu orta seviyeden yüzeye taşıyan ikinci bir çarkı çalıştırıyordu. Bu sistem, ortaçağ mühendisliğinin etkileyici bir örneğidir.

Kuyunun adı, Selahaddin’in asıl adı olan Yusuf’tan gelir. Ancak halk arasında, kuyunun Kur’an’da ve Tevrat’ta anlatılan Hz. Yusuf ile ilişkili olduğu yönünde bir inanış da yaygınlaşmıştır. Bu inanış, kuyunun gizemli havasını artırmış ve ziyaretçilerin ilgisini çekmiştir. Kuyu, zaman zaman ziyarete kapalı olabilir; ziyaret öncesinde durumunu kontrol etmek faydalıdır.

Daha sonraki dönemlerde, Memlük Sultanı en-Nâsır Muhammed, Nil’den kaleye su taşıyan bir su kemeri sisteminin geliştirilmesini sağladı. Bu sistemde Nil’in kenarındaki bir su kulesinden su yukarı kaldırılıyor ve kemerler üzerinden kaleye doğru taşınıyordu. Su kemerinin kalıntıları bugün de Kahire’nin bazı bölgelerinde görülebilir. Bu sistem, Osmanlı döneminde de onarılarak kullanılmaya devam etti.

Kahire Kalesi Bab el-Azab kapısı

El-Kâmil ve Kalenin Saray Hâline Gelmesi

Selahaddin’in ölümünden sonra Mısır’ın yönetimi önce oğullarına, ardından kardeşi el-Melikü’l-Âdil’e geçti. El-Âdil’in oğlu el-Melikü’l-Kâmil, babasının yaşadığı dönemde Mısır’ın valisi olarak görev yaptı ve 1218’de sultan oldu. El-Kâmil, kaleyi resmî ikametgâhı olarak kullanan ilk hükümdardır. Bu tarihten itibaren kale, yaklaşık yedi yüz yıl boyunca Mısır’ın yönetim merkezi olarak kaldı.

El-Kâmil döneminde kalenin güney bölümünde saraylar ve yönetim binaları inşa edildi. Böylece kale, iki bölüme ayrıldı: kuzeydeki askeri bölüm ve güneydeki saray ve yönetim bölümü. Bu iki bölüm, bir duvar ve kapıyla birbirinden ayrılıyordu. El-Kâmil ayrıca kuzeydeki askeri bölümün surlarını güçlendirdi ve bazı kuleleri büyük, kare planlı kulelerle değiştirdi. Bu kuleler, Selahaddin döneminin yuvarlak kulelerinden daha büyük ve daha güçlüydü.

El-Kâmil, Haçlılarla ilişkileri açısından da tarihte önemli bir yere sahiptir. 1229’da Kutsal Roma İmparatoru II. Friedrich ile yaptığı anlaşmayla Kudüs’ü savaşmadan Haçlılara geri verdi. Bu anlaşma, hem Müslüman hem Hristiyan dünyasında tartışmalara yol açtı. El-Kâmil ayrıca, 1219’da Dimyat kuşatması sırasında Assisili Aziz Francesco ile görüştüğü rivayetiyle de bilinir. Bu görüşmenin ayrıntıları, büyük ölçüde Hristiyan kaynaklarına dayanır ve tarihçiler arasında farklı yorumlara konu olur.

Memlük Sultanlarının Kalesi

1250’de Eyyubi hanedanının son döneminde, sultanın ordusunu oluşturan Memlük askerleri iktidarı ele geçirdi. Memlükler, çoğunlukla Kıpçak Türkleri ve sonraki dönemlerde Çerkesler arasından küçük yaşta satın alınarak askeri eğitimden geçirilen kölelerdi. Memlük Sultanlığı, 1250’den 1517’ye kadar Mısır ve Suriye’yi yönetti. Bu dönem boyunca Kahire Kalesi, sultanların sarayı, devletin yönetim merkezi ve Memlük ordusunun ana kışlası oldu.

Memlük sultanlarından Baybars, kalede önemli yapılar inşa ettirdi. Baybars döneminde kalenin içinde bir saray, bir kütüphane ve çeşitli yönetim binaları yapıldı. Baybars ayrıca, Moğolların Bağdat’ı yıkmasından sonra Abbasi halifeliğini Kahire’de yeniden kurdu. Böylece Abbasi halifeleri, Memlük sultanlarının himayesinde Kahire’de yaşamaya başladı. Halifelerin bir kısmının kalede ya da yakınında yaşadığı bilinir.

Memlük döneminin en önemli yapı faaliyetleri, Sultan en-Nâsır Muhammed döneminde gerçekleşti. Üç kez tahta çıkan ve toplamda yaklaşık kırk yıl hüküm süren en-Nâsır Muhammed, kalenin güney bölümünü büyük ölçüde yeniden düzenledi. Onun döneminde inşa edilen Kasrü’l-Ablak, yani Alacalı Saray, siyah ve sarı taşların dönüşümlü kullanılmasıyla oluşturulan çizgili cephesiyle dikkat çekiyordu. En-Nâsır Muhammed ayrıca büyük bir kabul salonu ve kalenin en önemli camilerinden birini inşa ettirdi. Ne yazık ki bu sarayların büyük bölümü, 19. yüzyılda Mehmed Ali Paşa döneminde yıkıldı.

Memlük döneminde kale, yalnızca sultanların ve askerlerin yaşadığı bir yer değildi. Kalenin içinde ve çevresinde çok sayıda yönetici, katip, zanaatkâr ve hizmetkâr yaşıyordu. Sultanın ahırları, cephaneliği, hazinesi ve mutfakları da kaledeydi. Kalenin eteğindeki Rumeyle Meydanı, sultanların resmî törenler, askeri geçit törenleri ve çevgen oyunları düzenlediği bir alandı. Bu meydanın çevresinde, Sultan Hasan Camii gibi Memlük döneminin en görkemli yapıları inşa edildi.

Mehmed Ali Paşa Camii

En-Nâsır Muhammed Camii

Kahire Kalesi’nde Memlük döneminden günümüze ulaşan en önemli yapı, Sultan en-Nâsır Muhammed Camii’dir. Cami, ilk olarak 1318’de inşa edildi ve 1335 civarında genişletilerek yeniden yapıldı. Kalenin resmî camisi olarak kullanılan bu yapı, sultanın ve saray halkının cuma namazlarını kıldığı yerdi. Caminin geniş, revaklarla çevrili bir avlusu ve kıble yönünde uzanan büyük bir ibadet bölümü bulunur.

Caminin en dikkat çekici özelliklerinden biri, iki minaresidir. Bu minarelerin üst kısımları, yeşil renkli çini kaplamalarla süslenmiştir. Bu tür çini süslemeler, Memlük Mısır’ında oldukça nadir görülür ve İlhanlı İran’ının etkisini yansıttığı düşünülür. Bazı araştırmacılar, minarelerin Tebriz’den gelen bir ustanın eseri olabileceğini ileri sürer; ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmaz.

Caminin avlusundaki revaklarda kullanılan sütunların bir kısmı, eski Mısır, Roma ve Bizans yapılarından getirilmiştir. Bu nedenle sütunların başlıkları ve gövdeleri birbirinden farklıdır. Osmanlı döneminde caminin değerli mermer kaplamalarının bir kısmının İstanbul’a götürüldüğü aktarılır. Daha sonraki dönemlerde cami, bir süre depo ve hapishane olarak kullanıldı. 20. yüzyılda yapılan restorasyonlarla cami yeniden ziyarete açıldı.

Osmanlı Dönemi

1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesiyle Kahire Kalesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır eyaletinin yönetim merkezi oldu. Son Memlük sultanı Tomanbay, Kahire’de yakalanarak Bâbü Züveyle kapısında idam edildi. Yavuz Sultan Selim kısa bir süre kalede kaldı ve ardından İstanbul’a döndü. Kaynaklara göre Selim, Kahire’den çok sayıda zanaatkârı, değerli eşyayı ve kutsal emaneti İstanbul’a götürdü.

Osmanlı döneminde kale, Mısır valilerinin ikametgâhı ve Osmanlı garnizonunun merkezi oldu. Kalede yeniçeri ve azeban gibi Osmanlı askeri birlikleri konuşlandı. Bu birliklerin kalenin farklı bölümlerinde ayrı kışlaları vardı. Osmanlı döneminde inşa edilen en önemli yapılardan biri, 1528’de yapılan Süleyman Paşa Camii’dir. Bu cami, Kahire’de İstanbul tarzında inşa edilen ilk camilerden biri olarak kabul edilir; kurşun kaplı kalem biçimli minaresi, Osmanlı mimarisinin tipik bir örneğidir. Caminin içi ise Memlük geleneğini sürdüren renkli süslemelerle kaplıdır.

Osmanlı döneminde kalenin ana girişi olarak kullanılan Bâbü’l-Azeb kapısı da bu dönemde inşa edildi ya da yeniden yapıldı. Kapının iki yanında yükselen yuvarlak kuleler, kalenin batı cephesinin en belirgin unsurlarıdır. Bu kapı, 1811’deki trajik olayların da sahnesi olacaktı.

Mehmed Ali Paşa Camii avlusu

1811 Memlük Katliamı

Osmanlı yönetimi döneminde Memlükler, sultanlıklarını kaybetmiş olsalar da Mısır’da önemli bir güç olarak varlıklarını sürdürdü. Memlük beyleri, Osmanlı valilerinin yanında eyaletin yönetiminde etkili oldu ve zaman zaman valilerden bile daha güçlü hâle geldi. 1798’de Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı işgali ve ardından gelen karışıklıklar, Mısır’daki güç dengesini derinden sarstı. Fransızların 1801’de Mısır’dan çekilmesinden sonra Osmanlı ordusu ile birlikte gelen Arnavut birliklerinin komutanlarından Mehmed Ali, kısa sürede Mısır’ın en güçlü ismi hâline geldi ve 1805’te Mısır valiliğine atandı.

Mehmed Ali Paşa, Mısır’da tam bir kontrol kurmak için Memlük beylerini ortadan kaldırmanın gerekli olduğunu düşünüyordu. 1 Mart 1811’de, oğlu Tosun Paşa’nın Arabistan’daki Vahhabilere karşı düzenlenecek sefere komutan olarak atanması vesilesiyle kalede büyük bir tören düzenledi ve Memlük beylerini bu törene davet etti. Tören sona erdikten sonra Memlük beyleri ve maiyetleri, kaleden çıkmak için Bâbü’l-Azeb’e giden dar ve dik yoldan aşağı indi. Tam bu sırada yolun iki ucundaki kapılar kapatıldı ve yukarıdan açılan ateşle Memlükler öldürüldü.

Bu olayda öldürülen Memlüklerin sayısı kaynaklara göre değişir; yüzlerce kişiden söz edilir. Kaleden yalnızca bir Memlük’ün atıyla surlardan atlayarak kaçmayı başardığına dair ünlü bir anlatı vardır; ancak bu anlatının ayrıntıları tartışmalıdır ve farklı versiyonlarda anlatılır. Katliamın ardından Kahire’de ve Mısır’ın diğer bölgelerinde Memlüklere yönelik kovuşturmalar devam etti. Bu olayla Memlüklerin Mısır’daki yüzyıllık gücü kesin olarak sona erdi ve Mehmed Ali Paşa, Mısır’ın tek hâkimi oldu.

Mehmed Ali Paşa Camii

Mehmed Ali Paşa, Mısır’ı modernleştirmek için kapsamlı reformlar başlattı. Ordu, sanayi, eğitim ve tarım alanlarında yaptığı değişiklikler, onu modern Mısır’ın kurucusu olarak anılan bir figür hâline getirdi. Kahire Kalesi de bu dönemde büyük bir dönüşüm geçirdi. Mehmed Ali Paşa, Memlük döneminden kalan sarayların büyük bölümünü yıktırdı ve yerine yeni yapılar inşa ettirdi. Bu yapıların en önemlisi, bugün kalenin siluetini belirleyen büyük camidir.

Mehmed Ali Paşa Camii’nin inşasına 1830 civarında başlandı ve cami 1848’de büyük ölçüde tamamlandı; bazı süsleme çalışmaları daha sonra da devam etti. Caminin mimarı olarak, İstanbul’dan getirildiği belirtilen Yusuf Boşnak adlı bir mimar gösterilir. Cami, İstanbul’daki büyük Osmanlı selatin camilerini, özellikle Yeni Cami’yi örnek alarak tasarlanmıştır. Merkezi büyük bir kubbe, onu çevreleyen yarım kubbeler ve iki ince, uzun kalem minare, caminin İstanbul mimarisiyle olan bağlantısını açıkça gösterir. Bu tercihin, Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı sultanlarıyla eşit bir güce sahip olduğunu simgelemek amacı taşıdığı da yorumlanır.

Caminin duvarlarının alt bölümleri ve avlusu, kaymaktaşı olarak da bilinen su mermeriyle kaplıdır. Bu nedenle cami, halk arasında “Kaymaktaşı Camii” ya da “Alabaster Camii” adıyla da anılır. Caminin avlusunun ortasında, şadırvan olarak kullanılan süslü bir yapı bulunur. Avlunun batı tarafında ise bir saat kulesi yer alır. Bu saat, Fransa Kralı Louis-Philippe tarafından Mehmed Ali Paşa’ya hediye edilmiştir; karşılığında Mısır, Luksor Tapınağı’ndaki dikilitaşlardan birini Fransa’ya hediye etti. Bu dikilitaş bugün Paris’teki Concorde Meydanı’nda yükselir. Saatin Mısır’a ulaştıktan sonra uzun süre düzgün çalışmadığı da sık anlatılan bir ayrıntıdır.

En-Nâsır Muhammed Camii avlusu

Caminin içi, büyük kubbenin altında geniş ve aydınlık bir mekân oluşturur. Kubbenin iç yüzeyi, altın yaldızlı süslemeler ve madalyonlarla bezelidir. Kubbeden sarkan çok sayıda kandil ve büyük avize, iç mekâna görkemli bir atmosfer kazandırır. Mehmed Ali Paşa’nın mezarı da caminin içinde, sağ köşede yer alan mermer bir sanduka içindedir. Mehmed Ali Paşa 1849’da İskenderiye’de öldükten sonra buraya defnedilmiştir.

Mehmed Ali Paşa Camii, mimari açıdan bazı eleştirilere de konu olmuştur. Bazı sanat tarihçileri, caminin Kahire’nin yerel Memlük mimari geleneğinden kopuk olduğunu ve İstanbul camilerinin daha geç ve daha az zarif bir taklidi olduğunu ileri sürer. Ancak bu eleştirilere rağmen cami, konumu ve büyüklüğü sayesinde Kahire’nin en tanınmış simgelerinden biri hâline gelmiştir. Kahire’nin hemen her yerinden görülebilen kubbe ve minareler, kentin siluetinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kalenin Müzeleri ve Diğer Yapılar

Mehmed Ali Paşa döneminde kalede inşa edilen bir diğer önemli yapı, Gevher Sarayı olarak bilinen saraydır. 1814 civarında inşa edilen bu saray, Mehmed Ali Paşa’nın resmî ikametgâhı ve kabul salonu olarak kullanıldı. Saray, Avrupa ve Osmanlı tarzlarını birleştiren bir mimariye sahiptir. 20. yüzyılda müzeye dönüştürülen sarayda, Mehmed Ali Paşa hanedanına ait mobilyalar, eşyalar ve hediyeler sergilenir. Sarayın bir bölümü 1970’lerde çıkan bir yangında hasar görmüş ve sonradan restore edilmiştir.

Kalenin kuzey bölümünde yer alan Askeri Müze, Mısır ordusunun tarihini anlatan zengin bir koleksiyona sahiptir. Müze, Mehmed Ali Paşa döneminde inşa edilen bir saray binasında, Harem Sarayı’nda yer alır. Müzede eski Mısır’dan modern döneme kadar uzanan silahlar, üniformalar, savaş tabloları ve maketler sergilenir. Müzenin bahçesinde ise çeşitli tanklar, uçaklar ve toplar bulunur.

Kalede ayrıca Polis Müzesi ve Arabalar Müzesi gibi daha küçük müzeler de bulunur. Polis Müzesi, Mısır’daki polis teşkilatının tarihini ve bazı ünlü suç davalarını anlatır. Müzenin bulunduğu bölümün terasından Kahire’nin geniş bir panoraması görülebilir. Arabalar Müzesi’nde ise Mehmed Ali Paşa hanedanına ait tören arabaları sergilenir. Bu müzelerin açık olup olmadığı ve ziyaret saatleri zaman zaman değişebilir.

Kalenin içinde, Memlük ve Osmanlı dönemlerinden kalan daha küçük yapılar da bulunur. Bunlar arasında kuleler, kapılar, kışla binaları ve kalıntılar sayılabilir. Kalenin kuzey bölümündeki surlar ve kuleler, Selahaddin ve el-Kâmil dönemlerinin askeri mimarisini en iyi yansıtan bölümlerdir. Bu bölümde yer alan bazı kulelerin içine girmek ve surlar üzerinde yürümek mümkün olabilir; ancak erişim koşulları değişkenlik gösterir.

En-Nâsır Muhammed Camii

İngiliz Dönemi ve Günümüz

1882’de İngiltere’nin Mısır’ı işgal etmesiyle Kahire Kalesi, İngiliz ordusunun garnizonu olarak kullanılmaya başlandı. İngiliz askerleri, kalede yaklaşık altmış yıl boyunca konuşlandı. Bu dönemde kalenin bazı bölümleri askeri ihtiyaçlara göre değiştirildi. İngiliz garnizonu, 1946’da kaleden çekildi ve kale, Mısır ordusuna devredildi. Bu olay, Mısır’ın bağımsızlık sürecinin sembolik adımlarından biri olarak görüldü.

20. yüzyılın ikinci yarısında kale, kademeli olarak sivil kullanıma açıldı ve önemli bir turistik mekân hâline geldi. Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi, kalede çeşitli restorasyon ve koruma projeleri yürüttü. Kahire Kalesi, 1979’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan “Tarihî Kahire” alanının bir parçası olarak kabul edilir. Bu alan, Kahire’nin İslam dönemine ait yüzlerce tarihî yapısını kapsar.

Günümüzde Kahire Kalesi, Kahire’nin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. Kalenin terasından kentin büyük bölümünü, açık havalarda ise Gize piramitlerini görmek mümkündür. Kaleden bakıldığında, eteğindeki Sultan Hasan Camii ile er-Rifai Camii’nin görkemli kubbe ve minareleri, Kahire’nin tarihî dokusunun en etkileyici manzaralarından birini oluşturur. Kahire’nin hızla büyüyen modern yapısı içinde kale, kentin uzun tarihinin canlı bir tanığı olarak varlığını sürdürmektedir.

Kahire Kalesi ve Haçlı Seferleri

Kahire Kalesi’ni bu Haçlı kaleleri dizisinde ele almamızın nedeni, kalenin Haçlı Seferleri dönemindeki önemidir. Selahaddin’in Kahire’de kurduğu güçlü merkez, ona Haçlılara karşı uzun soluklu bir mücadele yürütme imkânı verdi. Mısır’ın zengin kaynakları, Selahaddin’in ordularını besledi ve donanmasını finanse etti. Kahire Kalesi, bu gücün sembolü ve güvencesiydi. Haçlıların Mısır’ı ele geçirme girişimleri, Selahaddin’den sonra da devam etti.

Beşinci Haçlı Seferi sırasında, 1218-1221 yıllarında, Haçlılar Nil deltasındaki Dimyat’ı ele geçirdi ve Kahire’ye doğru ilerlemeye çalıştı. Ancak el-Kâmil’in ordusu ve Nil’in taşkınları Haçlıları durdurdu ve sefer başarısızlıkla sonuçlandı. Yedinci Haçlı Seferi’nde ise Fransa Kralı IX. Louis, 1249’da yeniden Dimyat’ı ele geçirdi ve Kahire’ye doğru yürüdü. Mansure’de yapılan savaşta Haçlı ordusu yenildi ve Kral Louis esir düştü. Bu olaylar sırasında Kahire Kalesi, Eyyubi ve ardından Memlük yönetiminin karar merkeziydi. Louis’in esir düştüğü dönemde Eyyubi hanedanı çöküş sürecindeydi ve kısa süre sonra Memlükler iktidarı ele geçirdi.

Memlükler, Haçlı devletlerinin Doğu Akdeniz’deki son kalelerini ortadan kaldıran güç oldu. Baybars, Krak des Chevaliers’i 1271’de ele geçirdi; Sultan el-Eşref Halil ise 1291’de Akka’yı fethederek Haçlıların Suriye ve Filistin’deki varlığına son verdi. Bu seferlerin tümü, Kahire Kalesi’nden yönetildi. Bu açıdan Kahire Kalesi, Haçlı Seferleri’nin sona ermesinde belirleyici bir rol oynayan bir yönetim merkeziydi.

Mimari Unsurlar ve Kalenin Planı

Kahire Kalesi’nin planı, yüzyıllar boyunca yapılan eklemeler ve değişikliklerle karmaşık bir hâl almıştır. Kalenin kabaca iki ana bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz: kuzeydoğudaki askeri bölüm ve güneybatıdaki saray bölümü. Askeri bölüm, daha geniş ve düzensiz bir plana sahiptir; burada kuleler ve surlar Mukattam Tepeleri’nin doğal yapısını takip eder. Saray bölümü ise daha düzenli bir plana sahiptir ve bugün Mehmed Ali Paşa Camii, en-Nâsır Muhammed Camii, Gevher Sarayı ve diğer yapıları barındırır.

Kalenin surlarında yer alan kuleler, farklı dönemlere ait farklı tasarımlar gösterir. Selahaddin dönemine ait kuleler genellikle yarım daire planlı ve görece küçüktür. El-Kâmil döneminde eklenen kuleler ise çok daha büyük, kare ya da dikdörtgen planlıdır ve kalın duvarlara sahiptir. Bu kulelerin bazılarının içinde birden fazla kat ve geniş odalar bulunur. Kuleler arasındaki surlar üzerinde, savunmacıların yürüyebileceği seğirdim yolları vardır.

Kalenin kapıları da farklı dönemlerin izlerini taşır. Selahaddin döneminin Bâbü’l-Müdarrec kapısı, kalenin en eski girişlerinden biridir. Kalenin kuzeyindeki Bâbü’l-Cebel, yani Dağ Kapısı, Mukattam Tepeleri’ne doğru açılıyordu. Osmanlı döneminin Bâbü’l-Azeb kapısı ise kalenin batıya, Rumeyle Meydanı’na açılan anıtsal girişiydi. Mehmed Ali Paşa döneminde yapılan Bâbü’l-Cedîd, yani Yeni Kapı ise kalenin modern dönemdeki ana girişlerinden biri hâline geldi.

Kalenin mimarisinde dikkat çeken bir diğer unsur da, Mukattam Tepeleri’nin kayasına oyulmuş yer altı geçitleri ve depolarıdır. Bu geçitlerin bir kısmının askeri amaçlarla, bir kısmının ise su ve erzak depolamak için kullanıldığı düşünülür. Ancak bu yer altı yapılarının büyük bölümü ziyaretçilere kapalıdır ve hakkında ayrıntılı bilgi sınırlıdır.

Aşağıdaki videoda Kahire Kalesi’ni ve Mehmed Ali Paşa Camii’ni izleyebilirsiniz:

Kalenin Eteğinde: Rumeyle Meydanı ve Büyük Camiler

Kahire Kalesi’ni yalnızca surlarının içindeki yapılarla değerlendirmek eksik kalır. Kalenin batı eteğinde uzanan geniş alan, tarih boyunca kalenin kentle buluştuğu yerdi. Bugün Salahaddin Meydanı adıyla bilinen bu alanın büyük kısmı, ortaçağda Rumeyle ve Kara Meydanı olarak anılan iki ayrı meydandan oluşuyordu. Memlük sultanları burada resmî alaylar, bayram törenleri ve askeri gösteriler düzenler, kalabalıklar sultanı görmek için meydanda toplanırdı. Meydanın çevresi, at pazarları ve çeşitli esnaf dükkânlarıyla canlı bir ticaret alanıydı.

Meydanın en görkemli yapısı, 1356 ile 1363 yılları arasında inşa edilen Sultan Hasan Camii ve Medresesi’dir. Bu yapı, Memlük mimarisinin en büyük ve en etkileyici örneklerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek taç kapısı, devasa eyvanları ve kalın duvarlarıyla cami, adeta ikinci bir kale görünümündedir. Kaynaklarda, caminin kaleye bu kadar yakın ve yüksek olmasının, ayaklanmalar sırasında isyancıların caminin çatısını kaleye karşı bir mevzi olarak kullanmasına yol açtığı aktarılır. Bu nedenle bazı dönemlerde caminin merdivenlerinin ve kapısının kapatıldığı belirtilir.

Sultan Hasan Camii’nin hemen yanında yükselen er-Rifai Camii ise çok daha yenidir. Mehmed Ali Paşa hanedanından Hoşyar Hanım’ın girişimiyle 1869’da inşasına başlanan cami, uzun bir aradan sonra 1912’de tamamlandı. Cami, Memlük mimari üslubunu taklit eden bir tasarıma sahiptir ve Mehmed Ali Paşa hanedanının pek çok üyesinin mezarını barındırır. İran’ın son şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin mezarı da bu camidedir. Mısır’ın son kralı Faruk da burada gömülüdür.

Kalenin eteğindeki bu iki büyük cami ile kalenin üzerindeki Mehmed Ali Paşa Camii, birlikte Kahire’nin en çok fotoğraflanan manzaralarından birini oluşturur. Kalenin terasından aşağıya bakıldığında Sultan Hasan ve er-Rifai camilerinin kubbe ve minareleri, arka planda ise Kahire’nin sonsuz gibi görünen çatıları uzanır. Bu manzara, ortaçağ Kahiresi ile modern Kahire’nin iç içe geçtiği bir tabloyu ortaya koyar.

Bu meydanı ve camileri ziyaret ederken, kalenin yüzyıllar boyunca kentle olan ilişkisini düşünmek ilginç bir deneyimdir. Kale, bir yandan kentin üzerinde yükselen, onu koruyan ve yöneten bir güç merkeziydi; öte yandan, kentin içindeki halk hareketlerinden ve ayaklanmalardan kendini korumak zorunda olan, kapalı ve tedbirli bir yapıydı. Memlük döneminde kale ile meydan arasındaki ilişki, sultan ile halk arasındaki ilişkinin bir yansıması gibiydi: törenlerde bir araya gelen, ama gerektiğinde birbirine karşı da duran iki dünya. Bugün ise bu ayrım ortadan kalkmış, kale ve meydan Kahire’yi ziyaret edenlerin birlikte keşfettiği bütünlüklü bir tarih alanına dönüşmüştür.

Kalenin eteğinden kaleye doğru yürürken, sağda ve solda yükselen surlar ve kuleler, kalenin ne kadar büyük olduğunu daha iyi anlamayı sağlar. Yürüyüş biraz yorucu olabilir, ama yukarıda sizi bekleyen manzara bu yorgunluğa kesinlikle değer.

Kahire Kalesi’nin bir başka ilginç yönü de, farklı dönemlerin mimari üsluplarını yan yana göstermesidir. Selahaddin döneminin sade ve işlevsel askeri mimarisi, Memlük döneminin renkli taş işçiliği ve çinili minareleri, Osmanlı döneminin kurşun kaplı kalem minareleri ve Mehmed Ali Paşa döneminin Avrupa etkili saray yapıları, kalenin içinde kısa bir yürüyüşle görülebilir. Bu çeşitlilik, kaleyi Mısır mimarlık tarihinin açık hava ders kitabı hâline getirir. Mimarlık tarihine ilgi duyanlar için kalenin her köşesi, farklı bir dönemin estetik anlayışını ve teknik birikimini yansıtan bir örnek sunar.

Bu nedenle Kahire Kalesi, tek bir ziyarette tüm yönleriyle kavranması zor, her gelişte yeni ayrıntıların fark edildiği bir yapıdır. İlk ziyarette cami ve manzara, sonrakilerde ise surlar, kapılar ve müzeler dikkat çeker.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Kahire Kalesi, kentin doğusunda, Mukattam Tepeleri’nin eteğinde yer alır. Kaleye Kahire’nin merkezinden taksiyle kolayca ulaşılabilir. Kalenin ziyaretçi girişi genellikle Salah Salem Caddesi tarafındaki kapıdan yapılır. Kalenin eteğindeki Sultan Hasan Camii ve er-Rifai Camii’ni de aynı gün ziyaret etmek mümkündür; bu iki cami, kalenin hemen batısındaki meydanda yer alır.

Kale genellikle sabahtan öğleden sonraya kadar ziyarete açıktır. Giriş ücreti, kalenin içindeki müzelerin büyük bölümünü kapsar; ancak bazı bölümler için ayrı bilet gerekebilir. Güncel ziyaret saatleri ve ücretler için Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı’nın kaynaklarına başvurmak en doğrusudur. Mehmed Ali Paşa Camii’ni ziyaret ederken, camiye girmeden önce ayakkabıların çıkarılması ve uygun kıyafetlerin giyilmesi gerekir; kadın ziyaretçilerin başlarını örtmeleri beklenir. Cuma namazı saatlerinde caminin ziyarete kapalı olabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Kaleyi ve müzelerini gezmek için en az yarım gün ayırmak uygun olur. Kahire’nin yaz ayları oldukça sıcak geçer; bu nedenle sabah erken saatlerde ziyaret etmek, hem sıcaktan hem de kalabalıktan kaçınmak için iyi bir seçenektir. Kalenin terasları ve Mehmed Ali Paşa Camii’nin avlusu, Kahire’yi yukarıdan görmek için en iyi noktalardır.

Koordinatlar: 30.0287 K, 31.2599 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Kahire Kalesi bağlantısını kullanabilirsiniz.

Kahire Kalesi kapısı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Kahire Kalesi’ni gezdikten sonra, Selahaddin Eyyubi’nin ve Haçlı Seferleri’nin izini sürmeye devam etmek isteyenler için bu dizideki diğer kaleler iyi bir rehber olacaktır. Ürdün’deki Kerak Kalesi, Selahaddin’in Châtillonlu Reynald ile mücadele ettiği ve uzun bir kuşatmanın ardından ele geçirdiği Haçlı kalesidir. Selahaddin’in oğlu ez-Zâhir Gazi’nin büyük ölçüde yeniden inşa ettiği Halep Kalesi ise Eyyubi askeri mimarisinin bir başka büyük örneğidir.

Suriye’deki Krak des Chevaliers, Kahire’den yönetilen Memlük ordusunun 1271’de ele geçirdiği Hospitalier kalesidir. Haçlı Seferleri’nden sonra şövalyelerin Akdeniz adalarına çekildiği dönemi görmek isteyenler ise Rodos’taki Şövalyeler Sarayı ile Kıbrıs’taki Girne Kalesi‘ni bu rotaya ekleyebilir.

Selahaddin Kalesi surları

Kahire Kalesi, Selahaddin’in Haçlılara karşı kurduğu güçlü merkezden Memlük sultanlarının görkemli saraylarına, Osmanlı valilerinden Mehmed Ali Paşa’nın modernleşme projelerine kadar uzanan tarihiyle, Mısır’ın son sekiz yüzyılının özeti gibidir. Kalenin terasından Kahire’ye bakarken, bu kentin yüzyıllar boyunca nasıl yönetildiğini ve dönüştüğünü hissetmek mümkündür.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir