Demokrasi
Demokrasi Nedir?
Demokrasi ideal anlamıyla “insanların sadece vicdanlarının sesini dinledikleri, yönetimin kişilerin rızasına dayandığı ve zorlamanın ortadan kalktığı bir sistem” olarak tanımlanır.
Dolayısıyla ilk olarak demokraside kişinin fiziki ve ruhi varlığının güvence altına alınması gerektiği gibi düşünce, ifade, toplanma ve örgütlenme ile basın özgürlüğü gibi özgürlüklerin korunması da gündeme gelmektedir. İkinci olarak, kendi kendini yönetim mekanizmasının varolması gerekmektedir. Burada yönetimin seçimle işbaşına gelmesi yani temsili bir hükümetin varlığı öne çıkmakta ve tüm yetişkinlerin katılımının sağlanması ve her bir kişinin oyunun eşit olması yani genel ve eşit oy hakkı ile seçmenlerin devlet aygıtının herhangi bir baskısına uğramadan oy kullanabilmeleri zorunlu bulunmaktadır. Kısaca demokraside rızanın açıklığı esastır. Susarak ve sineye çekmek zorunda kalarak yöneticilere katlanmak demokrasiyle bağdaşmamaktadır.
Bu anlamda demokraside bazı özgürlüklerin tespiti ve güvence altına alınması gerekli olduğu gibi bu özgürlükleri koruyacak bir kurumsal yapılanma da gerekmektedir. Burada da yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılması ve her bir gücün diğerini denetlemesi suretiyle bu özgürlüklerin güvence altına alınması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Demokrasi toplumdaki değişik kişiliklerin tanınmasını ve farklı fikirlerin ifadesini esas alan, hoşgörüye dayanan ve tartışmayı temel alan bir sistemdir. Demokrasi farklılıkları kabul eden ama bununla birlikte ortak yaşayıştaki ahengi de sağlama ve koruma çabasında olan bir yönetimdir. Yoksa farklılıkları yok eden ve toplumu aynı şeye inandıran bir çeşit totalitarizm değildir. Bu nedenle demokraside mutlak oybirliği gerekli ve istenen bir şey de değildir. Dolayısıyla bütün kitle iletişim araçlarının devlet (veya özel tekellerin) elinde olması demokrasiyle uyuşmadığı gibi azınlıkla ile muhalefet partilerin baskı altına alınması ve her türlü fikir ayrılıklarının önlenmesi de demokrasiyle uyuşmamaktadır. Nitekim, tam ve tek tip insan oluşturma yönündeki İtalyan faşist, Alman Nasyonal Sosyalist ve Sovyet Bolşevik deneylerinin tam bir diktatörlükle sonuçlandığı görülmüştür. Bu nedenle demokrasi bireye değer veren ve azınlıktakileri, bu arada en küçük azınlık olan bireyi de koruyan bir sistem olmak durumundadır. Daha ötede muhalefetle tanımlanan demokrasi devletin bir ideolojisinin ve hatta bir devlet politikasının olmamasıyla tamamlanmaktadır.
Özetle; demokraside, müzakere, tartışma ve uzlaşma esas ise de burada amaç oybirliği sağlamak değil bir şeylere ulaşmaktır. Bu nedenle demokraside kişiler düşüncelerin, diğerleriyle uyuştuğu sürece değil farklı olduğunda da, yani her halükarda ifade etme hakkına sahiptirler. (Yılmaz, 25)
Demokratik gelişmeyi destekleyen bir başka husus da toplumda devlet ve otorite alanı başındaki ekonomik ve sosyal sivil alanların yaygın olmasıdır. Demokrasi ve özgürlük açısından dikkat çeken bir başka husus da halk temsilcilerinin yetkilerini aşmamalarının sağlanmasıdır. Nitekim tarih otoriter sistemler kadar demokrasilerin de genişleme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bu nedenle hakları güvence altına alan ve devletin sınırlarını belirleyen, normal çoğunlukla değiştirilmesi mümkün olmayan metinler oluşmuş yani Anayasacılık anlayışı ortaya çıkmıştır.
Marksist gelenekteki yazarlardan Laclau ve Mouffe, daha eşitlikçi ve tabiyet ilişkilerini ortadan kaldırmaya yönelik bir yaklaşım önermektedirler. Yazarlar tabiyet, baskı ve tahakkümün birlikte olduğunu, özü sınırlayan ve inkar eden her tabiyet ilişkisinin otomatik olarak bir baskı ilişkisi haline geldiğini belirterek daha özgürlükçü bir tavır takınmaktadır. Onlara göre Marksist gelenek toplumun farklılaşmış, çoğul yapısın ve değişik grupların özerkliği ile siyasi kimlik ve mücadeleleriyle bunların olumlu özelliğini anlamada başarısız olmuştur. Bu nedenle bu geleneği yeni bir okumaya tabi tutmaktadırlar. (Yılmaz, 32)
Laclau ve Mouffe’ye göre Marksist gelenek artık toplumu dönüştürmek yerine toplumsal değişmenin önünde bir engel halini almıştır. Laclu ve Mouffe bu tekçi bakış açısını eleştirdikleri gibi bürokrasiye ve bireyin bastırılmasına yönelik devletçi sosyalist uygulamaları da eleştirmekte ve özgürlükçü radikal bir demokrasi projesi oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Halbuki demokrasi, insanların toplumun yönetiminde söz sahibi olmasını içerdiği gibi kendi yaşamını düzenlemesini ve özgür bir yaşam sürmesini de içermektedir. Bu anlamda demokraside özgürlük ve siyasal katılma ve otorite ilişkisi önemlidir. Dolayısıyla özgürlük ve katılma gerginliğinin incelenmesi gerekmektedir. Bu teorik tartışmaya girmeden gelişmiş batı ülke demokrasilerine ortak özelliklerini şu şekilde belirtebiliriz. (Turan 14-18)
- Siyasal demokrasilerde rejimin meşruluğu yönetenlerin istekleri yönünde hareket etmesinden kaynaklanır.
- Yönetenlerin meşruluğu, bunların yönetimde kalıp kalmayacaklarının belirli ya da makul aralıklarla yapılan seçimlerle belirlenmesine bağlıdır.
- Yönetilenlerin siyasal sürece her düzeyde katılma hakkı ve özgürlüğü bulunmaktadır.
- Siyasete katılma, siyasal tercihleri şekillendirme ve bunları kamuoyuna duyurma, benimseme, bu tercihleri benimseyen kadroları örgütleme, iktidar yarışına girmek gibi eylemlerin gerçekleşebilmesi için vatandaşların düşünce ve ifade, haberleşme toplanma, örgütlenme özgürlüklerine sahip olması şeklinde sayabiliriz. (Turan 14-18)
Alan Ball’da aynı doğrultuda liberal demokratik sistemin ana özelliklerini katılma ve özgürlük çerçevesinde sunmaktadır.
- Birden fazla siyasi parti bulunması ve partilerin siyasi iktidar için birbirleriyle serbestçe rekabet etmesi,
- Siyasal iktidar için rekabetin açık ve önceden kabul edilen prosedüre göre yapılması
- Siyasi iktidar pozisyonlarına girişin, açık olması,
- Sendikalar ve gönüllü kuruluşlar ile baskı gruplarının sıkı şekilde hükümet kontrolünde olmaması ve hükümet kararlarını etkileme imkanına sahip olması,
- Düşünce, ifade ve din özgürlüğü ile keyfi gözaltı ve tutuklama, can güvenliği gibi özgürlüklerin devlet tarafından tanınması ve korunması,
- Bağımsız yargı olması,
- Kitle iletişim araçlarının devlet elinde toplanmaması ve hükümeti eleştirme özgürlüğünün olması, hususlarıdır. (Ball, 46-47)
Günümüzde bunun karşıtı ise totaliter ve otoriter sistemlerdir. Totaliter sistemde özgürlük söz konusu değildir. Burada bireysel ve sosyal faaliyetlerin tümü devletin ilgi alanında sayılır. Tek parti vardır ve tüm siyasi faaliyetler bu parti eliyle yürütülür. Siyasi muhalefet söz konusu değildir. Tüm siyasi hayatı düzenleyen gelişmiş bir ideoloji vardır. Kitle iletişim araçları ve yargı hükümet tarafından sıkıca kontrol edilir, sivil özgürlükler çok sınırlıdır. Rejimi destekleme yanında toplumun sürekli mobilizasyonu söz konusudur. (Ball 48)
Günümüzde demokrasinin karşısına çıkan rejimler totaliter olmaktan çok genelde şeklen demokratik ama fiiliyatta farklı işleyen otoriter yapılardır. Otoriter siyasi rejimlerin ortak özelliklerini ise şu şekilde belirtebiliriz:
- Açık siyasi rekabete önemli sınırlamalar vardır.
- Komünizm ve faşizm gibi total siyasi ideolojileri bulunmamasına rağmen milliyetçilik ve modernleşme gibi temalarla toplum siyasi tek biçimliliğe zorlanır.
- Kişilere ait mahfuz alanın kabulü sorunlu, siyasi alan liberal demokrasiye göre etkindir ama totaliterizme göre sınırlıdır.
- Siyasi elit siyasi birliği ve uyumu sağlamak için teröre ve kaba güce başvurur.
- Sivil alan ve özgürlükler liberal demokrasiye göre zayıftır. Kitle iletişim araçları ile yargı bağımsızlığı sorunludur, iktidarın ve hükümetin etkisine açıktır.
- Yönetim ve kurallar halk yerine ya geleneksel siyasi elite (Suudi Arabistan gibi) ya da modernleştirici yeni elite dayanır. Sık sık askeri müdahaleler olur.
- Çoğulculuk (çok erklilik) yerine hakim bir grup siyasal kontrolü elinde bulundurur. (Ball 48-50)
Bu tanımlara kısa bir göz atış bile demokrasi kavramı hususunda sorunlar olduğunu göstermektedir. Duvarger, halkın halk tarafından yönetildiğini söylemek hiçbir şey söylememektedir diyerek bunun ötesinin incelenmesi gerektiğini belirtmektedir. Tocqueville de demokrasi kavramının belirsizliğini vurgulayarak demagog ve despotların bundan yararlanabileceğine işaret etmekteydi. Gerçekten de demokrasi terimi açıklıktan yoksun olup komünist ve faşist rejimler bile kendilerinin demokratik olduklarını iddia edebilmektedir. Yani, anlamı ve şekli hususunda ortak bir anlayış olmamasından dolayı demokrasi sağ ve sol değişik gruplar tarafından kendi anlayışları doğrultusunda şekillendirilerek kullanılmaktadır.
Bu anlamda demokrasinin olmazsa olmaz denilen asgari şartları şunlardır;
- İktidara gelişin serbest rekabetçi seçimler yoluyla olması,
- İktidara gelenleri muhalif rakiplerinin iktidara geliş yollarını tıkamaması ve muhalefetin olması,
- Seçimleri belli aralıklarla yapılmasıdır.
Ünlü demokrasi teorisyeni R.Dahl’da, bu çerçevede hükümet muhaliflerinin serbest ve yasal siyasi partiler olarak örgütlenebilmelerini, özgür ve adil seçimlerin olmasını ve yönetimin halkın istek ve tercihlerine duyarlı olması ile vatandaşlarını eşit bireyler saymasını vurgulamakta, muhaliflerin düşman görülmemesi gereğine işaret etmektedir. Yani muhalefet ile hükümet arasındaki rekabet sürecini demokrasinin temeli saymaktadır. Dahl’a göre demokrasinin varlığı için tüm vatandaşların;
- Tercihlerini ifade edebilmeleri,
- Bunları bireysel ve kollektif eylemle ortaya koyabilmeleri,
- Devletin bu tercihler arasında ayrım yapmaması, gerekmektedir.
Dahl, muhalefete izin vermeyi demokrasinin en temel koşulu sayarken diğer taraftan devletin taraflar arasında taraf tutmaması gibi hususları demokrasinin olmazsa olmaz koşulu saymaktadır. Yani demokraside devletin bir ideolojisi olmadığı gibi hükümet dışında ve seçilmişlerin kararları dışında bir devlet politikası da söz konusu olmayacaktır. (Dahl, 1-3).
