Kültür Terimleri Sözlüğü – k

Kültür terimleri sözlüğü ve diğer terim sözlükleri için aşağıdaki bağlantıları kullanabilirsiniz.

abcçdefghiıjklmnoöpqrsştuvwyzx

kabak

İlkel bir Türk halk çalgısı. Gövdesi, dikine ortadan kesilmiş su kabağına ince deri gerilerek yapılır. Üç telli olur. Yay’la çalınır. “Siperin içinde birkaç nefer ayakta ileriye bakıyor, öbürleri aşağı oturmuş konuşuyorlar, gülüyorlar, türkü söylüyorlar, kabak çalıyorlar.” -Ö. Seyfettin.

kabare

fr. Müzikli sahne gösterilerinin de yer aldığı, içkili eğlence yeri. Ben ki yıllar boyu nice şehirlerde bar bar, kabare kabare dolaşıp, binbir şarkı söyledim.”-Attila İlhan

kadı

Tanzimata kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları “Kadı Osmanlılarda şerîat mahkemelerinin başında bulunan, aynı zamanda görev yeri ve çevresindeki düzenle ilgili yönetim ve denetim yetkileri bulunan yargıçtır.”

kadırga

“rum. Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz’de kullanılmış bir savaş gemisi ” “Çoban, Gümüşlük’e su almak için uğrayan bir kadırgaya tayfa yazıldı.” -Halikarnas Balıkçısı.

kafiye

“ar. 1 Uyak 2 Halk edebiyatında ayak. ” “Şiirde dize sonlarındaki sesçe benzer anlamca farklı olan sözcükler kafiyedir.”

kaftan

1 Çoğu ipekten yapılan, bir çeşit uzun, süslü üst giysisi 2 Padişahların gönül almak, ödüllendirmek için birine giydirdikleri değerli kumaş veya kürkten yapılmış giysi, hilat “Başkasına ait sırmalı kaftanı giymektense kendi malım olan eski hırkayı tercih ederim.” -Ö. Seyfettin.

kalender

far. Türk halk müziğinde, belli bir besteye bağlı kalmadan, içten geldiği gibi okunan sözlü yapıtlar “Kalender Türk sanat müziğindeki “gazel” karşılığıdır.”

kalpak

Kesik koni biçiminde deri, kürk veya kumaştan yapılmış başlık “Hanımı, onun kalpağını otomobile dar yetiştirebilmişti.” -F. R. Atay.

kamış

Obua, klarnet, fagot vb. gibi üfleme çalgıların ağza gelen bölümüne takılan parça “Antakya bölgesi kamışları tüm dünyaca kalitesi bilinen ve ney için aranan bir özellik taşımaktadır.”

kanto

“it. 1 Tuluat tiyatrolarında oyundan önce genellikle kadın sanatçıların şarkı söyleyip dans ederek yaptığı gösteri 2 Bu gösteri sırasında söylenen şarkı ” “Kantodan piyese kadar her gösteriye katılıyor, herkesi hüzne, sevgiye, coşkuya, isteğe boğuyordu.” -C. Külebi.

kanun

Dikdörtgen biçiminde, bir köşesi kesik, yassı bir sandık üzerine gerilmiş tellerden oluşan, tırnak adı verilen çalgıçlarla çalınan ince saz çalgısı “Kanunun ilk kez Farabi tarafından yapıldığı söylenir.”

kaput

Askerlerin üstlük giysisi, yağmurluğu “Bütün esvabı bir mintan ve eski bir pantolondan ibaretti.” -Y. K. Beyatlı.

karşılama

İki dizi halinde, karşılıklı oynanan bir Türk halk dansı. “Karşılama daha çok Trakya ve Marmara yöresinde oynanır.”

karum

Eski Mezopotamya kentlerinin ticaret bölgesi, genellikle asıl kentin hemen yanında yer alır ve bir banliyö niteliğindedir “Bunların en ünlüsü Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de bulunan Kaneş Karumudur.”

kasır

Genellikle kent dışında yer alan ve sürekli oturmak için yapılmamış, hükümdara ait Osmanlı konut yapısı “Padişah bu kasırdan donanmanın sefere çıkışını izlermiş.” -A. Ümit.

kaside

“ar. On beş beyitten az olmayan, bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı olan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı şiir türü. ” “Kaside uyak düzeni bakımından gazele benzer.”

kaval

Kamıştan yapılan, genellikle çobanların çaldığı, yumuşak sesli, perdeli büyük düdük “Geniş yaylalarında otlanırken sürüler / Çobanı kaval çalar, taşı toprağı güler” -F. N. Çamlıbel.

kelime

ar. Anlamlı ses veya ses birliği, söz, sözcük “Tayyare kelimesine alışan millet, uçak kelimesine de alışır.” -O. V. Kanık

kemençe

“far. Yayla diz üzerinde çalınan, kemana benzer, üç teli olan küçük bir çalgı, kemançe ” “Davul değişmiş, tef değişmiş, kemençe bambaşka bir çalgı olmuştu.” -T. Buğra.

kemer

Dairesel, örgülü ara taşıyıcı ve bezeme öğesi, düşey kuvvetleri eğri kuvvetlere çevirip kemer ayaklarından zemine taşıyan geçiş elemanı “Bu köprü sekiz kemer üzerinde, dört yüz yirmi dokuz metre uzunluğundadır.” -S. F. Abasıyanık

kervansaray

Ana yollarda kervanların konaklaması için yapılan büyük han “Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar / Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar” -F. N. Çamlıbel.

keşiş

far. Hristiyanlarda, manastırda yaşayan, hiç evlenmemiş papaz, rahip “Keşişler çok uzun süreler meditasyon yapar ve manastırlarda yaşarlar.”

kıta

ar. Dörtlük “Abdülkadir Efendi’nin yazdığı tarih kıtasını aynen buraya geçirmekte bir fayda yok.” B.Felek

kisbet

Yağlı Türk güreşinde pehlivanların giydiği kara meşin don “Güreşten sonra kisbet yıkanmaz, daima yağlı kalır, özel bir zenbilin içinde muhafaza edilir.”

kitabe

ar. yazıt “Kitabeler anıtsal eserlerin üzerine bilgilendirme amaçlı yazılır.”

kolon

“1 Betonarme ya da çelikten yapılmış, düşey, taşıyıcı strüktürel öge 2. Katlardaki döşemeleri birbirlerine bağlayan düşey boru. ” “Mermer kolonları, eski heykelleri önüne gelen alıp gitmişti.” -N. Cumalı.

kopuz

Türklerce XVII. yüzyıla değin kullanıldığı bilinen, Altay Türkleri arasında bugün de kullanılan, halk ozanlarınca çalınan üç telli bir Türk sazı “Oralarda âşıklar, halkı coşturmak için ozanların kopuzlarını çalıyorlar.” -O. S. Orhon.

koşma

Sazla okunmak için hece ölçüsü ile yazılmış, ilk kıtasının birinci, ikinci ve dördüncü dizeleriyle öteki kıtalarının dördüncü dizeleri birbiriyle, kalan dizeler de kendi aralarında uyaklı, konuları sevgi ve doğa olayları olan bir halk şiiri. “Koşmalar biçimleri bakımından halk yazınında temel örnektir.”

koşuk

Hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan uyaklı söz dizisi, nazım “Koşuk hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan uyaklı söz dizisidir.”

kös

Türk Mehter müziğinde büyük davul. Savaşlarda, alaylarda at, deve veya araba üzerinde taşınan ve işaret vermek için kullanılan büyük davul “Evliya Çelebi, ordu için yapılan 150 çift deve kösü ile fil kösleri gördüğünü yazmaktadır.”

köşebent

Dikdörtgen ve kare formlu biçimlerde köşelere yapılan süslemelere verilen ad “Köşebent detaylarında ustalaşmıştı.”

kubbe

ar. Yarım küre biçiminde olan ve yapıyı örten dam, kümbet “Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filan hepsi tamamdı.” -O. Atay.

kurultay

“moğ. 1 Ulusal veya uluslararası bilimsel toplantı 2 Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı, kongre 3 Eski Türklerde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclis ” “Dil Kurultayı.”

kut

1 Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç 2 Mutluluk 3 İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket “Kutlu olsun deyişi kut sözcüğünden gelmektedir.”

külliye

“ar. 1 İşlevleri birbirlerini tamamlar nitelikte ve üslup özellikleri aynı olan birden fazla yapıdan oluşan topluluk 2 Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü, Fatih külliyesi. ” “İstanbul’da Fatih külliyesinden başlayarak, dikaçılı geometrik bir yerleşme düzeni uygulanmıştır.”

kümbet

Gömme bölümü, gövde (ziyaret) bölümü ve kubbesinin üstünde külahı bulunan mezar anıtları için kullanılan sanat tarihi deyimi (farsça=kubbe) “Mezarlığın ortasında altı adet mermer sütunlu harap bir kümbet göze çarpar.” -S. M. Alus

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir