Polisiye-GLOBAL KÖYÜN KAHVESİ
Dünyâ global köy olunca bu kozmopolit ahâlinin sâkinlerine dâir şöyle bir “köy kahvesi” ne konuk oluyor ve masalardaki sohbetlere kulak veriyoruz:
-Abi ne olacak global ısınma (burası konu dışı olduğundan sansürlendi) meselesi?
-Olan oluyor birâder, göz göre göre bitiriyoruz kendimizi. Su sıkıntıları, iklim değişiklikleri almış başını gidiyor.
– Sorumlu kim?
-Sensin.
-Güldürme âbi, benim ne suçum var?
-Evet sensin ve de işte suçüstü yakalandın!
-Nasıl yâni?
-Bir sorun söz konusu olduğunda kendini hesâba katmadan “sorumlu kim?” diyen , “benim suçum bu” demeyen adam suçlunun tâ kendisidir. Sen de böyle yaptın işte…
-Âbi felsefe yapma bana…
-Güzel kardeşim, şu yaptığın da diğer bir rûh hastalığı, duymak istediğini dinlemek istiyorsun benden…Neyse, dert adamı söyletirmiş.Bu global ısınma için hiç kimsenin ismini vermeyeceğim; sâdece herkesten bahsedeceğim…
-Abi, tırlattın mı sen? Ben cevap istedikçe sen sorulaşıyorsun…
-Dinle o zaman:
“Yapılması gereken önemli bir iş vardı. Herkes birisinin bu işi yapacağından emindi. Gerçi işi herhangi biri de yapabilirdi, ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı; çünkü iş herkesin işiydi. Herkes herhangi birinin bu işi yapabileceğini biliyordu, ama hiç kimse herkesin yapamayacağının farkında değildi.
Sonunda herkes birinin yapabileceği bir işi hiç kimse yapmadığı için birbirini suçladı.”
İşte bu bizim hikâyemiz…
-Pekî ben şu saatten sonra bu mesele için ne yapabilirim?
-Sana sıralardım belki yapman gerekenleri ama, “ doktorun yanından çıkıp kepabçıya gitmek isteyen diyet meraklısı” gibi soruyorsun dostum… Samîmî isen internetten bir araştır, “global ısınmaya dâir insan tekleri ne yapabilir diye… Samîmî değil isen zâten benle işin olmaz…
-Hocam her taraf araba doldu…Şehir içinde gitmek için Hazerfan Ahmet Çelebi gibi kanat mı takacağız?
-Evlâdım, millete veriyorlar krediyi, pompalıyorlar lüks hayâtı…E şehirler de büyük, çoğu zaman araba da gerekiyor.Yol yapımları hâricinde her faktör bu park ve trafik sorununun aleyhine işliyor. Hâliyle köy de otomobil pazarına dönüyor. Eşyâlar kullanıcısından fazla yer kaplıyor. Bir arabanın kapladığı yere 15 adam sığar, ama çoğu zaman tek kişinin hevesine çalışıyor. Arabaya bi alıştı mı artık otobüse binmek istemeyen zibil gibi adam var. Bunlar varoğolu var da ötekiler yok…Sürücüler neredeyse potansiyel kâtil.
-O ne demek hocam?
-Bildiği halde kurallara uymayan ile bilmediği halde yollara çıkanların bileşkesini al, anlarsın sen onu…
-Hocam bi saniye gelicem…
-Nereye oğlum, laflıyorduk şurda…
-Arabayı sakat yere park ettiydim, polisler çekiyorlarmış…
-Afferin sana yavrum…
-Beyler, şu “çocuk suçluluğu” meselesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
-Evvelâ o tanım yanlış kardeşim. O iki kelimenin yan yana gelmesi bir imlâ suçudur ve bir teşhîs hatâsıdır.
-Yahu ful muhâlefetsin sen de! Herkes böyle kullanıyor, sen mi biliyorsun doğrusunu?
-Çocuk olma birâder…Çocuk suçluluğu yoktur, âile suçluluğu vardır. Ama tabii “terim” olarak ben de kullanıyorum. Bir müfettiş gibi tek tek ayıklayamam bu tanımlama hatâlarını. Mesajım, bu düzeltmede saklı.
-Âbi sen eskiden böyle yazmazdın. Bu konuşma pasajları da nerden çıktı? Kopyacı mı oldun sen de?
-Şimdiii…bu soruya nasıl yaklaşayım?Tuzak gibi. Şöyle cevâp veriyorum:
“Benim derdim karanlığa mum yakma çabası…Eğer bu işi beceremiyorsam senin şu “söndürme” çabana teşekkür ederim. Çünkü sağı-solu tutuşturmaktan alıkoymuş olursun. Eğer bu iş oluyorsa zâten “nema problema!”… Şu “üslûbu kopyalama” ithâmına gelince, neyi ispatlamaya çalışacağım? “Yok değil, kopya değil!!!” diye bağırıp (Safâ Târık kardeşimin deyimiyle) paçalarımdan enâniyet mi akıtayım?Batsın yerin dibine! Olumluyu taklit de olumludur… Olumsuzu taklitse yaptığım benim, seviyesizliğimle baş başa bırak… Ama sorduğun soru mâsum bir merak ise şu adrese (http://www.dipnotum.com/index.php?option=com_content&task=view&id=296&Itemid=61) yönlendireyim seni…Köşe yazarlarını doğru dürüst takip etmediğim bir dönemde yazıldı idi…Bir patent delisi “patient” olmanın kime ne yararı var? Ama dediğim gibi, takliçi ithâmından gocunmam; benim kıpkırmızı çizgim “yalancı” olmamak…Biliyorum, bâzı kişiler tâkip ediyor bu yazıları, ben de “çetrefilli yazıyorsun İsmet kardeş” diyenler için “chat” gibi yazmak istedim…Kapiş?…
-Haklısın abi işte, yeşillik olsun diye sordumdu…
-Abi duydun mu dünyânın global köyümüzün şurasında şu, burasında bu, orasında da o meydana gelmiş. Şu haberalma özgürlüğüne bak. Teknolojinin gözünü seveyim!
-Sev kardeşim, sev… Ne kadar özgürüz değil mi! Irak’ta hangi saatte kaç insanın katledildiğini bilecek kadar, terör örgütünün şehîd ettiği askerlerin isimlerini bilecek kadar, onca entrikayı, kumpası takip edecek kadar, yerkürenin perişaniyetini görecek kadar özgürüz… “Özgürlükler kümesi” nde yaşıyoruz…
-Orası nere?
-Biliyosun, “liberalizm” de özgürlük demek. Sen özgürlük filan deyince Cemil Meriç’in “liberalizm, hür bir kümeste hür bir tilki ile hür bir tavuk” dediği geldi aklıma… Yâni “kümesi” sözünü “küme=grup” olarak anlarsan, bahsettiğim felaketleri öğrenme özgürlüğümüzün çokluğu anlamına gelir… “Kümes” olarak anlarsan Meriç Hocanın sözü ile bağdaştır…
-Biliyor musun âbi, geçen bir haber duydum… Bu cep telefonlarının dalgaları arıların yol bulma düzenini etkiliyormuş. Bazı ülkelerde toplu arı ölümleri gerçekleşmiş.
-Biliyorum dostum… Ben bu meretlerin kullanımına dikkat ediyorum zâten…Evdeyken çoğunlukla kapatırım. Zarûret olmadan fazla konuşmam. Arıların ölümü de çok etkiledi beni… Fizik öğretmeni bir tanıdığım Einstein’in “arıların nesli ile insan nesli arasındaki ilgi” bahsini açınca yerkürede açtığımız bu gediklerin insanlığın mezârı olduğunu düşündüm…
-Yâni?
-Yânisi dostum “Bilgi Çağı” nda bilgilerimiz ile hamle yerine hamallık yaparak medenî cehâletimizi sergiliyoruz…Hazırcılık anlayışımız o seviyeye çıkmış ki “sonumuzu hazırlamak” kendinden geliveriyor böyle…
-Kurtulan yok mu be âbi?
-Denizyıldızı kurtaranlardır ki bu “eden bulur” denizinde boğulmazlar… Vaktiyle kurtardıkları denizyıldızları onlara refakat eder, cankurtaran olur…Anlattırma o hikâyeyi yine bana…ismet…
